Turkey Tribunal kararını verdi: İnsanlığa karşı suçun bütün unsurları oluşmuştur

Eski AİHM yargıçları, insan hakları savunucuları ile önde gelen hukukçularından oluşan Turkey Tribunal Mahkemesi, Türkiye Hükümeti'nin sistematik işkence ve kötü muameleler ile insanlığa karşı suç işlediğine karar verdi.

Başkan Prof. Em. Dr. Françoise Barones Tulkens'in açıkladığı Turkey Tribunal’in kararları şöyle:




-Türkiye Hükümeti'nin sistematik ve organize bir şekilde işkence kullanması söz konusudur. Kürt halkıyla ve Gülen hareketiyle bağlantılı olduğu ya da onu desteklediği düşünülen veya iddia edilen kişiler buna özellikle maruz kalmıştır.

-Mahkeme, Türkiye Hükümeti'nin uluslararası alanda işkenceyi yasaklama anlaşmalarına imza attığını vurgulamaktadır.

-İşkenceye maruz kalan tanıkların ifadeleri de hazırlanan raporlarla uyumludur.

-Tribunal bireysel işkence dosyalarına ilişkin bir görüşte bulunmamakta ancak Türkiye Hükümeti'yle bağlantılı işkencenin var olduğunu belirtmektedir. Tribünal özellikle işkence tehditlerinin durumdan etkilenen mağdurların eslerini, kızlarını da etkilediğini görmüştür. Bunlar fiziksel işkencenin de ötesine geçmektedir.

-Bu anlamda, Tribunal, uluslararası kurumların da tanıdığı üzere, bir kişinin ruhsal eziyete bırakılmasının da kotu muamele olduğunu ve işkence olduğunu belirtmektedir.

-Ayrıca, Tribunal keyfi tutuklamalar, gözaltına almalar ve işkenceni uzun sure kalıcı olan bir etkisi olduğunu vurgulamaktadır. Bu sadece fiziki ve ruhsal değil, sosyal anlamda da bir etki yapmaktadır. Bazı tanıklar serbest bırakıldıktan sonra aileleri ve içinde bulundukları toplum tarafından reddedilmişlerdir. Bu reddedilme kendileri için dayanılmaz bir duruma gelebilir. Bu yüzden, ülkeden kaçma durumuna gelmişlerdir. Bu noktada Tribunal sunu da tekrarlamaktadır ki, Türkiye Hükümeti'nin gerekli önlemleri alma konusunda bir yükümlülüğü vardır. Belirtilen hususlar kapsamında, Türkiye Hükümeti'ni sorumluluklarını yerine getirmemiştir.

ZORLA KAÇIRMA MUHALİFLERE KARŞI UYGULANIYOR

-Zorla kaçırma, Türkiye Hükümeti'nin siyasi muhalif olarak algılanan kişilere karşı uygulamasıdır. İnsan kaçırma iddiaları gerektiği gibi soruşturulmamaktadır. Türkiye, uluslararası anlamda bireylerin korunmasına yönelik ve zorla kaçırılmalara karşı sözleşmelere imza atmıştır. Bu anlamda yükümlülüklerini kabul etmesi gerekir.

-Mağdur olan kişiler özgürlüklerinden keyfi olarak mahrum bırakılmaktadırlar ve bu kişiler hakkında hukuki bir prosedür gerçekleştirilmemektedir. Türkiye’deki resmi yetkililer durumdan etkilenen kişilerin durumunu ve akıbetini paylaşmamaktadırlar. Uluslararası yasalar kapsamında zorla kaçırmalar, zorla kaybetmeye de girmektedir. Burada bir düzenlilik ve örüntü vardır. Yurtiçinde ve yurtdışında, failler eylemlerinden dolayı Türkiye’de hukukun ve kolluk kuvvetlerinin bir müdahalesinden endişe etmemektedirler. Özgürlükten mahrum etme ve zorla kaçırma olayları güpegündüz ve kameraların önünde yapılabilmektedir.

-Mahkeme, uzun süre boyunca insanların kaybedilmesinin ve keyfi bir şekilde gözaltına alınmasının uluslararası hukuka uygun olmadığını belirtmektedir ve su sonuca varmaktadır:

-Yurtiçinde ve yurtdışında gerçeklesen zorla kaybetmeler Mit görevlileri tarafından gerçekleştirilmektedir veya failler devlet ile birlikte çalışmaktadır. Türkiye Hükümeti de bu durumu kamuya açık bir şekilde bu olaylara dahlini kabul etmektedir.

-Türkiye uluslararası hukuka göre pozitif yükümlülüklerini yerine getirmemektedir. Ve hükümete muhalif olarak algılanan kişilerin özgürlük hakkinin, kişisel bütünlüğünün ihlal edildiğini belirtmektedir.

TÜRKİYE’DE SAVUNMA HAKKI CİDDİ ŞEKİLDE SINIRLANDIRILMIŞTIR

-Tribunal, Türkiye’deki savunma hakkının ciddi olarak sınırlandırıldığı görülmüştür. Bu da Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası anlaşmalarla üzerine düşen sorumluluklarını yerine getirmediğini gözlemlemiştir.

-Darbe girişiminden bu yana işkence ve zorla kaybetme olayları sistematik ve örgütlü bir şekilde gerçekleşmiştir.

-Ağır insan hakları ihlallerinin sonuçlarının uzun vadede mağdurların hayatlarını etkileyecekleri açıktır.

-15 Temmuz 2016’dan sonra Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlalleri, işkence ve zorla kaybetmeler ve insan kaçırmalar münferit (bireysel) olarak görülemez. Tribunal'in görüşü Türkiye'de işlenen bu suçların, yaygın ve sistematik olarak yapıldığı şeklindedir.

-Tribunal sırasında yapılan tanıklıklar ve sunulan raporlar, uluslararası yargı makamlarına ulaştırılırsa, tüm bu suçların ‘İnsanlığa karşı işlenen suçlar’ kategorisinde değerlendirilir ve sanıklar ağır cezalar alabilir.

SUÇLAR CEZASIZ KALIYOR, YETKİLİLER SUÇLARA İŞLEM YAPMA KONUSUNDA İSTEKSİZ

-Devlet görevlileri tarafından işlenen suçların soruşturulması konusunda isteksiz davranıldığı ve bu suçların cezasız kaldığı görülmektedir.

-İnsan Hakları ihlalleri ile ilgili yargı sürecinin sağlıklı yürümediği görülmektedir. Bu da vatandaşların yargının bağımsızlığı ve ve adalete erişimini engellemektedir.

-Tribunal, Türkiye Hükümeti'ninn, cezasızlık ve adalete erişim ile ilgili üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmediği net olarak görmüştür.

-Tribunal’in kaygı ile belirtmek istediği nokta şudur: Mevcut hukuki çerçeve yeterli teminat noktaları sunuyormuş gibi görünse de bu teminat, Gezi Parkı Olayları ve 17-25 Aralık Yolsuzluk Soruşturmaları sürecinde maalesef işletilmemiştir.

-Yasalarda yapılan sürekli tadilatlar, yargı bağımsızlığını azaltmış ve yaralamıştır. Tribünal Şubat 2013’teki HSYK yasasında yapılan değişilklik HSYK’nın bağımsızlığını ortadan kaldırmıştır.

-4560 hakim ve savcının HSYK’nın hazırladığı bir liste ile görevden alınması, yargı önüne çıkarılmaksızın terör örgütü ile ilişkilendirilerek görevden el çektirilmiş tutuklanmış ve/veya ihraç edilmiştir bu da yargının korkutulması ve sindirilmesi anlamını taşımaktadır.

TRİBUNAL BASINA BASKIYI NET ŞEKİLDE GÖRMÜŞTÜR

-Tribunal, Türkiye’deki basın ve ifade özgürlüğü konusunda hükümet eliyle yapılan bir baskıyı net olarak görmüştür.

-Trübunal, muhalif gazetecilerin baskı altına alındıklarını, hükümet yanlısı yayın yapmadıkları için terör örgütleri ile ilişkiliymiş gibi gösterildiklerini tespit etmiştir.

-Tribunal, gazeteciler hakkındaki keyfi ve ağır soruşturmalar basın özgürlüğüne ciddi darbe vurduğunu, diğer gazetecilerin ‘otosansür’

Tribunal, Türkiye Hükümeti'nin basın özgürlüğü ile ilgili üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmediği net olarak görmüştür.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ