Sürgün profesör Münih Teknik Üniversitesine kabul edildi

Türkiye’nin ilk aile hekimi profesörlerinden biriydi, işinden atıldı, 14 ay hapis yattı. 15 Temmuz’dan sonra hayatı alt üst edilen Prof. Dr. Zekeriya Aktürk’ü Münih Teknik Üniversitesi kısa sürede akademisyen kadrosuna aldı.


Beş ay önce Almanya’ya göç etmek zorunda kalan sürgün profesör Zekeriya Aktürk, dünyanın en iyi 50 üniversitesi arasında gösterilen Münih Teknik Üniversitesi Aile Hekimliği Enstitüsüne kabul edildi. Türkiye’deyken kapatılan Şifa Üniversitesinde akademisyen olarak görev yapan Prof. Dr. Zekeriya Aktürk, Türkiye’de yaşadıklarını, yeni hayatını hem Youtube kanalında hem de TR724’ten Metin Yıkar’a anlattı.

Çocukluğunun bir kısmı Almanya’da geçen Aktürk, Türkiye’ye döndükten sonra Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu. Aile hekimliği ihtisası yaptı. Hayatının büyük bir kısmını üniversitelerde akademisyen olarak geçirdi. Sırasıyla Trakya Üniversitesi, Erzurum Atatürk Üniversitesi ve Şifa Üniversitesinde görev yaptı. Erzurum’da dekanlık yaptı.



Prof. Dr. Zekeriya Aktürk, Suudi Arabistan’da da 4 yıl çalıştı. 11 meslektaşıyla birlikte aile hekimliğiyle ilgili yenilenme projesinde görev almak üzere Suudi Arabistan’a tekrar giderken havaalanında gözaltına alındı.

İFTİRACILARININ İSİMLERİNİ AÇIKLADI

“Hayatımın altını üstüne getirdiler. İşimden, memleketimden, sevdiklerimden oldum. İşsiz kaldım. Çok sevdiğim babamdan ayrı düştüm. İş bulmak için vatanımı terk ettim. Hapse atıldım. Ailemden koparıldım. İşin kötüsü, güvendiğim, sevdiğim insanlar, akrabalarım, iş arkadaşlarım ya bu zulmün bir parçası oldular, iftiranın tarafı oldular, ya da alkışladılar veya sessiz kaldılar…” diyen Aktürk, hapis yatmasına vesile olan, kendisine iftira atan meslektaşlarının isimlerini kanalında açıkladı:

“Dedim ki bakayım bu iftiracıların hali nedir. Masum insanları harcayan zalimlerin durumu nedir diye bakayım dedim. Ne görsem iyi: Fatih Akdemir bıraktığım yerde otluyor hala. On küsür yıllık yardımcı doçent… Rezil olsun! Oğuz Tekin emekli olmuş, herhalde bahçe kazıyordur. Ama ben kendime yeni bir hayat kurmakla meşgulüm. Yusuf Kara’nın esamesi okunmuyor zaten, kaybolmuş. Yerin dibine batsın! Şimdi de kalkmış bir mayın eşeği diyor ki ‘Bizim haberimiz yoktu. Hakimler tutukluyormuş, Allah Allah! Nasıl yaparlar? Çok yanlış! Tutuklamamak lazım; niye tutukluyorlar ki?’ 14 ay hapis yattım sayın mayın eşeği! Çocuklarıma anlat, aileme anlat!”

“MAZLUMUN AHI YERDE KALMAYACAKTIR”

Kendisine haksızlık yapan herkesin Naziler gibi Nürnberg mahkemelerinde yargılanmasını isteyen Aktürk, “Mazlumun ahı yerde kalmayacaktır. Bu dünyada da hesabının sorulmasını dilerim. Ama esas öldükten sonra bir ebedi hayat var, onu kaybettiniz. Gidecek yeriniz yok. Yazık size! Vatan, millet, din deyip insanları kandıranlar ve onlara inanan diğer zavallılar, yazık size!” ifadelerini kullandı.

“GÖZALTINDA 40 AKADEMİSYEN VARDI”

Gözaltına alındıktan sonra Erzurum’daki polis okulunun spor salonunda 90 kişiyle birlikte ifade vermeyi beklediğini söyleyen Aktürk şöyle devam etti:

“O 90 kişinin 40’ı akademisyendi. Bir üniversite kuracak kadar akademisyen vardı. Ben Şifa Üniversitesi’nde çalışıyordum. Bank Asya’da hesabı vardı. Onların aradığı profile uyuyordum. İki ihbarcı da vardı. Üniversitede yardımcı doçent olarak görev yapan bir akademisyen ile Aziziye Koleji’nde okuyan kızımın öğretmenlerinden biri adımı vermişti. Bu nedenle tutuklandım. 11 ay sonra iddianame yazıldı. Ablama gönderdiğim paralarla burs diye beni suçladılar. Ablama ev aldığı için 50 bin TL vermiştim, o banka hareketleri suç sayılmıştı.

“AMELİYAT OLDUM, YATAĞA KELEPÇELENDİM, ÇOK ZORUMA GİTTİ”

14 ay sonra mahkeme sırası bana geldi. O arada ameliyat oldum. Yemek borumla ilgili bir sorun çıktı. 10 gün yoğun bakımda attım. Mahkeme günü geldiğinde ağır hastaydım. O halde yatağa kelepçelendim. Ameliyat olmuşum, yoğum bakımdayım, iki de asker var başımda. Bir uzman çavuş geldi, her tarafımda sondalar takılı. Sancılarım, ağrılarım var. Beni yatağa kelepçeledi. Çok zoruma gitti. Öyle ağladım ki hayatımda hiç öyle ağlamadım. Sonra bir hemşire geldi. Gülüç yüzlü hanımefendi. Hocam geçmiş olsun dedi. Ne kadar değerliydi. Sonra o halimle hastaneden çıktım mahkemeye gittim. Tahliye ettiler. İki sene sonra da beraat ettim. Serbest kaldıktan sonra İzmir’de 8 yere başvuru yaptım. Kabul edilmedim. Balkonumda tercüme yapmaya başladım. Kaça tercüme yapıyorsun diye bir hakim benimle dalga geçti. Avrupa kongrelerine gidebilmek için eşimin altınları satmış bir akademisyenim. Almanca ve İngilizce biliyorum. Almanya’da 3-4 yer kabul etti beni. Münih’i tercih ettim. ”
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ