‘Mehmet Ağar’ın tehdidi, iktidarın zihniyetini temsil ediyor’

"Eski AKP’liler şimdi kendi yarattıkları ‘Frankenstein’ ile mücadele edecekleri bir siyasi arenada var olmaya çalışacaklar. Bakalım içerideki ‘öfkeli çocukları’ da Suriye’dekiler kadar sevimli bulacaklar mı?”


Kısa bir süre önce faili meçhul cinayetlerle ilgili davadan beraat eden eski İçişleri eski Bakanı Mehmet Ağar'ın, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun kurduğu parti ve eski Bakan Ali Babacan’ın da kurmaya hazırlandığı yeni hareket için "Mutlaka vazgeçirmek lazım, aksi takdirde sonuçları ağır olur" şeklinde söylediği sözlerin yankıları devam ediyor.

Artı Gerçek yazarı İnci Hekimoğlu bugünkü yazısında Ağar’ın bu sözlerine karşı muhataplarının “Bahsettiğin ağır sonuçlar nedir, sen birilerini üzecek hangi araçlara sahipsin?” diye sormadığı için tepki gösteriyor ve “İktidar partisinde resmi hiçbir görevi olmayan Mehmet Ağar’ın eski İçişleri Bakanı, eski Adalet Bakanı, eski Emniyet Genel Müdürü olması ve bu makamlardaki icraatları ile ün salması ‘devlette devamlılığın’ en büyük kanıtı olduğundan muhtemelen” diyor.


Ağar’ın “tehdit kokan” sözlerinin “sallanmakta” olan iktidar blokunun kendi tabanlarına yönelen yeni partilerden “ölesiye korktuklarının itirafı” olduğuna dikkat çeken Hekimoğlu, “İktidarda kalmaları neredeyse ‘hayat memat’ meselesi haline geldiğinden ‘Abdullah Gül’ örneğinde olduğu gibi helikopterli ziyaretle yetinmeyeceklerinin de mesajı veriliyordu” ifadesini kullanıyor.

Ahmet Davutoğlu’nun başında olduğu Gelecek Partisi kurucularından Ayhan Sefer Üstün’ün “Ağar söylüyorsa ciddiye almak lazım” dediğini aktaran Hekimoğlu, Üstün’ün aslında herkesin bildiği “sır”dan bahsettiğini belirtiyor ve bu “sırrı” da şöyle anlatıyor:

“Adalet koridorlarında dokunulmaz kılınan o ‘sır’ Kızıltepe, Dargeçit ve son olarak Ankara JİTEM davalarında gün gibi ortada olsa da ne tanıklıklar, ne kanıtlar, aralarında Mehmet Ağar’ın ve İbrahim Şahin, Korkut Eken, Ayhan Çarkın’ın olduğu 17 sanığın beraatını engelledi. “Cürüm işlemek için oluşturulan silahlı teşekkülün faaliyeti kapsamında insan öldürmek”ten yapılan yargılama, yıllarca sürdükten sonra 13 Aralık’ta sanıkları aklamayla son buldu.

Mesut Yılmaz, Tansu Çiller ve eşi Özer Uçuran Çiller'in tanık olarak dinlenmesi talebi ise ‘dönemlerinde işlenen cinayetlerin faillerinden birebir haberdar olmayacaklarının açık olması’ gerekçesiyle reddedilmişti.

Mansur Yavaş’ın ‘çete’ iddiaları, Sinan Aygün’n yanında boy gösteren Sedat Peker, yeni partilere mesaj veren Mehmet Ağar ve JİTEM davasından yansıyanlar tesadüfen bir araya gelmedi.”

Aynı isimlerin daha önce CHP’li Mehmet Şeker’in talebi üzerine Darbeleri Araştırma Komisyonu’na gelen ve ilk kez resmen kabul edilen 1996 tarihli MİT raporunda da birlikte olduklarını anımsatan Hekimoğlu “Çiller Özel Örgütü’nün doğrulandığı raporda yer verilen örgüt şemasında Tansu ve Özel Çiller, Mehmet Ağar, Sedat Peker ve Alaaddin Çakıcı gibi isimler sıralanmıştı.

Raporun ‘Ciddi Bulgu ve Belgeler’ bölümünde MİT, JİTEM, Kontrgerilla ve ülkücü mafya işbirliği ile oluşturulan ‘Özel Büro’nun, infazlardan eroin kaçakçılığına, Azerbaycan'da darbe girişiminden Eşref Bitlis ve Behçet Cantürk'ün öldürülmesine tüm suçların merkezinde olduğu belirtiliyordu. Özel Büro'nun Abdullah Çatlı ve Alaaddin Çakıcı'yı kullandığı ifade edilen raporda, Özer Çiller, Tansu Çiller, Korkut Eken, İbrahim Şahin, Mehmet Ağar, Mehmet Eymür gibi isimlerin karıştığı iddia edilen suçlar da sıralanıyordu” ifadelerini kullanıyor.

“Yeni rejim” diye tanımlanan bu yönetim biçiminin aslında eskinin devamı olduğunu ve tek farkı olduğunu söyleyen Hekimoğlu, bu farkın da “Milliyetçi/Türkçülerin güce ortak olma karşılığında şeri bir düzene rıza göstermesi” olduğunu belirtiyor.

Hekimoğlu şöyle devam ediyor:

“İktidardaki ittifak bundan böyle, yalnız Kürtlerin seçme seçilme, örgütlenme haklarını değil kendi bağırlarından çıkmış siyasilerin örgütlenme, kendi tabanlarından ayrılan dindar muhafazakârların seçme seçilme haklarını da tanımayacağı mesajını veriyor.

Eski AKP’liler şimdi kendi yarattıkları ‘Frankenstein’ ile mücadele edecekleri bir siyasi arenada var olmaya çalışacaklar. Bakalım içerideki ‘öfkeli çocukları’ da Suriye’dekiler kadar sevimli bulacaklar mı?”

Mehmet Ağar’ın yeni partileri hedef alan sözlerini köşesine taşıyan bir diğer isim ise Karar yazarı Ali Bayramoğlu. 

Ağar’ın hedefinde AKP’den oy alacaklarını düşündüğü Abdullah Gül, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu olduğunu söyleyen Bayramoğlu, “Lafı niye sarfettiğini ve lafın nereye gideceğini iyi biliyor ki, o dönemde başbakan olan ismin şimdi cumhurbaşkanı olduğu umrunda bile olmuyor. Çünkü mekanizmanın kime kilitleneceğini deneyimleriyle biliyor” diyor.

Kumpas ve tehdidin bu kadar hakim olması durumunun ilk kez yaşanmadığını belirten Bayramoğlu “İktidardaki gücün görüşünün tek siyasi doğru olduğu iddiasıyla, tüm diğer siyasi tutumların tehdit ve art niyet kategorisine sokulması, kriminalize edilmesi, velhasıl bildik bir siyaset karşıtlığı Türkiye’de tüm olağanüstü dönemlere hakim olmuş, MHP gibi aşırı kutup temsilcilerinin dilini oluşturmuştur” ifadelerini kullanıyor.

Ortada bir facia olduğuna dikkat çeken Bayramoğlu “Ama facia bu gerçektir. Ağarvari tutumlar ve sonuçlarıdır. Önüne gelenin, önüne gelen herhangi biri hakkında “resmi tehdit” halini almış bu tür suçlamalarla yol temizliği yapmaya çalışması, yaranma hamleleriyle yol alabilmesi, bunun tüm sistemin çalışmasına hâkim olmasıdır” sözlerini aktarıyor.

Türkiye’nin Mehmet Ağar ismini ilk kez yıllarca önce Eymür’ün hazırladığı, yasa dışı devlet-siyaset-emniyet-mafya ilişkilerini ifşa eden MİT raporuyla duyduğunu belirten Bayramoğlu, Ağar’la ilgili şu hatırlatmaları yapıyor:

“Daha sonra Susurluk döneminde, devletin yasa dışı ve gayri meşru mücadele yöntemlerinin baş mimarlarından biri olarak anıldı. Refah-Yol hükümetinde İçişleri Bakanı olduğu sırada, darbe olur, asker istemez endişesiyle Erbakan’ın Libya ziyaretine onay vermeyen tek bakandı. 1993-1996 arasında cürüm işlemek için silahlı teşekkül meydana getirmek, Abdullah Çatlı ve Yaşar Öz’e silah taşıma izin belgesi vererek ve yeşil pasaport almalarını sağlayarak görevi kötüye kullanmakla suçlandı. Nitekim 2008’de tekrar açılan Susurluk davasında 2011 yılında, ‘silahlı örgüt yöneticiliği’ suçundan 5 yıl hapse mahkum oldu. Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesini engellemek için verilen 27 Nisan muhtırasından sonra devlet-siyaset ayak oyunlarında etkin bir rol oynadı. Muhtıra üzerine Anayasa Mahkemesi’nin icat ettiği 367 kuralının aşılması, Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesi, DYP ve ANAP’ın oylarıyla mümkünken bunu engelleyen Ağar oldu. DYP milletvekillerini meclise yollamadı, ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu’yu da ‘darbe olacak’ diyerek korkutup aynı şekilde davranmaya ikna etti.”

“Fiili ve yasa dışı güç kullanımından siyasi ayak oyunlarına, askerle işbirliğinden vesayetçi gayri meşru dirençlere kadar devlet neredeyse, Ağar oradaydı” diyen Bayramoğlu, şöyle devam ediyor:

“Hikmet-i hükümetin, gücün, resmi ideolojinin temsiliciydi. Belli bir tarihten  sonra yolu AK Parti’yle kesişmeye başladı. Bu tarih, AK Parti-MHP-devlet iktidar bloğunun oluşmaya başladığı günlere denk gelir. Beştepe’ye yönelik tehditlerin bertaraf edilmesi konusunda danışmanlık yaptığı iddia edildi. En nihayet oğlu, AK Parti’den milletvekili oldu.

‘Takdirinize bırakıyorum’ dediği ithamla, ‘aksi takdirde çok ağır sonuçları’ olur dediği durumla, sahnede yer alışıyla Ağar, bugün, mevcut iktidar bloğunun varlığı ve zihniyetini iyi temsil eden isimlerden birisidir.

Ancak asıl temsil ettiği, hukuk dışı ve siyaset karşıtı bir zihniyetin simgesel ve fiili devri daimidir.”
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ