Türkiye Suriye'deki bütün tezlerinden vazgeçiyor

Türkiye, bildiri ile birlikte bütün tezlerinden vazgeçiyor, stratejisinin çöktüğünü deklare etmiş oluyor...
M. Ayhan Kara / Oda TV

Türkiye, Rusya ve İran Ankara’daki suikasttan bir gün sonra Suriye için toplandı. Rusya Büyükelçisine suikast bile bir anlaşmayı da kapsayan bir araya gelmeyi ertelemeye neden olmadı.

Suriye krizinin sonlandırılması için siyasal sürecin yeniden başlatılmasına yönelik üzerinde anlaşmaya varılan önlemleri içeren bir de bildiri yayınlandı görüşmeler sonrasında.


ANLAŞILIYOR Kİ GÖRÜŞMELER ÇOKTAN BAŞLAMIŞ

Bildiride çok önemli ve güçlü maddeler de yer alıyor. Bu da aslında söz konusu üç devlet arasında muhtemelen epeyce bir süredir görüşmelerin yapıldığını ve adım adım mesafe alındığını gösteriyor. Yani Moskova’daki son toplantı bir final ve paraf toplantısı demek oluyor.

Bildiriyi kritik etmeden önce külliyen hatırlayalım:

MOSKOVA BİLDİRİSİ

1- İran, Rusya ve Türkiye, içerisinde pek çok etnik grubu barındıran, çok mezhepli, demokratik ve seküler bir devlet olarak Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğini, bağımsızlığını, birliğini ve toprak bütünlüğünü tamamen destekliyor.

2- İran, Rusya ve Türkiye, Suriye krizinin askeri bir çözümünün olmadığa inanıyor. BM’nin, bu krizin çözümünde BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 numaralı kararı ile uyumlu olarak önemli bir rolü olduğunu kabul ediyor. Bakanlar, Uluslararası Suriye Destek Grubu’nun kararlarını da dikkate alıyor. Uluslararası toplumun tüm üyelerini bu belgelerde yer alan anlaşmaların uygulanması önündeki engellerin ortadan kaldırılması için dürüst bir biçimde işbirliği yapmaya çağırıyor.

3- İran, Rusya ve Türkiye, Halep’in doğusundaki sivillerin gönüllü bir biçimde tahliye edilmesine ve silahlı muhaliflerin organize bir biçimde çıkarılmasına izin veren ortak çabaları memnuniyetle karşılıyor. Bakanlar Fua, Kefraya, Zabadani ve Madaya’dan sivillerin kısmen tahliye edilmesini de memnuniyetle karşılıyor. Onlar (İran, Rusya ve Türkiye) bu sürecin kesintisiz ve güvenli bir biçimde tamamlanmasının garanti etmeyi kabul ederler. Bakanlar, Uluslararası Kızılhaç Komitesi ve Dünya Sağlık Örgütü’ne tahliyelerin gerçekleşmesine yardım ettikleri için minnettar

4- Bakanlar, ülke topraklarında ateşkes rejiminin genişletilmesi, insani yardımların engelsiz bir biçimde ulaştırılması ve sivillerin serbest dolaşımının önemi konusunda mutabıktır.

5- İran, Rusya ve Türkiye, Suriye hükümeti ve muhaliflerin üzerinde görüşme yaptıkları anlaşmanın hazırlanmasına yardımcı olmaya ve bu anlaşmanın garantörü olmaya hazır olduklarını belirtir. ‘Sahadaki’ durum üzerinde etkisi olan diğer tüm ülkeleri de aynı şekilde davranmaya davet eder.

6- Onlar (İran, Rusya ve Türkiye) bu anlaşmanın, BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 numaralı kararı ile uyumlu olarak Suriye’deki siyasal sürecin yeniden başlaması için gereken itici gücün oluşmasına yardımcı olacağına emin.

7- Bakanlar, Kazakistan Devlet Başkanı’nın (Nursultan Nazarbayev) ilgili görüşmelerin (Suriyeli taraflar arasındaki barış görüşmeleri) Astana’da yapılması yönündeki nazik davetini not eder.

8- İran, Rusya ve Türkiye, IŞİD ve El Nusra ile ortak mücadele ve silahlı muhalif grupları onlardan ayırmak konusundaki kararlılıklarını doğrular.

BİLDİRİNİN ÇIPLAK RÖNTGENİ

Bildirideki şu noktaların altını çizmek gerek:

-Suriye’nin toprak bütünlüğüne vurgu.

-Suriye’de askeri çözümün dışlandığına vurgu.

-Suriye’de dikkate alınır muhalifler olduğunu kabule vurgu.

-Suriye rejimiyle silahlı da olsa muhalif grupların görüşmelerine vurgu, dolayısıyla Suriye rejiminin geçerliliğine vurgu.

-Rusya, Türkiye ve İran’ın rejimle muhalif unsurların görüşmelerinde, anlaşmalarında ve imzalanan bildirinin hayata geçmesinde garantör olduğuna dair vurgu.

-PYD-YPG’nin silahlı muhalif grup olarak kabul edildiğine vurgu.

-5.maddedeki ‘Sahadaki durum üzerinde etkisi olan diğer tüm ülkeleri de aynı şekilde davranmaya davet eder’ cümlesiyle ABD’ye de bildiriyi imzalayan üçlüyle beraber hareket etmeye yönelik vurgu.

TÜRKİYE AÇISINDAN BEŞ YIL SONRA MANZARA

Yukarıda not ettiğim satırlar bildirinin asıl özünü ortaya koyuyor.

Peki Türkiye açısından Suriye meselesinin en başından bu hafta imzalanan bildirinin özüne bakıldığında manzara nedir? Hiç! Kocaman bir hiç! Hatta geriye düşmemek için çırpınma! Türkiye, bildiri ile birlikte bütün tezlerinden vazgeçiyor, stratejisinin çöktüğünü deklare etmiş oluyor.

Suriye rejimi devam edecek… Yani, Şam’da namaz kılma rüyası gören AKP hükümeti sayesinde Türkiye alabildiğine aşağılanmış oldu, yazık, çok yazık! PYD-YPG ‘terörist’ti düne kadar, bildiriyle beraber “silahlı muhalif grup” oldu! Türkiye, Obama’yı Esad’ı devirme konusunda yeterince aktif olmamakla eleştiriyordu, şimdi ise Rusya ile paralel davranıp ABD’yi de bildiri çizgisine davet ediyor!

YANLIŞ YANLIŞ ÜSTÜNE

Neden böyle oldu? Hatalar zincirine de bir bakalım:

-AKP liderliği istikrar içinde hareket eden dış politikayı temelden sarstı ve istikrarsız ortamda Türkiye’yi tökezletti.

-AKP, ‘ılımlı İslam’ ihraç etmeye kalktı! Komşularda ve bölge ülkelerindeki selefi gruplara bile ilk başlarda müsamaha gösterdi ya da bu izlenimi verdi.

-AKP Türkiye’nin hiç başvurmadığı vekalet savaşına yöneldi, bunu da yüzüne gözüne bulaştırdı.

-Seküler bir dış politika çizgisini bir kenara bırakıp mezhepçi ve dar bir yaklaşımla düşmanlarını çoğalttı, dostlarını neredeyse sıfırladı; hayalci ‘komşularla sıfır sorun’ perpektifinden ‘tehlikeli yalnızlık’ ortamına savruldu.

-Komşu devletlerin rejimlerini ve devlet-hükümet başkanlarını doğprudan hedef alan çıkmaz bir yola girdi.

-AKP Hükümetleri ‘Çözüm süreci’ adı altında PKK’ya alan açtı, üstelik Irak’tan PKK’yı Kobani’ye geçirdi, yetmiyormuş gibi Türkiye’den PKK taraftarlarının ve militanlarının Suriye’nin kuzeyini ‘Kürdistanlaşmasına’ katkıda bulunmuş oldu.

-Suriye’yi istikrarsızlaştırarak 910 km’lik güney sınırımızı tehlikeye attı ve üstelik bütün sınırı kapsayacak şekilde ABD’nin hamiliğinde ‘Kürdistan’ oluşmasına katkıda bulunmış oldu (Şimdi pirincin taşı ayıklanacak, iki yaka arasına tampon kurulacak daha onca şehit pahasına; sonra da bildiri hayata geçer de ABD ikna edilebilirse bu bölge belki federal ya da konfederal şekilde Suriye rejimi içinde kalacak).

SORU ŞU: DEĞER MİYDİ?

Şimdi bir sorum var Erdoğan’a, zamanın Dışişleri Bakanı ve Başbakanı Davutoğlu’na -Binali Yıldırım’ı ayırıyorum, çünkü Suriye pratiğine dahli yok-:

Değer miydi?

Son beş yılda Türkiye’nin iflahını kesecek, güneydeki sınır güvenliğimiz için Rusya, İran ve ABD’ye mecbur ve mahkum olacak adımları atmaya değer miydi?

Onca şehide değer miydi?

Türkiye’nin asimetrik savaşa maruz bırakılmasına ve onca kentte yüzlerce yurttaşımızın canlı bombalarla hayatını kaynbetmesine değer miydi?

3,5 milyon Suriyeli ‘misafir’ ile Türkiye’nin ekonomisini, sosyal dengelerini, birçok kentini bozmaya değer miydi?

Onca Suriyelinin engellemeden yol verilerek Ege Denizinde can vermesine değer miydi?

Türkiye’nin komşulara ve bölge ülkelerine ihracatını sabote etmeye etmeye değer miydi?

Daha pekçok şey sayılabilir…

Bir cevap verin, değer miydi?
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER SİYASET HABERLERİ