IŞİD sanıkları Duruşmada avukatlara saldırdı

Ankara Gar Katliamı davasının ikinci duruşmasında mahkeme salonu karıştı. Patlamada eşini kaybeden bir kişinin, patlamada yaşamını yitirenlerin isimlerini okudu.
Cumhuriyet'in haberine göre;  İsimlerin okunması sırasında IŞİD sanığı Mehmeddin Baraç "Yasin Börü" diye bağırdı. Salon karıştı, IŞİD sanıkları salondan çıkarılırken müşteki avukatlarına saldırdı.

10 Ekim 2015 tarihinde 101 kişinin öldüğü Ankara Katliamı Davası'nın ikinci duruşmasına Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ediliyor.

MAHKEME SALONU KARIŞTI


Patlamada eşini yitiren Mehtap Sakinci Coşkun, müşteki sıfatıyla konuşurken katliamda ölen 101 ismi tek tek sanıkların yüzüne bakarak okudu. İsim listesinin sonuna gelindiğinde, sanıklardan Mehmeddin Baraç, "Yasin Börü" diye bağırınca salon karıştı.

İzleyici sıralarında oturan mağdurlar pet şişeleri sanıklara fırlattı. Bu sırada bazı mağdurlar sanıkların tarafına geçip onlara vurmaya çalıştı. Bazı polislerin patlamada eşini yitiren bir kadına vurduğu görüldü. Bazı avukatlar da sanıkların üzerine gidip tepki gösterdi.

IŞİD SANIKLARI AVUKATLARA SALDIRDI

Salonda yaklaşık 10 dakika arbede yaşandı. Gerginlik sürerken jandarma sanıkları içeriye götürdü. Mahkum koğuşuna gittikleri sırada IŞİD sanıklarının müşteki avukatlarına saldırmaya çalıştığı görüldü. IŞİD'lilerin saldırı girişimi üzerine jandarma müdahalede bulundu.

DAVAYA DEVAM EDİLECEK

Mahkeme heyeti saat 16.00'da davaya devam edilmesine karar verdi.

"BU DAVA BİTMEZ"

Dün biri tutuksuz üç sanığın savunmasını yaptığı duruşmada bugün de aileler ve yaralılar müşteki sıfatıyla ifade verdi. 10 Ekim Davası’nın ikinci duruşmasında yaralılar, kamu görevlilerinden şikayetçi oldu. "Bu bir siyasi davadır, piyon katillerle bu dava bitmez" denildi.

SAVCI 'KATLİAMI YAPANLARLA POLİ AYNI DAVADA YARGILANAMAZ' DEMİŞTİ

Katliamda kızını kaybeden baba Ali İzzet Sarıkaya, "Savcı bize katliamı yapanlarla polisleri aynı davada yargılayamayacağını söylemişi. Görüntüleri izliyoruz. Benim kızım yerde yatıyor. Doktorun biri de ona kalp masajı yapıyor. Gazdan dolayı gözlerinden yaşlar akıyor. O gaz atılmasa belki kızım hayattaydı.

Dün biri tutuksuz üç sanık savunmasını yapmıştı. Bugünkü duruşmada (7 Şubat) kayıp yakınları ve yaralılar müşteki sıfatıyla yer aldı.

Katliamda yakınını yitiren Ağa Bayar, "Bu katliamda kastı ve ihmali olan bütün kamu görevlilerinden şikayetçiyim. Ayrıca bombalar patladıktan sonra alana gaz atan polislerden de şikayetçiyim" dedi.

SURUÇTAKİ BOMBACIYLA ANAKARA'DAKİ BOMBACI KARDEŞLER

Ali Karaçay:

Sözlerime başlamadan önce 10 Ekim’de Suruç’ta Diyarbakır’daki arkadaşlarımızı anarak başlamak istiyorum. 10 Ekim’e gelmeden önce bir süreç vardı. Bu sürecin başlangıcı 7 Haziran seçimleriydi. HDP mitinginde sonrasında adana ve mersindeki bombalamalar ve Suruç’taki saldırıda 33 sosyalist genç katledildi. Oradaki katliamla 10 Ekim arasında çok büyük bağlantılar var. Suruç’taki bombacıyla Ankara’daki bombacı kardeşler. Yine bu dosyada avukatlarımızın önceden belirttiği gibi bir çok MİT raporunda Suruç’ta olduğu gibi bombayı kimin patlatacağı öncesinden belli. Özellikle 20 Temmuz’daki Suruç Katliamı’ndan sonra devrimcilere yönelik çok sayıda operasyon olmuş. Pek çok sivil asker kaybı yaşanmıştı. bunun ardından DİSK KESK TMMOB ve TTB bir barış mitingi çağrısı yaptı. Ben ESP üyesiyim. 7.30 gibi tren garındaydık. halaylar çekildi. patlamadan 15 dakika önce kortejler oluşturulmaya başlandı. ESP olarak köprünün üzerine geldik. Patlama sırasındaki detayları anlatmayacağım. Burada bu acıyı yaşayan çok insan var. İlk bomba patladıktan sonra eğilip bir kaç metre gitmeden ikinci patlama oldu. Ayağa kalktıktan sonra malum manzarayı gördük. Bir çok arkadaşımızı oradan uzaklaştırdık. İlk yardımda bulunmaya başladık. İkinci bombanın patladığı yerde bir ses aracı vardı. ses aracının ilerisinde ise çevik kuvvet vardı. Bacağı kırık olan arkadaşa müdahale ederken gaz bombası aramıza düştü. Müdahale etmekte zaten zorlanıyorduk. Patlamanın üzerinden 5 dakika geçti. Çevrede pek çok hastane var. Bir tane bile ambulans gelmedi. Oradan arkadaşlarımızı gaz bombasının yoğun olduğu yerden uzaklaştırmaya çalıştık. Ama başaramadık. bu da bir acıdır. ttb bununla ilgili bir rapor yayınladı. Gaz bombasının ölümlerde etkisini ortaya koydu. Havuzun orada çevik kuvvet grubunun oradaki yaralılara müdahale etmeye başladığını gördük. Yaralı arkadaşlarımıza müdahale etmeye çalıştık. hala ambulans yoktu. Hiçbir taksi şoförü aracının başında değildi. Yollar da kapalıydı sivil araç dahi yoktu. Ambulansların gelmeyişi can kaybını yükseltti. 45-50 dakika sonra ambulanslar gelmeye başladı. burada tutuklu sanıklar var. Suruç katliamının üzerinden 18 ay geçtikten sonra bir iddianame oluşturuldu. Onun öncesinde 1 tek kamu görevlisi yargılandı. Tek bir davaya gelmedi. görevi kötüye kullanmaktan 10 ay ceza aldı o da paraya çevrildi. 10 ekimde 100 kişi öldü. İlk suç duyurumuza kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi. Bu duruşmada sadece örgüt üyeleri yargılanıyor. Ama burada şunu soruyorum: Bu katliamda 7 haziran seçimleri öncesi “400 vekili verin bu iş huzur içinde çözülsün” diyenlerin hiç mi suçu yok? Halk kaosu seçti diyenlerin hiç mi suçu yok. MİT’in hiç mi suçu yok? Halkı korumakla görevli olan polislerin paramparça olmuş insanların üstüne gaz atmasının maruz görülür hiçbir yanı var mıdır?  Burada bu polislerden biri bile yargılanmıyor. IŞİD’çilerin yaptıklarından hiçbir farkı yok ki! bombadan sağ kurtulup biber gazıyla yaralananlar var o gün. Adalet talebimiz bu mahkemenin kararlarla olmuyor. Ben küçük bir çocuktum. Sivas’ta katliam oldu. Bu mahkemede yargılama oldu. Belki bu dava da yıllarca sürecek ama biz adaleti sadece mahkeme salonlarında değil sokaklarda da aramaya devam edeceğiz. Bu katliamın asıl faillerinin yargılanması için cezalarını çekmesi için sonuna kadar mücadele edeceğiz.


Kamil Mor:

Ben ölen 101 arkadaşımızı saygıyla anarak başlamak istiyorum. Afganistan’ı gördüm. Savaşın Afganistan’ı ne hale getirdiğini gördüm. Türkiye öyle olmasın diye 10 Ekim’de barış istemeye gelmiştim.

KAMU GÖREVLİLERİNİN GÖREVİ GAZ SIKMAK MIYDI?

Kemal Kılıç:

10 Ekim’de Ankara’da öldürülen Mehmet Ali Kılıç’ın babasıyım. İçimiz duygu yüklü. İçimiz öyle öfke dolu ki! 7 Haziran seçiminde şunu söyleyen ya kaosu ya istikrarı seçiniz demişti. Milli irade diyenler milli iradeyi tanımamıştı. 1 Kasım’da halk bu sefer istikrarı seçmişti. Hani istikrar? Kaç bomba patladı? Biz bunları barış için çığlık atarken insanlar kardeşçe yaşasın istedik. Bu ülkeye barış gelene kadar mücadele edeceğiz. MİT’e  bilgiler gelmesine rağmen hiçbir önlem alınmıyor. Kamu görevlileri neredeydi o gün. Bana gaz sıkmak mıydı görevlileri? Ben 10 Ekim’de çocuğumu anmak için geldiğimde polisler izin vermedi. Nasıl şikayetçi olmayayım? Hepsinden şikayetçiyim.

POLİS O GAZI ATMASAYDI BELKİ KIZIM YAŞIYOR OLACAKTI

Ali İzzet Sarıkaya:

Katledilen Hilal Sarıkaya’nın babasıyım. Jandarmanın olduğu yerde konuşmak isterdim aslında. Çünkü onların gözlerine bakmak isterdim. Hani dün tehdit etti ya bizi onu görmek isterdim. Bu katliam yapıldı da susturulduk mu acaba? Demek ki biz susmuyormuşuz. Susmayız biz böyle bilsinler. Tüm kamu görevlilerinden davacıyız. İhmali olanlardan gaz sıkandan, ambulansları bekletenlerden şikayetçiyim. İddianameye kamu görevlilerinin koyulmamasından dolayı iddianameyi hazırlayan savcıdan da şikayetçiyim. Çünkü biz olay olduktan sonra aileler olarak görüşmeye gitmiştik. O zaman savcı bize katliamı yapanlarla polisleri aynı davada yargılayamayacağını söylemişi. Görüntüleri izliyoruz. Benim kızım yerde yatıyor. Doktorun biri de ona kalp masajı yapıyor. Gazdan dolayı gözlerinden yaşlar akıyor. O gaz atılmasa belki kızım hayattaydı. Katliamcıyla gazı sıkan arasındaki farkı söyleyin dediğimde savcı hiçbir şey diyemedi. Bu dava siyasi bir davadır. Bütün siyasilerden de şikayetçiyim.

Abdulgaffur Onat:

Eşimi kaybettim bu katliamda. Beraber İstanbul’dan gelmiştik. 7 arkadaşımı kaybettim Ankara’da. İlk bombanın patlama anında bir aradaydık. Hemen ardından ikincisi patladı. Benim ev kadını olan eşim analar ağlamasın diye gelmişti. Bize bu acıyı yaşatanlar şurada oturuyorlar. Miting alanına izin veren vali bizim güvenliğimizi sağlamadı. Bizi korumakla görevliydi. Ama hiçbir güvenlik önlemi alınmamıştı. Hepsinden şikayetçiyiz.

Ayhan Örs:

Davada bütün ihmali olan kamu görevlilerinden şikayetçiyim.

BİZ YERDE SÜRÜNÜRKEN SÜPÜRÜN ŞUNLARI DİYE EMİR VEREN AMİRLERDEN DE ŞİKAYETÇİYİM

Ayşegül Duman:

Yitirdiğimiz bütün canlarımızı özlemle ve şükranla anıyorum. Çerkezköy Eğitim Sen Temsilciliği’nde görevliyim. Bu ülkenin aydınlık yüzlü bir sınıf öğretmeniyim. 20 Temmuz’da genç kardeşlerimizi Suruç’ta yitirdik. 2015 eylülünde 3 yaşındaki bebeğin kıyıya vuruşuyla sarsıldık. Biz yaralılar, yitirdiğimiz canlar aylan bebekler kıyılara vurmasın hiçbir ananın evladı öldürülmesin barış demek için geldik Ankara’ya. İlk gelişim değil. Sendikacı olmamdan dolayı sürekli merkezi eylemlere geliriz. Ülkenin aydınlık yüzüdür KESK. Normalde biz eylemlerimize geldiğimizde bazı tesisler vardır. Orada buluşurduk diğer illerden gelenlerle. Toplu bir şekilde gelirdik. Ama dinlenme tesislerine geldiğimizde polis eskortları olurdu. 10 ekim için ne bir polis aracı ne bir GBT sorgusu yapıldı. Şaşırdık ama iyi niyetli düşündük. Yürümeye başladık. Allahu ekber sesini duydum. Ardından patlama oldu. Telefonları kullanamadık. Bağlantı kesildi.  Patlama olduğunda yere düştüm. Biber gazı sandım. Geniz yanması göz yanması olmadı. Çevreme bakayım dedim. Ne bakarsınız! 1 2 saniye sonra gerçek bomba dedim. Aldığım kokuyu anlatamam. Halepçe’deki gibi bize kimyasal da  mı attılar dedim. Ama o kimyasal değildi. Ben 16 aydır o yanık et kokusunu biliyorum. 16 aydır susuyoruz hakim bey. Aylan bebekler kıyıya vurmasın, hiçbir ana evladı hayatını yitirmesin diye gelmiştik. Patlamadan sonra bir saat yaralı halde bekledim ben. Bir tane ambulans gelmedi. Pankartlarla hastaneye götürüldük. Her gece kan gölü içerisinde uyuyorum hakim bey. Bizim ömür boyu geçmeyecek yaralarımız var. Herkesten şikayetçiyim. Bize alanda gazı reva gören polislerden de şikayetçiyim. Paris’te katliam olduğunda polis yaralıları kucağında taşıyordu. Ben öğrencilerimden ayrıyım, öğrencilerim benden ayrı ve ben mesleğini seven idealist bir sınıf öğretmeniyim. Biz yerde can verirken süpürün şunları diye emir veren amirlerden de şikayetçiyim. Kasti ve ihmali olan bütün kamu görevlilerinden, “Ya kaos ya 400 milletvekili” diyerek çığırtkanlık yapan siyasetçilerden, gazetecilerden, saldırılardan sonra oyumuz arttı diyen dönemin başbakanından şikayetçiyim. Dünyanın hiçbir yerinde katliamların sahibi yoktur hakim yoktur. İşte biz davamızın sahibiyiz, adalet nöbetindeyiz.

GAZ BOMBASI NEDENİYLE ARKADAŞLARIMIZI KURTARAMADIK

Oğuz Tengiz:

Emniyet görevlilerinin içinde suçlular var. O gaz bombasını atanlar. Bir arkadaş sırt üstü yere yatmış. Sol gözü kırmızı, pembe. Bu arkadaş yaşıyor dedim. Ona yardım edeceğim sırada gaz bombası patladı. Tengiz konuşmasını yaparken Solmaz Kılıç fenalaştı.

Patlamada yere düştüm. Tam kalkıp arkadaşlarıma bakayım derken bir arkadaş “Yat yat” diye bağırdı. O sırada ikincisi patladı. Saçlarım yanmıştı hep. Gaz bombası nedeniyle arkadaşlarımızı kurtaramadık. Polis ölen insanların üzerinde yürüyordu. Kendi polisimiz, yaralı ölmüş insanların üzerinde yürüdü. 20 günde Reina saldırısını yapanı yakaladılar kendi içlerindeki polisleri yakalamadılar. Getirsinler o gaz bombası atan polisleri. Şikayetçiyim.

Özer Ersan Değirmenci:

Öncelikle bu katliamda şehit olan arkadaşlarım anarak başlamak istiyorum. 10 Ekim’de sivil toplum örgütlerinin barış ağrısı üzerine Balıkesir’den 7 otobüs Ankara’ya geldik. geldiğimizde 8.30’du saat. Arenanın orada sadece 2 polis vardı. Oradan gara doğru yürüdük. Diğer arkadaşlarımızı bekledik. patlama esnasında ben ilk bombada vuruldum. Ben düştüğüm zaman daha bilincimi kaybetmemiştim. buradan kalkayım derken kalkamadığımı fark ettim. Etrafımda bir sürü yaralı arkadaşı gördüm. sonra ikinci bomba patladı. daha sonra aradan ne kadar zaman geçti hatırlamıyorum 10 metre ileride duman tütüyordu. Polisleri gördüm gaz atışı başladı. Bir arkadaşa beni çıkarmasını söyledim. Arkadaşım beni 20, 30 metre sürükleyerek çıkardı. Daha sonra beklemeye başladık. Sağ tarafıma  baktığımda ambulansları sokmadıklarını gördüm. Arkadaşların seslerini duymaya başladım. Ne kadar zaman geçtiğini hatırlamıyorum ambulanslar geldi. Bütün kamu görevlilerinden şikayetçiyim.

AKCİĞERİMDEKİ GAZI DELEREK ÇIKARDILAR

Can Ateş:

KESK’e bağlı BTS üyesiyim. 10 Ekim sabahı Adana’dan geldik. İlk başta şunu söylemek istiyorum: Bu olayda ihmali olan bu olayda kastı olan bütün kamu görevlilerinden şikayetçiyim. Artı olay esnasında üzerimize gaz atan gaz atma emrini veren ve tabancalarını ateşleyen bütün polis memurlarından şikayetçiyiz. yaralılarımızın ve kaybettiklerimizin üzerinden tekmeleyerek giden polislerden şikayetçiyim. Rahmetli Ali Kitapçı arkadaşım. Biz onunla beraber düştük. Ali Kitapçı yaşıyordu. Benim yanımdaydı. Vücudunun büyük bir bölümü sağlamdı. Maalesef gaz sebebiyle hayatını kaybetti. Benim iki ayağımda da kırıklar var. O dönemden beri raporluyum. Gaz sebebiyle benim hastanede kalbim durmuş. Kayıtlara bakabilirsiniz. Akciğerlerimdeki gazı delerek çıkarmışlar. Biber gazının aşikar olduğu belli. Ama maalesef davada böyle bir şey geçmiyor. Son olarak bu olayın yaşanmasında sebep olan dönemin siyasilerinden şikayetçiyim. Burada bulunan tüm sanıklardan şikayetçiyim.

İNSANLAR PARAMPARÇA OLMUŞKEN AŞAĞILIK BİR POLİSİN SİLAHINI ÇEKİP CESETLERİN ÜZERİNE BASMASI KABUL EDİLEBİLİR Mİ HAKİM BEY?

Erdoğan Tedik:

10 Ekim Katliam’da hayatını kaybeden Korkmaz Tedik’in babasıyım. Aslında bu dava cumhuriyet tarihinin en büyük katliamının davası aynı zamanda siyasi bir dava. Ortadoğu’da savaş ülkemizde kaos vardı. Diyarbakır’da başlayan Suruç’la devam eden Ankara’da bizi perişan eden katliamla karşı karşıya geldi. 101 kişi katledildi. 400’ün üzerinde yaralımız var. hala tedavi gören bir çok arkadaşımız var. Evet ülkedeki bu karmaşayı katliamları gören demokratik kitle örgütleri, aydınlar, yazarlar bu işe dur demek için ülkenin dört bir yanından Ankara’ya kanın durması için bu ülkede askerlerin polislerin ölmemesi için Ankara’ya geldik. Ben de vardım oğlum da kızım da eşim de vardı. Evet kan dursun savaş dursun ölümler dursun dedik. bu ülkede ne zaman barış desek kan ölüm göz altı tutuklama oluyor. Neden barıştan rahatsız oluyorlar? Çünkü çıkarlarına ters. Ben 66 yaşındayım. 18 yaşından beri mücadele ediyorum. Ama ne yazık ki mitingin yapılacağı alanda polis görmek mümkün değildi. En basit eylemde bile TOMA’lar panzerler köşe başlarında dururken bir tane polis yoktu. Arkadaşlara da dedim burada bir gariplik var diye. Hiçbir önlem alınmamıştı. Garın önüne geldik. Garın yanında duruyorduk. İki dakika oğlum telefonla görüşmeye gitti. Bomba patladı. Ben ses bombası zannettim. İkinci bomba patladığında gara doğru kaçtık. Hemen oğlumu aramaya çalıştım. Telefonlar çalışmıyordu. Dışarıya çıktım. Bir arkadaşım yerde yatıyordu. Bir tane polis yoktu. Bombalar patladıktan sonra sağlık emekçileri yaralılara yardım etme gibi görev yapan insanları da engellemek için gaz bombası atıldı. 10 arkadaşımız gaz yüzünden hayatını kaybetti. Ankara Emniyet Müdürü’nden, Ankara Valisi’nden, başbakandan, IŞİD’çi katillerden şikayetçiyim. Biz aileler olarak dernek kurduk.. Bu mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz. Yakalanması gereken ama bir türlü yakalanamayan 15 IŞİD üyesinden de şikayetçiyim.

400 VEKİL VERİLMEYENLER TÜRKİYE'NİN NASIL SURİYE OLACAĞINI GÖSTERDİ

Nazım Karakurt:

Ben burada bulunuyorsam 10 Ekim Katliamı’nda ikinci bombanın patladığı yerde bize siper olan arkadaşlarımız sayesinde buradayız. 14 arkadaşımı yitirdim. Veysel’i yitirdim. Barışta evlatlar babalarını savaşta babalar evlatlarını kaybederler. Bu çok anlamlı bir söz. Bağlı bulunduğumuz KESK, TMMOB, TTB’nin çağrısıyla bir miting düzenlenmişti. 7 Haziran’dan sonra bu ülkenin kimyası değişti. 400 milletvekili isteyenler 400 vekil verilmediğinde Türkiye Cumhuryeti”nin nasıl bir Suriye nasıl bir Irak olacağını gösterdi.. Dönemin başbakanının burada yargılanmasını istemiştim. O Stratejik Derinlik kitabını yazan Ahmet Hoca “Biz bunları biliyorduk ama eyleme geçmeyince nasıl yakalayacağız” diyordu. Bu karşınızda oturan piyonlarla benim işim olmaz. Görev verilmiş sorumluluk verilmiş yapmışlar. Ben ona bakmıyorum. Ben 7 Haziran’dan sonra Türkiye’nin değişen konjonktürüne bakıyorum. Diyarbakır’a Suruç’a bakıyorum. Bu insanların suçu Kobane’deki çocuklara oyuncak götürmekti. Ama arkadaşım ifade etti. Halen Suruç, Suruç’taki kamu görevlileri halen bu ülkede kamu görevlisi. Ben bu mahkemeden bir şey istemem. Türkiye bağımsız hukuk devletiyse nerede Suruç Emniyet Müdürü. O insanlar öldürülürken neden önlem almadılar. Önümüzde oturan sanıkların kafa adamları finali Ankara’da yaptılar. Barış kelimesi zordur. Savaşı savunmak kolaydır. Ama yürekli insanlar onurlu insanlar aydın insanlar barı çağrısını yaparlar. O gün bu ülkenin polisi, askeri, gerillası birbirini öldürmesin diye biz Ankara’da miting yaptım. BTS Genel Başkanıydım. Gurur duyuyorum onur duyuyorum KESK var. Barışı savunan demokrasiyi özgürlükleri savunan bir konfederasyon. Sarı sendikalar gibi başını kuma gömen sendikalar gibi değil. 10 Ekim’de polisin oradaki davranışlarını hepimiz biliyoruz. Bu ülkede o gün yaşadığıma pişman oldum. Keşke ölmüş olsaydım da görmeseydim. İnsanlar paramparça olmuşken aşağılık bir polisin silahını -çekip insanların cesetlerine basması kabul edilebilir mi hakim bey? İnsanlıktan çıkmış! 9 yaşındaki Veysel’i kucakladım ben acaba yaşıyor mu diye. Benim vergimle maaşını alan o kamu görevlileri süpürün bunları diyebiliyor. Onlara da dedim. Siz insanlıktan çıkmışsınız. Bu demokratik bir ülkede olabilir mi hakim bey? Size bir görev düşüyor. Belki 100 yıl sonra farklı bir şekilde anılacak. Biz çocuklarımıza sizi anlatacağız. Aynı İtalya’daki savcı gibi. Çığlıklarımıza kulak asın. Ben bu piyonlarla ilgilenmiyorum. Ankara Emniyet Müdürü’nün, Gaziantep Emniyet Müdürü’nün, polislerin yargılanmasını isterdim. Neye mal olursa olsun biz bu ülkede onurlu kalıcı bir barışın olması için evlatlarımızı her gün kaybetsek de sokaklarda alanlarda barış demeye devam edeceğiz. Çünkü 101 kişi barış çığlığı atarak yaşamını yitirdi. Biz onları unutmayacağız. Kalbimde pil var şu an. Ama umrumda değil. Önemli olan adaletin yerini bulması.

Nevruz Kızıler:

KESK’in çağrısıyla geldik. Biz hep garda buluşuruz Ankara’da. İlk bomba patladığında gri bir bulut gördüm. Bu bomba ikincisi patlayabilir derken ikinci patladı. Baygınlık geçirmişim. Lojmanlara sığındık. Oradan dışarıya bakarken atılan gazı gördüm. Gazı görünce bizi öldürecekler dedim. Hafif yaralı olarak kurtuldum. Şikayetçiyim.

Abdullah Bakış:

Arkadaşlarımız zaten anlattı. Burada bu fotoğrafa baktığım zaman her şey görünüyor. Nasıl olmuş, nasıl ayarlanmış her şey görünüyor. Bunu yaptıranlara, bunların Gaziantep Emniyeti yolda o araçları bırakanları, Ankara’da onlara yardım eden yol gösteren Emniyet Müdürlüğü, Valiliği İstihbaratı hepsinden şikayetçiyim. Benim oğlu 15 günlük öğrenciydi. Ülkemiz Suriye, Irak olmasın diye geldiler.

Hüseyin Aslan:

101 ailenin ciğeri yanıyor. Hepsinden şikayetçiyim.

Salih Aydeniz:
Herkesten davacıyım. Benim kızım ağır yara almadı. Astım hastasıydı. Gazdan hayatını kaybetti.

Feramuz Tan:
Benim oğlum 18 yaşına gireli 20 gün olmuştu. Barışı, özgürlüğü isteyen haksızlığa karşı gelen bir çocuktu. Her zaman dürüstlükten yanaydı. Ben oğlumu Atatürk ilke ve inkılaplarını benimseyen bir insan olarak yetiştirdim. Öyle de yitirdim. 16 aydır annesini ne zaman görsem gözyaşlarıyla görüyorum. Teselli verecek tek kelime bulamıyorum.İnsanlar içlerine sindiremiyorlar.  O günkü hükümetten, cumhurbaşkanından, valisinden, emniyet müdüründen mitin’den hepsinden şikayetçiyim.

Şafak Yurtman:

Arkadaşların dediği gibi barış dedi benim kızım özgürlük dedi insanlar ezilmesin dedi. Köyde oturmamıza rağmen üç kız evladımızı da okuttuk. Biz 1 Mayıs’larda 8 Mart’larda sokağa çıkıyoruz. Evladımızı da öyle yetiştirdik. 23 yaşındaydı Şebnem Yurtman. Denizler gibi ipi erken göğüsledi. Savaş ölümü sıralı vermiyor maalesef. Evlatların anasının babasının mezarını ziyaret etmesi gerekirken ben evladımın mezarına gitmiyordu. 400 vekil veren diyenden şikayetçiyim. Kızımın bedeninde hiçbir şey yoktu. Gazdan ölmüş olabilir. Hepsinden şikayetçiyim.

Nesligül Zereldi:

Dilan Sarıkaya’nın annesiyim. 10 Ekim’de bir kabus gördük. Hala uyanmadık. Bu ve bunun gibi işlerde yer alanlar asla evlat acısı yaşamadan ölmesinler.

SAHTE CENNETLERİ İÇİN BİZİM GERÇEK CENNETİMİZİ CEHENNEME ÇEVİRDİLER

Solmaz Kılıç:
O kadar yoğun duygular yaşıyoruz ki nasıl ifade edebileceğimi bilmiyorum. Ellerim titreyerek anlatmaya çalışacağım. Öndeki piyonlar gibi soğuk kanlı olamam. Ben İstanbul’dan geldim. Öğretmenim. Eğitim Sen’le geldim. Yol boyunca “Barışı karşılamaya gidiyoruz” dedim. Savaşın kaosun olduğu bir ortamda bizler barış dedik. Savaşa gelmedik biz. Bana Uygar’ı getirebilecek misiniz?, Uygar’ın küçücük çocuğuna ne diyeceksiniz? O gün sahte cennetleri için bizim gerçek cennetimizi cehenneme çevirdiler. Tüm kamu görevlilerinden şikayetçiyim.

Cumhuriyet
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GENEL HABERLERİ