İsmail S. Gülümser'in yazısı: Yöneticilerin cüretkarlığı; toplumun engin sabrı ve toleransı

"Düşünce dünyası karma karışık fikirlerle alabora olmuş her kesimden insan davranış sağlığını koruyamıyor, olaylar karşısında kendinden beklenen yaklaşımı sergileyemiyor, doğruları aktaracak insan kıtlığı yaşanıyor."

Ülkemiz insanları son bir asırdan fazla süreden beri birikimden uzak yöneticilerin elinde bir girdaptan diğer bir girdaba sürükleniyor. Tam çıkış yolu bulundu derken elde ettiği güçle başı dönen yeniler de rövanş almaya soyununca eskilere rahmet okutacak düzeyde hatalarla toplumu kobay gibi kullanmaya şikâyet ettiği şeylerin kat be kat fazlasını muhatapları üzerinde denemeye başlıyor.

Geçmişte dinden uzak yöneticilerin yaptığı yanlışların katmerlisini bugün dini temsil iddiasında olan bir yönetici grubu işliyor, toplumsal kaygı taşıyanlar bahar beklerken yaşadıkları kışın şokunu atlatmakta zorlanıyor.


-Kimisi olumsuzluklarla baş etme umudunu kaybedip mağlubiyetin nereye varacağını izlemekle yetiniyor,
-Kimisi kendinde çare arayışına girecek kadar enerji hissetmiyor,
-Hakka yönelip yakarışa geçmeyi düşünenler yaşadıkları vicdan azabıyla ellerini kaldırmaktan çekiniyor,
-Küçük iyiliklerle teselli olanlar büyük hatları görmezden gelmeyi tercih ediyor ve sağduyulu kesimler anlam veremedikleri olaylar arasında her gün ayrı bir sarsıntı yaşıyor.

Toplum geneli çok tahammüllü, göreve gelenlere avans üstüne avanslar veriyor, bel bağladıklarının yanlış tavırlarını hayretle karşılasa da sabırla hatadan dönecekleri umudunu taşıyor. Endişe içinde beklediği dönemde de temkinli hareket ederek doğruyu görecekleri ana kadar desteğini hemen çekmiyor, ürkütücü tavırlara karşı tepkisini hemen göstermiyor kötülükten vazgeçeceklerini düşünüyor. Krediyi devam ettirmesi yetkilileri bazen şımarıklığa itse de şefkatini koruyor, duayı kesmeyi düşünmüyor, başarı beklentisini ve desteğini sürdürüyor.

Sistemin art niyetlilerin elinde kirletildiği, düşünce duruluğunun kaybolduğu böyle dönemlerde;

-Mantık başkalarını demagojiyle kandırmada kullanılıyor,
-Bilimsel düşünce topluma tepeden bakanların elinde baskı aracı rolü üstleniyor,
-Gücü eline geçirenler her şeyi vesayetine alma her şeye hükmetme azgınlığına kendini kaptırıyor,  
-Din toplum vicdanına baskı yapmanın aracı haline geliyor,
-Din adına yola çıkanlar dini değerlerin günümüzde yaşanmasının imkânsız olduğu inancını yayıyor,
-Çağdaşlık moral değerlerle çelişiyor gibi gösteriliyor, olumlu gelişmelerden yararlanma gereği duyulmuyor,
-Gerçeklerden uzak hayalperestler, topluma tarihte bir leke olarak yerini alacak karanlık günler yaşatıyor.

Düşünce dünyası karma karışık fikirlerle alabora olmuş her kesimden insan davranış sağlığını koruyamıyor, olaylar karşısında kendinden beklenen yaklaşımı sergileyemiyor, doğruları aktaracak insan kıtlığı yaşanıyor.

Sorumluluk duygusu taşıyanlar nasıl karar vereceğini bilemeden çaresizlik içinde kıvranırken;

-Hayattan kam almaya çalışanlar, yaşananları görmezden gelip bugünün tadını çıkarmaya yöneliyor,
-Olaylarda rolü olmadığını düşünenler, kenara çekilip imkân ve insan kaynağı israfını seyrediyor,
-Moral değerlere düşman kesimler, fırsatını bulup her olumlu hareketi karalamaya soyunuyor,   
-Medya yalanlarıyla kandırılabilenler, her gün gösterilen farklı hedeflere saldırıyı izlemekle yetiniyor.

Geçmişleriyle övünerek toplum idaresine soyunanlar baş etmekte zorlandıkları problemler karşısında;

-Yılların birikimiyle ortaya konulan engin tecrübeleri küçük görüyor yararlanma gereği duymuyor,   
-Moral değerlerin kazandıracağı iç huzurun çok zengin bir hazine olduğunu görmezden geliyor,
-Geçmiş ve günümüzü birlikte değerlendirip onlardan yeni çıkarımlar yapmayı beceremiyor,
-İftiharla anlattığı olayların incelikleri arasından yeni sorunlara çareler olabileceği hesaba katılmıyor,
-Maddi şeylerle meşgul olduğu kadar insan ruhunu okşayacak yöntemlere ihtiyaç olduğu unutuluyor,
-Olayları zayıf inanç ve düşünceyle çözeceğini sananlar, zorluklar karşında sürekliliğini koruyamıyor, 
-Maneviyatı güçlü tutacak bir derinliği gereksiz görenler, sığ bir inançla ayakta kalabileceklerini sanıyor.

Toplum ise;

-Büyük iddialarla önlerine geçen yöneticilere karşı olgunluğunu koruyor, bir gün doğruyu görebilecekleri düşüncesi ile yaptığı yanlışlara katlanıyor arka arkaya yeni fırsatlar veriyor,
-Yaşananlardan ders çıkaracaklarını olayları daha sağlıklı değerlendirecekleri günü bekliyor,
-Maneviyat deyip çıkanların maddede kaybolduğu görülüyor, doyup hatadan döneceklerini zannediyor,
-Bazıları geçici dünyalarını mamur etmeden vazgeçip, ahreti süslemeye sıra geleceğini umuyor,
-Maddi gücün ilerde maneviyat adına kullanılabileceği beklentisiyle şimdilik işlenen suçları görmezden geliyor,
-İnançlı oldukları bilinen idarecilerin yaptıkları hatalardan nedamet edip toplumun sorunlarına eğilecekleri duygusu içinde kerhen de olsa bir süre daha desteğini sürdürmeye çalışıyor.

Toplumun manevi gelişmesinde rolü olan insanlar da;

-İlahi lütufların devamı için ilerde dünya yanında ukbanın da hatırlanacağı,
-Kâinattaki olayların arka planını görmezden gelen yöneticilerin bir gün yapılan yanlıştan vazgeçeceği,  
-Sukutlarının tasdik anlamına gelmediği, olayları ibretle şaşkınlık içinde izlediklerinin yakında anlaşılacağı,
-Kirlenmişliğin sona erip yerini ilim hikmet ve marifetin alacağı,
-Her gün ayrı bir kötülükle uyansalar da gönül kapılarını açık tutmaya çalıştıklarının görüleceği,   
-Allah’a yakın olma gayreti içinde dışlayıcı olmamak için çaba harcadıklarının öğrenileceği,
-Kibir içinde her şeyi bildiğini sananların bir gün çizgiye döneceği,
-Saygıyı nerede kullanacağını bilemeyenlerin ileride yüce yaratıcıya gerçekten yönelmeyi düşüneceği,
-Bazı şeylere istemeden katlansalar da irade ve düşünce hürriyetlerinin esaret altına alınamayacağı,
-Allah’a yakın olmanın gereği olarak temkinlerini suiistimal edenlerce bir gün anlaşılacağı,  
-Ruhi derinlikleri ve saygı gereği katlandıkları insani değerlerin yok edilmesinden ileride vazgeçileceği,
-İnsanları dünyada cennet hayatı yaşatmak için kötülükleri iyilikle savmaya çalıştıklarının bilineceği,     
-Kendi fikirlerine bir gün değer verilip iyiliklerin yeşereceği bir ortam geleceğini zannettikleri için dişlerini sıkıp hatalara karşı tepkiyi geciktiriyorlar.

Bu yüzden yaşanan onca zulüm-kötülük ve suç işlemenin sıradan hale geldiğini gören halkın yüzde 25’i toplum önderlerinin önemli bir bölümü kendi değerlerine ters bu eylemleri onay anlamına gelecek şekilde desteğini sürdürüyor, bu durum kötülük yapanları daha da cesaretlendiriyor.

Hâlbuki moral değerlere inanan sorumluk üstlenmeye talip bir insan;

-Zeki ya da vasat olmasına,
-İstikametini ara sıra kaybetme riski taşımasına,
-Meşru haklardan yararlanmak için zaman zaman maneviyatı geri plana itmesine,
-Varlıklı ya da dar gelirli olmasına,
-İradesini koruyabilmesi veya bazen sarsıntı yaşamasına,
-Korkuya kapılıp ilahi güce bağlılığını sürdürmekte zorlanmasına,
-Münzevi ya da halk içinde bir hayatı tercih ediyor olmasına,
Uslu-nazlı, atılgan-müteşebbis, durgun-sevimli, heyecanlı-soğukkanlı olup olmamasına aldırmadan tabiatının elverdiği ölçüde mizacını doğru istikamette kullanarak;
-Enerjiyle dolu olduğu gençlik,
-Temkin ve tedbirin öne çıktığı olgunluk,
-Bilgi ve tecrübenin dolup taştığı yaşlılık döneminde yani her zaman ve zeminde çizgisini korumalı kötülüklerden uzak durmalıdır.  

Topluma yol gösterme iddiasıyla yola çıkacak yöneticiler;

-Bütün insanlığın huzurunun önce kendi görevini yapmaktan geçtiğine inanmalı,  
-Karşılaştığı tüm engelleri aşacak sebat ve metanete sahip olmalı,
-Başkalarına insanlık mesajlarını ulaştırmayı hayatının en önemli gayesi yapmalı,  
-Kendi yaşama zevkini unutmalı, her yerde ağlayan yüzleri güldürmek, varlığın perde arkasını duyurmak insanlığı iyi niyet düşüncelerini iletmek için çabalamalı,  
-Derin duygularla herkesin gönlünde taht kuracak kadar yumuşak olmalı,
-Hayatını kötülükten uzak bir şekilde istikamet üzere sürdürmeli,
-En küçük bir olayda yüreğinde derin sızı hissetmeli, hep iyilik ve güzellik için çaba harcamalı,
-Davranışlarıyla inandırıcılığını korumalı, iç duruluğu ile insanlığa moral değerlerin getireceği mutluğu yaşatmayı hedeflemeli.

Kısacası;

-Bulunduğu dönemin dar kalıplarından kendini kurtarmalı,
-Tarihin derinliklerinde kaldığı sanılan insani değerleri toplumlara yeniden yaşanabileceğine inanmalı,
-Geçmiştekiler dâhil olmak üzere mevcut ve gelecekte ortaya çıkacak tüm güzellikleri toplumlara kazandırmak için çaba harcamalıdır.
-Kaybedilen değerlerin,
-İhmal edilen tarihi dinamiklerin,
-Parçalanmış haysiyet ve şerefin yeniden kazanılacağına inancını korumalı.
-Ruhi yaşam zenginliği taşıyan insani mesajları tüm dünyaya duyurma gayreti içinde olmalıdır.

İsmail S. Gülümser / Aktif Haber

*Fethullah Gülen'in “hizmetten.com” sitesinde yayınlanan yazılarından hazırlanmıştır.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ