"NATO Türkiye üzerinden yeni bir varoluş krizine mi gebe?"

Türkiye NATO’da Rusya’nın koçbaşı mı? NATO YPG’yi terör örgütü tanımazsa Rusya karşısında Polonya’yı savunmasız bırakacak hamle açıklayan Ankara ne yapıyor?




BOLD'da Fatih Yurtseven imzasıyla yayınlanan analiz şöyle;


NATO-Türkiye ilişkilerine yönelik her geçen gün ortaya çıkan yeni bilgiler 3-4 Aralık’ta Londra’ya yapılacak NATO Zirvesini daha da önemli hale getiriyor. Türk Hava Kuvvetleri geçtiğimiz pazartesi günü Ankara’da S-400 ve F-16 ile ortak çalışma yaptı. Katar ziyareti dönüşü Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD Başkanı Trump ile varılan uzlaşı sonucu S-400 konusunun NATO düzleminde ele alınacağını ifade etti ancak henüz bu konu kamuoyu tarafından tam hazmedilmemişken, ismi açıklanmayan bir Türk diplomat Reuters haber ajansına konuştu.

Yetkili yaptığı açıklamada özetle; Türkiye’nin YPG konusundaki tutum ve görüşünün NATO tarafından kabul edilmemesi ve YPG’nin bir terör örgütü olduğunun sonuç bildirisine dahil edilmemesi durumunda, Türkiye’nin Baltık ülkeleri ve Polonya’nın savunmasına yönelik planı veto edeceği vurgulandı.

NATO’da kararlar oy birliği ile alınıyor. Bir ülkenin söz konusu kararı veto etmesi durumunda karar hayata geçirilemiyor. Rusya’nın 2014 yılında Kırım’ı ilhakından sonra Baltık ülkeleri ve Polonya, Rusya’yı tehdit olarak göremeye başladı. NATO; hem söz konusu ülkelerin güvenlik endişelerinin giderilmesi, hem de Rusya’nın saldırgan tutumundan vazgeçirilmesi için bir dizi tedbir almaya karar verdi.

Geçen yıl Kasım ayında icra edilen Trident Juncture Tatbikatı o zamana kadar yapılan en büyük ve en geniş katılımlı NATO tatbikatıydı. Baltık ülkeleri ve Doğu Avrupa yaşanabilecek ani bir Rus müdahalesine karşı “Çok Yüksek Hazırlık Seviyeli Ani Müdahale Görev Kuvveti” kuruldu. Nisan 2019 ayında NATO unsurlarının Karadeniz ve Baltık Denizinde daha fazla varlık göstermesi kararlaştırıldı.

Ancak nesnel bir bakış açısıyla, alınan tedbirler ve Rus politikaları beraber değerlendirildiğinde, Rusya’nın caydırılamadığı, aksine daha kararlı bir şekilde politikalarına devam ettiği görülüyor.

Baltık ülkeleri ve Polonya’nın güvenlik kaygılarının en üst seviyeye çıktığı, Makron tarafından başlatılan NATO’nun beyin ölümü gerçekleşiyor tartışmalarının kızıştığı bir ortamda, Türkiye’nin yaptığı diplomatik manevranın başta S-400 ve YPG konusunda yaşanan sıkışmanın aşılması için zekice öne sürüldüğü düşünülebilir. Peki, işin aslı gerçekten öyle mi?

Merkel’in de ifade ettiği gibi, Türkiye son birkaç yıl içerisinde Batı ittifakından daha fazla Rusya’ya angaje olmuş gibi bir tutum takınsa da, yaşanan eksen değişikliğinin daha fazla momentum kazanmaması adına, Türkiye her şeye rağmen NATO içerisinde tutulması gereken bir ülke olarak görülüyor. Bu durumun farkında olan Rusya, Türkiye üzerindeki etkisini kullanarak NATO içerisinde kriz çıkarıyor.

Sosyal medyada ulusalcı çizgide paylaşım yapan hesaplar tarafından dün servis edilen “Moskova-Sen Petersburg arasında Baltık hattındaki tren yollarının kontrolünün Rus Ulaştırma Bakanlığı tarafından Kara Kuvvetlerine devredildiği haberi” ve devamında Reuters’e yapılan açıklama Türkiye ve Rusya’nın birlikte hareket ettiği izlenimini veriyor. Putin açıkça Baltık ülkeleri ve Polonya’ya her an müdahaleye hazırım diyor. Oluşan hava Türkiye’nin elinin güçlendiriyor. Zira, savunma planının onaylanmaması NATO açısından ciddi bir başarısızlık olacağı gibi, gerçek manada NATO’nun beyin ölümünün de gerçeklemesi anlamına gelecek.

Almanya Başbakanı Merkel’in Makron’un açıklamalarına cevaben “Avrupa’nın kendi başına NATO olmadan güvenliğini sağlamayacağı” realitesi ortada iken, yaşanabilecek bu tür bir başarısızlık, sadece Baltık ülkeleri ve Polonya’yı değil, diğer kıta Avrupası ülkelerini de yeni oluşum arayışlarına itebilir. Fransa’nın liderliğinde yeni bir Avrupa güvenlik mekanizmasının kurulması daha yüksek sesle dile getirilebilir. Söz konusu girişimin başarısı Rusya ile yapılacak bir iş birliğine göbekten bağlı olacağı için, zaten enerji konusunda ipleri elinde tutan Rusya, Avrupa meselelerine daha fazla müdahil olabilir. Ekonomik olarak AB içerisinde gücü eline alan ve şu ana kadar Bismark vari bir dış politika anlayışı ile hareket ederek askeri güç konusunu hiç gündeme getirmeyen Almanya da kendi kaderini kendi tayin etme yolunu tercih edebilir.

AB ülkelerini yeterince savunma harcamaları konusunda fedakarlıkta bulunmadıkları için eleştiren ABD açısından, önce krizi izlemek, üyelerin seçeneklerini ortaya koymasını beklemek ve kısa vadede herkes için en iyi seçeneğin NATO olduğunun farkına varıldığını görmek ve daha sonra krize müdahale etmek en rasyonel hal tarzı olarak düşünülebilir. Zira, NATO’nun etkinliği büyük ölçüde ABD’nin tavrına bağlı. Trump iyi bir iş adamı olarak bu durumu avantaja çevirip NATO harcamalarının bir bölümünü AB ülkelerine devredebilir.

Dünya büyük bir dönüşüm yaşıyor. Soğuk Savaş sonrasında değişime ayak uydurma konusunda büyük bir sınav veren NATO, tekrar bir dönüşümün arifesinde bulunuyor. Zaten bu Zirve’nin en önemli gündem maddelerinden biri de, bu dönüşüme yönelik Dışişleri Bakanları toplantısında verilen Alman ve Fransız tekliflerinin görüşülmesi olacak. Muhtemelen Zirve’de NATO mekanizmasındaki oybirliği ile karar verilmesi hususu da gündeme gelecek.

NATO bu haliyle Türkiye’nin kendi görüşlerini etkili bir şekilde gündeme getirebileceği tek uluslararası kuruluş özelliğine sahip. Hal böyle iken, büyük dönüşümlerin arifesinde yapılan büyük çıkışlar öngörülemeyen sonuçlar ile yüzleşilmesine neden olabilir. Türkiye’nin çıkışı zamanlama açısından zekice olsa da, konjonktür açısından oldukça riskli. Özellikle de NATO nezdinde, Türkiye’nin içerisindeki bir grup üzerinden Rusya ile beraber NATO’nun temellerini sarsan bir ülke olarak kabul algılanması tehlikesi mevcut. Türkiye her zaman kendi gündemini kendisi belirleyen bir ülke olmalıdır. Burada da en büyük sorumluluk ülkenin menfaatleri her şeyin üzerinde tutan bürokrat ve siyasetçilere düşmektedir.

Kaynak: BOLD
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ