Ankara üçlü zirve: 'Hezimetin beşinci taksidi, Suriye'de niyet neydi, akıbet ne oluyor?'

Türkiye, İran ve Rusya; Suriye için bugün Ankara’da devlet başkanları düzeyinde masaya oturuyor. Rus ve İran destekli operasyonların yoğunlaştığı İdlib’deki son durum, zirvenin en sıcak gündem maddesi.


Ankara'daki üçlü zirve, Ortadoğu'yu yakından takip eden gazetecilerin ve uzmanların da gündeminde. 

Duvar yazarı Aydın Selcen, "Suriye'de niyet neydi, akıbet ne oluyor?" başlıklı yazısında, Suriye’de oyunun son perdesi açıldığını vurguluyor.


"Deneyimli Rus Dışişleri Bakanı Lavrov dahi “savaş bitti” diyebiliyor. Kendi bitmez tükenmez savaşını sürdürmek isteyen tek komşu ve bölgesel güç ülke Türkiye kalıyor" diyen Selcen devam ediyor: 

"Suriye siyasetimizde çıkan kısmın özeti kabaca sanki şöyle: “Güvenli Bölge” ısrarıyla Ankara, öncelikle sınırlarından uzaklaştırmak, nihayetinde yakın çevresinden göndermek istediği ABD’yi, EUCOM’u ve CENTCOM’uyla sınırboyunda en azından kalıcı kıldı. Hatta ortak devriye görevi icra etmek meselesi ABD’yi kuvvet artırımına gitme zorunluluğunda da bıraktı. Yetmedi, kendi topraklarında Müşterek Harekât Merkezi üzerinden Akçakale’ye (Şanlıurfa) de ABD’yi konuşlandırdı. Ayrıca, dolaylı olarak da olsa, Rusya İdlip’te oyunun sonunda devirmeyi hedeflediği Beşar Esat’ı ve ABD Fırat’ın Doğusu’nda imha etmeyi hedeflediği SDG çatısı altındaki PKK uzantısı YPG/YPJ’yi Ankara’ya muhatap kabul ettiriyor, yani diğer deyişle Ankara’yı bu iki aktörün diplomatik meşruluklarını tanımaya zorluyor.

Üstelik, her iki yanda da, o gizemli yahut sihirli “5 km.” derinlik, arada Adana Mutabakatı’na da atıflarla, Ankara’nın önüne konuyor. Anımsayalım, Adana’yı da Rusların sallandırdığı kaşık oltayla tozlu arşiv rafından indiren, yine bizatihi Ankara’nın kendiydi. Özetle Idlip’te Rusya’nın zoruyla 5 km. derinliğe çekilme ve Fırat’ın Doğusu’nda ABD’nin engellemesiyle 5 km. derinlikten öteye inememe keyfiyetleri Ankara’nın önünde duran.

Çelişki var mı? Kuşkusuz. Çelişki, Ankara diplomasisinde tutarlılık, bütüncüllük, öngörülebilirlik gibi ulusal itibarın yani sözün dinlenilir, sözüne değer verilir olmanın epeydir yerini aldı. Cumhuriyetin akılcılığı derseniz, o da yerini orta şarkın ergen kurnazlığına verdi sandalyesini ve Küçükyalı’da bir huzurevine çekildi epeydir."

Eski diplomata göre, Suriye’de artık siyasal çözüm yani demografik ve tarihsel açılardan mükemmel değil orta yolcu, zoraki çözüm dönemi: Anayasa taslağı yazımı ve yeniden imar çabaları, savaşın değil kırılgan istikrarın korunması çabaları öne çıkıyor.

"Erdoğan, durumun hassasiyetinin farkında mı?" diye soran Aydın Selcen, "ABD’nin “güvenli bölge” anlayışının, Afrin ve Bab ceplerinde olduğu gibi hukuk tekniği bakımından “işgal” değil, kendi eğitip donattığı ve üzerine havadan koruma şemsiyesi açtığı SDG’yi, TSK ile cephede baş başa bırakmayacak bir “tampon bölge” demek olduğunu gayet iyi kavradığını öfkeli çıkışları dışa vuruyor. Bu anlayışın, İdlip veya Kuzey Irak benzeri bir noktasal konuşlanmaya cevaz vermeyeceğini de bize sahanın gerçekleri söylüyor" ifadelerini kullanıyor. 

Bugünkü toplantıyı hatırlatan Selcen "Ardından 23 Eylül haftasında New York’ta BM Genel Kurulu marjında yapılacak ikili liderler görüşmeleri ve o arada Erdoğan ile Trump’ın da bir araya gelmesi beklentisi bulunuyor. O zaman dek Idlip ve Fırat’ın Doğusu sahalarında ne yönde kımıldanmalar olacak bunları da göreceğiz. Ankara’nın dış siyasetine egemen olan “yalnız süvari” büyüklenmesi, içeride Erdoğan’ın iktidarda kalma savaşımının da herhalde dayanaklarından biri" diyor. 

Aynı sitenin yazarı Fehim Taştekin de köşesini bu konuya ayırdı. "Üçlü zirve: Hezimetin beşinci taksidi" başlıklı yazısına Taştekin, Astana üçlüsü olarak Rusya, Türkiye ve İran bugün Ankara’da liderler düzeyinde bir kez daha buluşmasını hatırlatarak başlıyor. Taştekin, "Suriye krizine çözüm bulmaya odaklı sürecin 14’üncü toplantısı. Liderler zirvesinin de beşincisi. Rekor bir istikrar!" ifadelerini kullanıyor. 
"Astana, Türkiye’nin Suriye hezimetinin taksitli bildirim sürecidir" diyen Ortadoğu uzmanı gazeteci, devam ediyor: 

"Erdoğan’ın 17 Eylül 2018’de Soçi’de Putin’le yaptığı anlaşma gereği bu iki otoyolun geçen yılın sonunda trafiğe açılması gerekiyordu. Haliyle bu hedefe dönük operasyon sürerken Erdoğan’ın karşı koz kullanma şansı kalmadı. Yani İdlib’de perde ağır ağır, kasvetle iniyor. Zirveler bunun sadece zamanlamasını etkileyebilir.
Bununla birlikte 13. toplantıya yetişmeyen anayasa komitesinin ilanı belki bu sefer gerçekleşir. Olursa zirve için önemli bir başarı sayılabilir. Anayasa komitesinde kimlerin yer alacağına kriz aşılsa da toplantıların ne sıklıkla ve ne kadar süreyle yapılacağına dair teknik uzlaşmazlıklar sürüyordu. Komiteyi ilan ederlerse Türkiye bunu bir başarı olarak sunup Suriye’deki korkunç hezimetini bir nebze perdeleyebilir. Bu rahatlamayla İdlib’de Rusya ile daha uyumlu hareket edebilir."

Rus lider Putin'in "Türkiye’nin eline verdiği vahim kozları kâra ve avantaja çevirmeye devam ettiği"ni belirten Taştekin, "Rusya kadayıfın altını, S-400’lerin arkasına SU-35 ve SU 57’leri de takıncaya kadar düşük ateşte keyifle kızartmaya devam edecek. Beri tarafta NATO kıvranıyor, S-400’leri hazmedemiyor ama bir şey de yapamıyor" ifadelerini kullanıyor. 

Hürriyet gazetesine konuşan eski Moskova Büyükelçisi Halil Akıncı, Ankara'da gerçekleşecek İran-Rusya-Türkiye görüşmesi öncesi İdlib'de son gelişmeleri değerlendirdi. Üçlü zirve ile ilgili soruya yanıt veren Akıncı, şöyle dedi: 

"Lehimize bir sonuç beklemiyorum. Esad’ı düşman olarak ilan ettik. Halbuki işin aslına bakarsanız, bizim doğal müttefikimiz Esad’dır. Amerika’nın teşvikiyle girdik Suriye’ye, sonra Amerika fikir değiştirdi, Esad bahane haline geldi, asıl amacı meydana çıktı. Asıl amacı bir Kürt devleti kurmaktı. Esad’a da tahammül edecek gibi görünüyor. Nerede rejimle muhalifler çatışsa, rejimin yendikleri bizim tarafa geliyor. Türkiye, tarihi boyunca aldığı mültecilerin neredeyse on mislini aldı. İdlib’de de aynı şey olacak. Çünkü İdlib’i Esad’ın kontrolüne vermeye kararlılar. Anlaşılan ABD de buna itiraz etmiyor. Zira iki devlet hiçbir zaman doğrudan karşı karşıya gelmezler. Bunu tehlikeli bulurlar. Ancak bunların taraftarları karşı karşıya gelir."

Eski Büyükelçi Halil Akıncı, İdlib ile ilgili gelişmelerle ilgili ise, "Bizim çekileceğimiz muhakkak. Kendi akıllarınca bize süre verdiler, biz oradaki teröristleri temizleyemedik. Bunun halledilemeyeceğini biz de onlar da biliyorduk. Her iki taraf da zaman kazanmak istedi" yorumunu yaptı.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ