Türkiye istihbarat devleti; Tüm bilgiye ulaşma yolları Erdoğan'ın tekelinde

"Türkiye özellikle son 5-6 yıldan bu yana tipik bir istihbarat devletin tüm özelliklerini taşıyor."






İsmail S. Gülümser/Aktif Haber

Ülkede medyanın önemli bir bölümü tamamen Erdoğan’ın kontrolüne geçti, kendi kontrolleri altında olmayan medya organları geniş istihbarat kadroları tarafından sürekli takip edilip en ince ayrıntısına kadar her an izleniyor ve muhalif görüş bildirenlerin tamamı hakkında kısa ya da uzun vadeli susturma yolları geliştiriliyor. Kimisi hakkında yazdığı yazılar geçmişe dönük incelenerek bir suç unsuru aranıyor, en küçük bir bahane ile ya dava açılıyor ya da emniyet birimlerine gözaltı ya da tutuklanma görevi veriliyor.

İnternet aracılığıyla yayılan tüm bilgiler geniş kadrolar tarafından anlık olarak izleniyor, Erdoğan’a ve AKP nin uygulamaları için yapılan eleştiriler kamu düzenini bozma olarak değerlendirip haklarında dava açılıyor. Sosyal medyada paylaşılan tüm görüşler inceleniyor ve her gün onlarca kişi hakkında sosyal medya paylaşımları yüzünden ya dava açılıyor ya da gözaltı ve tutuklama işlemi uygulanıyor.

Tüm bilgi üretme ve yayma yolları tek adam yönetiminin eline geçiyor, telefon internet sosyal medya dahil iletişim kanalları sarayda kurulan ekipler tarafından sürekli izleniyor. Devlet birimlerinde yürütülen her faaliyet için sarayda çalışma grupları kuruluyor ve bakanlıklar bu gurupların hazırladığı art niyetli düzenlemelere göre yeniden yapılandırılıyor. Devlet kadroları sürekli izlenerek fişleme listeleri hazırlanıyor, hatta kayıt gerektirmeyen gönüllü faaliyetlere katılanları fişlemek için sendika-dernek-banka-gazete-okul gibi yasal faaliyetler polis zoruyla zapt edilip yönetici-mudi-üye-öğrenci-veli listeleri alınıyor.

Okulları eğitimi, üniversiteleri ele geçirme planları üretiliyor, rektörlük seçimleri kaldırılıyor, YÖK düzenlemesi yapılıyor, akademisyenler fişlenerek atılacaklar listesi hazırlanıyor. Eğitim kurumlarında ve üniversiteler kendi dünya görüşlerine aykırı bilgi üretecek eğitimci ve akademisyenlerden temizleniyor. Dünya görüşü örtüşmeyenler yaptığı her akademik çalışma takip altında iktidarın görüşüne aykırı her çalışma üniversite ya da YÖK engeline takılıyor. Üniversiteler sıkı baskı altında akademik çevrelerden yanlışlara itiraz edecek en küçük bir sesin çıkmasına izin vermiyorlar. Yapılan yanlışa ortak olmayacağını bildiren akademisyenler atılıyor.    

Bu noktaya gelinceye kadar Erdoğan ve ekibinin aşamalı bir plan uyguladığı anlaşılıyor. Sır küpüm dediği Hakan Fidan’ın MİT te görevlendirilmesiyle başlayan süreçte yaşananlara baktığınızda olayın nasıl geliştiğini daha net görüyorsunuz.

Fidan NATO adına yurt dışında bulunduğu sırada Amerika Maryland üniversitesinde lisans eğitimi alıyor. 2001 de astsubaylıktan ayrılıp Siyaset-İstihbarat-Enformasyon teknolojileri konularında Bilkent üniversitesinde doktora yapıyor ve devletin çeşitli birimlerinde görev yaptıktan sonra 2010 da MİT müsteşarlığına atanıyor.

Onun 2007 yılında başbakanlıkta müsteşar yardımcısı olarak görevlendirilmesinden sonra Erdoğan’ın demokrasiden yana görüntü vermekten vazgeçtiği ve 80 öncesine ait eski kirli senaryolarla yöneldiği MİT in başına gelmesinden sonra da tek başına ülke yönetimini ele geçirmek için her türlü kirli senaryoyu kullandığı ortaya çıkıyor.

FİDAN’LA İSTİHBARAT OPERASYONLARI BAŞLIYOR

Fidan’ın Türkiye’nin istihbarat devletine dönüşmesiyle ilgi tezindeki görüşlerini daha başbakanlık müsteşar yardımcılığı döneminde yavaş yavaş devreye soktuğu anlaşılıyor. İstihbaratın CİA ve FBI gibi kullanılması gerektiğine inanan Fidan içeride ve dışarıda farklı operasyonlar yapmaya başlıyor.

ABD de devlet yurt dışında kendisi için tehdit olarak gördüğü unsurlara kaşı istihbarat birimlerini kullanırken Fidan yönetiminde MİT aynen 80 öncesinde olduğu gibi hem yurt içinde hem yurt dışında kendi vatandaşlarına karşı kirli operasyonlarda kullanılıyor. İstihbarat operasyonları ile devlet yönetimi geri dönülmeyecek şekilde tek kişinin eline teslim ediliyor.

Yurt içinde operasyonlar,

-TMSF aparatı kullanılarak basın kuruluşu olan büyük şirketlere ve holdinglere operasyonlar yapılıyor. Karamehmetler’in, Uzan grubunun, Dinç Bilgi’nin Turgay Ciner’in TMSF kontrolündeki basın kuruluşlarıyla başlayan operasyonlar, cemaatle ilgili basın gruplarına ondan da Doğan grubuna kadar devam ediyor.

-Partiler için şantajdan adam öldürmeye kadar uzanan bir seri operasyon yapılıyor, hatta Baykal’ın hazırlanan şantaj kasetini Erdoğan’ın izlediği ve CHP zayıflatmak için bunun yayınlanmasını istediği açığa çıkıyor.       

-Cemaatlerle ilgili operasyonlar başlıyor, bazı cemaat liderlerinin zaafları tespit ediliyor, bazıları için ölümlü senaryolar hazırlanıyor, bazıları iç tartışmalar körüklenerek bölünüyor.

-Devlet dairelerinde 4 eğilimi birleştirmekten vazgeçiliyor, Erdoğan’a muhalefet edebilecek kadrolar temizleniyor, yerine pazarlıkla kirli işleri yapabilecekler getiriliyor.

-Emniyette, askeriyede operasyonlar planlanıyor, emniyet istihbarat birimlerindeki deneyimli kadrolar görevden alınıp yerine, açığı yakalanmış suçlardan kurtarılma karşılığı her türlü yasadışı işi yapmaya hazır olanlar getiriliyor.

Onun başbakanlıkta göreve başlamasından sonraki ilk icraatlarından biri 2007 de Ümraniye’de bir gecekonduda 27 adet el bombası bulunmasıyla başlayan Ergenekon davası, o günlerde kendisini bu davanın savcısı ilan eden Erdoğan devam eden süreçte suçu başkalarının üzerine atarak, onlarla davadan kurtarılma karşılığı anlaşma yapıyor. Bu davada bugüne kadar gelinen her olayda Fidan’ın MİT te planladığı operasyonlar var ve aşama aşama bunlar hayata geçiriliyor.

Ardından Fidan’la MİT yurt dışı operasyonlara hazırlanmaya başlıyor. Örtülü ödenekten aktarılan büyük kaynaklar kullanılarak yurt dışında uluslararası anlaşmalar çiğneniyor adam kaçırma, öldürme, fişleme bazı ülkelerde şiddet kullanan baskı gruplarını örgütleme gibi çok sayıda kirli işe bulaşıyor.

Darbe Fidan-Aksakalı-Akar-Ünal dahil diğer Ergenekoncu subaylarla anlaşarak kendi askerine kurduğu bir tuzak ve bu olay MİT tin koordine ettiği bir istihbarat operasyonu.

FİDAN’IN BASINA OPERASYONLARI

2007 de başbakanlıkta müsteşar yardımcısı olduğu dönemde büyük basın kuruluşlarına TMSF nin el koymasıyla ilgili operasyonlar başlatarak büyük basın gruplarının kendi kontrollerine geçmesi sağlanıyor. Devlet bankalarından uzun vadeli çok düşük vadeli krediler ayarlanarak yayın kuruluşları göstermelik ihale ortaklarına satılıyor. Sabah-Fotomaç-Yeni asır-ATV-A haber de aralarında olduğu radyolar internet gazetelerinin başına Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak genel müdür yapılarak yönetimi kendi kontrollerine alıyorlar.

Fidan’ın MİT te koordine ettiği basın operasyonlarından bazıları:

-2007 yılında Turgay Ciner ve Dinç Bilgin arasındaki gizli anlaşma olduğunu ileri sürerek o günün en büyük basın kuruluşlarından olan Sabah ve ATV nin olduğu Kanal TV, Takvim, Fotomaç, Para, Aktüal, Forbes, Newsweek gibi gazete dergi ve yayın kuruluşları dahil 63 şirkete el konuluyor.

-2007 yılında Star gazetesi ve 24 TV Erdoğan’ın gözdelerinden Sancak grubu ortaklığına geçiyor   

-2011 yılında medyanın pazar payını sınırlayan bir düzenleme yapılarak Doğan grubu Star TV yi satmaya zorlanıyor.

-Sonraki yıllarda bunu Zaman, Samanyolu grupları ile ipek-koza gruplarının basın organlarının polis operasyonuyla ele geçirilmesi izliyor.

-En son büyük gruplardan biri olan Doğan grubunun da devriyle tüm büyük basın grupları MİT operasyonlarıyla Erdoğan’ın kontrolüne geçiyor.

Borçları gerekçe gösterilerek TMSF tarafından el konulan holdinglere ait Sabah, Takvim, Star, Kral TV, Cine 5, Show TV, Sky Türk TV, Akşam, Güneş, dijital platform Digitürk, çok sayıda radyo dergi ve gazete Erdoğan tarafından kontrol ediliyor.

 Bugün medya aracılığıyla üretilen tüm bilgiler Erdoğan’ın kontrolü altında onun haberi olmadan herhangi bir bilgiyi üretme şansınız yok. Fidan bununla da yetinmiyor, tüm medya organlarını sürekli izleyen birimler kuruyor. Erdoğan yönetimindekiler dâhil yazılanlar en ince ayrıntısına kadar didik didik araştırılıyor, en küçük bir kuşku duyulan ya düzelttiriliyor ya bilgiyi üreten işten atılıyor ya da sorumluları hesaba çekiliyor.

Basında Erdoğan’ın baskılarına boyun eğmeyecek tüm köşe yazarları OHAL döneminde tutuklanıyor, daha sonra çıkarılan düzenlemeler geriye doğru işletilerek yazdıkları sorgulanıyor, yıllarca mahkeme önüne çıkarılmadan hatta dava dosyası bile hazırlanmadan içeride tutuluyor.

İki yüzden den fazla basın organı kapatılıyor 2 binden fazla medya çalışanı sokağa atılıyor, iki yüze yakın gazeteci tutuklanıyor. Türkiye medya özgürlüğünde en geri ülkeler arasına yerleşiyor.

İNTERNET VE SOYSAL MEDYA OPERASYONLARI

2016 yılında OHAL den yararlanıp çıkarılan bir KHK ile TİB kapatılıyor yerine BTK kuruluyor, kamu düzenin korunması bahanesi arkasına saklanılarak, kuruma geniş yetkiler veriliyor. Tüm iletişim faaliyetlerini tekeline alan kuruma geniş kadro ve teknik alt yapı yetkisi verilerek internette üretilen bilgilerin hepsini gözden geçirecek şekilde donatılıyor. Ardından internette ve sosyal medyada kendilerine muhalif gördükleri her bilgi kırıntısı hakkında operasyonlar başlatıyorlar.

İktidar aleyhine yayın yapan muhalif internet siteleri kapatıyor, sosyal medya hesapları bloke ediliyor, muhaliflerin yazdıkları tek tek mercek altına alınıyor. Kimisi hakkında yasal işlem başlatılırken üretilen her muhalif bilgiyi hakaret ve küfürlerle susturacak bir trol ordusu kuruluyor. Muhalif görüş bildirenler devletin örtülü ödeneklerinden maaş alan trol ordusunun küfürlerine muhatap olmamak ya da hukuksuz cezai işlemle karşılaşmamak için görüşlerini yazmaktan çekiniyor ve sindirilerek susturuluyor.

Erdoğan’ı eleştiren her yazı ya da paylaşım hakkında Cumhurbaşkanına hakaret davaları açılıyor, sosyal medyada paylaşımlarından dolayı çok sayıda vatandaş tutuklanıyor ve ceza alıyor. AKP yi ve uygulamalarını eleştirenler hakkında kamu düzenini bozma gerekçesiyle dava açılıyor ve eleştirilerinden dolayı yüzlerce kişi hakkında işlem başlatılıyor.

2018 yılında dijital fişleme başlığı altında basında yer alan habere göre RTÜK le ilgili hazırlanan yönetmelikle iktidarın milyonlarca kişiyi izleyecek düzenleme yaptığı, TV ve internet hizmeti sağlayıcılarının abonelerine ait her türlü bilgiyi vermeleriyle kuruma internet, radyo ve TV lere geniş sansür yetkisi verildiği ortaya çıkıyor. Bu yolla Netfix’ten akıllı TV ye kadar tüm platformların abonelerini fişleyecek sistem kuruluyor. İnternet yayını için MİT onay şartı getiriliyor.

SİYASİ PARTİLERE OPERASYONLAR

Onun 2007 yılında başbakanlıkta göreve başlamasından sonra, Erdoğan geçici süre giydiği demokrasi gömleğini çıkarıyor gömülmüş savaş baltalarını yeninden çıkararak 1980 öncesinin devlet eliyle muhalif partilerin eritilmesi konusunda kirli senaryolar üretmeye başlıyor

Bir süre el altından gizli gizli yürütülen faaliyetler 2009 yılından itibaren açıktan yapılıyor.

-2009 yılında muhalif partilerden birinin yöneticisi olan Muhsin Yazıcıoğlu şaibelerle dolu bir helikopter kazası sonucu vefat ediyor.

-2010 yılında CHP başkanı Deniz Baykal’ın şantaj kasetleri yayınlanıyor ve başkanlıktan istifaya zorlanarak parti itibarsızlaştırılıyor.

-2011 de seçime giderken 10 MHP yöneticisinin şantaj kasetleri yayınlanıyor ve A takımı istifa etmek zorunda bırakılan Bahçeli köşeye sıkıştırılıyor.

Bu tarihten sonra MİT in ölümlü senaryolarla partileri yıpratma girişimleri başlıyor.

-Aralık 2011 Uludere’de MİT in yanıltmasıyla F-16 bombası sonucu 34 kişi,

-Mayıs 2013 Reyhanlı’da iki bombalı saldırıda 53 kişi,

-Ekim 2015 Ankara garı patlamasında 102 kişi,

-Haziran 2015 Kobani patlamasında 31 kişi,

-Şubat 2016 Merasim Sokak patlamasında 29 kişi,

-Mart 2016 Güvenpark patlamasında 37 kişi,

-Haziran 2016 Atatürk havalimanı patlamasında 45 kişi hayatını kaybediyor.

İstihbaratın bilgisi dışında gerçekleşmesi mümkün olmayan olaylardan en çok zarar gören Kürt kökenli vatandaşlar olmasına rağmen ölümlerden HDP sorumlu tutularak partiye operasyon yapılıyor.

Haziran 2016 da patlamalar bahane edilerek 19 ilçede sokağa çıkma yasağı ilan ediliyor ve bölgede yapılan operasyonlarda 337 asker ve 182 polis şehit olurken 4 binden fazla Kürt kökenli vatandaş etkisiz hale getirildi denilerek yargı önüne çıkarmadan infaz ediliyor.

Partilerden bazıları operasyonlarla yıpratılırken bazı parti başkanları bakanlık vaadiyle kandırılıp partileri tasfiye ediliyor bu kapsamda, DYP-ANAP-BBP-HAS parti son zamanlarda MHP nin de aralarında olduğu birçok sağ parti farklı yöntemlerle operasyonlara maruz kalıyor.

DAYANIŞMA GRUPLARINA OPERASYONLAR

Fidan’ın MİT de göreve başlamasından sonra dini grup ve cemaatlere farklı operasyonla başlatılıyor.

-2010 yılında Zehra Vakfı başkanı İzzettin Yıldırım bir evde domuz bağı ile öldürülmüş olarak bulunuyor.

-2010 yılında Cübbeli Ahmet hocanın şantaj kasetleri yayılarak itibarsızlaştırılıyor.

Bunları daha sonra Adnan Hoca diye bilinen Adnan Oktar’ın görüntüleri izliyor.

Bazı cemaat liderli itibarsızlaştırılırken bazı cemaat içindeki küçük düşünce farkları büyütülerek cemaatlere bölme parçalama operasyonları yapılıyor. Bu operasyonlarla Süleyman Efendi talebeleri, Menzil cemaati bölünüyor ve bir bölümü desteklenerek partiye yandaş hale getiriliyor.

Akif Beki köşesinde tüm cemaat ve dini yapıları inceleyen raporuna dayanarak iktidarın tüm cemaatleri fişlediğini, hepsini devlet eliyle kendi din yorumuna göre şekillendirmek üzere tasnif ettiğini ve diyanet kullanılarak iktidarın yorumuna uymayan cemaatleri tasfiyeye hazırlandığını anlatıyor   

CEMAATE OPERASYON

Cemaatle ilgili operasyonların başladığı konusunda ilk sinyallerde yine Fidan ın MİT te göreve başladığı döneme rastlıyor. Fidan 2010 da MİT’de göreve geldikten sonra, bir taraftan cemaat mensupları fişlenirken bir taraftan da cemaatin terör örgütü ilan edilmesi için çalışma başlatılıyor.

-2010 da Terörle Mücadele Kanuna “silahsız terör örgütü” tanımıyla cemaati bitirme girişimi yapılıyor.

-2011 de Erdoğan cemaatle ilgili düşüncesini kurmaylarına açıyor, internette trollerle cemaate saldırı başlıyor.

-2013 de 3 sacı bir polisle cemaati terör örgütü ilan edebileceğini açıklıyor, dershane operasyonları başlatılıyor.

-2014 te MGK dan cemaate paralel devlet yapılanması (PYD) denilerek yasal faaliyetleri engel konuyor.

Aynı yıl tahşiye davasında sahte delil üretme bahanesiyle Zaman ve Samanyolu’na polis baskınları yapılıyor.

-17-25 Aralıktan sonra önceden fişlenmiş 40 bin polis ile çok sayıda hâkim ve savcının sürgün ediliyor.

-2015 te birçok ilde bürokratlara cemaate ait yasal faaliyetlerin bahaneler uydurup kapatılması talimatı veriliyor. Ortaklık yapısı şeffaf değil gibi bir bahane ile Bankasya el konuluyor.  Cemaatin faaliyetlerini desteklediği bahanesiyle Kaynak holdinge kayyum atanıyor.

-2016 Mayıs ayında MGK dan cemaat hakkında “legal görünümlü illegal terör örgütü” tanımı geçiriliyor.

-Cemaat yasal kurumların kapatılmasını ve tutuklamaları mahkemeler aracılığıyla savuşturmaya çalışıyor.

-Faaliyetlerinde cebir ve şiddet olmayan cemaati terör örgütü olarak gösterip engellemek mümkün olmuyor.

-15 Temmuz’dan sonra ise önceden fişlenerek belirlenmiş devletteki tüm cemaat mensuplarının temizleniyor,

800 oku, 350 etüt merkezi, 250 temel lise 800 öğrenci yurdunun KHK ile kapatılıyor.

-OHAL den sonra HK larla cemaat mensupları hakkında cadı avı başlatılıyor

Cemaat hakkında yaptıkları tüm operasyonlara rağmen hala cemaat mensupları kendi arasında dayanışmasını sürdürünce bu kez tüm cemaat mensuplarını tek kalemde suçlu ilan edecekleri bir operasyon başlatıyorlar. 15 Temmuz hem cemaatle ilgili hem de demokratik ortamda yapamadıkları diğer hukuk dışı işlere kılıf bulmak üzere MİT tin koordine ettiği bir istihbarat operasyonudur.    

EMNİYET İSTİHBARATINA OPERASYON

Fidan emniyet istihbaratını kendi kontrolü altına almak istiyor, buradaki yapının buna izin vermeyeceğini bildiği için MİT de düzenlediği bir operasyon başlatıyor, emniyette birinci ve ikinci dalga operasyonları olarak basına yansıyan olayların arka planında onun projeleri var.

2013 yılında emniyet birimlerinde ikinci kez yapılacak tasfiyelerde kullanılmak üzere bir olay planlanıyor.  O günlerde Erdoğan’ın makam odası ve çalışma ofisinde dinleme cihazı bulunuyor, bu cihazı emniyet istihbaratının yerleştirdiği iddia edilerek tasfiyeler başlatılıyor.

Bu amaçla emniyetten bazı dinleme cihazlarının kaybolduğu bilgisi sızdırılıyor, bu kapsamda merkezde ve illerde görev yapan tüm istihbarat sorumluları görevden alınıp yerine ortak çalışma yürütebileceklerini atıyorlar. Bazı verilerin silindiği iddia edilerek eski istihbarat görevlileri hakkında soruşturma başlatıyor. Konu MİT ile emniyet istihbaratının çekişmesi olarak düşünülse de olay devletin tüm birimlerinde yaptırdığı operasyonlardan biri.

MİT sadece dış istihbaratta kullanılacağını söyleyen iktidar partisi Fidan dan sonra kurumu yurt içinde istediği birime operasyon yapmada kullanmaya başlıyor. Emniyet istihbaratını ele geçirmek için paralel devlet yapılanması tezini ortaya atıp görevlileri hiçbir kusuru olmasa bile suçlayacak malzeme üretiyorlar.

Ofiste böcek bulunduğunu iddia ederek Başbakanın 300 kişilik koruma ekibine operasyon yapıyor, tasfiye ediyorlar,

YURT DIŞI OPERASYONLARI

MİT bir yandan içerde operasyonlar yaparken bir yandan da yurt dışında operasyonlara başlamıştır. Fidan daha MİT te göreve başlamadan 2009 yılında başbakan adına Oslo’da PKK üst yöneticileriyle buluşuyor.

Onunla birlikte devletin istihbarat örgütü içeride ve dışarıda operasyonlarla devletin istihbarat devletine dönüşmesinin adımları atılıyor.

-2012-13 yıllarında Fidan ABD ye gidiyor ve 2 kez Gülen’le görüşüyor, görüşmede ne konuşulduğu bilinmese de basına yansıyanlardan onun “örgüt gibi değil cemaat gibi olunmasını” istediği anlatılıyor.

-2013 yılında Erdoğan bir yandan Bülent Arınç, Ahmet Davutoğlu ile Gülen’e dostluk mesajları gönderirken bir yandan da Fidan’ın cemaatle ilgili olarak MİT te hazırladığı kapsamlı bir dosyayı Obama’ya sunduğu ondan cemaatle ilgili operasyonda yardım istediği ortaya çıkıyor.

-Almanya’da “Osmanaen” gibi operasyonel elemanları kullanarak operasyon başlatıyor.

-Diyanet mensuplar Almanya’da yaşayan vatandaşların hem fişlenmesinde hem de örgütlenmesinde kullanılıyor

-Cemaat mensuplarının yurt dışından getirilmesiyle ilgili tüm operasyonları Fidan MİT aracılığı ile yürütüyor, bunun için çoğu yerde mevcut yönetimlerin bilgisi bile olmadan devlet memurlarına örtülü kaynaklardan rüşvet ödeniyor o ülkenin mevzuatına aykırı olarak kaçırılıyor ve bazı yerlerde özel uçak gönderip Türkiye’ye getiriliyor.

Alman istihbarat teşkilatı Türkiye’nin yaptığı casusluk faaliyetleriyle ilgili rapor yayınlıyor. Ülkelerinde MİT in mevcut AKP iktidarına muhalif olanlar hakkında izleme, kaçırma vb faaliyetler yürüttüğünü bu arada yüksek teknoloji gibi konularda karar vericileri etkileyecek kirli ilişkilere girdiğini ve bundan rahatsız oldukları dile getiriyor. Almanya’da şiddete olaylarına adı karışan MİT desteklediği Osmanen adlı grubun faaliyetleri yasaklanıyor, liderinin yurt dışına sürülmesi tartışılıyor.

Ankara Almanya’da yaşayan Türklere özellikle Gülen grubuna yönelik casusluk yapmaması konusunda uyarılıyor. Berlin emniyeti Türkiye’nin sığınmacılar hakkında yaptırdığı casusluk faaliyetleri hakkında soruşturma başlatıyor. Diyanetin bazı Avrupa ülkelerindeki cami imamlarını istihbarat elemanı gibi kullanılmasına izin verdiğini onların görevlerini unutup ibadete gelen vatandaşları fişlediğini tespit ediyor. Almanya’da diyanete bağlı 900 camiyi koordine eden DİTİB Alman istihbaratı tarafından izlemeye alınıyor ve görevlerini unutup Erdoğan’ın Almanya’ya kadar uzanan siyasi kolu olarak çalıştıkları belirleniyor.

Diğer ülkelerde görev yapan dışişleri bakanlık temsilciliklerine bulundukları ülkelerdeki vatandaşlarını dünya görüşüne göre fişlemeleri talimatı gönderiliyor. Görevliler o ülkenin kanunlarına aykırı olarak ajanlık faaliyetlerine başlıyor. O ülkelerden iktidar muhaliflerinin kurduğu STK fişleniyor görevliler hakkında kırmızı bülten çıkarılması için gizli çalışmalar yürütülüyor. Dış işlerine mahkeme kararı olmadan hazırlanan fişlemelere göre gönderilmiş listeler üzerinden yasal haklarını engelleme talimatı gönderiliyor. Elçilikler fişlenenlerin pasaportlarını yenilemiyor, süre uzatma yapmıyor, doğan çocuklarını kaydetmiyor, bazı ülkelerde çocuklar vatansız konumuna düşüyor.

Fidan yönetiminde MİT Erdoğan’ın bölgenin lideri olma heveslerinin aracı haline geliyor. Çevre ülkelerin iç işlerine müdahale ederek yaptığı operasyonlarla ülkeleri karıştırıyor. Mevcut yönetimleri yıkmak için el altından terör örgütlerini desteklediği MİT tırlarıyla ortaya çıkıyor. Suriye’deki iç savaşı körükleyip koca bir ülkede kargaşa çıkarıyor yüz binlerce insanı evinden yurdundan kaçırıyor.

Kuzey ve güney Kürdistanı birbirine yakınlaştırmak için Barzani, Kandil, PKK, PDK, Öcalan arasındaki koordinasyonu MİT tarafından yürütülüyor ve çevremizdeki devletlerin sınırlarının değişmesini MİT koordine ediyor.

DARBE ERDOĞAN’IN YÖNETİMİ TEKELİNE ALMASI İÇİN YAPILMIŞ MİT OPERASYONUDUR

Darbe Erdoğan’ın ülke yönetiminden gitmemek üzere iktidarını kalıcı kılmak için yaptırdığı bir istihbarat operasyonudur. Bu operasyonun her aşaması MİT te Fidan tarafından planlanmış ve ilgili suç ortaklarıyla birlikte yürütülmüştür. Serdar Coşkun’un olaylar olmadan önce imzalayıp gönderdiği tutanak bunun darbe sonucu ülke yönetimini ele geçirmek isteyen Fidan ve Erdoğan ekibi tarafından planlandığını gösteren en önemli delildir.

15 Temmuz’a kadar MİT birçok operasyon yapmış ve birçok ölümlü olay gerçekleştirmiş her ölümlü olay ele geçirdikleri basın aracılığıyla başkasının üzerine atılmıştır. Ölümleri başkasının üzerine atma deneyimleri darbede ölümlerden başkasını sorumlu tutma planına cesaretlendirmiş ve operasyon bu cesaretle başlatılmıştır.

Ancak Savcı tutanağında yer alan her birim onların istediği eyleme alet olmayınca planlananlardan bazıları gerçekleşmemiştir. Mesela onlar Ankara dışında bazı şehirlerde de ordunun harekete geçmesini istemiş ancak bunda başarılı olamamıştır. Akıncı üssüne gizlice sokulan emekli pilotlar aracılığı ile sivil vatandaşların bulunduğu yerler bombalatılmış ölümlerle gerçek bir darbe görüntüsü oluşturulmuştur.

Darbeye yakın son iki günde Aksakallı, Fidan, Akar’ın saatlerce görüşme yapması Fidan genelkurmaydan ayrıldıktan sonra darbe startının verilmesi her ölümlü olayda çok sayıda şaibenin olması, olayda rolü olduğu iddia edilen bazı kritik isimlerin özellikle öldürülerek olayın aydınlatılmasının engellenmesi darbenin istihbarat operasyonu olduğunun delilidir.

TÜRKİYE BİR İSTİHBARAT DEVLETİ

Fidan ülkeyi kademeli olarak istihbarat devletine dönüştürüyor, 2014 ten sonra MİT le ilgili arka arkaya düzenlemeler yapılarak kuruma süper yetkiler veriliyor. Teknik istihbarat için her türlü bilgi belge veri toplama kaydetme analiz etme, her kurumdan veri alma, üretilen bilgilerle devlet kurumlarını yönlendirme gibi çok sayıda işlemi hesap vermeden yürüteceği yetkiler kazanıyor.   15 Temmuz’dan sonra çıkarılan OHAL KHK ları ile MİT önce Cumhurbaşkanlığına bağlanıyor sonra getirilen başkanlık sistemiyle doğrudan Erdoğan’la bağlantılı hale getirilerek her alanda sorumsuzca operasyonla yapan bir yapıya dönüştürülüyor.

TSK da görev yapan personelle ilgili istihbarat yürütme yetkisi de MİT e verilerek istihbarat devletinde yeni bir çivi daha çakılıyor. Yurt içinde ve dışında direk Erdoğan talimatıyla her türlü operasyonu yapma örtülü ödenek kullanma imkânı veriliyor. Abdülhamit dönemindeki saray istihbaratı yeniden kuruluyor. Milli güvenliğin yerini Erdoğan’ın güvenliği alıyor ve her şey onun güvenliğini sağlamaya dönük olarak yeniden kuruluyor.  MİT onu korumak üzere her şeyiyle yeniden dizayn edilerek hafiye devleti kuruluyor.

Fidan’ın göreve gelmesinden sonra aşamalı olarak MİT e tanınan yetkiler insan hakları örgütleri tarafından ciddi eleştiri alıyor. Bireylerin yaşam özgürlüğünü yok edecek bilgilere ulaşabilmesi ve faaliyetlerinin yargı denetiminden kaçırılması bu kadar geniş yetkiler verilmesinin ülkeyi hızla demokrasiden uzaklaştırdığı açıklanıyor.

MİT Fidan yönetiminde ulusal çıkarlar yerine Erdoğan’ın şahsi çıkarlarına hizmet eden onun kişisel haklarını korumaya yönelen siyasi iktidarın anayasaya ve kanunlara aykırı emir ve talimatlarını yerine getiren kişiye bağlı bir örgüte dönüştürülüyor. MİT milli irade kavramının arkasına saklanarak siyasal iktidar dışında ülkedeki tüm aktörleri devre dışı bırakarak ideolojik politikaları meşrulaştırmaya yöneliyor.

İstihbarat devletinde herkes tehdit altında tüm muhalifler her an Erdoğan’ın bir işaretiyle hukuk dışı olarak sorgulanabilir, seçilmiş belediye başkanları MİT raporuyla görevden alınabilir 80 sonrasında olduğu gibi devlette görev almak isteyenler iktidara yakın olup olmamasına göre güvenlik soruşturmasından geçirilebilir, kurum açacaklar, güvenlik soruşturması kullanılarak dünya görüşüne göre engellenebilir.  Yurt dışına çıkmak isterseniz güvenlik soruşturması nedeniyle pasaport almanız engellenebilir, pasaportunuz varsa mahkeme kararı olmasa bile mensubiyetinizden dolayı çıkışınız yasaklanabilir, seyahat hakkınız elinizden alınabilir.

Hakkınızda açılmış dava varsa adil yargılanma hakkınız savunma hakkınız elinizden alınabilir. Hiç dava dosyası hazırlanmadan sadece bir talimatla tutuklanmanız istenebilir, tutuklandıktan sonra aylarca mahkeme karşısına çıkmadan tutuklu olarak içerde kalabilirsiniz. Avukatınız tutuklanarak savunma hakkınız elinizden alınabilir.

Ankara’da emniyetin KYK yurtlarına gönderdiği yazıda olduğu gibi öğrenci iseniz sosyal medyada açıkladığını görüşünüzden, katıldığını bir toplantıdan, arkadaşlar arasında yaptığınız bir konuşmadan dolayı yurttan atılmanız istenebilir. Ankara Ün. ODTÜ, Hacettepe Üniversitelerinde olduğu gibi yurt müdürleri istihbarı bilgileri kullanarak sizi yurttan atabilir, aldığınız bursları kesilebilir, geçmişte aldığınız burslar borç hanesine yazılarak devlete karşı borçlu ilan edilebilirsiniz.

YÖK ve Emniyetin gönderdiği gizli yazılarla üniversitelerde öğrencileri fişleme çalışması başlatılır. İzmir Milli eğitim müdürlüğünün gönderdiği yazıda olduğu gibi sosyal tüm okullarda öğrenci ve öğretmenlerin sosyal medyada paylaştıkları görüşlerine göre fişlenmesini istenebilir. Urfa’da Ankara’da olduğu gibi devlet tüm çalışanların sosyal medya hesaplarını isteyebilir ve memurların fişlenmesi talimatları gönderebilir. İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’na destek veren sanatçıların fişlenmesinde olduğu gibi muhalifleri destekleyenler izlemeye alınıp yıldırma politikaları üretilebilir.

Devlet su ileri gibi bir devlet kurumu 22 binden fazla çalışanından hangi dergi gazeteyi okuduğunu, nerelere yardım yaptığını, kendilerine ve çocuklarına ait sosyal medya hesaplarını isteyerek fişlemeye yeltenebilir. SETA gibi bir vakıf tüm medya çalışanlarının fişlendiği bir raporu bilimsel bir makale gibi sunmaya kalkabilir. Sosyal medya paylaşımlarının hepsi izlenebilir ve muhalif görüş bildirenlerin kimisine Cumhurbaşkanına hakaretten kimisine kamu düzenini bozmaktan hapis cezaları yağdırılabilir.

Yasadışı fişlemelerle belirlenmiş cemaat mensuplarının mahkeme edilmeden dava dosyası hazırlanmadan tutuklanması, kaçırılması, işkence edilerek önceden hazırlanmış metinleri imzalaması normal hale gelebilir. Nazi Almanya’sındaki gibi cemaat mensupları kişisel hiçbir kusuru olmasa bile sırf mensubiyetinden dolayı 6-10 yıl ceza alabilir. Devlet kurumu olan BTK cemaat mensuplarına suç üretmek için 102 bin kişi hakkında sahte Bylock belgesi hazırlayabilir.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ