İdlib mutabakatı Türkiye için ne anlama geliyor?

Türk hükümeti, Erdoğan ile Putin’in İdlib’de silahsız bölge kurulması için anlaşmasını "büyük başarı" olarak nitelendirdi. Ancak uzmanlar mutabakatın Türkiye için büyük riskler içerdiğine dikkat çekiyor.
Deutsche Welle Türkçe'nin haberine göre; Rusya ve rejim güçlerinin İdlib’e askeri operasyon için geri sayımda olduğunun düşünüldüğü bir dönemde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le Soçi'de bir araya gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan "İdlib’de silahsız bölge" mutabakatına imza attı. Anlaşmaya göre, 15 Ekim'de kurulacak bölge, 15-20 kilometrelik alanı kapsayacak. Aynı zamanda bütün silahlı muhaliflerin bu bölgeden çekilmesi öngörülüyor.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın mutabakatı “Cumhurbaşkanımız büyük bir insani krizi önleyecek diplomatik bir girişime imza attı” sözleriyle duyurdu. Kalın, sosyal medya hesabından mutabakata ilişkin bazı ayrıntıları da paylaştı.



 


"Sorumluluk Türkiye'de"

Peki, mutabakat Rusya, Türkiye ve Suriye için ne anlama geliyor ve İdlib’de çözüm getirme şansı var mı? Ortadoğu ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Oytun Orhan, İdlib sorununun "ötelendiği" görüşünde. Bu ötelemenin kalıcı bir barışa dönüşme şansının da yüksek olduğunu belirten Orhan, Türkiye için "çok riskli bir dönemin" başladığına vurgu yapıyor.

Mutabakat gereğince İdlib’e geniş çaplı bir askeri operasyonun kısa vadede gerçekleşmeyeceğini öngören Orhan, "Mevcut durumda rejimle, muhalifler bir hat üzerinde sınırı paylaşıyorlar. İşte o bölgeye, 15-20 kilometrelik bir hat boyunca Türk ve Rus askerleri girecek. Bir çeşit, tampon bölge oluşturulacak" diye konuşuyor. Orhan’a göre böylesi bir "silahsız bölge" oluşturulması Rusya için uzun süredir hedeflediği Rus üslerine dönük saldırıların engellenmesi yönünde olumlu bir gelişme anlamı taşıyor.

"İdlib, Rusya için çok sorunlu bir bölgeydi. Muhaliflerin sayısı artıyordu, sivil nüfus fazlaydı, Türkiye’yle anlaşmazlık konusu oluyordu" diyen Orhan’a göre, silahsız bölge mutabakatıyla Rusya, teröristlerle mücadeleyi Türkiye’nin sorumluluğuna bırakıyor. Orhan, “Rusya, büyük bir savaştan kaçınmış oldu ama esas başarı Türkiye’nin hanesine yazılmalı” diyor.

Orhan’a göre, sağlanan mutabakatla İdlib, Türkiye’nin nüfuz alanına dönüşüyor. Yani Türkiye’nin İdlib bölgesindeki askeri varlığı da sorumluluğu da artacak. Türkiye’den önümüzdeki dönemde bölgedeki radikallerle mücadele yolunda "daha somut, daha etkin" adımlar beklenecek.

"HTŞ ve Türk askeri karşı karşıya gelirse..."

 "Türkiye, İdlib’in silahsızlandırılması konusunda ağır bir sorumluluk altına girdi" diyen Orhan, Türkiye’nin bir süre önce terör örgütü listesine aldığı Heyeti Tahrir Şam (HTŞ) örgütüyle mücadelesinin bu yolda belirleyici olacağına dikkat çekiyor. Orhan, "HTŞ, çok kritik bölgeleri kontrol ediyor. Bağımsız hareket ediyor. Türk askerinin HTŞ ile karşı karşıya gelmesi de büyük riskler içeriyor. Eğer Türkiye, HTŞ ile mücadelede büyük ilerleme kaydederse İdlib sorununda daha ciddi ilerleme sağlaması mümkün olacak. Ama bunun nasıl olacağı da şimdiden ciddi sorun gibi duruyor" değerlendirmesi yapıyor.

“Kalıcı çözüm mümkün değil”

Güvenlik uzmanı Metin Gürcan ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Soçi’de Moskova’ya "masada olmayanları ikna edeceğine dair garanti verdiğini" dile getiriyor. Gürcan, "Ankara böylelikle süre kazandı. Ankara için asıl risk 15 Ekim’den sonra başlayacak. Şimdi bir kalıcı çözümden bahsetmek mümkün değil ve İdlib’de askeri operasyon mutlaka olacak" çıkışında bulunuyor.

Gürcan, Soçi'de Erdoğan’ın Moskova’ya verdiği garanti gereğince Ankara’nın İdlib’deki muhalif radikallere, "Kalmak istiyorsanız silahları bırakacaksanız, kalmak istemiyorsanız İdlib’i terk edeceksiniz, terk ederken ağır silahlarınızı teslim edeceksiniz" teklifi götüreceğini dile getiriyor. "Ankara neyine güvenerek böyle bir teklif yaptı. Bir aylık sürede muhalifleri ikna edebilecek mi?" sorularının kritik olduğunu belirten Gürcan, Ankara’nın askeri yeteneğine güvendiğini düşünüyor. Rusya’nın başından beri Suriye’de ılımlıların, radikallerden ayrılması tezini koruduğunu ve Ankara’ya "son bir kredi" verdiğini öngören Gürcan, “Ankara’nın radikalleri ikna edebileceğini düşünmüyorum. Türkiye için asıl risk 15 Ekim’den sonra başlayacak” diyor ve ikna edilemeyen radikallere Rusya’nın askeri operasyon düzenleyeceğini belirtiyor. Gürcan, "Ankara, sicilleri çok kötü olan radikallere garantör oldu. Radikaller ikna edilemeyince askeri operasyon da mutlaka olacak. Eğer, Halep’in güneyindeki İran yanlısı milisler ile İdlib’in doğusundaki radikaller arasında da bir mezhep çatışması yaşanırsa Türkiye’nin hedef ülke haline gelmesi kaçınılmaz olacak" uyarısı yapıyor.

“Sorun çözülmedi, gün kurtarıldı”

Emekli Büyükelçi Faruk Loğoğlu ise silahsız bölge mutabakatının İdlib sorununun çözümüne giden yolda ancak "günü kurtarmak" olarak değerlendirilebileceğini düşünüyor. Loğoğlu, DW Türkçe’ye mutabakatın silahsız bölgenin kurulması konusunda 15 Ekim tarihini işaret ettiğini, taraflara bir aylık bir zaman tanıdığını hatırlatırken, "Bu sürede Rusya ve Suriye ordusu bölgedeki hazırlıklarını daha da yoğunlaştıracak. Peki, Türkiye ne yapacak?" diye soruyor. Türkiye’nin bölgedeki muhaliflerle, radikalleri ayırma görevini üstlendiğini söyleyen Loğoğlu, "Bu muhalifler nasıl ikna edilecektir, dahası muhaliflerin ve radikallerin kim olduğu nasıl belirlenecektir. Orada 60 bine yakın cihatçı olduğu söyleniyor. Türkiye, radikallerle nasıl mücadele edecektir" sözleriyle İdlib konusunda soru yumağının Erdoğan ve Putin’in Soçi zirvesiyle daha da karmaşıklaştığını öne sürüyor.

Loğoğlu’na göre İdlib’de ya da Suriye’de "kalıcı çözüm" konusunda Türkiye’nin kafasında halen net bir plan yok. "Kalıcı çözüm, Suriye ordusunun Rusya’nın desteğiyle bir operasyon yapmasına gerek kalmadan İdlib’in Suriye rejiminin eline geçmesini sağlamaktır" diyen Loğoğlu, Türkiye’nin bölgedeki "radikalleri temizlemek" konusunda "ağır bir sorumluluk ve büyük bir riske" girdiğine dönük görüşlerde doğruluk payının yüksek olduğunu dile getiriyor. Loğoğlu, kalıcı bir çözüm için AB, ABD ve Suriye yönetiminin de katılımıyla geniş çaplı bir uluslararası diyaloğun sürdürülebilir bir şekilde işletilmesi gerektiğini savunuyor. Loğoğlu, "Suriye yönetimi radikaller konusunda bir çıkış yolu önerirse, onun da kabul edilmesi gerekir. Toprak onun, mücadele onun. Unutulmasın" çıkışında bulunuyor.







 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ