Der Spiegel: Türkiye’de güvensizlik ve endişe hakim pahalılık kronikleşiyor

Türkiye’de yaşanan ekonomik krizle ilgili tartışmalara Alman politikacılar da dahil oldu. Alman Sosyal Demokrat Partisi Genel Başkanı Andrea Nahles, Türkiye’ye ekonomik yardımların yapılmasını talep etti.


Sosyal medyada eleştirilere neden olan bu açıklamanın hemen ardından benzer bir açıklama da eski Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’den geldi.

Eski Bakan, Türkiye'deki krizin güvenlik politikası açısından Almanya ve Avrupa için risk oluşturduğu uyarısında bulundu. "Kendi çıkarımız için, Türkiye'yi Batı'da tutmak için her şeyi yapmalıyız. Aksi takdirde siyasi açıdan izole edilen Türkiye'nin uzun vadede nükleer silahlanmaya gidebilir” ifadesini kullandı.


Almanya’nın Türkiye krizi konusundaki endişeleri bununla sınırlı kalmadı.

Almanya Maliye Bakanlığı da hazırladığı aylık raporunda Türkiye’deki ekonomik krize de yer verdi. Raporda, Almanya’nın Türkiye'nin ikinci en büyük yabancı yatırımcısı olduğunu hatırlattı, "Türkiye'deki ekonomik gelişmeler yeni ve dışsal bir ekonomik risk oluşturuyor" dedi. Alman medyası, Alman politikacıların “Türkiye’ye yardım” açıklamalarını eleştirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu paraları çarçur edeceğini ve Türkiye halkına bir yarar getirmeyeceğine dikkat çekti.

Die Welt Gazetesi ve Frankfurter Allgemeine yapılacak olası yardımların koşula bağlanması gerektiğine vurgu yaptı. Der Spiegel Dergisi ise, hem Alman politikacıların Erdoğan tartışmalarına, hem de ekonomik krizin Türkiye’den nasıl göründüğüne yer verdi. Konuyla ilgili olarak Ankara, İzmir ve İstanbul’dan vatandaşların görüşleri aktarıldı.

Makalede, “Türkiye yarın ne olacağı belli olmayan bir yere gelmiş. İnsanlar paralarının  yarın değerinin kalıp kalmayacağı konusunda hiç bir fikre sahip değil herkes endişeli” ifadeleri yer aldı. Türkiye’nin dışa bağımlı olması nedeniyle ülkede hayat pahalılığının kronikleşeceğine vurgu yapıldı.

Felix Sommerfeld imzasıyla kaleme alınan analiz haberde, Erdoğan’ın krizin ciddiyetinin farkında olduğunu, bu nedenle ABD ile gerginliği bilerek tırmandırdığı belirtildi.

Erdoğan’ın pragmatist politikalarına son vermesi gerektiğine dikkat çeken dergideki analiz haber şöyle devam ediyor:

“Türkiye’den gelen haberler tahmin edildiği gibi, değer kaybı, enflasyon ve  kriz ile ilgili. Bir yandan ürünlere uygulanan yaptırım kararları, diğer yandan Amerikan mallarına yapılan boykot. Türk Lirası arada soluk alsa da, değer kaybetmeye devam ediyor. Diğer taraftan, bu yaşananlar karşısında, piyasa kurallarını dikkate almak yerine, Allah’a çağrıda bulunan bir devlet başkanı var.

Geçtiğimiz günlerde bir Euro, Türk Lirası karşısında sekiz TL, bir Amerikan Doları ise, yedi TL üzerinde bir değer gördü. Peki bunun günlük yaşamdaki karşılığı ne oldu? Kriz, Türkiye’de kişilerin gelir ve konumuna göre her vatandaşa farklı bir şekilde yansıyor. Bu konuda, herkesin hemfikir olduğu nokta ise şu: Güvensizlik duygusu.”

Der Spiegel Dergisi, güvensizlik duygusu ile ilgili tespitini vatandaşlar ile yaptığı röportajlara dayandırıyor. Öncelikle İzmir izlenimlerine yer veriliyor. Vatandaşların aşırı endişeli olduğu yazılıyor. Dergi, ağırlıklı olarak gençlerin görüşlerine yer verdi:

“Türkiye’de vatandaşlar gelecekleri konusunda umutlu değil. 24 yaşında bir öğrenci olan Hasan Çelik, ‘insanlar sinirli ve öfkeliler; korkuyorlar, paralarının yarın bir değeri kalıp kalmayacağına dair hiç bir fikre sahip değiller.’ diyor.”

Alman dergisi, Türkiye ve ABD gerginliği konusunda yaşanan son gelişmeleri de aktardı. Bununla ilgili yapılan siyasi açıklamaları ve bunun piyasalara etkisini bir kez daha sayfalarına taşıdı. Ardından İstanbul’da yaşayan vatandaşların düşüncelerine ver verdi. İstanbullu vatandaşların panik içinde olduğuna işaret eden Der Spiegel, Türkiye’deki kriz, enflasyon ve hayat pahalılığıyla ilgili izlenimlerini özetle şöyle aktardı:

“Burak Horata, 27 yaşında. İstanbul'a okumak için taşınmış. ‘İnsanlar burada büyük bir endişe içinde. Daha kötü şeylerin yaşanmasından korkuyorlar; çöküş gibi. Bu yüzden insanlar, daha çok mal stok etmeye başladı, fazla tüketimden kaçınıyor’ diyor. Öyle anlaşılıyor ki, Türkiye’de güven duygusu giderek kayboluyor. Satışlar giderek düşüyor. Bu Türkiye’deki ulusal ekonomiyi daha da tehdit ediyor, satın alma gücü ve ticaret geçmiş yıllara göre giderek daha da düşüyor. 2017 yılındaki büyüme oranı yüzde 7,4 dolayındaydı. O zamanlar halk gönül rahatlığıyla mal satın alıyor ve daha fazla harcama yapıyordu. Oysa şimdi, vatandaşlar, yüksek enflasyon, döviz kurlarında açılan makas ve güvensizlik nedeniyle paralarını harcamaktan kaçınıyor.

Ekonomistler, yaşanan bu karmaşa nedeniyle Türkiye’de yaşanan krizin boyutlarının tehlikeli boyutlara ulaşabileceği uyarısında bulunuyor.

Ayşe 55 yaşında ve Ankara’da yaşıyor. İlk okula giden Horata’nın annesi, ‘kriz, nerede olduğunuza nerede yaşadığınıza bakmadan her yerde hissediliyor. Sadece lüks tüketim ürünleri değil, günlük yaşamda tükettiğiniz her şeyin maliyeti giderek daha çok pahalıya mal oluyor. Hayat pahalılığı hafta sonu pazarlarına da yansıyor’ diyor.

Bu aslında, enflasyonun bir göstergesi. Dün elma için iki TL ödenirken, bugün bunun için üç Lira ödemeniz gerekiyor. Para değerini kaybediyor. 27 yaşında olan ve Hollanda’dan Erasmus öğrencisi olarak Türkiye’de okuyan Mureille van der Maulen, ‘ben ocak ayında buraya taşındığımda, bir şişe bira için bakkala sekiz lira ödedim, aynı biranın fiyatı şu anda 11 Türk Lirası oldu. Aynı şekilde muz ve süt de giderek pahalılaşıyor’ diyor. Enflasyon ve Türk Lirası’ndaki değer kaybı, özellikle dışarıdan gelen mallarda hissediliyor. Bu durum, temelde herkese yansısa da, en çok dışarıdan mal getiren iş insanlarına yansıyor. Onlar, getirdikleri ürünlere daha çok para ödüyorlar. İş insanları, maliyeti yüksek olduğu için ürünlere daha yüksek fiyat biçiyorlar. Böyle olunca da, ürünler satılmıyor. Satın alma gücü olmadığı için malların büyük bölümü vitrinlerde duruyor. Türkiye’de dışarıya bağımlı bir ülke olduğu için hayat pahalılığı kronik bir şekilde devam edeceğine benziyor.

2017 yılında Türkiye’nin dışarıdan 68 milyar dolar mal satın aldı. Yerli endüstri, üst düzeyde dışarıya bağımlı. Bunlar arasında özellikle ham madde ürünleri ve yarı işlenmiş sanayi ürünleri yer alıyor, tabii ki buna gaz, petrolü de eklemek gerekir. Bunların hepsine zam gelmesi kaçınılmaz.

Bu yüzden bir çok vatandaş yeni gelişmeleri endişeyle izliyor. Özellikle de yaşlı olanlar, 1994 ve 2001 krizini hatırlatıyorlar. 1994’de piyasaların neoliberal politikalara teslim edilmesinden sonra Türk para birimi büyük bir değer kaybetti ve Türkiye piyasaları büyük bir durgunluk yaşadı. Yedi yıl sonra yüzde 70’i bulan enflasyon oranıyla ülke, büyük bir ekonomik krize sürüklendi. 2001 krizi, iktidarın değişmesine neden oldu. Erdoğan iktidara geldiğine halka refah getireceği konusunda söz verdi. Ancak bugün bu sözler tutulmuyor ve Erdoğan tamamen pragmatist bir ekonomi politikasını sürdürüyor. Ekonomi ve piyasa kurallarına kulak vermiyor.

Bunun yerine ABD  Başkanı Trump’a ve Merkez Bankası’na kafa tutuyor. Ucuz komplo teorilerine sırtını yaslıyor. Aslında Erdoğan, yabancı sermayenin artık Türkiye yatırım yapmayacağını, Türk Lirası ve ekonominin bir çöküşe gittiğini sezdiği için bunlara başvuruyor.”














Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER EKONOMİ HABERLERİ