Tersine beyin göçü tutmadı: Gidenler katlandı, yerlerini Ortadoğu ve Afrikalılar aldı

"Geçen yıl Kasım ayında, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank tarafından duyurulan ve TÜBİTAK ile ortaklaşa hazırlanan Uluslararası Lider Araştırmacılar Programı, 15 Aralık 2018’de resmi kampanya ile devreye girdi."



Ahval'den Zülfikar Doğan'ın analizi şöyle;


Programın hedefi, öncelikle beyin göçünü tersine çevirerek yurt dışındaki eğitimli Türk vatandaşlarını ülkeye dönmeye ikna etmek, Türkiye’de bilimsel çalışmaları öne çıkartıp yüksek teknoloji, tıp, ilaç, dijital endüstri, program ve yazılım, savunma sanayii vb. her alanda yeni buluşları, icatları devreye sokmaktı.

Bilimsel çalışmalarını, araştırmalarını Türkiye’de yürütecek bilim insanlarına 1 milyon TL’ye kadar araştırma ödeneği, araştırmayı yürütecekleri üniversite ya da kurumlara 750 bin TL araştırma desteği verileceği, deneyimli bilim insanlarına 24-36 ay süreyle 24 bin TL (4 bin 200 dolar) doktoralı genç araştırmacılara ise 20 bin TL (3 bin 500 dolar) aylık ödeneceği açıklandı.

Aileleriyle Türkiye’ye gelecek bilim insanlarına ayrıca, aylık 2 bin 250 TL (394 dolar) aile ödeneği, ailelerinin gidiş geliş uçak biletleri, konaklama, sağlık sigortası vb. olanaklar sağlanacağı duyuruldu.

15 Aralık 2018’den itibaren başvurular alınmaya başlandı ve süre 29 Mart 2019’da sona erdi.

TÜBİTAK 18 Temmuz’da resmi web sitesinden yaptığı açıklamayla, yapılan başvuruların değerlendirmesinin sonuçlandığını duyurmasına karşılık, hangi alanlarda ve projelerde hangi üniversitelere kaç bilim insanının başvurduğu, kabul edilen araştırma projelerinin neler olduğu bilgisini paylaşmadı. 

Buna karşın, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, başvuru süresi dolduktan sonra yaptığı açıklamada, 30’dan fazla ülkeden 200’ü aşkın başvuru geldiğini, bunlar arasında 2007’de Nobel Barış Ödülü alan bir profesörün de yer aldığını duyurmuştu.

Varank, dünyanın önde gelen üniversitelerinden Harvard, MIT, Stanford, Oxford, Cambridge, Imperial College, Yale’den başvurular yapıldığını belirterek; “Araştırmacıların çalıştıkları yerler arasında Intel, Amazon, Siemens gibi teknoloji şirketleri, CERN gibi araştırma merkezleri var. Başvuru sayısında Amerika birinci sırada yer alıyor, onu İngiltere ve Almanya takip ediyor. Bilimin öncüleri Türkiye’de bilim yapmaya ‘Evet’ dedi. Dünyanın en iyi araştırmacıları ülkemize taşınmaya karar verdi. Artık Türkiye istisnai araştırmacılar ve bilim insanları için bir cazibe merkezi haline geliyor" demişti.

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, başvuruların değerlendirilmesi sonrasında son duruma ilişkin 24 Temmuz’da yaptığı açıklamada ise yurt dışından başvuru yapan 243 bilim insanı ve araştırmacıdan 127'sinin programa katılma hakkı elde ettiğini söyledi. Bakan Varank "Değerlendirmeler sonucunda 21 farklı ülkeden 98'i Türk, 29'u yabancı olmak üzere, alanında lider 127 bilim insanı ve araştırmacı, Türkiye'nin yazacağı yeni başarı hikâyesinin bir parçası olmaya hak kazandı" dedi.

Bakan Varank’ın bu iddialı açıklamalarına ve yurt dışından gelecek akademisyenlere, araştırmacılara vaat edilen en az 1 milyon TL’lik araştırma ödeneklerine, 4 bin dolarlık maaşlara karşılık, Türkiye’deki üniversitelerde Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) gerçekleştirilen ihraçlar sonrası tam bir çöküş yaşanıyor. 

Art arda çıkartılan KHK’lerle iki yılda 5896 akademisyen, üniversite öğretim üyesi üniversitelerden atılırken, bu kişiler pasaportları iptal edildiği için yurt dışındaki üniversitelerden aldıkları araştırma, burs, konuk öğretim üyesi ve kürsü davetlerine gidemiyor. KHK’li oldukları için yurt içinde çalışamıyor eğitim veremiyor, mesleklerini, bilimsel araştırmalarını yürütemiyor.

Dolayısıyla, 15 Temmuz 2016’daki darbe teşebbüsünden sonra çok sayıda üniversite ve eğitim kurumunun kapatıldığı, binlerce bilim insanının üniversitelerden atıldığı bir akademik iklimde, bilimsel araştırma açığı sorununu sadece parayla çözmeyi amaçlayan programa yapılan başvuruların 200’lerde kalması, bunlardan kabul gören 127’si içinde de Türk bilim insanlarının sayısının sadece 98 olması, hükümetin açıklamalarının aksine, “tersine beyin göçü” projesinin tutmadığını gösteriyor.

“Barış Akademisyenleri” olarak bilinen 2 bin dolayında öğretim üyesinin ihraç edilerek, terör suçlamasıyla yargılandığı, bazılarının cezaevine girdiği süreçte özgür bilimsel araştırma ortamı ve üniversite özerkliği de askıda. 

2016 Temmuzundaki Olağanüstü Hal (OHAL) ilanı sonrasında, ilk yayınlanan KHK’lerle üniversite öğretim üyelerinin yurt dışına çıkışı yasaklandı. Ardından, üniversitelerdeki rektör seçimleri kaldırılıp, atamaların tek başına Cumhurbaşkanının yetkisine bırakıldığı KHK düzenlemesi yürürlüğe girdi. Bu uygulama, yeni hükümet sistemiyle de sürdürülüyor. Tüm rektörleri tek imzayla Cumhurbaşkanı Erdoğan tayin ediyor.

Bilim İnsanı Kurtarma Fonu (Scholar Rescue Fund), Risk Altındaki Akademisyenler Konseyi (Council for At-Risk Academics) gibi uluslararası kuruluşlar, Türkiye’den gelen akademisyen başvurularında patlama yaşandığını, yapılan başvuruların yüzde 65’inin Türkiye’den olduğunu vurguluyorlar.

Dolayısıyla, akademik, bilimsel özgürlüğün ortadan kalktığı, ifade özgürlüğünün olmadığı, akademisyenlerin ya cezaevinde ya da işsiz olduğu ve derin bir ekonomik krizin yaşandığı Türkiye’de, parayla yaptırılacak araştırmalara yurt dışından gelen başvurular 200’de kalırken, aksine Türkiye’den göçün, kaçışın katlanarak sürdüğü, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı son verilerle somutlaşmış durumda.

Kamuoyuna açıklanan resmi göç istatistiklerine göre, Türkiye’den göç edenlerin sayısı 2018 sonunda bir önceki yıla göre yüzde 27,7 artarak 323 bin 918 kişi oldu. Türkiye’den göç edenlerin 136 bin 740'ı Türkiye vatandaşı iken 187 bin 178'i yabancı uyruklu.

Türkiye'den göç eden nüfusun yaş gruplarına bakıldığında, yüzde 15,7 ile 25-29 yaş ve yüzde 13,2 ile 20-24 yaş arasındaki genç ve eğitimliler ilk başta yer alıyor.

Buna karşılık, Türkiye'ye göç edenlerin sayısı ise bir önceki yıla göre yüzde 23,8 artarak 577 bin 457 kişiye ulaştı. Türkiye'ye yurt dışından gelen nüfusun çoğunluğunu Irak vatandaşları oluşturdu. 

Açıklanan verilere göre, Türkiye'ye göç edenler arasında da yüzde 11,9 ile 25-29 yaş grubu ve yüzde 11,5 ile 20-24 yaşındaki gençler ilk iki sırayı alıyor. Bunları yüzde 10,3 ile 30-34 yaş grubu izliyor.

Türkiye'ye yurt dışından gelen yarım milyonu aşkın nüfusun yalnızca 110 bin 567 kişisi T.C. vatandaşı. Kalan 466 bin 890 kişiyi ise yüzde 23,6’sı Iraklı olmak üzere, Afganistan, Suriye, Azerbaycan, İran, Özbekistanlılar oluşturuyor. Tabii bunlara daha düşük oranlarda olmak üzere Somali, Sudan, Nijerya, Mısır, Libya vb. Afrika ülkelerinden gelenleri de ilave etmek gerekiyor.

Verilere bakıldığında, binlerce akademisyenin üniversitelerden atıldığı Türkiye’de, genç ve eğitimli nüfus artan şekilde yurt dışına göç ederken, yurt dışındaki Türklerden ülkelerine dönmeyi tercih edenler ise başka ülke vatandaşlarının beşte biri düzeyinde. Yani Türkiye’dekiler her yıl çoğalarak gidiyor, yurt dışındakiler dönmüyor. 

Bu göç ve nüfus sirkülasyonunun dikkat çeken, kaygı yaratan bir başka boyutu ise belki de geleceğin akademisyenleri, bilim insanları, iş insanları, sanatçıları olacak genç ve eğitimli Türk vatandaşları ülkeden giderken, göç edenlerin neredeyse üç katına yakın ve ağırlıkla Ortadoğu, Orta Asya, Afrika kökenli işsiz, eğitimsiz, dil bilmeyen, yaşam biçimi, kültürü farklı yüz binlerce genç nüfusun Türkiye’ye göç etmesi.


Kaynak: AHVAL
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER BİLİM & TEKNOLOJİ HABERLERİ