'Seçim yaklaşıyor, yaprak kımıldamıyor, neden' diye soranlara…

Taksiye bindim. Kısa bir yolculuk. Daha yanına oturur oturmaz, şoför, “Siz gazeteci değil misiniz, hani televizyonlara da çıkan?” diye sorup baş eğmemle istediği mesajı alınca merakının gerisini “Halkın güncel dertlerini de yazın” diye getirdi.




Ne derdiniz?


Ben böyle durumlarda bu siteyi hatırlatıp “Yazıyorum” demekten kaçınıyorum. Günün kim bilir kaç saatini araç kullanmakta geçiren biri, vakit bulup internete girecek, hadi girebildi diyelim, o kalabalık arasında bizim siteyi keşfedecek…

En iyisini yapıyor ve sessiz kalıyorum.

Aracın şoförü televizyon izleyicisi çıkıyor. Sessizliği yine o, “Sizi son zamanlarda televizyonlarda göremiyoruz” cümlesiyle bozuyor.

Sıradan izleyiciler, televizyona çıkmanın çıkan kişinin isteğine bağlı olduğunu sanıyor. “Ben geliyorum” denildiğinde, televizyon kanallarının “Biz de sizi özlemiştik, bekliyoruz”diyeceğini düşünenler bile vardır muhakkak.

Programcıların elinde iki liste

Burada, şoföre, “Haklısınız, televizyonlardan uzağım, programlara çağrılmayınca yapacak bir şey yok” demekle yetiniyorum.

Hayretle yüzüme bakıyor.

Galiba yazmıştım, ama tam yerine denk geldiği için bir kez daha tekrarlamamda bir mahzur yok. Birkaç ay önce, ana haber kanallarından birinden arandım ve genç bir ses, “Müsaitseniz sizi bu akşamki programa davet etmek istiyoruz” dedi.

Sesli gülmüş olmalıyım ki, arayan alınganlık gösterdi.

Üç yıl öncesine kadar her hafta sürekli konuğu olduğum bir programda yer aldığımı, bu arada kendilerinki de dahil diğer kanallardan da haftada birden fazla kez gelen program çağrılarından en az birine de olumlu cevap verdiğimi söyledim. Ardından da şunu ekledim:

“Yaklaşık üç yıldır tek bir program daveti bile almadım. Onun için davetiniz beni sevindirdi. Ancak yine de uyarayım: Söylendiğine göre, programcıların elinde iki ayrı liste varmış. Biri ‘asla çağrılmayacaklar’ diğeri de ‘mutlaka çağrılması gerekenler’ listeleri. Benim adımın da ilk listenin başlarında yer aldığını sanıyorum. Bir yanlışlık olmaması için sizi görevlendiren program sorumlusuyla görüşüp beni yeniden arar mısınız?”

Muhatabımın telaşlandığı sesine de yansıdı. “Olur mu öyle şey Fehmi Bey” dedi ve program sorumlusunun adını vererek “Sizi o bizzat istedi; şimdi kendisiyle konuşup sizi yeniden arayacağım, hemen” diye de ekledi.

Aramasını hala bekliyorum.

Böyle bir davete “Herhalde ismim listeden çıkarıldı” beklentisiyle olumlu cevap vermiş bir meslektaş, bana, kanal kapısından özürlerle nasıl geri çevrildiğini anlatmıştı. Bereket öyle bir durumla karşılaşmam gerekmedi.

Elbette iki adımlık yer için birlikte seyahat etmek zorunda olduğum şoföre bunları anlatmadım. Anlatmam da gerekmedi. “Arif olan anlar” sözü bir kez daha kendini ispatladı.

Yolumuz bitmek üzereyken, nereden icap ettiyse, katıldığı ilk seçimden itibaren oy kullandığı partiyle bu seçimde yolunun ayrılacağını bildirdi şoför arkadaş. Vaktiyle partisinde de görev üstlenmiş bir ‘Türk milliyetçisi’ olduğu halde sırf liderini beğendiği için oyunu farklı kullanabilmiş. Şimdi iki parti birlikte hareket ediyor, fakat o ikisinden de uzak durma kararlılığındaymış.

Bu defa adımı da telaffuz ederek, “Oyları bayağı düşecek, göreceksiniz Fehmi Bey” diye ekledi.

Taksi arka koltuğu ve kararsız seçmenler

Durmak üzereyken, “Arka koltuklarda oturanlar ne diyorlar?” sorusunu yöneltmeden edemedim. Cevabını aktarayım:

“Şu sıralarda taksiye ancak beyaz yakalılar binebiliyor, tuzu kurular; onların da siyasi eğilimleri belli. Benden alacağınız cevaba bakarak genelleme yapmanızı istemem. Yine de söyleyeyim. Eskiden tek tük de olsa destekleyen çıkardı, şimdilerde yolcular da burunlarından soluyor.”

Taksiciden aldığım izlenim böyle.

Bir de itibarlı gazetelerden aldığım bir izlenim var.

Yazılarını sektirmeden okuduklarımdan biri, yalnızca haftada birkaç kez bir gazetede karşıma çıkmıyor, o yazarın bir düşünce üreten kuruluş içerisinde yer aldığını ve siyasete akıl taşıdığını da biliyorum ve bu sebeple yazdıklarını ayrı bir merakla okuyorum. (Onun gibi hem yazan hem de profesyonel olarak akıl veren birkaç yazar daha var medyamızda.)

O ve onun gibiler yapılan anketlerden de haberdar olmalılar.

Son yazısı mesela. Anketlerde kararsız seçmen oranı çok yüksek görünüyormuş. Böyle bir şeyin mümkün olamayacağını yazıyor.

Okuyalım :

“Türkiye’de bugün için siyasetin işleyiş dinamiklerine ve siyasal kutuplaşma eğilimlerine bakınca, zaten kararsız seçmen kümelerinin yüksek olması söz konusu bile değildir. Hele bazı araştırma şirketlerinin iddia ettiği gibi yüzde 20’lerin üzerinde hiç değildir. Bugünden kararsız olduğunu söyleyen seçmenlerin büyük çoğunluğu gidip yine kendi partisine oy verecektir. Yani kararsız değildir.” (Siyahlar yazara ait. FK.)

Gerekçelendirmiş de bu tespitini.

Yazısı bana kendini açan şoför arkadaş gibilerin varlığından haberdar olmadığı izlenimini verdi.

Her ne ise.

Burhan Felek, en kıdemli yazarımız olduğu günlerde, pazar yazılarını bir kahvehanede geçtiğini söylediği hayali konuşmalara ayırırdı. Bugün ben de o yoldan gideyim istedim.

Fakat yanlış anlamayın, yazdıklarım hayali değildir.

Bu yazı Fehmi Koru'nun blogundan alınmıştır
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ