'Suriye'de açılan cephenin taşıdığı riskler iktidarın sonu olabilir'

AKP hükümetinin Kürtleri hedef alan Suriye'nin kuzeyine yaptığı harekatta altıncı güne girildi. Pazar günü harekatın seyrini değiştiren gelişme yaşandı.


Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Suriye rejimi arasında anlaşma sağlandı. Gece ilerleyen saatlerde ve Pazartesi sabahı Suriye ordusuna bağlı askeri güçler Rakka, Haseke ve Menbiç'in bazı bölgelerine girdi.

Suriye'nin kuzeyine yapılan operasyonla ilgili kaleme alınan bazı köşe yazıları şöyle:


Fehim Taştekin (Duvar): "Bir Rus heyeti bölgeye gidip Kürtlerle masaya oturmuştu. Çok geçmeden de SDG’nin sınırları Suriye ordusuna bırakmayı kabul ettiği haberleri geldi. Mutabakat çerçevesinde Türkiye’nin ilerleyişini kesmeye dönük ortak hamle Menbic ve Kobani’den başlayıp tüm sınırlara genişleyebilir.

Şam için diğer öncelik petrol yataklarının olduğu Deyr el Zor’a hızlıca intikaldir. Bu yöndeki hamle de yine Amerikan tutumuna bağlı. Birkaç güne bu konu da netleşir. Rusya ‘ince’ hamlelerle Erdoğan’ın kafasındaki haritaya zora soksa da “soğuk” duruşunu Türk-Amerikan ilişkilerindeki türbülansları fırsatları çevirinceye kadar bozmayabilir. Özelikle de Amerikan çekilmesi tam olarak gerçekleşinceye dek ‘ikircikli’ stratejisini sürdürebilir.

Bu mesele çok su kaldıracak bir hamura benziyor. Genel olarak Suriye’deki Türk askeri varlığı, çizilen çerçevenin ötesine geçerse Ruslar da Türkiye’nin işini zorlaştıracak pozisyonlara geçebilir. Şu anda Fırat’ın doğusunda Türk askeri varlığını tehlikeye sokabilecek sürpriz gelişmeler karşısında Ruslar sigorta işlevi görüyor. Fırat’ın doğusunda da bundan sonra Ruslar, Türkiye ve Suriye ordularının karşı karşıya gelmesini önleyecek garantör ülke olarak devrede olabilir. Bu sigortanın atmaması karşılıklı uyum ve esnekliğe bağlı.

Erdoğan, Afrin ve Azez-Cerablus-El Bab üçgeninden sicili bozuk örgütleri sahaya sürüp bunlarla düzen kurmak istiyor. Harekât öncesi 44 örgüt, yeniden yapılandırılan “Milli Ordu” çatısı altına alındı. Bu şekilde TSK’ye yedeklenen 44 örgütten 21’i 2017’ye kadar CIA ve Pentagon’dan destek görmüştü. Bunlardan 14’üne Amerikan TOW füzeleri verilmişti. Aralarında eski El Kaideciler, IŞİD’in başlangıçtaki Suriye yapılanması olan Nusra Cephesi’nden kopanlar, Müslüman Kardeşler’le bağlantılı olanlar dahil her renkten ‘sakıncalı’ mevcut. Asker mevcudu ise kendi rakamlarıyla 110 bin. Hepsi Fırat’ın doğusuna sevk edilmiş değil.

Erdoğan bu güçle büyük bir coğrafyayı çevirmenin hayaline kapılmış durumda. Suriye ordusuna alternatif ordu yapma iddiasını taşıyor. İran ve Rusya Adana Mutabakatı’nı bir çengel vazifesiyle devreye sokmaya çalışırken Erdoğan’ın hareket ve düşünme tarzı, kafasındakinin bir “Fırat Hattı Anlaşması” olduğunu düşündürtüyor. Ancak durumun öngörülen çizgileri aşması halinde önce ön alma hamleleri ardından çoklu bataklık senaryoları devreye girebilir."

Bülent Falakaoğlu (Evrensel): "Hükümetin var olduğu iddia edilen ‘stratejik derenlik’i karşısında teferruat görüldü. İşin ekonomik boyutu hiç tartışılmadı. Sonuç... Türkiye, Suriye dışında toplam 11 Ortadoğu ülkesindeki pazar payını kaybetti. Sınır ticareti yapılan Kilis, Hatay, Adana gibi illerde ekonomi ağır darbe aldı. Akdeniz yaş sebze ihracatı geriledi, üretici zor günler geçirdi. Bölgedeki nakliye esnafı işsiz kaldı. Sonrasında... Rusya uçağı Türkiye tarafından düşürülünce, ‘tezek yakarız boyun eğmeyiz’ çıkışına rağmen Rusya’ya enerjide bağımlılığı artıran büyük ‘kıyaklar’ çekildi.

Güvenlik ve askeri harcamalar çığ gibi büyüdü. Örtülü ödenek harcamalarında rekor artışlar yaşandı. Suriyeliler için harcandığı söylenen 30-40 milyar dolar da cabası. F-16’nın bir saatlik uçuşu 25 bin doları buluyor. 24 saatlik kesintisiz uçuşun maliyeti ise 600 bin dolar. F-16 uçağı 65 bin dolarlık mühimmatını kullandığında maliyet 665 bin dolara çıkıyor. Sadece iki F-16’nın bir günlük maliyeti 1 milyon 330 bin dolar. F-4 2020’lerin bir saatlik uçuşu daha pahalı 30 bin dolar. Bunu da eklediniz mi maliyet 3 milyon doları buluyor. TL karşılığı 17.5 milyon. Sadece kesintisiz uçan savaş uçaklarının maliyeti bu. Sürekli ‘son dakika’ yazılarıyla fırtına obüsü başta olmak üzere çeşitli çapta top ve obüslerle hedeflere tam isabet atış yapıldığı bildiriliyor.

Milyonlarca dolarlık mühimmatın da bu yolla harcandığı hesap ediliyor. Harekatın, savaş uçakları ile obüslerin yakıt ve mühimmatları dışında pek çok maliyet kalemi var. Yakıt tankeri uçaklarının havada ikmal maliyeti. Zırhlı araçların bölgeye intikal maliyeti. Keşif, gözlem maliyeti. Sıkılan mermi maliyeti. Askerlerin erzak ve çeşitli ihtiyaç maliyeti... Say say bitmez!

Operasyonun 5 günlük harcaması ile... 24 derslikli 25 okul yapılabilirdi. Ya da 50 adet öğrenci pansiyonu."

Doç. Berk Esen (Evrensel): “Operasyonun uzun sürmesi Türkiye açısından ciddi riskler barındırıyor. İç savaşın başlamasından beri Türkiye’ye sığınmış 4 milyon civarı Suriyeli göçmen ülke içinde giderek büyüyen bir problem haline gelmiş durumda. Şimdi bu baskıyı azaltmak için Suriye’nin kuzeyinde oluşacak tampon bölgeye buradan yüz binlerce kişiyi yollamak o bölgede ciddi bir demografik baskı yaratacak. Türkiye uzun vadede hem o tampon bölgeyi savunmak/geliştirmek, hem de IŞID ile mücadele için ciddi mali ve askeri külfetin altına kendini sokuyor. Türkiye’nin askeri operasyonu önceden Arap çoğunluğun olduğu Tel Abyad ve Ras al-Ayn gibi şehirler üstüne yoğunlaşmış gibi duruyor. M4 karayolunu kontrol edecek şekilde 30 kilometrelik bir hattın kontrolü ve arkadan Suriyeli Kürtlerin çoğunluğunu oluşturduğu şehirleri yönelmesi operasyonu iyice büyütüp, riskli hale getirecektir. Tüm bu hamleler bölgede başta Rusya olmak üzere Esad yönetiminin etkinliğini arttırmasına yol açacaktır.”

Güven Gürkan Öztan (Birgün): "Suriye’de açılan yeni cephenin taşıdığı riskler bu iktidarın sonu olabilir. Zira iktidar bloku hiç bu kadar yalnız kalmamış, hiç bu kadar eli zayıf bir pazarlığa girmemişti. KKTC’den dahi destek bulamadıkları gibi liderliğine oynadıkları “ümmetin” de arkalarında durmadıklarını gördüler. Dolayısıyla ne “Türkün Türk’ten başka dostu yok” klişesine sarılabilirler ne de İslam kardeşliğine. İktidar bu nedenle ülkeyi içine sürüklediği krizi gizlemek için operasyonu “milli mutabakat”ın bir ürünü olarak göstermeye azami önem veriyor. Halbuki bırakın tezkereye evet diyen CHP ve İyi Parti’yi AKP’li ve MHP’li vekiller dahi operasyonun kapsamını ve hedefini net bir biçimde bilmiyor."

Deniz Zeyrek (Sözcü): "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Suriye'nin kuzeyindeki ilerleyişi, YPG ile birlikte Amerikan Başkanı Donald Trump'ı da köşeye sıkıştırıyor. Trump'a yoğun bir şekilde muhalefet eden Amerikan medyası, yorumcular Trump'ı “bütün bu gelişmelere yeşil ışık yakmakla” suçluyor. Hemen bütün yorumcuların hemfikir olduğu görüş, “Trump'ın bu adımı, hakkındaki azil süreci devam ederken gündemi değiştirmek için attığı, ancak o adımın da ters teptiği” yönünde. Suriye'den çekilme konusunda bu kez kararlı görünen Trump, ABD'deki, Avrupa'daki karşıtları kıyameti koparsa da geri adım atacağa benzemiyor. Bu da Ankara'nın Barış Pınarı Harekatı'na kararlı bir şekilde devam etmesi için önemli bir fırsat yaratıyor."
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ