"Şeytan'ın Arabası"

İlginç bir şekilde topluma korku ve dehşet salarak iktidarda kalmaya çalışanların ortak noktalarından birisi görüldüğü gibi siyah arabalar. Kişiler, ülkeler ve devirler değişiyor ama ne acıdır ki yöntemler değişmiyor.

Günümüz sinema teknikleri ve özel efektleri açısından bakıldığında eleştirilecek yönleri çok olsa da Elliot Silverstein’in “Araba” (The Car - 1977) bir korku ve gerilim filmi olarak zamanında epey ses getirmiş bir yapımdı.

TRT bu filmi orjinal isminden farklı olarak “Şeytanın Arabası” adıyla ekranlarına taşımayı tercih etmişti. Başrolünde James Brolin’in olduğu Araba filminin konusu oldukça sıradışıydı.


Kendi halinde yaşayan küçük bir kasabaya bir gün siyah renkli, gizemli ve etkileyici görünüşlü bir araba gelir. Kapı kolları olmayan, içerisi görünmeyen ve sürücüsü de bilinmeyen bu araba kasabada dehşet saçmaya başlar.

Katil araba kasabada birer birer insanları öldürmektedir. Nedenini bilmeyen kasaba halkı dehşet içindedir. Kurşun filan işlemeyen katil araba bir türlü durdurulamamaktadır. Her yere girip çıkabilen araba ilginç bir şekilde sadece mezarlıklara girememektedir.

Kasaba sakinleri, 'bu siyah ve ürkütücü araba normal bir araba değil, olsa olsa Şeytanın arabası olabilir' derler. Kasabanın gözü kara ve kahraman şerifinin öncülüğünde bu arabadan nasıl kurtulacaklarını planlamaya başlarlar. En sonunda da kurtulurlar. Filmin arabadan kurtuluşu gösteren son sahnesi özellikle dikkat çekicidir.

Kasabadaki kanun ve düzeni temsil eden Şerifin öncülüğünde bir plan yapılır. Bir uçurumun dibine patlayıcılar yerleştirilir. Siyah araba yine tüm öfkesiyle kasabalıları kovalar. Şerif ve yanındakiler bilerek bu uçurumun kenarına kadar gelirler. Amaçları, arabanın patlayıcıların yerleştirildiği uçurumdan aşağı düşmesini sağlamaktır. Uçuruma düşünce patlayıcılar harekete geçirilecek ve araba havaya uçurulacaktır.
Plan tıkır tıkır işler. Araba hızla üstlerine gelir. Adamlar son anda kenara çekilirler. Araba duramaz ve uçurumdan aşağıya uçar. Çok büyük bir patlama olur. Göklere yükselen patlamanın alevlerini izleyen insanlar bu alevlerin içinden şeytani bir figürün son çırpınışlarını dehşetle seyrederler. Bir süre sonra alevler tamamen kaybolur. Şeytanın arabasının beklenen sonu gelmiş ve kasaba bu tehlikeden kurtulmuştur.   
     
Topluma korku ve dehşet saçan gizemli siyah araba figürünü bazı toplumlar ekranlardan izleyerek değil neyazıkki bizzat yaşayarak tecrübe ettiler. Bazıları ise hâlâ siyah araba kâbusunu görmeye devam ediyor. Bunlardan en bilineni Sovyet Rusya toplumuydu.

Stalin 1923’te Sovyetler Birliği’nde iktidara geldikten sonra dozu gittikçe artan baskıcı ve totaliter bir yönetim inşa etti. İktidarın muhalif, vatan haini, terörist veya halk düşmanı suçlamasına maruz bırakılanlar devlet eliyle sistematik bir tasfiyeye tâbi tutuldu. Bu tasfiye ve toplu kıyım en dehşetli yıllarını 1930’larda yaşadı. Zirve yılı ise 1937 oldu. Farklı kesimlerden milyonlarca suçsuz ve masum insan bu acımasız dönemin dişleri arasında adeta çiğnendi. İşte bu dönemin en bilinen sembollerinden birisi ilginç bir şekilde siyah bir arabaydı.

Sovyet gizli servisi KGB, o zamanki adıyla NKVD, 1920’lerin sonunda GAZ otomobil fabrikasına özel bir araba siparişi verdi. Arabanın amacı gizli servis çalışanlarının muhalif veya tehlikeli görülen Sovyet vatandaşlarını takip etmelerini ve yakalamalarını kolaylaştırmaktı. Bu araba adeta bir avcı gibi hedeflerini takip edecek, yakalayacak ve bilinmeyen bir yerlere götürecekti. Görünüşüyle sıradan değil, özel bir araba olacaktı. Nitekim oldu da. Bir Amerikan otomobil markasından kopyalanan “GAZ M-1” 1930’larda Sovyet Rusya sokaklarında bu şekilde dolaşmaya başladı.

Araba gerçekten etkileyiciydi. Zamanına göre de oldukça teknolojikti. Başka renklerde de üretilmişti ama gizli servis çalışanlarının kullandıkları arabalar özellikle siyah renkliydi. Hızlıydı. Etkileyiciydi. Korkutucuydu. Sovyet toplumu kısa sürede bu arabaya çeşitli isimler taktı. En bilineni “Emka” idi. Arabanın ismindeki “M” harfinden dolayı. Başka isimler de takıldı. Renginden dolayı “Kara Karga” (Çörnaya Vorona) denildi mesela. Bir başka ismi “Kara Marusya” (Çörnaya Marusya) idi. Tutukluları taşıyan arabaların İngilizcedeki ismi olan “Black Maria” Rusçada Kara Marusya olmuştu. Tutuklananlar bu arabaya kısaca “Kargacık” (Voronka) diyorlardı.

Arabanın “Kara” lakabı sadece renginden dolayı değildi. Siyah renk neredeyse bütün toplumlarda yasın, matemin ve korkunun rengidir. “Karga” denmesinin de bir sebebi vardı. Rus toplumunda karga ölüm getirmesi ile özdeşleştirilmiş bir kuştu aynı zamanda. Boşuna değildi bu yakıştırmalar. Kara Karga’nın bir sokağa girmesi ve bir evin önünde durması olabilecek en kötü şeylerden birisiydi. Alıp götürdüğü kişiler ve geride kalanları için ise korku, matem, ayrılık ve ölüm anlamına geliyordu.
Sovyet vatandaşları bu arabayı gördüklerinde korkuyla titriyorlar ve kaçacak yer arıyorlardı. Herkes fısıltıyla birbirine insan kaçıran bu korkutucu arabadan bahsediyordu. Ebeveynler çocuklarına bu arabalardan görürlerse hemen bir yerlere saklanmalarını tavsiye ediyorlardı. Çünkü bu arabaların alıp götürdüğü kişiler çoğunlukla geri dönmüyorlardı. Önce KGB zindanlarına yolları düşüyordu. Halen hayatta iseler oradan GULAG diye bilinen Sibirya’daki hapishanelere gönderiliyorlardı. Kara Kargalar tehlikenin ve izleniyor olmanın işaretiydi. Bir Emka’ya binmek demek, özgürlükten tutsaklığa geçişin eşiğini aşmak demekti. Arabanın üstlerine kapanan kapıları kimileri için yıllarca açılmıyordu.  

Kara Kargalar Stalin’in Sovyet Rusya’ya yaşattığı “Büyük Terör” döneminin en fazla akılda kalan sembolü oldular. Kaçırılmanın ve geri dönememenin işaretiydiler. Öyleki Sovyet Rusya dağıldıktan sonra, “Sovyet döneminin en tehlikeli eşyaları sizce nelerdi?” sorusu yöneltilen Rusya vatandaşlarının %22’si Emka cevabını vermişti. Ünlü Rus şair Anna Ahmatova meşhur Requim şiirinde, ünlü yazar Mihail Bulgakov “Usta ve Margarita” romanında ve Nobel ödüllü Aleksandr Soljenitsin meşhur “Gulag Takımadaları” kitabında bu koyu baskı rejiminin sembolü olan siyah ve ürkütücü arabalardan bahsetmeden geçememişlerdi.

Günümüze geldiğimizde, caddelerinde ve sokaklarında siyah arabaların adam kaçırdığı bir başka ülke ise ne yazık ki Türkiye. Siyah “Transporter” marka arabalar gündüz ve gece farketmeksizin sokaklardan insan kaçırıyor. Kaçırılan bu insanların ortak özelliği Hizmet hareketine mensup olmaları. 1990’ların “Beyaz Torosları” yerlerini 2016’dan itibaren “Siyah Transporter”lara bırakmış durumda.

Siyah minübüslerle kaçırılan insanların bir kısmı, Ömer Faruk Gergerlioğlu başta olmak üzere bu duruma dikkat çeken insan hakları savunucularının çabalarıyla gündeme geldi. Bu durumun sosyal medyada gündem olması üzerine kaçırılanların bazıları sonradan oldukça garip bir şekilde ortaya çıktılar. Bir kısmından ise aylar geçmesine rağmen hâlâ hiçbir haber yok. En son yaşanan örnek, eski Başbakanlık raportörü Hüseyin Galip Küçüközyiğit’in kaçırılması.

İlginç bir şekilde topluma korku ve dehşet salarak iktidarda kalmaya çalışanların ortak noktalarından birisi görüldüğü gibi siyah arabalar. Kişiler, ülkeler ve devirler değişiyor ama ne acıdır ki yöntemler değişmiyor.

Bu bir korku-gerilim filminin senaryosu değil, 21. yüzyıldan bir Türkiye manzarası. Koca bir toplum ise tüm bu yaşananları film gibi izlemeye devam ediyor.   

Aktif Haber / İlhami Okut

 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ