İnsan Hakları kuruluşlarından BM İşkenceyle Mücadele Komitesine Türkiye başvurusu

Beş insan hakları kuruluşu Türkiye’deki hak ihlalleri, işkence ve kötü muamele iddialarının araştırılması için BM İşkenceyle Mücadele Komitesi’ne ortak başvuru yaptı.


Türkiye’deki insan hakları ihlallerine karşı 5 kuruluş harekete geçti ve Birleşmiş Milletler’e başvurdu. Cenevre merkezli Uluslararası İnsan Hakları Savunucuları Birliği, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, Susturulmuş Türkiye’nin Avukatları, İnsan Hakları Savunucuları ve Stockholm Özgürlük Merkezi, birlikte kaleme aldıkları dilekçeyi 7 Haziran’da BM İşkenceyle Mücadele Komitesi’ne sundu. Başvuruyu yapan kuruluşlar, Türkiye’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne açıkça aykırı, sağlam delillere dayanan ciddi ve sistematik insan hakları ihlalleri olduğunu vurguladı.

15 TEMMUZ ERDOĞAN REJİMİNE ZULÜM İÇİN “AÇIK ÇEK” VERDİ


Birleşmiş Milletler İşkenceyle Mücadele Komitesi Sekretaryası’na sunulan dilekçede insan hakları kuruluşları tarafından temel olarak şu hususlar dile getirildi:

Hükümet içinde yaygın biçimde yolsuzluk olduğunu ortaya koyan 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarından sonra dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Türk toplumunun her bir yönünü ele geçirmek için korkunç bir plan başlatıldı.

Sahte 15 Temmuz 2016 darbesi Erdoğan Rejimine istediği açık çeki verdi. Rejim, sıkı kontrolü altındaki yargı ve kamu fonları ile desteklenen ve sıkı bir şekilde çalışan propaganda mekanizmasını kapsayan bütün bir devlet aygıtı ile Gülen Hareketi’ni ‘günah keçisi’ haline getirdi ve hareket mensuplarına büyük bir zulüm yaşattı.

GENİŞ ÇAPLI, BİLİNÇLİ VE SİSTEMATİK İNSAN HAKLARI İHLALLERİ 

Bu zulüm kendini geniş çaplı, bilinçli ve sistematik insan hakları ihlalleri şeklinde tezahür etti. Olağanüstü Hal ve kanun hükmünde kararnameler nedeniyle denetimden uzak ve fazlasıyla uzun gözaltı süreleri sayesinde Gülen Hareketi mensupları ‘itiraflar’ yapmaya zorlanmıştır.

Bağımsızlıktan ve tarafsızlıktan uzak yargı nedeniyle “keyfi tutuklamalar” gerçek bir yargısal denetime tabi tutulmamıştır. Haftalık ortalama 400 kişi tutuklanmıştır.

Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu, şu ana kadar 9 vakada Gülen Hareketi mensupları ile ilgili temel insan hakları ihlalleri tespit etmiştir.

Sistematik, bilinçli ve yaygın bir şekilde işkence bir hükümet politikası kendini göstermiştir. Son olarak bu politika Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde diplomatlara yönelik uygulanmıştır.

Bu arada, işkence politikası uzun tutukluluk uygulamaları, avukat müvekkil görüşmelerinin engellenmesi, avukat müvekkil görüşmelerinin gizliliğine riayet edilmemesi, cezaevi izleme komitelerinin lağvedilmesi ve sağlık raporlarının cezaevinde kalan tutuklulara verilmesinin engellenmesi gibi uygulamalarla mümkün kılındı.

İŞKENCE ULUSLARARASI KURULUŞLAR TARAFINDAN BELGELENDİ 

İtirafta bulunmaya zorlamak için işkence uygulamaları Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR) ve İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) tarafından sağlam bir şekilde belgelenmiştir.

Bu işkence uygulamaları dayak, tecavüz, cinsel saldırı ve cinsel saldırı tehditleri, elektroşok ve suda boğulma hissi yaratan ‘su tahtası’ (waterboarding) gibi yöntemleri içermektedir.

Bu işkence uygulamaları çoğunlukla ön gözaltı ve gözaltı sırasında yaşanmıştır. Dilekçe beraberinde işkence ve kötü muamele sorumluları Birleşmiş Milletlere ek bir liste halinde sunuldu.

İDDİALAR ARAŞTIRILMAK YERİNE ÖRTBAS EDİLDİ  

Türkiye, bu sağlam delillendirilmiş iddiaları araştıracak yeterli, yetkili ve istekli yasal kuruluşlara sahip olmadığı gibi bu iddiaların delilleri örtbas edilmeye çalışılmaktadır.

Örneğin, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 81 il emniyet müdürlüğüne gönderdiği gizli bir talimat yazısı basına sızmıştır. Talimat yazısında Avrupa Konseyi (CoE) İşkencenin Önlenmesi Komitesinin (CPT) iddiaları araştırmak için yapacağı ziyaret öncesi gözaltı merkezlerindeki işkence izlerinin gizlenmesi ve resmi gözaltı merkezlerinin (işkence için) kullanılmaması emredilmiştir.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR) ve İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), işkence ve kötü muameleyi araştırma ve belgeleme konusundaki zorlukları ve yaygın korku ortamını vurgulamışlardır.

KAÇIRILAN 26 KİŞİ İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELEYE UĞRADI 

Erdoğan Rejiminin güvenlik ve istihbarat güçleri insanları kaçırmaktan da kaçınmadılar. Türkiye’de bugüne kadar gerçekleşen 26 zorla ortadan kaybolma vakasının birbirine benzer yöntemler içermesi, bunun sistematik bir çaba olduğunu kanıtlamaktadır.

Mağdurlar, koşulları ve nerede kaldıkları bilinmeden aylar boyunca işkence ve diğer kötü muamele biçimlerine maruz kalmışlardır.

TÜRKİYE DIŞINDAKİ 18 ÜLKEDEN 100 KİŞİ KAÇIRILDI 

Zorla ortadan kaybolmaları Türkiye toprakları içinde sınırlı kalmamıştır. Hükümet ayrıca yurt dışından da insanları kaçırmıştır.

Türk Dışişleri Bakanı, 18 ülkeden Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından 100 kişinin kaçırılmasıyla yüzsüzce övünmüştür. Ayrıca bu kurbanların da şiddetli işkenceye maruz kaldığı raporlanmıştır.

CEZAEVLERİNDE 300 KİŞİ HÜCREDE VE 54 ŞÜPHELİ ÖLÜM VAKASI VAR

Cezaevleri, sistematik insan hakları ihlallerinden istisna edilmemiştir. Resmi rakamların eksikliğinde, tek başına hücrede tutulan 3000’den fazla mahkûm olduğu hesaplanmaktadır.

Hücre hapsi şeklindeki uzun tutukluluk , başlı başına aşağılayıcı bir cezadır. Ancak daha da önemlisi, diğer işkence ve kötü muamele eylemlerine de elverişlidir. Haddizatında, cezaevlerinde belgelenmiş 54 muğlak intihar vakası bulunmaktadır.

Bu şüpheli ölümler aslında işkence ve yeterli sağlık hizmeti sunulmamasından kaynaklanmıştır.

HAMİLE VE ÇOCUKLU KADINLAR CEZAEVLERİNDE TUTULUYOR

Erdoğan Rejimi ayrıca bebek bekleyen veya yeni anne olmuş kadınlar, yaşlılar, hastalar ve engelliler gibi hassas grupları da sistematik olarak hedeflemiştir.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, doğumdan hemen önce veya sonra 50 kadının tutuklandığını rapor etmiştir ve küçük çocuklarıyla gözaltında tutulan 600 anne olduğunu hesaplamıştır.

Neredeyse bütün vakalarda, cezai sorumluluğun bireysellik ilkesi tamamen göz ardı edilerek bu kadınlar kocalarına isnat edilen suçlardan dolayı suçlanmaktadırlar.

GÜLENİSTLERE SİSTEMATİK SALDIRI BİR HÜKÜMET POLİTİKASI 

Mevcut bilgiler, Roma Statüsü’nün 6 (c) ve 7 (1) maddeleri kapsamındaki çok sayıda suçun, Erdoğan Rejimi tarafından özellikle 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Gülen hareketi temsilcilerine sistematik ve yaygın bir saldırı şeklinde hükümet politikası olarak işlendiğine karar vermek için makul bir temel sunmaktadır.

Ayrıca, tecavüz (Roma Statüsü’nün Madde 7 (1) (g)) ve tecavüz tehditlerine, Erdoğan hükümeti tarafından Gülen hareketi temsilcilerine karşı saldırılarında sistematik ve kasıtlı olarak başvurulduğuna dair güçlü göstergeler vardır.

ULUSLARARASI KURULUŞLAR GÖREVE ÇAĞRILDI

Beş insan hakları kuruluşu Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Komiteye, Birleşmiş Milletler’in ilgili tüm organlarına ve bunun yanı sıra Avrupa Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Uluslararası Ceza Mahkemesi ve diğer uluslararası örgütlere, Erdoğan Rejimi tarafından gerçekleştirilen sistematik ve yaygın işkence uygulamalarının ve diğer kötü muamele biçimlerinin önlenmesinde dikkatli olmaya, bu tür eylemlerin faillerinin bulunup haklarında soruşturma başlatmaya ve onları adalete teslim etmeye çağırdı.

Başvuru yapan kuruluşlar:

Uluslararası İnsan Hakları Savunucuları Birliği (International Association for Human Rights Advocacy – IAHRA GENEVA)

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı (Journalists and Writers Foundation)

Susturulmuş Türkiye’nin Avukatları (Advocates of Silenced Turkey)

İnsan Hakları Savunucuları (Human Rights Defenders – HRD)

Stockholm Özgürlük Merkezi (Stockholm Center for Freedom – SCF)
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER İŞKENCE HABERLERİ