Taştekin: Ne Kürtlerin dediği oldu ne Türkiye’nin, iki tarafta da geri adım var

Türkiye’nin “işgal ederim” tehditlerini artırdığı, Amerika’nın ise “Kürtleri terk etmeyiz, tek taraflı müdahaleye karşı çıkarım” mesajları verdiği ortamda yürütülen güvenli bölge görüşmeleri bulanık bir görüntüde olsa da sonuç verdi.
Milli Savunma Bakanlığı ve ABD’den kamuoyuna duyurulan ortak yazılı metinde, “Barış Koridoru Anlaşması” doğrulansa da detaylara yer verilmedi.

Orta Doğu’yu yakından takip eden gazetecilerden Fehim Taştekin, Gazete Duvar’daki “Ne Kürtlerin dediği oldu ne Türkiye’nin” başlıklı yazısında, “Net olan bir sonuç varsa o da Afrin’de olduğu gibi eli kulağında bir müdahale seçeneğinin bertaraf edilmiş olmasıdır. Bunun dışında teyide muhtaç, iddia düzeyinde bazı bilgiler kulağımıza çalındı: Güvenli bölgenin bütün sınır hattında olmasına yönelik bir uzlaşma yok” diyor.

Taştekin, “Ateş topu direkten döndü” derken Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Kobani’nin geçen ay gündeme getirdiği, “herhangi bir noktadan müdahale olursa 600 kilometrelik sınırın tamamının cephe hattına dönüşeceği” yönündeki açıklamasının da etkili olduğunu söylüyor.


“Ankara’daki masa trajik restleşmelerin gölgesinde kuruldu” diyen Taştekin, İmralı’da PKK Lideri Abdullah Öcalan’la avukatlarının görüştürülmesi de bir tarafta Türkiye, diğer tarafta ABD ve beri tarafta İmralı/Kandil-Rojava’nın olduğu bir müzakere masasında al-ver durumunun oluştuğundan bahsediyor.

İki ülkeden yapılan ortak metne atıf yapan Taştekin, “Amiyane tabirle ilk bakışta ‘meseleyi komisyona havale eden’ bir durum ortaya çıktı. Ama tam olarak bu da değil. Biraz Menbic senaryosunun Fırat’ın doğusunda da tekrar edileceği fakat bu kez işin epey ciddiyet kazanacağı bir fasıl sanki. Malum Türkiye “Menbic’deki oyalamanın Fırat’ın doğusunda tekrarlanmasına izin vermeyeceğiz, uyarısını defaatle dillendirmişti” görüşünü dile getiriyor.

Burada Türkiye’nin peşinen masaya koyduğu Fırat’ın doğusunda sınır boyunca 30-40 km derinliğinde bir bölge talebini karşılayan bir içeriğin olmadığına dikkat çeken Taştekin, belli yerlerde 5 km, belli yerlerde 15 km derinliğinde bir nevi cepler oluşturulabileceğini söylüyor.

Detayların müzakereler sonrası ortaya çıkabileceğini belirten yazar, “Bunun dışında oluşturulacak güvenli bölgelerden (tabii oluşturulabilirse) YPG çekilecek. Güvenli bölge şehir merkezlerini kapsamayacak. Şehirlerin kontrolü yerel askeri meclislere bırakılacak. YPG ağır silahlarını da çekecek. Tekraren söylüyorum; bu bilgiler kesin olmadığı gibi tarafların kendi pozisyonlarına göre yorumlayabileceği muğlaklıkta” notunu düşüyor.

Taştekin’e göre, doğru olması durumunda sonuç, Türkiye’nin de Kürtlerin de pozisyonlarından birer adım geri attıkları anlamına geliyor. 

Ahval Türkçe Editörü Ergun Babahan da ABD’nin diretmesi karşısında Türkiye’nin istediğini alamadığını yazdı. Babahan, Mazlum Kobani ile yaptığı röportajda Türkiye’ye şunları önerdiğini hatırlattı:

“Güvenli bölge beş kilometre olabilir. YPG 5 km’lik alandan çekilebilir. Bu alana yerel askeri meclisler yerleşir. YPG 5 kilometre içindeki ağır silahlarını çekebilir. Menzili 20 km olanlar da sınırdan 20 km uzağa indirilir. Bu alanda Türkiye hariç uluslararası güçler yer alabilir. Türkiye’nin uluslararası güce katılması ancak şu şartla mümkün olabilir: Afrin’den çıkartılan insanlar geri döner; Afrin’e yerleştirilen siviller ve milis güçler çıkartılır; el konulan mal ve mülkler iade edilir. Eğer bu konuda gelişme olursa Türk askeri de devriyelere katılabilir. Türkiye’nin istediği şekilde milis güçleri gelemez. Ancak bu bölgeden ayrılmış siviller dönebilir.”

Fehim Taştekin, bu öneriye dikkat çekerek, “Aksi bir bilgi çıkmazsa, Türk askeri varlığı ile ilgili Afrin şartının düştüğü anlaşılıyor. Beş kilometrelik derinliğin belli yerlerde 15 kilometreye inmesinin kabul edildiği görülüyor. Bu da önemli bir taviz” yorumunu yapıyor.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ