'Kürt Sorunu yoktur' politikasının yansıması: Kürt bakan da yoktur

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 24 Haziran seçimleri öncesinde yürüttüğü kampanyada, 'Kürt Sorunu diye bir şey yoktur' demiş ve büyük tepki çekmişti.

Bu yaklaşımın somut uygulamaları siyasette kendini göstermeye başladı. Erdoğan'ın bizzat hazırladığı yeni Kabine'de tek bir Kürt isme yer verilmemesi bu politikanın bir yansıması olarak okunuyor.

Evrensel Gazetesi köşe yazarı Yusuf Karataş, Kabine'de Kürt bir isme yer verilmemesinin birden fazla anlamı olduğu görüşünde. Karataş'a göre, bu durum, Erdoğan'ın MHP ile işbirliğinin geçici olduğunu ve başkanlığa geçildikten sonra Kürtlerin talepleri doğrultusunda adımlar atılacağını düşünenleri yanlış çıkardı. 


"Erdoğan’ın açıkladığı yeni kabine yaratılan bu beklentinin ham hayalden başka bir şey olmadığını bütün açıklığı ile ortaya koydu" yorumunu yapan Karataş, bir Kürt bakana Bakanlar Kurulu'nda yer verilse bile, bu adımın iktidarın Kürtlerin hak eşitliği mücadelesi karşısında baskı ve şiddet politikalarını esas alan bir iktidar olduğu gerçeğini zaten değiştirmeyeceğini aktardı.

Ancak, yeni Kabine'nin iktidarın artık böyle bir propaganda yapmaya bile gerek görmediğini, Kürt sorununda içeride baskı ve dışarıda müdahaleye dayalı politikanın açıklıkla savunulup uygulanacağını gösterdiğini ifade eden Karataş, yeni Kabine ile ilgili olarak en çok merak edilen konulardan birinin de HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ı açıktan tehdit eden İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun görevine devam edip etmeyeceği olduğunu ve devam etmesinin iktidarın Soylu'nun arkasında olduğu anlamına geldiğini dile getirdi.

Karataş, konuyla ilgili tespitlerini şu satırlarla sürdürdü:

"Söylediklerimizden bugüne kadar Erdoğan’ın başkanlığı konusunda beklenti yaratmaya çalışan Kürt sermaye ve orta sınıf çevrelerinin yeni sistemin Kürt’süz kabinesi nedeniyle iktidardan uzaklaşacağı/kopacağı gibi bir sonuç çıkartılmasın.

Aksine, iktidarla çıkar-kader birliği halinde oldukları için ulusal-demokratik istemlerin reddine dayalı politikalara ve Kürtlüğün bir ‘kültürel öge’ çerçevesi içine sıkıştırılmasına bu çevrelerden ciddi bir itiraz yükselmeyecektir. Bu çevrelerin halkın oylarıyla seçilmiş belediye başkanlarının yerine iktidar tarafından atanmış kayyımlarla ilişkisi ve iş birliği bundan sonraki yönelimleri için de yeterince fikir vericidir."

Karataş, bu durumun tek iyi sonucunun Kürt Sorunu'nun giderek Kürt işçi sınıfının bir sorunu haline dönüşmesi olduğunu, Kürt burjuvazisinin değil emekçi kitlelerin çıkarları lehine çözüm imkanlarını arttırmakla sonuçlanacağını kaydetti.

Kürt Sorunu'nun bundan sonra izleyeceği seyir konusunda ise, Karataş şu gözlemlerini paylaştı:

"Burada şunu da belirtmeden geçmeyelim: Elbette başkanın yeni kabinesinin Kürt sorununda uygulayacağı politika üzerinde bölgedeki (Ortadoğu) gelişmelerin ve özellikle Suriye’de bugüne kadar sürdürdüğü politikaları devam ettirip ettiremeyeceğinin önemli bir etkisi olacaktır. İşin bu boyutu başka bir tartışma-yazı konusudur. Ancak büyük oranda patronlardan oluşan ve sermayenin yayılmacı emellerinin temsilcisi olan bu kabinenin niyetinin mevcut müdahaleci-yayılmacı politikanın devamından yana olduğu da açıktır."










Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ