Davutoğlu: MKYK’da bana adeta muhtıra verildi, ama benden ‘düşük profilli’ olmaz

Yeni parti kurma hazırlıkları yapan AKP’li eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, başbakanlık görevinden ayrılma süreci ile ilgili ilginç bilgiler verdi.


AKP Merkez Karar ve Yürütme Kurulu (MKYK) toplantısında kendisine muhtıravari bir tavır gösterildiğini ifade eden Davutoğlu, “Bana ‘sen başbakan gibi görün ama başbakan olma’ denildi. Bunu hem Cumhurbaşkanı hem de MKYK üyeleri istedi.” dedi.

Davutoğlu kendisini iyi tanıdığını belirterek, “Benden her şey olur da düşük profilli olmaz.” ifadelerini kullandı. Davutoğlu ayrıca demokrasilerde parti kurmanın bölücülük olmadığını söyledi.


Ahmet Davutoğlu, RS FM’de Yavuz Oğhan, İsmail Saymaz ve Akif Beki’nin sorularını cevapladı. T24 sitesinin aktardığına göre Davutoğlu’nun açıklamaları özetle şöyle:

İçeriden bir eleştiri olarak söyleyeyim, otosansürün en yoğun olduğu dönemden geçiyoruz. Özgürce konuşursanız her türlü problemi çözersiniz

Pelikan çetesi denilen çete, herkes tarafından malum oldu. Bu bildirinin (kendisi aleyhindeki) arkasındakileri biliyorum, kimlerden talimat aldıklarını biliyorum. “Ben ne yaptım bu insanlara?” dedim. “Acaba kendimde bir şey var mı?” dedim. Beni istifaya zorlamak istenen bildiri beni Alman ajanı ilan ediyordu. Ben ne yaptım ki bu kadar ağır bir ithamla karşı karşıya kaldım?

MKYK’da muhtıravari bir tavır yaşadım. Ondan iki gün sonra böyle bir bildiri yayımlandı. Ola ki yanlış bir takım politikalar geliştirmiş olabilirim. Hepsine açığım ama niye bu şekilde hedef alındım? Bu bağlamda 3 yıl sonra ilk defa konuşuyorum. 3 yıl boyunca ben susmadım aslında, Cumhurbaşkanı’na hep düşüncelerimi aktardım. Hep düzelir umuduyla böyle bir açıklama yapmamıştım.

MKYK ile bana, “Sen başbakan gibi görün ama başbakan olma, başbakanmış gibi yap ama yetki kullanma” denildi. Bunu benden Cumhurbaşkanı ve MKYK’ya imza atanlar istiyordu. Ben kendimi bilirim benden her şey olur da düşük profilli olmaz.

AK Parti’nin ittifak ilişkilerine girmesinden rahatsız olduğumu hep söyledim. Mart ayında bunu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da aktardım. Bu ittifak ilişkisinin AKP’nin doğasını bozmakta olduğunu ve MHP’ye oy kaçırmaya neden olacağını anlatmaya çalıştım. Bundan dolayı Bahçeli’nin bana öfkelenmesini anlarım. Ama benim anlayamadığım şey, kendileri için makamımdan ayrılmayı göze aldığım kişilerin hedefinde olmam. Benim yakınlarımın, eşimin konferansının iptal edilmesini anlayamam.

15 Temmuz gecesi sokağa inip, beyaz gömlekleriyle direnmiş İstanbul, Ankara il başkanımız sadece ‘Davutoğlu döneminde atandı’ deyip, görev teslimlerde konuşmasına bile izin vermeyip atmak nedir? Beni gönülden yaralayan bir şeydir bu.

2 Kasım 2015 günü bu ülke yeni bir umuda uyanmıştı. 4 yıl seçimsiz yıllar. 3 ay içinde bütün sözlerimizi yerine getirmişiz. Bütçe açığı yüzde 1,8’lere inmiş, ÜFE yüzde 3,2 idi. Böyle bir ortamdaki Türkiye’nin yaşamasını istemeyen kimlerse, bunu sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan’la aramda gibi görmeyin lütfen. Şimdi düşündüğümde bunun daha kapsamlı bir planın, arka arkaya gelen seçimler ve son derece özünden koparılan bir başkanlık sistemiyle Türkiye’nin yüzde 50+1’e mecbur edildiği bir koalisyon için benim devre dışına bırakılmam gerekiyordu.

Cumhurbaşkanı Erdfoğan’a, “Gelin Kılıçdaroğlu ve Bahçeli ile konuşayım, onları parlamenter sisteme ikna edelim, bütün yetkileri başbakanda toplayalım” dedim. “Siz başbakan olun ve bütün yetki sizde olsun. İsterseniz ben danışmanınız olayım, istemiyorsanız ben akademisyenliğe dönerim” dedim. “Perşembe gününe kadar siz tefekkür edin, istediğiniz arkadaşlarla konuşun” dedim. “Benim size meydan okuma gibi bir kaygım yok” dedim. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Böyle devam edelim” dedi. Eğer onu yapmış olsaydık sonraki birçok tıkanma yaşanmayabilirdi. Aramızdaki hukuk zedelenmezdi.

Kırgınlığı keşfetmiş olmak güzel bir şey ama önce hepimiz karşı tarafı ne kadar kırdığımıza bakalım. Ben kırgın değilim. Ben bayram tebriği için aradım Cumhurbaşkanı’nı. Ben hukukları gözetirim. Benim kırgınlığım şahsıma yapılan şeylerden kaynaklanmıyor. Bana o iftiraları atanlara şahsi kul hakkım helal olsun.

Aile hayatına özen gösterilmeli. Kimsenin özel hayatı üzerinden eleştirmemesi gerekir. Berat Albayrak’a yapılan aile eleştirisi değildir, bakandır bunları göğüslemesi lazım.

Genel başkanlık ayrılmalı, Cumhurbaşkanı Yardımcısı kesinlikle seçimle gelmeli. Bakanlar mutlaka Meclis’ten onay alarak göreve başlamalı. Yargı bağımsızlığı teminat altına alınmalı.

MHP ile ittifakla Kürt oylarını kaybetme ihtimalimiz olduğu için Meclis’teki çoğunluğu kaybedeceğimizi Cumhurbaşkanı’na ilettim.

Ali Babacan ile aramızdaki hukukun ölçüsü yoktur. Hep bir güven ilişkisi oldu aramızda. 1 Kasım’da ısrarla olmasını istediğim arkadaşlarımızdan biriydi. Çünkü Türkiye’nin Babacan gibi arkadaşlara ihtiyacı var. Yetişmiş devlet adamlarından bir kişiyi bile ihmal veya israf etmek bir milletin yapabileceği en ağır israftır. Hakkında herhangi bir olumsuzluk olmayan bir devlet adamının gitmesi en büyük israftır. O süreç içinde bir yıl içinde çok istişarelerde bulunduk. Muhtemelen Babacan benim manifestomu okuduğunda kendisi de imza atacak nitelikte görmüştür diye düşünüyorum. Ben bu konuda da elimden geleni yaptım, beraber olabilmek için. Parti içinde de dışında da, hep konuştuk.

Benimle ilgili çalışmış herhangi bir arkadaşıma haksızlık yapılmasına tahammül göstermem. Ali Babacan’a soruşturma başlatıldığında aradım, destek verdim. Babacan’ın bürokratik ciddiyetine, titizliğine şahidim. Onun arkasında durmak benim görevim. Bu kim olursa olsun. Manifestodan sonra kendisiyle görüştük. Dostane bir görüşme oldu. Öneri götürmedim. 31 Mart öncesinde Ali Bey’e 31 Mart’tan sonra Türkiye’yi kritik bir zaman beklediğini, hepimizin konuşması gerektiğini, beklemek gerekmediğini, 31 Mart’ta AK Parti çok büyük oranda bir zafer kazansa da kazanamasa da yanlış gidenleri söylememiz gerektiğini söyledim.

Ali Babacan ve Abdullah Gül ile neden beraber olmadığımızı bilmiyorum.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER SİYASET HABERLERİ