Zorbalık her yerde: Doktorlara zulmün ardı arkası kesilmiyor

"AKP iktidarı için başarının ve mesleki başarı yanın ihtisasın hiç önemi olmadığı her geçen gün belirginleşiyor."



İsmail S. Gülümser/Aktif Haber


Onlar her meslekten yıllarını o mesleğe vermiş en deneyimli kadroları sırf kendilerine muhalefet ettiği için herhangi bir gerekçe bile göstermeden meslekten uzaklaştırabiliyorlar. Meslek erbabının birey olarak ülkeye ne kazandırdığına bakmadan yüzde oranları vererek binlerce insanı meslekten uzaklaştırmakta toplumun o hizmetlerden yararlanmasını engellemekte mahzur görmüyorlar.

Bakan Akdağ; ihraç edilen doktor adedini verirken binlerle doktorun atıldığı bir zorbalığı meslektekilerin küçük bir grubu diyerek zulmü küçük göstermeye çalışıyor. Kendisi de bir doktor olan Akdağ Türkiye tarihinin hiçbir döneminde böyle kitlesel bir mesleki kıyımın olmadığını en iyi bilenlerden biri. Tabipler Birliği uzun yıllardan beri dünya görüşü farklı olmasına rağmen Akdağ’ın doktorluk mesleğini elinden almayı düşünmemiş.

DOKTORLAR MESLEĞİNİ HAKETMİŞ ÜLKENİN EN BAŞARILI GRUBUNU OLUŞTURUYOR

Doktorluk mesleğine bugüne kadar siyaset pek bulaşmamıştı, AKP iktidarı bu mesleğe de siyaset bulaştırdı. Ülkenin başarı düzeyi en yüksek insanlarının toplandığı bir mesleği yürütenlerden siyaseten kendine uygun görmediklerini yok edecek kararlar alıyorlar. Sade tıp alanında binden fazla profesör doçent ve yardımcı doçent de atılanlar arasında araştırma görevlilerini dâhil sağlık bilimlerinde üniversitelerden atılan akademisyen sayısı 1.500 ü buluyor.

Ülkenin en gözde mesleklerinden biri doktorluk, bu yüzden bu alana girenler ülke en başarılılarından oluşuyor. Yaklaşık 1 milyon öğrencinin tercih ettiği tıp fakültesi ilk 10 bine girenler yani %1 lik dilime giren ülkenin en seçkin öğrencileri alınıyor. 6 yıllık zorlu ve oldukça yorucu bir tıp tahsilinden sonra mesleğe başlıyorlar. Atılanların yaklaşık yarısını oluşturan mütehassısların ise eğitimden sonra 4 yıl üniversite hastanelerinde gecesini gündüzüne katarak ihtisas yapıyor ve öyle mesleğe başlıyor.  İktidar partisi ülkenin yüzde birlik dilimine girdikten sonra en az 10 yıl mesleki eğitim almış deneyimli en çok ihtiyaç duyulan elemanlarını sırf siyaset uğruna sokağa atıyor

AKP SİYASETİ İNSAN HAYATINDAN ÖNEMLİ GÖRÜYÜR DOKTOR KIYIMI YAPIYOR

Doktorluk mesleği ticaretten sonra hemen dünyanın her yerinde en yüksek gelir getiren en prestijli mesleklerden biri, ABD de doktorların aylık geliri yaklaşık 20 bin dolar, meslektekiler AKP iktidarına kadar hiç bu şekilde aşağılanmamıştı. İktidar kendisi dışında kimsenin itibar sahibi olmasını istemiyor, doktorlarla mücadelesi mesleğin itibarını düşürecek ilk adımı tam gün yasasıyla atmaya başladı. Sırf forsunu artırmak için, hiç planlama yapmadan giriştiği tüm problemli işlerin angaryasını doktorların üzerine yıkıp doktorları gelir düzeyi düşük ucuz iş gücü haline dönüştürecek tam gün yasası çıkardılar. 2010 yılında çıkarılan yasa ile göre birçok doktor, tam gün çalışmaya mecbur edilerek özel muayenehanesi ile hastane arasında bir tercih zorunda bırakıldı.

Tepkilere rağmen çıkan yasa alanında başarılı çok sayıda mütehassıs doktor ve Profesörleri 3 ay içinde muayenehanesini kapatmaya zorladı. TTB verilerine göre yasa duyurulduğunda 20 bin civarında muayenehane varken bunların büyük bir bölümü daha ilk yıldan itibaren kapandı.

Tıp fakültelerinden hocaların %50 ye yakını ayrıldı, Cerrahpaşa ve İstanbul tıp gibi Türkiye’nin en önde fakültesinden ayrılan hoca sayısının 400 ü buldu 14 bölüm öğretim görevlisi yokluğundan kapanmayla karşı karşıya kaldı, totaliter rejimlere özgü baskıcı yaklaşımlarıyla doktorluk mesleği ve ülkedeki sağlık hizmetleri önemli bir darbe yedi. Uzun süre tam gün yasasından istenen verim alınamayınca biraz gevşetildi, ancak kapanan sağlık birimleri ve ayrılmak zorunda bırakılan deneyimli kadroların çoğu geri getirilemedi.

Bu ilk saldırıdan sonra doktorları hizaya getiremediğini düşünen AKP yetkilileri 15 Temmuz 2016’dan sonra ilan edilen OHAL kullanarak doktorlardan öç almaya girişti. Plansız uygulamalarına karşı olan tüm doktorlarla amansız bir mücadele bir cadı avı başlatarak mesleğe onarılması güç darbeler vurdu. Nasıl hazırlandığı hangi delile dayandığı bilinmeyen listelerle sağlık bakanlığında çalışan 10 bin civarında sağlık personelinin ihraç edildiği bir kıyım başlattı.

GÜVENLİK SORUŞMASINA TAKILAN ATAMASI YAPILMAYANLAR

Çalışanların ihracıyla yetinmedi, doktorlar dâhil kamuya alınacak tüm personel için “güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması” şartı getirerek istediğini engelleyecek yollar geliştirdi. Tıp fakültelerini bitirmiş mecburi hizmetini tamamlamak için atama bekleyen binden fazla doktor adayı o yıl güvenlik soruşturmasına takıldı.

Bazılarına “atama şartlarını taşımadıkları için atamalarının yapılmadığını” belirten yazılar gönderilerek mesleklerini yapmaları engellendi. Mecburi hizmeti olduğu halde atanamayan doktorlar “mecburi hizmetten muafiyet belgesi” alamadıkları için kaçak yolla çalışmak zorunda bırakıldı, yapılan itirazlara “devletin bekası için hukuki zeminde bu kararın alındığı” belirten yazılar gönderildi. Yani adaylar henüz suç işlememiş olsalar bile ileride suç işleme ihtimalleri olduğu ön kabulüyle atamasının yapılamadığı bildirildi. Kimse henüz işlemediği muhtemel bir suçtan dolayı cezalandırılamaz, bu anlayışa göre her aday ileride devletin bekasına zarar verecek işlere kalkışabilir.

BBC Türkçe’de yayınlanan habere göre kendisine ait hiçbir olumsuz kayıt bulunmasa bile; aile bireylerinden herhangi birinin Türkiye’de yasal olarak kurulmuş bazı siyasi partilere, Gülen hareketinin yasal faaliyetlerine bir şekilde ilişkisi tespit edilenlerin, hatta kapatılan üniversitelerin tıp fakültelerinden mezun olmuşların, eskiden cemaate ait bir kurumda annesi aşçılık yapmış, babası şoförlük yapmış olanların, babası Eğitimsen üyesi olanların bile güvenlik soruşturmalarına takıldığı belirtiliyor.

CHP milletvekili Dr Ali şeker, “Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmalarının AKP nin muhalifleri tehdit ve cezalandırma aracına dönüştüğünü, gecelerini gündüzlerine katarak kazandıkları gönül verdiklerini mesleklerinin AKP eliyle hiç gerekçe göstermeden ellerinden alındığını, Türkiye’nin bunaltıcı ortamında ülkenin en çok ihtiyacı olan bir meslek grubunun yurt dışına kaçmaya beyin göçüne zorladığını aktarıyor. (2016 kasım ayından itibaren yurt dışına kaçmaya çalışanlarla ilgili beyin göçü haberleri düşmeye başlıyor.)

HDP milletvekili Gergerlioğlu; Bakana Masumiyet karinesi ve suçun şahsiliği ilkesini varken eşleri ya da başka yakınları yüzünden tıpta uzmanlık sınavını kazandığı halde doktorların niçin atanmadığını yakınlarından dolayı cezalandırmanın hangi hukuk ilkesine göre yapıldığını soruyor.

Birçok doktorun uzmanlık sınavını kazandığı halde başlatılmadığı halen uzmanlık ihtisasını sürdüren yaklaşık 300 asistanın ihraç edilerek yıllardan beri umutla bekledikleri hayallerinin yok edildiği, iktidarın hınç içinde doktorlara zulmettiğini uygulamaların ancak Nazi Almanya’sında görülecek soykırım olduğu anlatılıyor.

SAĞLIK ÇALIŞANLARINA CADI AVI NASIL YAPILIYOR

Güvenlik soruşturmalarının güvenilir olmaktan uzak olduğunu gösteren örnekler ortaya çıkıyor. 2017 yılında mezun olmuş bir doktor adayının soruşturma belgesinde, “TKP terör örgütü eylem ve etkinliklerine katıldığı, abisinin cemaate bağlı TUSKON üyesi bir şirketin yönetim kurulunda görev yaptığı belirtilmiş. Atanmaya engel olarak gösterilen terörle suçlanan her iki kuruluşun yasal olması bir yana, aday ailenin en büyük çocuğu kendinden büyük bir abisi yok, abisi olmadığını nüfus kayıt örneği ile de belgelemiş, yani tamamen subjektif ve keyfi yürütülen soruşturmalarla gencecik insanların hayatı karartılıyor.

Fundanur Öztürk’ün BBC Türkçedeki bir diğer haberine göre; güvelik soruşturması olumsuz çıkan gizlilik bahanesiyle gerekçesi açıklanmayan “atama şartlarını taşımadığınız için atamanız yapılmamıştır” denilen adaylar şehir şehir dolaşıp iş başvurusu yapıyor ama özel hastaneler senin kesin bir suçun vardır diyerek iş vermiyor. “Hayatı boyunca emniyetle hiç ilişkisi olmamış en masum insanlar bir anda ülkenin en suçlu insanı konumuna itiliyor yıllarca verdiği emeklerin boşa gittiğini kendilerini bir hiç gibi gördüklerini” anlatıyor.

28 Şubat sürecinde başbakanlıkta tahkim kurulu dedikleri bir grup kurulmuş ve irticai faaliyetlere karıştıkları gerekçesiyle devlet memurları hakkında inceleme başlatılmıştı. Bu işin mağdurlarından olanlar şimdi kendileri en büyük kıyımı yapıyor. Kanun ve mevzuat önünde hiçbir suç unsuru olmayan konularla insanları suçlayıp üstelik soruşturma yapma gereği bile duymadan meslekten ihraç ediyorlar. İhraç edileceklerin çoğu MİT listeleri ya da doğruluğunu teyit etme şansı olmayan kıskanç meslektaş-tanıdık ihbarlarıyla belirleniyor, yasal faaliyetleri yüzünden doktorlar cadı avının muhatabı oluyorlar.

İhraç edilen doktorlardan 2 binden fazlasının OHAL komisyonuna başvurduğu bunlardan 600 civarında olanın sonuçlandığı ve çok azının iade edildiği bildiriliyor. İade edilenlerin çoğunun sadece bylock yüzünden ihraç edildiği ancak ve kullanmadığının tespit edilmesi üzerine iade edildiği aktarılıyor.

AKP Atanamayanlar için faklı engeller çıkarıyor: yeni mezunların devlet ya da özel hastanelerde doktorluk mesleğini yürütebilmesi için 2 yıl kamu hizmeti yapmaları zorunlu, normal dönemde mezuniyetten sonra 2 ay içinde atama yapılırken, OHAL le getirilen subjektif kriterlere göre yürütülen “güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması” hükmü mesleğe girişin önünü tıkadı. Bu doktorların mesleğini icra etmesini istemeyen AKP iktidarı ilerleyen günlerde, “muafiyet belgesi” vermeyi yasaklayarak onların başka kurumlarda çalışmasını engellemeyi planladı.

İNTİKAM DUYGUSUYLA HAREKET EDEN AKP İHRACI GÜVENLİK SORUŞTURMASINI YETERLİ GÖRMEDİ

İktidar partisi ihraç ettiği doktorların bir bölümünün iş güvencesinden uzak düşük ücretlerle özel sağlık kuruluşlarında çalışmasından bile rahatsız oldu kendilerini intikam duygusuna kaptırmış partililer bu kez 2018 Kasım ayında meclise “KHK lı doktorlara çalışma yasağı” getiren bir teklif sundular.

Tasarıya göre KHK lı doktorlar, SGK ile anlaşmalı hastanelerde çalışamayacak, çalıştıran hastanelerin anlaşmaları fesh edilecekti.

Mecliste yapılan görüşmelerde doktorların mağduriyetini önlemek için kıyasıya mücadele edenlerden birisi de HDP milletvekili Gergerlioğlu oldu.

AKP; KHK lı doktorların SGK ile anlaşmalı kurumlarda çalışmasını engellemeye çalışırken, O;

“Türkiye’de sağlık hizmeti veren özel kuruluşların tamamına yakının SGK ile çalıştığını,

“KHK ile ihraç edilenlerin 7 binden fazla sağlık çalışanının işsizliğe açlığa mahkûm edilmek istendiğini”

“Yıllarca eğitim almışların yaşayan ölüler haline getirileceğini, vicdanını olanın bu zulme sessiz kalamayacağını”

“Ekmeğini elinden almaya çalıştığımız bir doktorun şu anda ölmek üzere olan bir hastayı kurtarmaya çalıştığını”

“Peygamberimize, yapılan alışverişi kesme boykotunun 3 yıl sürdüğünü, iktidar partisinin de aynen onlar gibi insanları ölüme mahkûm ettiğini, teklifin zalimce siyasi soykırım yasası olduğunu”

hem sosyal medya hem diğer araçlarla kamuoyuna duyurdu, geniş bir kesimi harekete geçirdi.

CHP Milletvekili Ali şeker de meclis görüşmelerini Periskop üzerinden naklen yayınlayarak insanlık dışı düzenlemeyi AKP nin doktorlara reva gördüğü zulmü; “Zorlu tıp eğitiminden geçmiş doktorların mahkeme kararı olmanda hukuka aykırı bir şekilde ihraç edildiğini,” “Mesleğin zorlukları ve ülkemizin binlerce doktor açığının bulunduğunu ” sözleriyle anlattı.

Saadet Partisi Başkanı Temel Karamollaoğlu; "Buradan iktidara sesleniyorum; bu insanları açlığa, yokluğa, sefalete mahkûm ederek sadece ah alırsınız. Mazlumun ahı titretir arzı. Adalet olmadan, devlet olmaz!" ifadelerini kullandı

BBC-DW Türkçe gibi birçok internet gazetesi KHK lı doktorlarla görüşerek tartışmaların perde arkasını araştırdı. Mesleği yapma hakkı elinden alınan birçok doktorun niçin ihraç edildiğini ya da güvenlik soruşturmasıyla elendiğini bilemediği ortaya koydu. Atılan ya da atanamayanlar;

“Çalışma hakkımız keyfi şekilde alınıyor, açlığa mahkûm etmek istiyorlar”

“Yıllarca devlette çalışıp sebepsiz atıldım, özel hastanede bulduğum düşük ücretli işten de atmak istiyorlar”

“Devlet neden terörist olduğumu bile bildirmeden attı şimdi de sivil ölüme terk etmek istiyorlar” ifadelerini kullanıyor.

TTB, SES gibi meslek örgütleri 5. Maddeyle KHK li ve güvenlik soruşturmasını geçemeyen doktorlar için OHL in kalıcı hale getirileceğini belirterek “eğitim ve çalışma hakkımız engellenemez- sivil ölümü kabul etmeyeceğiz” pankartlarıyla protesto eylemeleri yapıyorlar.

CHP li Fazıl Kasap “stetoskop ve enjektörle doktorların nasıl darbe yapacağını, HDP liler “iktidarın yeni bir yurttaşlık statüsü tanımladığını, OHAL den etkilenen yüz bini aşkın kamu emekçisi ve yakın çevresini yurttaşlık statüsünden çıkardıklarını” anlatıyor.  CHP grup başkan vekili Özgür Özel AKP nin “masumiyet karinesini, Anayasanın eşitlik ilkesini ayaklar altına aldığını, kendilerinin Darbeci bir generalin kardeşini büyük elçi olarak atarken vatandaşları yakınlarından dolayı cezalandırmanın insan haklarıyla bağdaşmadığını anlatıyor.

Gazeteci Ahmet Hakan köşesinden tepkilere sebep olan yasa için, zulme rızanın bile zulüm olarak görüldüğü bir anlayışın mensupları olmakla övünen AKP yetkililerini tutumlarını gözden geçirmeye davet ettiği yazısında:

“KHK ile işten atılmışsınız, kendiniz savunacak bir imkân sunulmamış, hakkınızda hiçbir mahkeme kararı yok, muhtemel bir suçlamaya maruz kalmışsınız, tüm işe dönüş yollarınız tıkanmış bir doktor olarak SGK ile anlaşmalı hastanelerde bile çalışmanız engellenmek isteniyor.  bu zulüm sayılır. “ ifadelerini kullanıyor.

Teklifler muhalefetin ve AKP ortağı MHP nin de tepkisine sebep olunca iktidar küçük bazı değişiklikleri yapmayı kabul etti ve KHK lı doktorların tüm özel hastanelerde çalışmasına güçlükle izin verildi.

DOKTORLUK GÜVENCESİZ UCUZ İŞGÜCÜ OLARAK GÖRÜLEN BİR MESLEĞE DÖNÜŞTÜ

Özel hastanelerde görev alarak geçimini sağlamaya çalışan yaklaşık 5 bine yakın doktor, sosyal güvencesi olmadan gece nöbeti dâhil başvurduğu yer ne önerirse kabul etmek zorunda kaldılar.

HDP Milletvekili Gergerlioğlu; hukuka aykırı fişlemelerle binlerle ifade edilen sağlık çalışanın ihraç edildiğini belirtti.

Güvenlik soruşturması olumsuz çıkan yüzlerce tıp fakültesi mezunu doktorluk yapamıyor, iş bulmakta ciddi zorluklar yaşıyor ve mecburi hizmet muafiyet belgesi alamadıkları için sigorta girişleri yapılamıyor sosyal güvencesiz merdiven altı olarak ifade edilen yerlerde kaçak olarak çalışmak zorunda kalıyorlar. Normalde 800-1000 lira arasında yapılan nöbet tutma için KHK lıları hasta bakıcı veya temizlik işçisi olarak gösterip 300-400 TL teklif çalışma teklif ediliyor. Kabul edenlere 24 saat çalışma karşılığı asgari ücretten işçi gibi asgari ücretten sigorta yatırarak ailesini geçindiremeyeceği şartlarda çalıştırıyorlar. Bu rakamın çok düşük olduğunu söylediklerinde siz çalışmazsanız yüzlerce bekleyen var cevabını alıyorlar.

Atanamayan bir aday “garsonluk aradığını, AVM lerde iş başvurusu yaptığını ama doktor olduğunu öğrenen her iş yeri sahibinin endişe ettiği için iş vermediğini, strese girdiği için antidepresan kullanmaya başladığını” anlatıyor. Bir diğer aday yaşadıklarını “sosyal ölüm” olarak niteliyor. “Hiçbir sosyal çevresinin kalmadığını, psikolojisinin darmadağın olduğunu, liseye hazırlıktan itibaren hayalini kurduğu ve yıllarca yoğun emek vererek kazandığı bir mesleğe tam başlama aşamasında elinden alınmasını izah edemediğini, hayallerinin yıkıldığını” anlatıyor.

Kaçak çalışarak harçlığını çıkarmaya çalışan bir aday, suçun şahsiliği unutularak babasının soruşturma geçirdiği için güvenlik soruşturmasında olumsuz sonuç veriliyor, daha sonra babasının aklandığı halde kendinin aklanamadığı için göreve başlayamıyor.

ANAYASAYA AYKIRI DÜZENLEMEYLE İKTİDAR DOKTORLAR İÇİN OHAL’İ KALICI HALE GETİRDİ

Kendisi de KHK mağduru olan CHP İstanbul Milletvekili Anayasa profesörü İbrahim Kaboğlu;

Doktorlarla ilgili düzenlemeyi “iktidarın OHAL uygulamalarını olağan döneme yayma gayreti olarak gördüğünü şu sözlerle ifade ediyor.

“İltisak ve irtibatı bulunanların” güvenlik soruşturmasıyla elenmesi ifade eden hükümlerin;

Anayasaya ve ceza hukuku ilkelerine aykırı olduğunu,

Değerlendirmelerin hiçbir nesnel kanıta dayanmadığını,

Kişilerin tamamen sübjektif değerlendirmelerle istediğini elemeye dönük kullanılabileceğini,

Güvenlik soruşturmasıyla ilgili düzenlemenin Anayasaya aykırı OHAL KHK sıyla yapıldığını,

Bunun olağan dönemde uygulanacak bir kanun haline getirilmesinin hiçbir hukuki dayanağının olmadığını,

Kişilerin liyakate göre değerlendiremeyeceği, yargısız infaz amacıyla kullanılacağı için anayasaya aykırı olduğunu, Yasayla, yasama-yürütme-yargının yargısız infaz için birleştirilmesinin anayasaya ve Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmelere aykırı olduğunu bununla iktidarın istediği gibi sağlık çalışanlarını ve sağlığı katledeceğini anlatıyor.

Yıldıray Oğur DGM ler ile KHK ları karşılaştırdığı yazısında; Kendisi de özgürlüklerin sınırlandırmasına karşı “bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bildiriye imza atan 611 akademisyenden olduğu için KHK ile ihraç edilen bir doktor olan Saadet Partili Milletvekili Prof Dr Cihangir İslam’dan aktardığı,

“Türkiye’de bir zamanlar hukuk adalet mücadelesinin DGM lerin siyasi karalarına karşı yapıldığını, bunlardan en çok zarar görenlerin 42 yıl sonra kendine muhalif gördüğü kesimlere daha büyük çapta hukuksuzluk yaptığını ve bugün hukuk mücadelesinin DGM ler yerine KHK lara karşı yapıldığını aktarıyor.  İktidarın zulümde DGM leri solladığını, 15 temmuzun bahane edilerek tüm muhaliflerin tasfiye edildiğini, vehmi bir terör örgütü uydurup onunla irtibat ve iltisakı olanları hatta hiç irtibatı olmayan Alpaslan Kuytul hocayı bile muhalif olduğu için hapse attıklarını, KHK lılar ölüme mahkum ettikten sonra üstüne beton dökmeye çalıştıklarını, Anayasayı ve en temel hakların ihlal edildiğini anlatıyor.

Yıldıray Oğur da, insanların bütün ömürlerini verdiği mesleklerini suç olmayan faaliyetler yüzünden bir idarecinin keyfi tasarrufuyla elinden almanın, bu yetmezmiş gibi, ömür boyu hem kendilerini hem ailelerini cezalandırmanın, pasaportlarını ellerinden alıp mesleklerini yurt dışında yapmalarını bile engelleyip açlığa mahkûm etmenin masumiyet karinesini yok sayıp mesnetsiz suçlarla insanları cezalandırmanın insanlık dışı olduğunu” anlatıyor.

ÇOK SAYIDA NİTELİKLİ PERSONEL SOKAĞA ATILDI, SAĞLIK HİZMETLERİ AKSADI

En büyük sağlık hizmeti sunucusu olan kamuda hastanelerinde KHK lar yüzünde iş güvencesi ortadan kaldırıldı, kimin ne zaman ne gerekçeyle işten atılacağını bilmediği belirsizliklere dolu keyfi bir çalışma ortamı hazırlandı.

Kapatılan vakıf üniversitelerine bağlı, 6 tıp fakültesi ve özel sektöre ait 35 hastane kapatıldı, çalışanları neyle suçlandıkları bilinmeden sokağa atıldı. Bazı devlet üniversitelerinin ana bilim dallarında yeterli sayıda nitelikli personel kalmadı, ihraçlar yüzünden hekim başına düşen hasta sayısı arttı, doktorların muayene süreleri kısaldı,  sağlık çalışanlarının yaşadığı sorunlar yanında devlet üniversitelerinde sağlık hizmetlerinin sunumunda yaşanan sorunlar arttığı için ihraçlar sadece çalışanları cezalandırmakla kalmadı vatandaşları cezalandırmaya dönüştü.

İnci Hekimoğlu Art Gerçekteki yazısında, konuyu hiciv dolu ifadelerle “Sağlımız sarayınıza armağan olsun” sözleriyle anlatıyor.

AKP nın iktidarını sağlık ve sosyal yardımlarla pirim yapmaya çalıştığını ancak tamamen yandaşlara rant kazandırmaya dönük bu faaliyetlerin çöktüğünü,  şehir hastanelerinde de kuyruklarının, sağlıkta şiddetin arttığını,  tam gün yasası ve atılanlarla deneyimli hekimlerin özele ya da yurt dışına kaçtığını devlette öğrenci yetiştirecek hekim kalmadığını, vatandaşların yeni açılan içi boş tıp fakültelerinde öğrencilerin kadavra üzerinde bile ameliyat pratiği yapmadan mezun olan öğrencilere teslim edildiğini” anlatıyor.

TUİK istatistiklerine göre Türkiye’de ortalama bir doktora 600 hasta düştüğünü, her doktorun yılda 5 bin hastaya baktığını, doktor sayısı bakımından OECD ortalamasının yarısına ulaşamadığımızı, ciddi doktor açığının olduğu bir ülkede AKP nin sırf siyasi gerekçelerle meslekte kıyım yaptığı, 69 üniversite hastanesinden 5 ini kapattığı belirtiliyor.

Recep Akdağ’ın 2018 yılında şehir hastanelerini savunurken verdiği bilgiye göre, dünya sağlık örgütünün Avrupa bölgesinde 53 ülke var doktor sayısı itibarıyla Türkiye Bosna’nın üstünde 52. sırada yer alıyor.

CHP Türkiyen’in 16 yıllık AKP iktidarı döneminde geldiği vahim durumu gösteren Mart 2018 deki raporunu açıklayan başkan yardımcısı Tekin Bingöl; “sağlıkta reform olarak sunulan sistemin halk sağlığını yok saydığını, doktorların çalışma ve yaşam şartlarını iş güvencelerini tehdit ettiğini, performans baskısı uzun çalışma saatleri, artan nöbet sayılarıyla intiharların başladığını, sağlıkta şiddetin arttığını doktorların güvenlik soruşturmalarının işkenceye dönüştüğünü, doktorların marketlerde çalışmaya zorlandığını, kişi başına düşen hekim sayısı bakımından Güney Afrika gibi ülkelerle birlikte en alt sıralarda bulunduğumuzu” anlatıyor.      

AKP nin sağlıkta devrim yaptık iddialarının hepsinin boş çıktığı, ihraçların yapıldığı 2016 raporuna göre, 34 OECD ülkesi arasında Türkiye’nin hasta başına düşen doktor sayısı itibarıyla sonuncu sırada yer aldığı görülüyor.

İhraçlarda AKP nin hukuk gözetmediği gibi hiçbir ahlaki ve etik ilke gözetmediğini gösteren en güzel örneklerden biri de, Türkiye’nin yetiştirdiği en iyi genel cerrahlardan biri olan Prof Dr Cem Terzi ; 100  binin üzerinde mülteciye sağlık taraması-gıda desteği yapmış dünyaca ünlü bir cerrah da AKP nin zulmüne uğrayanlara katılıyor.

ÜLKENİN EN YETENEKLİ KADROLARINA DEVLET ELİYLE TRAVMA YAŞATILIYOR

İhraçlardan sonra mesleğini başarıyla sürdüren birçok sağlık çalışanına devlet eliyle travma yaşatıldı, iş bulamayan doktor ve sağlık çalışanlarından intihar edenler oldu. Bylock yüklediği iddiasıyla açığa alınan Dr Orhan Çetin ağır bunalım geçiriyor ve İzmir’de çalıştığı hastanenin 10. katından atlayarak intihar ettiğini iddia ediliyor. İntihardan sonra doktorun bylock kullanmadığı tespit ediliyor ve AKP iktidarı gencecik bir doktorun ölümüne sebep oluyor.

2018 Haziran ayı içinde Silivri cezaevinden çok önemli bir intihar haberi geldi.

Sabah gazetesinin 17 Ağustos 2007 de “Harran’lı Halil Özyavuz doktor olacak” diyerek duyurduğu, 8 çocuklu bir ailenin pamuk tarlasında çalışırken önce Anadolu lisesini sonra doktorluğu kazanmasını, başarı hikâyesi diyerek haber yaptığı Özyavuz ÖSS de çok yüksek bir puanla Cerrahpaşa tıp fakültesini kazanıyor. Üniversiteyi birincilikle bitirip uzmanlık sınavı TUS da Türkiye üçüncüsü oluyor. Ancak o da Radyoloji uzmanı iken Bylock kullandığı iddiasıyla tutuklanıyor. Bir ay sonra cezaevinde intihar ettiği söylenerek hayatını kaybediyor. İnsan hakları savunucusu Gergerlioğlu Twitter hesabından; “bu zalimlik ahrete kalmaz, bu kaçıncı intihar” diyerek duyuruyor.

İnci Hekimoğlu Artı Gerçekteki yazısında; AKP iktidarının tam gün yasasından dolayı ayrılan ya da atılan doktorların oluşturduğu boşluğu doldurmak için çalışanları da sürekli performans baskısıyla zorladığını onlara da ayrı travma yaşattığını şu sözlerle anlatıyor. “Özveriyle çalışan doktorlardan her hastaya daha kısa süre ayırma anlamına gelen baktığı hasta sayısını artırmasının istendiği, ayda 15 nöbet-kesintisiz 36 saat mesai içeren yoğun çalışma temposundan dolayı sağlıkta ilk kez intiharların başladığını, CHP den Murat Emir’in sorusu üzerine BİMER son üç yılda 24 ü hekim 180 hemşire olmak üzere 431 sağlık çalışanın intihar ettiğini bildiriyor.

AKP sağlıktaki dönüşüm adı altında yürüttüğü plansız uygulamalarından ve oluşturduğu çalışma şartlarından Şanlı Urfa gibi 2 milyon nüfuslu bir ilde 233 hekimle hizmet vermek zorunda kalındığı, doktor başına 600, hemşire başına yaklaşık bin hasta düştüğü yoğunluktan hastalarla sağlık çalışanlarını sık karşı karşıya geldiği,  personel ciddi sıkıntılar yaşadığı, adeta preslenerek ezildiği ifade ediliyor. CHP Genel Başkan yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi’nin Sağlık Bakanlığından aldığı verilere göre ülkemizde son 6 yılda 70 bine yakın sağlık çalışanının şiddete uğradığı özellikle son 3 yılda her saat başı bir doktorun şiddete maruz kaldığını öğreniyor.

AKP DOKTORLARI SİYASİ BASKISI ALTINDA TUTMAK İÇİN MESLEK ÖRGÜTLERİYLE MÜCADELE BAŞLATTI

Psikiyatrist Dr Fikret Hacıosmanoğlu hastası tarafından öldürülmesinden sonra sağlıkta şiddeti önleme bahanesiyle harekete geçen iktidar şiddeti önleyecek tedbirler yerine hala hıncını alamadığı KHK lılardan intikam almaya meslek odalarını ve doktorları siyasi baskı altında tutup tasfiyeye yöneldi.

Yeni düzenlemelere göre Türk Tabipler birliği(TTB), Türk Eczacılar birliği (TEB), Diş Hekimleri Birliği(DHB) nin yetkileri daraltıldı ve meslek birliklerine boyun eğdirecek hükümler getirildi. Birden fazla kurumda çalışacak Hekimlerin birliklerden izin zorunluluğu, Türkiye’ de ruhsatı olmayan ilaçları ithalde tek yetkili olma ayrıcalığı kaldırıldı.

TTB merkez konseyinin açıklamasına göre; cemaatten sonra iktidarın dağıtmak istediği diğer gruplara yöneldiği, siyasetine alet edemediği akademik özgürlükleri ve demokrasiyi savundukları için muhalif birlik üye ve yöneticilerini hedef seçtiği görülmektedir. İktidarın OHAL ilanıyla hiç ilgisi olmayan konularda hukuksuz ideolojik ve siyasi uygulamalarıyla yaptığı cadı avı sonucu sağlıkta büyük boşluklar oluştuğu, vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminde ciddi aksaklıklar ortaya çıktığı, emeğin-demokrasinin-hukukun-toplumsal barışın-hekimlik değerlerinin yok edilmek istendiğini aktarıldı.

Adaletsizliğe ve hukuksuzluğa keyfi düzenlemelerle ülke yönetme anlayışına hepimiz karşı çıkmalıyız diyen eski TTB başkanı halen TTB merkez konsey üyesi olan ve 33 yıllık doktor Hüseyin Demirezen de  692 sayılı KHK ile ihraç edilenler arasına katıldı.

Cumhuriyet gazetesinden Sibel Bahçetepe’nin aktardığına göre; Demirezen,

“Hükümetin iktidarını sağlamlaştırmak için tüm muhalif kesimleri ihraç ettiğini, , tüm toplumsal muhalefeti hedef alan baskı ve yaptırımlarının hukuk mantık adalet aranmadığını, muhalif olmanın tek başına ihraç sebebi olduğunu, iktidarla ortaklık ilişkisi içinde olanlar dışında herkesin bu zulümden nasibini aldığını, iktidarın tek hedefinin toplumsal muhalefeti yıkmak olduğunu,  uygulamaların tamamen keyfi olduğunu hiçbir hakkaniyet ve adaletin gözetilmediğini, kararların toplumun birlikte yaşamasını sabote ettiğini,”  anlatıyor.

TTB başkanı Prof Dr Raşit Türel;

OHAL döneminde en çok çalışma hakkının ihlal edildiğini, iş güvencesinin ortadan kaldırıldığını, masumiyet karinesinin yok edildiğini, eşit yurttaşlık haklarının ihlal edildiğini, KHK larla etki alanın giderek genişlediğini, hukuka aykırı işlemlerin yargı denetiminden çıkarıldığını,   binlerce hekimin KHK ile ihraçlarında hiçbir hukuki prosedürün gözetilmediğini, amacının ne olduğu kime nasıl uygulanacağı belirlenmemiş yapılmasını haklı kılacak hiçbir nedeni olmayan “güvenlik soruşturmalarının” hem uzun sürmesi hem de büyük bir kitle için olumsuz sonuçlanması birçok aday için cezalandırmaya dönüştüğünden ülkenin en çok ihtiyaç duyduğu sağlık hizmetlerini yürütecek elemanlarını istihdamını geciktirdiği, sağlıkta verimin düştüğünü anlatıyor.

Olumsuz sonuçlananların bir alanda uzmanlaşması imkânsızdır, yani devlet kendi vatandaşlarının en temel hakkı olan eğitimini engellenmektedir. Güvenlik soruşturmasının olumsuz gelmesi için muhalif olarak bilinen bir öğrenci kulübünün faaliyetine katılmış olmak yeterlidir. İktidar eşitlik ilkesini ortadan kaldırmış muhalif görüşteki öğrencilerin doktorluk mesleğine girişini engelleyecek yollar geliştirmiştir. Hekimlik değerlerini savunacak adayları potansiyel tehlike olarak görmekte daha mesleğe başlamadan sindirme yoluna gitmekte, hukuksuz bir şekilde atamalarını engellemektedir. Çok sayıda hekimin soruşturmasının olumsuz sonuçlanması hem sağlıkta işsizler ordusu oluşturmakta hekimleri ucuz işgücüne zorlamakta hem de sağlık hizmetlerine zarar verilmektedir.

AKP iktidarın TTB nin faaliyetlerini tabipler üzerindeki etkisini engellemek için bir dizi çalışma yaptığı;

Birlik yönetim kurulu üyelerini ihraç ettiğini,

Sağlık hizmetlerine erişimi ve tıp eğitimini engelleyerek donanımlı hekim yetişmesini engellediğini,

Hekimleri ucuz işgücüne dönüştürdüğünü,

Ülkenin doktor ihtiyacı ortadayken sağlık alanında işsizler ordusu oluşturduğunu,

Gözaltı muayenelerini tıbbı kontrolleri polisin bulunduğu ortamlarda yaptırarak hekimleri etik değerleri çiğnemeye zorladığını,

Cezaevlerinde sağlık hizmetlerine erişimi engellediğini, güvenlik soruşturmasıyla doktorları aylarca beklettikten sonra birçoğunun mesleğini yapmasını engellediğini,

Uzmanlık eğitim hakkının önüne engeller koyduğunu ifade ederek iktidarın hekimlere yaptığı zulümleri anlatıyor.

TTB nin muhalefet etmesi AKP yi rahatsız ediyor, muhalifleri susturmanın yollarını arıyor, bulduğu her fırsatı değerlendiriyor. Ülkenin Suriye’nin Afrin bölgesine yaptığı askeri harekâtın yanlış olduğunu;

“Savaş bir halk sağlığı sorunudur”

“Her çatışma, her savaş fiziksel, ruhsal, sosyal ve çevre sağlığı açısından onarılmaz sorunlara yol açarak büyük bir insani dramı da beraberinde getirir.” açıklaması yapan

TTB merkez komitesinin 11 üyesi bulundukları illerde gözaltına alınarak Ankara’ya sevk ediliyor, odalarında ve TTB de sabahtan akşama kadar arama yapılıyor, bilgisayar hard disklerine el konuluyor.

Her meslek gurubunda olduğu gibi doktorlara da AKP zulmü artarak devam ediyor.







 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ