Hizmet okullarını anlamak ve sonrası

Hizmet okullarının geçmişi ve muhtevası. Kapatılırsa yaşanacaklar üzerine derinlemesine bir analiz.
Aktifhaber/Analiz 
 
Recep Tayyip Erdoğan, Gülen Hareketi’nin dünyanın birçok ülkesinde faaliyet gösteren okullarının kapatılması için yoğun girişimlerde bulunuyor. 15 Temmuz’un akabinde mücadelesini artıran Erdoğan, yurt dışı gezilerinde konuyu sürekli gündemde tutarak okulların kapatılması için bizzat çalışıyor.
 
Türkiye’de Hizmet ile ilintili bütün medya kurumlarını, okulları, dernekleri, vakıfları kapatan, iş adamlarını hapse atan, öğretmenlerinin lisansını iptal eden Erdoğan için hedef artık hareketin yurt dışındaki varlığının bitirilmesi. Erdoğan özellikle Afrika ülkelerinde yoğun olarak lobi çalışması yapıyor.

 
Peki, Afrika’da birçok ülkede bulunan bu okullar nasıl tanımlanır? Okulların eğitim pedagojisi ve eğitim felsefesi nedir? Bulundukları ülkelerde nasıl karşılanıyorlar? Okulların kapatılması ve ya Türkiye’ye devredilmesi ne gibi sonuçlar doğuracak?
 
Hareket dünyada eğitim alanında yaptığı çalışmalar ve katılımcıların kurmuş olduğu okullar ile biliniyor. Afrika’da okullar Hizmet okullarından ziyade Türk okulları olarak tanınıyor, özellikle Afrika coğrafyasında Türkiye bağlantısı okul isimlerinde yer alıyor. Çad-Türk okulları, Türk Gabon okulları, Nijerya Türk okulları. Senegal’deki okulun ismi Yavuz Selim. Türk isimlerinin olmadığı yerlerde ise hareketin içinde sembolik bir dilin simgesi olan Horizon, Şafak, Amity, Dialogue, Işık gibi isimler kullanılmaktadır. Aksiyona yönelik, durağan olmayan, hedef gösteren sembolik isimler ifadeler hareketin bakış açısını da yansıtmakta.  Bunun haricinde hareketle irtibat çok net değil. 
 
Hareketin Afrika’daki okullaşmasından önce Gülen-Hizmet hareketinin Türkiye’de başlayan eğitim çalışmalarına bakmak hareketin Afrika’daki okullarının amaçlarını ve nasıl bir eğitim modeli öngördüğünü anlamamızda yardımcı olacaktır.
 
Hizmet Okulları
 
Fethullah Gülen 60 ve 70’li yıllarda vaiz ve cami imamı olarak vaazlar veriyor, Batı ve İç Anadolu’da geleceğin eğitim hareketine dönüşecek olan insanlarına içinde bulundukları geri kalmışlıktan nasıl kurtulacağına dair reçeteler sunuyordu. Akıcı ve etkileyici üslubu, dini ilimlere hakimiyeti ve hitabeti Anadolu’nun muhafazakar dindar insanında kabul görüyordu.  Gözyaşlarıyla vermiş olduğu vaazlar ve aksiyonu önceleyen fikirleri esnaf, tüccar ve üniversite öğrencileri arasında hızla yayılıyordu. Eğitim fikrine 70’lerden itibaren öncelik veren Gülen, etrafındaki insanlara öğrencilere sahip çıkılmasını telkin ediyordu. Bu yolla cehalete ve geri kalmışlıkla mücadele edileceğini anlatıyordu.   
 
80’lerde Gülen Hareketinin kurmuş olduğu eğitim kurumları ve okulları bütün Türkiye’de özellikle orta sınıf Anadolu kaplanları olarak da tarif edilen muhafazakar kesimin eğitim ihtiyacını karşılıyordu. Hareketin dile getirmiş olduğu ve uyguladığı eğitim modeli orta sınıfa hitap ediyor, toplumsal ve kültürel sınıf atlamalarına yardımcı oluyordu. İngilizce eğitim, teknoloji ile bilime önem verilmesi ve karakter ile moral eğitimi, hareketin eğitim modelin üçlü yapısını oluşturuyordu. 90’lara gelindiğinde hareket dershaneler, kolejlerle bütün Türkiye’de bir eğitim ağı kurmuş idi. Hareket, globalleşmeye ve kültürel alışverişe açık bir eğitim modeli ile muhafazakar kesimi dış dünyaya, globalleşmeye hazırlıyordu. 80’lı yılların liberal ekonomisinden de istifade eden Gülen, girişimci bir İslam anlayışı benimsiyordu. Türkiye’de hareket, dini bir dil ve jargon kullanarak muhafazakar kesimi ikna ediyordu.
 
 Eğitim-insani yardım gibi çalışmalarla insanları mobilize etmekte başarılı oldular. İslam anlayışı ise devleti öncelikli hale getiren siyasal İslam’dan uzak idi. Bu yönüyle Türkiye’nin seküler kesimi arasında, dini motivasyonlu olmalarından ötürü soru işaretleri olsa dahi, siyasal İslam’la karşılaştırıldığında tercih sebebiydi.  Okullarda yetişen çocuklar daha global ve sivil bir İslam öğretisine de açık idiler. Dinlerarası diyalog bu açıklığın bir göstergesiydi. Okullar Türkiye’deki milliyetçi bir eğitimin etkisinde olsa da, daha global bir model ve anlayış takip ediliyordu. Eğitimin amacı Altın Nesil yetiştirmek idi. Altın nesil, din ile bilim arasında uyum gören, ikisi arasında çatışmadan ziyade maneviyatın da modern hayatta önemli olduğunu vurgulayan bir anlayışın yansıması idi. Said-i Nursi’den mülhem dini ve fenni ilimlerin birlikteliğini, seküler ve dini etiğin bir arada geliştirilmesi altın neslin karakteristik özelliklerini oluşturacaktı.  Bu model, aslında pozitivist Kemalist modernleşmeye yönelik/karşı olarak da geliştirilmiş idi.  
 
Bayram Balcı Orta Asya’daki okullar üzerine yapmış olduğu derinlemesine araştırmada, okulların amacının dini misyonerlikten ziyade daha çok Türk misyonerliği yaptığı yönündeydi (Balcı 2003). Orta Asya Türk kimliğinin ve Türkiye ile tarihi bağların olduğu ülkeler olduğu için kültürel milliyetçiliğin olmaması mümkün değil idi. Orta Asya’ya açılımı Fethullah Gülen anayurda bir borç ve sorumluluk olarak değerlendirecektir. Afrika’da Gülen hareketinin varlığı üzerine yapılan başka çalışmalarda ise Bayram Balcı’nın varmış olduğu benzer sonuçlara varıldı, ancak hareketin dilinin daha da globalleştiğini de pekçok isim tarafından belirtildi. 2000’li yıllar itibariyle hareketin eğitim dili daha da globalleşecek, ortak evrensel değerlerin yaşatılması üzerine eğitim düşüncesi ağırlık basacaktı. Eğitimin referansı modern standartlarda eğitim idi. Bilim ve tekniğe, yeniliğe önem veriliyor. Karakter eğitimi de eğitim programı arasında yer alıyor. Okul müfredatında İslam tebligatı ve dini misyonerlik yok. Amaç Müslümanlığı ve İslam’ı tebliğ etmek değil, iyi bir Müslüman olarak İslam’ı temsil etmek. Okul ve eğitim faaliyetleri katılımcılar tarafından dini bir misyon ve görev olarak belirtiliyor ve de kısaca ismine Hizmet deniyor, yani bulundukları topluma hizmet. Bir nevi Weberian anlamda dünyevi zühd olarak da adlandırılacak bu İslam etiği ve aksiyonu seküler bir eğitim ve ekonomik faaliyet olarak ortaya çıkıyor.
 
Ancak bu dinin hareket içinde olmadığı anlamına gelmiyor. Bazı ülkelerde dini eğitim veren okullar da bulunmaktadır. Güney Afrika’da Nizamiye Okulları bu tarz okulların tipik bir örneği. Nizamiye okulları İslam ilahiyatı, ahlakı gibi konularda ders vermektedir. Aynı ülkede bulunan Star okulları ise seküler bir eğitim veriyor. Okul dışı aktivitelerde İslam, hareket ve Gülen’in kitaplarının okunduğu ortamlar da söz konusu. Hareket dini alanda da faaliyet göstermekte, ancak bu faaliyetler düşük profil sergiliyor. Lokal dini sohbetler organize edilirken, Gülen’in, Said-i Nursi’nin kitapları okunmaktadır. 
 
Gülen hareketi, 90’lardan itibaren önce Rusya, Orta Asya, Avustralya, sonrasında Afrika’da birçok ülkede okullar açtı. Okullar modern seküler eğitim veriyor, kuruldukları ülkelerin müfredatını uyguluyor.  İngilizce eğitim veren okullar, kıta Afrika’sında ise Frankofon ülkelerde Fransızca ağırlıklı eğitim veriliyor. Okullar aynı zamanda Türk kültürü ve tarihinin tanıtımını da yaparak Türkiye’nin kültürel büyükelçisi gibi çalışıyorlar.  Bazı okullar Türkçe isimlerini muhafaza ederken, bir kısmı ise Erdoğan ile yaşanan kavgadan önce isimlerini değiştirmişlerdi. Afrika’da eğitim faaliyetleri 93’lerde başlamış idi. Afrika’da okullar ilk olarak 1994’te Tanca’da başladı, ardında 1997’de Senegal, 1998’de Nijerya, Kenya ve Tanzanya gibi ülkelerde devam etti. Hareketin eğitim faaliyetlerinin ve okullaşmanın arttığı yıllar ise 2000’li yıllarda oldu. AKP’nin iktidara gelmiş olması hareketin yurt dışındaki çalışmalarını artırıcı bir etki oluşturmuş idi. Birçok Afrika ülkesinde okullar 2000’li yılların ortalarında açıldı.  Ancak Afrika’daki açılım AKP iktidarından önce başlamış idi, zira hareket eğitimdeki başarısını Türkiye, Uzak Doğu, Orta Asya, Avustralya ve Rusya’da ispatlamış idi. Afrika’daki açılım Orta Asya, Kafkasya ve Rusya’yı takip etmiş idi.
 
Okulların sayısı bazı ülkelerde kapatılmadan evvel 100’den fazla idi. Kız ve erkek okullarının da olduğu ülkelerde, İngilizce ve Fransızca eğitim verilmektedir. Fas, Mali, Çad, Nijer, Nijerya, Moritanya, Senegal, Kamerun, Kenya, Güney Afrika, Nairobi, Uganda, Kongo, Moritanya, Burkina Faso, Tanzanya, Mısır, Angola gibi birçok ülkede eğitim faaliyeti veren hareket, bazı ülkelerde iş adamlarıyla da ekonomik ilişkiler geliştirmektedir.  Okulların açılımı ticari faaliyetlerle beraber gerçekleşiyordu. İlk zamanlarda okullarla başlayan hareketin Afrika açılımı, sonraki dönemlerde iş dünyası ve eğitimin beraber gittiği bir network haline dönüştü. Hem iş dünyası hem okullar beraber ülkeye gidiyorlardı. 
 
Okullar diplomatik temsilciliklerden önce gitmiş idi. 2009 öncesinde Türkiye 5 Kuzey Afrika ülkesi ve 7 Afrika ülkesinde elçiliği var iken 2009 sonrasında ise 5 Kuzey Afrika ile 34 Afrika ülkesinde elçiliği var idi.  Aslında hareket AKP ile Afrika’da açılım yapmıyor idi, tam tersine Türkiye devleti hareketi takip ediyordu. Aslında bu da globalleşmenin ve de yeni  liberalizmin bir neticesi idi. Ülkeler artık diplomatik ilişkilerden çok ekonomik-kültür-dini diplomasi yapıyor.  Diplomasinin izlediği yeni yöntem, önce ticaret sonra siyasi ilişki oldu. Okullar da bir nevi Türkiye’nin kültürel-ekonomik diplomasisini yapıyordu.  Okulların varlığı, Türkiye’nin bu ülkelerdeki varlığını kolaylaştırıyordu, zira okullar siyasi elitler ile, iş adamları dernekleri konfederasyonu olan TUSKON ise ekonomik elitlerle ilişki içindeydiler. Okullarda okuyan öğrenciler, siyasi ve ekonomik elitlerin çocukları tarafından tercih ediliyor. Yaklaşık 20 yıldır faaliyet gösteren okullar bulundukları ülkelerde iyi bir siyasi-ekonomik ve kültürel network geliştirmişler. 
 
2010’lu yıllarda Afrika’da okullar adeta Türkiye’nin kültürel büyükelçileri gibi çalışıyordu. Türk günleri, festivalleri, Türk mutfağı, Türkiye gezileri, öğrencilerin Türkiye’de okuması hareketi Türkiye devletinin dış politikasında vazgeçilmez bir unsur haline getirecekti. Hareket 2003’ten itibaren yıllarda Türkçe olimpiyatları düzenlemeye başladı. Uluslararası Türkçe olimpiyatları hareketin Türkiye dışındaki okulları aracılığıyla geniş bir boyut ve etkinlik kazanmış idi. Daha sonrasında Türkçe Olimpiyatları, Dil ve Kültür Festivaline dönüştü. Kültürel milliyetçiliği barındıran programın dili, içeriği daha evrenselleşmeye başladı. Ancak o dönemde hareket ile devletin arası, ne Kemalistlerle ne de AKP siyasi karar belirleyicileri iyi değildi. Görünüşte AKP iktidarı ile sorun yok idi ancak 2010’lu yıllarda sorunların olduğu belirginleşmiş idi. Bu olimpiyatlar Türkiye’de AKP hükümeti tarafından himaye ve destek gördü, fakat kulislerdeki bilgilerde ise AKP’nin bu olimpiyatlar konusunda çekinceleri olduğu, kendileri için tehdit oluşturduğu bilgileri de yayılıyordu. Hareketin görünür olması, büyük çapta ekonomik zirveler ve kültürel festivaller organize etmesi AKP siyasi eliti tarafından da hoş karşılanmıyordu.  
 
AKP Gülen krizi
 
AKP iktidara geldiğinde Hizmet hareketine bağlı okullar ve eğitim kurumlarından hazzetmiyordu. Alternatifini geliştirmek için çalışmalar yapıyordu. Sonradan çıkacak 2004 Milli Güvenlik Kurulu belgesinde Gülen cemaatine yönelik olarak hem yurt içinde hem de yurt dışında tedbirlerin alınması için bir eylem planı hazırlandığı yazılıyordu.  Bu belgenin altında ise Erdoğan ve bakanlarının imzası bulunuyordu. 2010 yılı, İsrail’e yardım götüren Mavi Marmara olayında hareket ile AKP arasındaki ayrışma gün yüzüne çıktı. 2013 mayıs Taksim Gezi parkı olaylarında Gülen hareketini suçlayan Erdoğan, 17-25 Aralık  yolsuzluk operasyonlarını yapan savcı ve polislerin de Gülenci olduğunu söyleyerek Gülen hareketini günah keçisi ilan etti. Bundan sonra Gülen hareketi Erdoğan’ın bir numaralı düşmanı haline geldi ve her problemin kaynağı olarak da gösterildi. Erdoğan, öncesinde Ergenekon – Balyoz davalarını desteklemiş, askerlerin yargılanmasını savunmuştu. Sonrasında suçladığı askerlerle anlaşarak Gülen hareketine yönelik birlikte hareket etmeye başladı.
 
Başarısız 15 Temmuz darbe girişiminin planlayıcısı olarak Fethullah Gülen’i gösteren Erdoğan, OHAL ilan ederek birçok medya kurumu, okul, üniversite, şirketi kapattı. 100 binden fazla insan işsiz kalırken, yaklaşık 50 bin civarında insan ise tutuklu olarak yargılanmakta. 
 
Krizin ilk zamanlarında AKP ile yaşanan kavga okulların aktif olduğu yerlerde kendisini hissettirmedi; ancak AKP gücünü pekiştirip, kendisine tehdit olarak gördüğü her kesimi düşmanlaştırıp toplumu polarize ettikçe Türkiye’deki seçimleri kazandı. Yargıyı, askeri kontrolü altına aldı. Hareketle mücadelesini 15 Temmuz darbe girişimini bahane ederek derinleştiren Erdoğan, hem darbe girişiminden kurtuldu, hem de darbeyi Gülen’e fatura ederek bütün muhalifleri Gülen’e düşmanlık etrafında birleştirmeyi başardı. Muhalefetin organize olamaması da işini kolaylaştırırken, Erdoğan okulları tamamen hedef aldı. Erdoğan okulların bulunduğu ülkelere, okulları kapatılması çağrısını yaptı. Birçok gezisinde bizzat devlet başkanlarına konuyu açtı. 
 
Amansız mücadelesini yurt dışında da devam ettirmek isteyen Erdoğan, Maarif vakfını kurarak yurt dışında hareketin açmış olduğu okulları da bu vakfa devri için çalışmalar yapmaktadır. 
 
Maarif Vakfı
 
17 Haziran 2016’da Bakanlar Kurulu kararı ve Cumhurbaşkanının onaylaması ile, Türkiye Maarif Vakfı kuruldu. Vakfın amacı yurt içi ve yurt dışında eğitim faaliyetleri organize etmek olarak yazılıyor. Eğitim faaliyetleri arasında okul, eğitim ve kültür merkezleri açmak, kurslar düzenlemek, kütüphane, laboratuvar, sanat ve spor tesisleri kurmak yer alıyor. Eğitim ve öğretim alanında birçok faaliyet yapabilecek yetki verilmiş durumda. Türk milli eğitim bakanlığının doğrultusunda çalışmak amaçları arasında yer alıyor. 
 
Kuruluş kanuna bakıldığında eğitim için çalışmalar yapacak normal bir kurum tüzüğü, çalışması ve amaçları yer alıyor; ancak vakfın çalışma alanları çok geniş tanımlanmış öyle ki paralel bir eğitim bakanlığı kurulmuş gibi. Vakfın Türkiye’de faaliyet gösteren eğitim kurumlarından önemli farklarından biri yurt dışında da çalışacak olması ve yurt dışındaki eğitim faaliyetlerini Türkiye devleti adına koordine edecek bir çalışma öngörülmüş. 
 
Yönetim Erdoğan ve hükümeti tarafından belirleniyor. Mütevelli heyeti 12 kişiden oluşuyor, 4’ü Cumhurbaşkanı, 3’ü bakanlar kurulu, diğerleri ile Milli Eğitim, Dış İşleri, Yüksek Öğretim Kurumu ve Maliye Bakanlığı tarafından atanıyor. Erdoğan Milli Eğitime paralel bir eğitim kuruyor. Maarif Vakfı ile de Eğitim Bakanlığının yapması gereken bir işi bir vakfa devrediyor. Mesela yurt dışındaki okulların-kursların yönetimini vakfa devrediyor. Vakıf faaliyete geçince yurt dışındaki diğer kamu kurum ve kuruluşların eğitime ait çalışmaları vakfa geçiyor. Vakıf yurt içi veya yurt dışında kamuya ait bir taşınmazı ücretsiz olarak alabilecek, kullanabilecek. Bütçesi yine devlet tarafından karşılanıyor.
 
Ancak Maarif Vakfı belirtmiş olduğu amaçlar için kurulmuş, eğitim kalitesini artırmak, özellikle yurt dışında eğitime yönelik faaliyet göstermek için kurulmuş bir vakıf değil. Amaç belli. 2013 Gezi olaylarından itibaren hain ilan ettiği Gülen hareketine yönelik olarak hem yurt içi hem de yurt dışındaki okulları için alternatif olarak çalışma yapılması.
 
Erdoğan hareketin okullarının kapatılması için Maarif Vakfına da talimat veriyor. “ 193 ülkede var olacaksınız. Öncelikle F..Ö’nün yaygın ve etkin olduğu ülkelere öncelik verin. F..Ö’nün okullarından ‘Türk okulu’ diye bahsedilmesine de izin vermeyin.”
 
 
İkna turlarına çıkan Erdoğan’ın isteği Pakistan, Somali gibi ülkelerde karşılık buldu. En son Senegal hükümeti okulların Maarif vakfına devredeceği duyurdu. Peki bu okulların kapatılması veya Türk devletine devredilmesi neler getirecek? 
 
Okullar Kapatılınca Muhtemel Ortaya Çıkacak Boşluklar
 
Kısa vadede ortaya çıkacak boşluktan dolayı aşağıdaki sorunlar-problemlerle karşılaşılması muhtemel. 
 
İlk olarak, okulları devredecek ülkeler ile Türkiye arasında diplomatik kriz bir nebze olarak azalacak, zira Gülen hareketi bulunduğu ülke ile Türkiye arasında bir diplomatik krizin nedenlerinden biri olabiliyor idi. Türk yetkililerin okulların kapatılması, Gülen hareketi katılımcı ve sempatizanlarının Türkiye’ye iade edilmesi gibi istekler ilişkileri gerginleştiriyordu. Şu ana kadar bu isteklere olumlu yaklaşan ülke sayısı çok az ve de talebin gittiği Kırgızistan, Endonezya gibi ülkeler Erdoğan’ın isteklerini reddettiler. Türkiye’ye okulları devrederek iyi niyet sunacak ülkeler aslında Türkiye’nin kendi eğitim politikalarına ve iç siyasetine müdahale yolunu açmış olacakları endişeleri var. Okullar bir sivil toplum kuruluşunun elinden alınarak Türkiye devletine verilmiş olacak. Hareket bulundukları ülkelerdeki devlet ile iyi geçinen, siyasi eliti tanıyan, ilişkisi var. Uzun yıllar boyunca bu ilişkiler kuruldu ve devam ettirildi. Gülen hareketinin elinden alınan okullar, Erdoğan’ın siyasi ve ideolojik pozisyonunun uzantısı için kullanılacaktır.
 
Senegal’de faaliyet gösteren Yavuz Selim okulları Türk devletine devredildiğinde, öğretmenler tamamen Türkiye devletinin direktiflerini takip edecektir. Erdoğan rejimi bu okulları, Afrika’da geleneksel bir güç olmak için de kullanmak isteyecektir. Senegal siyasi ve ekonomik elitiyle irtibatta olan bu okullar, Türkiye’nin ‘diyasporası’nı oluşturacaktır. Bundan sonraki süreçte Türkiye bizzat devlet olarak Afrika’da bulunmaya çalışacak ve Türkiye devletinin siyasetiyle Afrika kıtasında yer alacak. Türkiye’nin iç siyasetini okullar üzerinden doğrudan taşıyacaktır. Okulları devrederek siyasi gerilimi azaltmayı düşünen ülkeler kısa vadede yeni bir gerilimi-problemin oluşmasına izin veriyorlar. Türkiye yıllarca, Avrupa’da yaşayan Türk toplumunun eğitim ve din ihtiyaçlarının karşılanması için imam ve öğretmen gönderdi. Diyanet aracılığıyla gönderilen imamlar bugün AKP’nin siyasi bir eli gibi çalışıyorlar, bulundukları ülkelerde istihbarat çalışmaları yaptıkları medyada yer aldı. 
 
İkincisi, okullar, bulundukları ülkenin eğitim sistemine  katkı ve başarılarıyla gündemdeler. Araştırmalar gösteriyor ki, verilen eğitim ülke eğitiminin genel ortalamasının üstünde yer alıyor. Verilen eğitimin kalitesinin yüksek olması, akademik başarılar, ailelerin okullarda memnun olması, öğrencilerin İngilizce eğitim almalarını devredilecek Maarif Vakfı’nın Türkiye Devletinin çıkarları doğrultusunda hareket ederek muhafaza etmesi mümkün gözükmüyor; zira Türkiye Devleti kendi öğretmenlerini gönderip, Türkiye’nin kronik eğitim problemlerini Afrika’ya ihraç edecektir. Yakın zamanda OECD’nin hazırlamış olduğu Pisa araştırmalarında Türkiye eğitim sisteminin problemleri ve sorunları resmedilmiş durumda.  Pisa araştırmasına göre eğitimde sorunları olan bir ülkenin, Afrika’daki eğitime nasıl bir katkı vereceği soru işareti. Bu açıdan, başarılı bir eğitim modeli geliştiren hareketin boşluğunu dolduramayacağı da ortada. Matematik, fizik gibi sayısal bilimlerde başarılı olan, kültürel alışverişe açık okulların yerini fırsatçı insanlar dolduracaktır. Dolayısıyla bu okulların kapatılmasıyla eğitim kalitesinde bir boşluk ortaya çıkacaktır.
 
Türkiye kendi içindeki kronikleşmiş eğitim sorunlarını çözmekten çok uzak. Özellikle ekonomik gelirlerin düşük olduğu illerde eğitim seviyesi çok düşük ve OECD’nin verilerine göre bu problem artarak devam edecek. Eğitimdeki problemlerden biri de Türkiye son yıllarda özellikle çocuklara yönelik şiddet ve tecavüz vakalarıyla gündeme geliyor. Erdoğan AKP’sine yakın olan Ensar Vakfı tarafından işletilen vakıflarda çocuk istismarlarına karşı yeterince önlem alamayan AKP’nin  Maarif Vakfı ile yurt dışındaki okulları nasıl işleteceği sorun. 
 
Üçüncü olarak; Senegal, Çad, Mali, Nijerya gibi ülkelerde harekete bağlı olan okullarda okuyan birçok Müslüman öğrenci var. Aileler çocuklarını bu okullara gönderirken okul tercihlerinde belirleyici neden başarılı eğitim verilmesi ve de İslami bir yorumdan motive alan öğretmenlerin de bulunması. İslam’ı temsil eden, radikal ve terörden uzak bir anlayış belirleyen hareket Müslüman coğrafyada önemli bir boşluğu dolduruyor. İŞİD gibi hareketlere göz yuman Türkiye devletinin bu okullar aracılığıyla nasıl bir eğitim vereceği soru işaretleriyle dolu. Özellikle Afrika’da Müslümanların yoğun yaşadığı ülkelerdeki hassasiyetleri ve dengeleri bozucu etkisi söz konusu olacaktır.
 
2014’de sızan ses kayıtlarında Erdoğan Başbakan iken başdanışman Mustafa Varank ile THY özel kalem müdürü Mehmet Karakaş arasında geçen konuşmada, THY’nin Nijerya’ya silah sevkiyatı gerçekleştirdiği ortaya çıkmış idi.  THY aracılığıyla silah sevkiyatı yapan Türkiye Afrika’daki etnik ve dini çatışmaları daha artıracaktır. Hareket seküler ve dini etik değerleri bir arada götüren bir model geliştirirken, AKP İslamcı bir eğitim modeli geliştiriyor. Türkiye’de seküler eğitim veren okulları kapatıp İmam Hatip açıyor. Boko Haram gibi akımların geliştirmiş olduğu radikal-siyasal İslamcı akıma karşın hareketin geliştirdiği seküler-dini eğitim anlayış bu ülkelerde gittiğinde yerine gelecek olan yeni okul yönetimi bu boşluğu nasıl dolduracaktır? Yerine imam hatip mi açacak, nasıl bir eğitmi modeli sunacaklar sorusunun cevabı belli değil..  Dindar bir gençlik yetiştirmeyi hedefledikleri savunan, dindar gençliği yetiştirmek için de İmam Hatipler açan Türkiye  benzer bir modeli devralacağı okullar aracılığıyla deneyecektir.
 
Dördüncüsü, Afrika’ya kendi dini anlayışını ihraç eden İran, Suudi Arabistan gibi ülkelerin yanına bir başka ülke daha ekleniyor. Türkiye. Türkiye İslam’ının hoşgörüsü üzerinde durularak Afrika’daki dokuya en uygun İslam yorumunun olacağını söyleyecekleri kesin; ancak yerel dokuyla ne kadar uyumlu bir İslam olacağını belirtmek şüpheli. Devletçiliği kutsayan, milliyetçilikle dolu bir İslam yorumu Türk’lerin yorumu. Gülen hareketi de benzer bir yoruma sahip. Hareket siyaset ile dinin ayrışmasını talep ederken, AKP iktidarında beliren ise siyasete kayan bir Islamcılık söz konusu. Afrika İslam’ına AKP Türkiye’sinin ihraç edeceği modelin neler getireceği şüpheli. Türkiye’den IŞİD’e olan katılım en çok olan ülkelerden biri. IŞID gibi terör gruplarının faaliyetlerine yönelik olarak hiçbir çalışma yapmadığı da son zamanlarda medyada gündeme geldi. Türkiye bu siyasi tavrıyla Afrika’daki kabile ve din çatışmalarını körükleyecek bir siyaset güdebilir. 
 
Beşincisi, Türkiye uzun zamandır İslam dünyasının lideri olmak istediğini izlenimi veriyor. Din şuraları, İKT çalışmaları bu yönde atılmış adımlar.  Birçok dini liderler Türkiye’de ağırlanıyor. İzlenen yol klasik bir Katar ve Suudi Arabistan yolu. Lokal cemaatlerin, islami hareketlerin fonlanarak bağlılıklarını elde etmek. Afrika’ya da TİKA ve Maarif Vakfı aracılığıyla gidiyor. Afrika’daki özellikle Müslüman ülkelerde Gülen hareketi okullarıyla elde edeceği imkanları İslam liderliği için kullanacaktır. Okullara gelen siyasi elitin çocuklarıyla ‘İslam halifesi’ imajını artırmak isteyecektir. Müslümanların lideri gibi gözüken Erdoğan imajına inanmış kitleler üzerinde ise etkisi olacaktır. Filistin kurtarıcısı, Müslüman dünyada ezilmişlerin lideri sloganları özellikle dini hassasiyetleri olan insanları Erdoğan’ı destekleyecektir. İslamcı popülizmi Afrika’da karşılık bulma ihtimali olup olmayacağını ise görmek gerekir. Zira Arap Baharı olarak adlandırılan süreç Afrika’da yayılmamış, zayıf kalmış idi. Benzer bir liderliğin Afrika’da nasıl yankı bulacağı soru işaretleriyle dolu. 
 
Sonuncu olarak, hareket dinlerarası ve kültürlerarıs diyalog konularında birçok çalışması söz konusu. Hareketin felsefesi diyaloga ve kültürel etkileşime açık olması okulları da bu yaklaşımı benimsetiyor. Okul müfredatlarında birlikte yaşam dersleri yer alıyor. Özellikle Müslüman ve Hristiyan çatışmasının olduğu ülkelerde okullar bu çatışmanın engellenmesi adına pozitif katkısı olacaktır. Okullar birlikte yaşama dokusuna uygun bir pedagoji ve metot geliştiriyorlar. Okulları devralacak Türkiye’nin gündeminde kültürlerarası ve dinlerarası diyalog yok. Türkiye’de bulunan gayri Müslimlerin haklarında iyileşme olmadığı gibi, Erdoğan son Pakistan gezisinde Müslümanlarla Hristiyanların diyalog içinde olamayacağını deklare etti. Okulları devralacak Türkiye hükümetinin nasıl bir anlayış ve pedagoji geliştireceğini Erdoğan’ın kültürler ve dinler arası diyalog karşıtı söylemlerinde bulmak mümkün. Müslüman Hristiyan çatışmasının olduğun ülkelerde hareketin pozitif katkısını AKP İslamcı bir retorikle dolduracak, diyalogdan ziyade çatışmayı körükleyecektir.  
 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GENEL HABERLERİ