Silah ve savunmaya 25, Erdoğan'ın müteahhitlerine 3,5 milyar dolar

Kuzey Suriye’ye yönelik Barış Pınarı Operasyonu, harekâtın dokuzuncu gününde Türkiye ile ABD arasında varılan 13 maddelik ateşkes anlaşması ile 120 saatliğine durdu. Erdoğan’ın sergilediği söylem ve tavır değişiklikleri ise sürece damgasını vurdu.




Ahval'den Gazeteci Zülfikar Doğan'ın haberine göre AKP grubundaki konuşmasında, harekâtın terörün kökü kazınıp, güvenli bölge tesis edilene kadar süreceğini söyleyen Erdoğan, ABD ve AB’den gelen harekâtın durdurulması ve ateşkes çağrılarına “bizim kitabımızda ateşkes yazmaz, terör örgütleriyle müzakereye oturmayız” karşılığını vermişti.


Cumhurbaşkanı Erdoğan, ateşkes müzakereleri için ABD’den yola çıkan Başkan Yardımcısı Mike Pence ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile de görüşmeyeceğini, ABD heyetinin “muhatapları ve muadilleriyle” görüşeceklerini söyledikten birkaç saat sonra tam tersi bir süreç yaşandı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Erdoğan’ın Pence ve Pompeo ile bir araya geleceğini açıkladı.

Pence ve Pompeo’nun Ankara’ya doğru yola çıkışlarıyla eş zamanlı olarak yaşanan dikkat çekici adım, New York Güney Bölgesi Başsavcısı Geoffrey Berman’dan geldi. Halkbank hakkında İran yaptırımlarının delinmesi, milyarlarca dolarlık kara para aklama, yasalara aykırı bankacılık işlemleri ve bazı siyasilere milyonlarca dolarlık rüşvet vb. suçlamalarıyla hazırlanan iddianameyle açılan dava, kamuoyuna duyuruldu.

Aynı saatlerde ABD Kongresi’nde gündeme getirilen yasa tekliflerinde ise Erdoğan ve ailesinin mal varlığının, banka hesaplarının araştırılması da dahil, oldukça ağır yaptırımlar içeren düzenlemeler için düğmeye basıldı.

Tüm bu gelişmelerin üzerine tuz biber eken ise Trump’ın 9 Ekim’de Erdoğan’a gönderdiği mektubun, Beyaz Saray tarafından medyaya sızdırılması oldu. Erdoğan’a, “şeytan olma akıllı ol, tarihte milyonlarca kişiyi katleden kişi olarak anılma” diye hitap eden Trump, mektubunun sonunda ise “Aptal olma, General Mazlum ile (SDG Komutanı) anlaş, seni daha sonra arayacağım” diyordu.

Mektubun diplomasi diline ve teamüllerine aykırılığı bir yana, içerdiği ağır hakaretler karşısında Cumhurbaşkanı Erdoğan ve iktidar sözcülerinin suskunluğu dikkat çekiciydi.

Mektubun yanıtsız bırakılması, Pence-Pompeo heyeti ile dört saati aşan görüşmeler sonrası, 13 maddelik ateşkes anlaşmasının açıklanması, muhalefetin sert tepki ve eleştirilerini beraberinde getirdi. 

CHP İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak twitter hesabından şu paylaşımı yaptı:

“U DÖNÜŞÜ!

"Mike Pence muhatabım değil görüşmem, teröristle ateşkes yapmam” diyenler, New York savcısı ‘Halkbank ve malvarlığı’ iddianamesini açıklayınca, tüm dediklerini yuttu. Mike Pence cebinde 13 maddelik anlaşmayla geldi ‘ateşkesi imzalayın’ dedi. OKEY, ‘ara verdik’ dediler!”

Şimdilik Kuzey Suriye’de 120 saatliğine silahlar susarken, gözler tam da sürenin bitiminde 22 Ekim’de  Soçi’de gerçekleşecek Erdoğan-Putin buluşmasına çevrildi. Pence’in “Kobani, Menbiç için artık Ruslarla konuşursunuz” dediğini, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu açıkladı.

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un, Putin’in Suriye temsilcisi Lavrentiyev’in, Kremlin sözcüsü Peskov’un Soçi öncesi açıklamaları, Putin’in Erdoğan’a; “Esad ile konuş, anlaş. Sınır güvenliğini Suriye ordusuna bırak. YPG-SDG’den Türkiye’ye saldırı olmayacağının garantisini veriyorum. Adana Mutabakatı’na uy ve askerlerini sınırdan en fazla 5 kilometreye çek. Bir süre sonra da kendi sınırlarına çekil. Güvenli bölge kuracaksan kendi sınırlarının içinde kur" diyeceği yönünde mesajlar içeriyor.

ABD ile Rusya’nın süreci ortaklaşa yönettikleri belirgin bir hal alırken, ABD’nin çekilmeye hız verip başta Menbiç olmak üzere, boşalttığı yerleri TSK’ya değil, Rusya destekli Esad güçlerine devretmesi ve Putin’in SDG-YPG’yi Esad ile anlaştırarak himayesine alması bunun en somut göstergesi olarak ortaya çıkıyor.

Muhtemelen Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu ihtimalleri göz önünde bulundurarak, Kayseri’de hafta sonu yaptığı konuşmada 120 saatin sonunda Türkiye’nin beklentileri karşılanmaz ve YPG’nin çekilmesi sağlanmazsa harekâtın kaldığı yerden devam edeceği çıkışını yapma gereği duydu. Türkiye’nin ilan ettiği 444 kilometre genişlik 32 kilometre derinlikteki güvenli bölge için öngörülen harekât alanının bazı bölümlerine rejim güçlerinin yerleştiğini vurgulayan Erdoğan, Putin ile bu konunun ele alınacağını belirtti. Cumhurbaşkanı; “Aynı durum orada da geçerlidir. Yine olursa olur. Olmazsa kendi planlarımızı uygulamaya devam edeceğiz" diyerek, Rusya destekli Suriye güçlerinin devraldığı Menbiç, Kobani ve diğer kentlerin de harekâtın hedefleri arasında yer aldığını ifade etti. Soçi öncesi bu çıkış, muhtemelen Putin’den gelecek “Esad ile görüş” telkinine karşı, bir “ret” tavrı olarak görülebilir. Böyle bir durumda, Türkiye-Rusya arasında bazı sorunlu alanlar ortaya çıkabileceği gibi, ABD yaptırımlarına, 2015’teki savaş uçağı krizindekine benzer Rus yaptırımlarının eklenmesi olasılığı, Türkiye’nin önüne çıkabilir.

Tüm bu süreçlerin hareketliliği içinde, ekonomideki sıcak gelişme 2020 bütçe yasa tasarısının 17 Ekim’de TBMM’ye sunulmasıydı.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak yerine, bütçe tasarısını Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı (CSBB) Naci Ağbal’ın açıklaması dikkat çekerken, Albayrak IMF ve Dünya Bankası’nın Washington’daki sonbahar dönemi yıllık toplantılarına da katılmayacak. Bütçeyi, siyasi sorumluluğu ve kabine üyesi olmayan bir Cumhurbaşkanlığı bürokratının açıklayıp, meclise sunması, siyasi kulislerde yeniden kabine değişikliği ve Albayrak’ın gözden çıkarıldığı yorumlarına neden oldu.

Teklifte, 2020 yılı bütçe açığı 138,9 milyar TL olarak öngörülüyor. 2019’da 80,6 milyar TL’lik açık hedefindeki olağanüstü sapma, Merkez Bankası’ndan aktarılan yaklaşık 80 milyar TL’lik ek kaynağa rağmen önlenemedi, eylül sonu itibarıyla dokuz aylık açık 85,8 milyar TL’ye ulaştı. 2020'de ekonominin yüzde 5 büyümesi, enflasyonun tek haneye inerek yüzde 8,5 olması, 1 milyon 52 bin kişilik yeni istihdam artışı ve kamuya 60 bin yeni personel alımı hedefleniyor.

CSBB Başkanı Ağbal, yüzde 5’lik büyüme hedefi doğrultusunda vergi gelirlerinde yüzde 20’nin üzerinde artış öngördüklerini ifade ederek, yeni vergilerin devreye gireceğinin işaretini verdi.

2020 bütçesinde savunma ve güvenlik için ayrılan tutarın 2019 bütçesindeki 102,8 milyar (17,6 milyar dolar) liraya kıyasla yaklaşık 39 milyar TL artırılarak  141,1 milyar liraya (24,8 milyar dolar) yükseltilmesi, en dikkat çeken unsurlardan birisi. Naci Ağbal, gerçekleştirilecek harekât ve operasyonlara göre, bu tutarın daha da artabileceğini, kaynak sıkıntısının söz konusu olmadığını öne sürerek; “İhtiyaç halinde gerekli ilave bütçe kaynakları savunma ve güvenlik birimlerimizin ihtiyaçları için tahsis edilecektir" dedi.

2020 bütçe teklifinde dikkat çeken bir başka vahim ödenek artışı ise Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) projelerine, hazine garantisi ödemeleri için ayrılan tutar. İktidara yakın müteahhitlerin üstlendiği köprü, tünel, otoyol, havaalanı, şehir hastaneleri için Dolar ve Euro’ya endeksli garantilere ayrılan ödenek, üç yıldır katlanarak artıyor. İlk kez 2018 bütçesine garanti ödemeleri için 6,2 milyar TL ödenek konulmuştu. 2019 bütçesinde KÖİ garantilerine ayrılan ödenek ise 2018’in iki katından fazla artışla, 13 milyar 699 milyar TL idi. 

2020 bütçe teklifinde garanti ödemelerine ayrılan ödenek ise 2018’in üç katına, 2019’un da yüzde 50 fazlasına yükseltilerek 18,9 milyar TL (3,5 milyar dolar) oldu. 20-25 yıla uzayan garanti süreleri dikkate alındığında, üç yılda üçe katlanan dövize endeksli garanti ödemelerinin bütçeye ve ekonomiye yükünün daha da ağırlaşacağını, öncelikli alanlara (eğitim, sağlık, istihdam, yüksek teknoloji, tarım, gıda vb.) ayrılması gereken kaynakları yutacağını bugünden öngörebiliriz.

Trump ile Putin arasında sıkışan Türkiye, harekâtı durdursa, yaptırımlar gündemden kalksa da ekonomik tablonun giderek daha da kötüleşeceğinin en somut göstergesi 2020 yılı bütçesi.


Kaynak: Ahval
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER EKONOMİ HABERLERİ