İsmail S. Gülümser'in yazısı: Tarihin ve yaşanan olayların verdiği bazı mesajlar

"Daha önce en karanlık sayfaların kapandığını, hiç olmadık şekilde ve beklenmedik bir canlılıkla hayata yüründüğünü görenler yeniden canlanma heyecanını kaybetmemelidir ki yeniden doğrulma mümkün olsun."

Bir zamanlar manevi değerlerin pozitivizm karşısında mağlup olduğunu sananlar gibi, eşyanın atomlardan ibaret olmasına takılan, sebep sonuç ilişkisini sadece maddi kıstaslarla değerlendirenler aldandılar. 

Varlıklar âleminin gizemli sırları onu okumaya çalışanlara her gün yeni şeyler fısıldıyor. Maddenin dar kalıplarına sıkışıp kalanlar öğrendikleri karşısında şaşkınlıklarını gizleyemiyor. Madde ile enerji arasında açıklanamaz boyutlardaki ilişkiyi anlamaya çalışıyor.


-Bir dönem insanlık küçücük atomun içine saklanmış enerjiyle her şeyin yerle bir olması karşısında maddenin görünen yüzünün ötesinde neler gizli olabileceğini fark etti,
-Elindeki silahlarla her şeye karşı koyabileceğini zannedenler bir atomun gücü karşısında yenik düştü,
-Yeni buluşlarla bildiklerinin deryada katre olduğunu, etrafının bilinmedik meçhullerle dolu olduğunu, madde parçalanırken etraftaki her şeyi yok edebilecek bir güce ulaştığını anladılar.
 
Bir diğer yandan, her şeyi maddede arayan, madde dışındakilere kapalı olanların toplumlara verdikleri zarar açıkça ortada. Güçle tüm problemleri çözeceğini sanan materyalistler insan tabiatını inkâr ettikleri için kazanç adına getirdikleri şeyler toplumsal huzura hizmet etmedi.

-Aile düzenini bozdular,
-Benciliğe dayalı içtimai ve iktisadi yaklaşımlarla dayanışmaları öldürdüler,
-Şehvet merkezli sanat anlayışıyla ruhlarda derin yaralar açtılar,
-İnsanı ve olayları yanlış yorumlayıp kitleler karanlıklar içine attılar,
-Kimisi kuvvetle her şeyi elde etmeye yönelip dünyayı kan gölüne çevirdiler,
-Kutsalları yok etti insana saygıyı ortadan kaldırdılar,
-Hayallerindeki modelle olgunluk kayboldu, toplumsal doku zarar gördü, iffetsizlik, karakter zaafı öne çıktı.

Tarihi olaylar inişleriyle çıkışlarıyla birbirini takip etse de tıpa tıp benzer şekilde yeniden karşımıza çıkmıyor, biraz farklı versiyonu ile yaşanıyor. Her ne kadar gücü elinde bulunduran insanlar hadiselere tümüyle kendilerinin yön verdiği vehmine sahip olsalar da onların ki sadece iradelerini doğru veya yanlış yolda kullanmaktan ibaret. Gerisi kaderin programladığı işlerin gerçekleşmesinde rol almış olmaktan öte geçmiyor.

Bu, olayların insan iradesine bakan yönünü ihmal anlamına gelmiyor. Aksine pozitif yönde cereyan etmesi için çabalaması ve tarih sayfalarına olumlu hizmetlerle adını yazdırma sorumluluğu kendinde. Dünyada bazı olaylar belli bir takvime göre standart şekilde devam ederken (mevsimler-günler gibi) bazıları ise insanın iradesini doğru ya da yanlış yönde kullanmasıyla değişen esnekliklere bağlı olarak gelişiyor. Ancak, makro plan ilahi güç tarafından yapıldığından insanın esneklik sınırlarındaki küçük katkılarını büyük görüp sahip çıkması doğru değil.

Ağaç veya tohumu için dayanacağı toprak ne ise toplumun yükselmesine sebep olan ruhi dinamikler de o. Eğer bunlar güncel versiyonu ile hayata geçirilebilirse geçmişteki aktivitesine kavuşup heyecanı tetiklemesi ve ilerlemede rol oynaması mümkündür.

Dev imparatorlukların yükselme dönemlerinde kader planındaki şartların birleşmesi yanında o topluma doğru istikamette iradesini kullananların kazandırdığı rüzgârın tesiri olduğu da bir gerçek. Toplumsal huzurun arttığı dönemler yönetimdekilerin madde yanında manaya da önem verdiği zaman dilimlerine rastlıyor.  

Bununla birlikte, manayı öne çıkarmadan gelişme olmayacağını söylemek de yaşananları tam açıklamıyor. Her doğan insanın büyümesi gibi kaderin önünü açtıkları bir şeklide büyümeye başlıyor. Geçmişte bağnazlıktan uzak kalamayan kilisenin baskısından kurtulan Avrupa olumlu rüzgâr yakalayarak gelişme trendine girebiliyor.

Tarihi olayların perde arkasına bakıldığına yükselmeler ve yıkılmaların nelere bağlı olduğunu, tam gücü elde ettik derken bir yanlış adımla kaderin yokluğa mahkûm edeceği yola girildiğini görmek mümkün. Yaşanan olayları ve varlıkların iç yüzünü doğru okuyabilenler o günün sırlı anahtarlarına daha kısa sürede ulaşabilir.

Milletler kökü gövdesi fırtına ile sarsılan ağaçlar gibi olayların yıpratıcılığına bağlı olarak büyük ya da küçük sarsıntılar geçirebilir. Bu badireleri atlatacak kadar bir yerde canlılık kalmışsa o canlı kalmış kısmın bir şekilde suyla buluşup yeniden gelişmesi ise an meselesidir. Hiç ummadıkları anda sivrilip boy atanları, yıkılmaya yüz tutmuş enkazın üzerinde bulduğu küçük bir toprağa tutunup umutla yükselmeye başlayanları görebilirsiniz.

Bugünün geçmişten daha acımasız ve karanlık olması kötülüklerin sona ermeyeceği anlamında gelmiyor. Hiçbir karanlık kalıcı değildir, güneşin tayfları karanlığı aydınlığa çevirdiği kışları baharların takip ettiği gibi tarihin karanlık dönemleri de mutlaka aydınlıkla yer değiştirmiştir.

Tüm yıkılmış hayalleri canlandıracak, kaybolmuş heyecanları harekete geçirecek ümit-sabır ve sebattır.

-Gelişme ümidini kaybedip kendi kabuğuna çekilmiş,
-Verilen ulufelerle tatmin olmuş,
-Dağıtılan nimetlerden yararlanmanın zevkine kendini kaptırmış olan,
-Ciddi bir hukuk anlayışı,  
-Sağlam bir dünya görüşü,     
-Esaslı bir düşünce felsefesi,
-Derli toplu bir toplumsal şuuru olmayan büyük görünümlü kişi ve kurumlarla bir yere varılmaz.

Daha önce en karanlık sayfaların kapandığını, hiç olmadık şekilde ve beklenmedik bir canlılıkla hayata yüründüğünü görenler yeniden canlanma heyecanını kaybetmemelidir ki yeniden doğrulma mümkün olsun.

Gelişmeyi tetiklemenin yolu insanı değerleri koruyup toplumları kötülükten uzak tutmaktan geçiyor.

-Manevi derinliğe sahip olan, kendini sürekli sorgulayanlar,
-Geçmiş birikimlerin güzelliklerinden yararlanıp güncelle buluşturanlar,
-Kargaşaların ruhi çöküntülerin sona ermesi için çaba harcayanlar,
-Kirlerden uzak tutmayı başardığı temiz vicdanı ile insanlığa el uzatma kaygısı taşıyanlar,
-Asırlık yıkımları sonlandırıp bütün dünyanın güzelliklerle buluşması için çalışanlar,
-Madde yanında ruhi hayatın önemine inananlar,
-Olumlu düşünce yapılarıyla dağınıklıktan, hedefsizlikten, dar görüşlü olmaktan uzak kalabilenler,
-Kabalıktan kurtulup, gönülden gelen sözleri, tutarlı davranışları, yüce yaratıcıya yürekten yakarışları merhamet ve incelikleriyle insanlığa yol gösterici olmaya çalışanlar faydalı olabilirler.

Tohumların suya kavuştuğu anda sihirli bir uyanma duygusuyla filizlenmesi gibi ümitleri sarsılmış hayattan beklentisi kaybolmuş toplumları da harekete geçirecek unsurlardan biri hala hayatta olduğunu hatırlayıp yeniden canlanabileceğine olan inancıyla çabalamaktır.

Geçmişin birikimiyle gelen kazanımları, toplumun kültürel dokusuyla birleştirebilen ufku geniş, akıl yanında gönlünün zenginliklerini de işin içine katacak, günübirlik yaklaşımlardan uzak, kendi zevkini düşünmeyen, madde-ruh-zekayı aşk ve heyecanla bir araya getirecek, yüksek karakter yapısına sahip bilim adamları ve entegre bilim tesisleri ile geleceği aydınlatacak maddi ve manevi gelişmeler sağlanabilir.   

Onlar moral değerlere tam inanmanın verdiği itminan ile;

-Hissi olmaktan kurulup olayları akıl ve mantık süzgecinden geçirebilirler,
-Katı mantık anlayışını terk edip gönüllere hitap edecek davranışlar sergileyebilirler,
-Kendi birikimleri yanında ilhamla beslenenlerin yorumlarından faydalanabilirler,
-Duygu düşünce kültür ve sanat yaklaşımları ile insanlarda manevi derinlik oluşturabilirler,
-Varlığın gizemlerini keşfedip kargaşa ve bunalımları yok edebilir insanlığı mutluluğa taşıyabilirler.

Tarihin insanlığın lehine yeni gelişmelere hazır olduğu şu olumlu ortamda, ibadethanelerden eğitim yuvalarına kadar toplumlara yön veren tüm birimlerde tarafların ruhlarının derinliklerinden gelen, gerçek insani değerlerle bezenmiş kaynaklardan beslenen duygularının öne çıkarılması toplumun iyilik üreten tüm merkezlerinin birikimlerinden yararlanılması halinde;  

-Kaybedilen tüm değerler yeniden kazanılacak,
-Geçmişte yaşanmış Rönesansları katlayacak yeni gelişmeler için zemin hazırlanacaktır.  

Buna muvaffak olanlar hiç ummadıkları yerden yeni destekler aldıklarına ve dağılmışlıktan kurtulup hayal etmedikleri büyüklüğe ulaştıklarına şahit olurlar.   

Daha önce gördüklerimiz buna dedildir; ülke insanının birbirinin kurdu haline geldiği, herkesin bir diğerini düşman ilan edip öldürdüğü, kimsenin can güvenliğinin olmadığı bir ortamda, vaaz kürsülerinden aşılanan ümitle bir araya gelen küçük bir azınlık, canlılığını koruyarak gelişmiş ve bütün karamsarlıkları kırıp karanlık günlerin tarihin sayfalarına gömülmesine hizmet etmiştir.  

İsmail S. Gülümser / Aktif Haber

*Fethullah Gülen'in 'Yeşeren Düşünceler' kitabındaki makaleden yararlanılmıştır
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ