ABD köşeye sıkıştırdı; Türkiye Suriye'de mevzi ve konum yitiriyor

Türkiye ile ABD arasında, ev hapsindeki Rahip Andrew Brunson nedeniyle patlak veren kriz, iki ülkenin karşılıklı yaptırımlar ilan etmesiyle, 'ben daha büyüğünü yaparım' tadında çekişmelere sahne olurken, Türkiye Suriye'de de mevzi ve konum yitiriyor.
Gazeteduvar yazarı Aydın Selcen, ABD Başkanı Donald Trump'ın Türkiye'yi Suriye'de zorladığı seçenekler için şu yorumu yapıyor:

"Suriye’de güncel durumun tercümesi şu: Trump, Putin’e İran’ı önce İsrail sınırından uzak, sonra hepten Suriye dışında tutarsa, Esat’ın başta kalmasına ve toprak bütünlüğüne egemen olmasına güvence veriyor.

Bunun anlamı Türkiye’nin 70 bin silahlı cihatçı ve üç milyon sivilin bulunduğu İdlip’te bir katliama nezaret etmek yahut İdlip’e belirli bir özerklik verilmesi ve TSK’nin çekilmesi arasında tercihe zorlanması. İdlib’e özerklik, Fırat’ın doğusuna da aynı yaklaşım demek."


Selcen'in açık bir biçimde ifade ettiği gibi, Türkiye'nin Suriye'de çok fazla seçeneği yok; özellikle de İdlib örneğinde. 

20 Ocak 2018'de Afrin'e, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) üyeleriyle başlatılan Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) harekatı kalıcı hale geldi ve TSK Afrin'e yerleşerek kendi düzenini tesis etti. İdlib'te de Rusya ve İran ile birlikte 'garantör' devlet durumunda Türkiye. Yani, burada olup biten her şeyde sorumluluğu mevcut. 

Türkiye'nin İdlib'te karşılaşacağı tablo için Selcen şunları yazıyor:

"Başka deyişle, Türkiye Suriye’ye doğrudan müdahalesinin gerekçeleri olan Esat’ı indirmek ve Kürtlerin özerk bölge edinmemesi hedeflerinin tam tersi. Ankara ve Şam açısından “kazanç” ise ABD’nin iki bin kişilik askeri mevcudiyetini sona erdirmek olacak.

ABD yaptırımları İran ekonomisini sandığımızdan derin hırpalıyor. İran’ın Şam’ı “Bağdatlaştırması”, Esat yönetimi yerli yerinde durduğuna ve Rusya halen destek verdiğine göre olası değil. Dolayısıyla İran’ın Suriye’deki askeri ayak izini küçültüp, görünmez kılması hem kendi çıkarına, hem zorunlu olabilir.

 Ankara, Suriye’de kendi kendini boyadığı köşeden, ABD’siz ve İran’sız ama Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Eylül sonunda ziyaret edeceği Almanya’ya ilaveten Fransa ve Rusya’lı dörtlü zirve önerisiyle çıkmak girişiminde bulunuyor.

Bu girişim Astana sürecinin Soçi’deki anayasa taslağı yazımı dışında miadını doldurmakta olduğunun görüldüğünü düşündürüyor. Ancak zirve toplanamadan Putin’in 18 Ağustos’ta Merkel’i ziyareti açıklandı. Rus Dışişleri Bakanı Lavrov ise 13-14 Ağustos 2018 tarihlerinde Ankara’ya geldi.

O arada İdlip’te elense mahiyetinde çatışmalar başladı. Türkiye, sınırı bu defa açmayacağını duyurdu. Sürekli, “galat-ı meşhur” kabilinden, sahada güçlü olanın, masaya güçlü oturacağı anlatıla geliyor. Ancak Nasrettin Hoca’nın “kazan doğurdu deyince inanıyorsun da, kazan öldü deyince neden inanmıyorsun” kıssasında olduğu gibi, saha bir kıvılcımla denetimden çıktığında, masanın hali nice olur yahut ortada oturacak masa kalır mı, işin o tarafını konuşan pek yok."


Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER DÜNYA HABERLERİ