"Küresel tehditler ve rasyonel yaklaşımlar"

"Türkiye’de yöneticiler ekonomideki kötü gidişi sona erdirmek için çareler geliştireceklerine halkın tepkisinden korktukları için gerekli ama acı reçeteleri uygulamayı geciktiriyor, palyatif tedbirlerle saklamaya çalışıyorlardı."




İsmail S. Gülümser/Aktif Haber


İnsanoğlu her dönem farklı küresel tehditlere maruz kalmış ve direk ya da dolaylı bu tehditlerden yığınlar zarar görmüştür. Bazen bu tehdit tüm dünyayı ele geçirmeye çalışan yayılmacı politikalara sahip anlayışların hâkim olduğu ülkelerden gelmiştir. SSCB gibi yıllarca birçok ülkeye ideal sistem olarak sundukları Sosyalizm-Komünizm gibi dünya görüşleri ile birçok ülkede kargaşaya yol açmış kendi ülkeleri dâhil milyonlarca insan bundan zarar görmüş hala bazı ülkeler etkisinden kurtulamamıştır.

Bazen kendini dünya lideri gibi gören Hitler gibi psikolojik olarak sorunlu devlet yöneticileri çevrelerinden başlayarak ülkeleri doğrudan silahlı mücadele ile tutsak etmeye çalışmıştır. Geçmişte sömürgecilikle deniz aşırı ülkeleri haraca bağlayanlar olmuş, bugün ise kimi ülke halklarını zalim idarecilerden kurtarmak için muhalif grupları destekleyenler olduğu gibi, küresel güç olmak ülkelerin doğal kaynaklarını sömürmek için el altından ülkeleri karıştıranlar ve gizli vekâlet savaşı yürütenler ülke halklarına insanlık dramı yaşatmakta küresel tehdit olmaya devam etmektedir.

Bu tehditler bazen açığa çıkmakta bazen ise sinsi politikalar izleyerek tesirini gizli gizli yürüttüğü ya da maşa kullandıkları için belli döneme kadar saklanmaktadır. Türkiye’de son dönemde ülke yönetimi küresel oyun kurucu olma hayalleriyle yatıp kalkan el altından her türlü kötülüğü işleyebilecek birinin tek eline teslim edilmiştir. Devletin tüm denetim mekanizmalarını kontrollerine aldıkları için dünyanın hangi bölgesinde hangi kirli işler yaptıklarını öğrenmek giderek zorlaşmakta, her geçen gün tehdit artmaktadır.

Küresel tehditler zalim yöneticiler eliyle ortaya çıkabildiği gibi tabii afetlerde de zamanında gerekli önlem alınmazsa tüm dünyayı tehdit eder hale gelmektedir. 2020 nin başlarında olduğumuz şu günlerde son 20 yılda üçüncü kez ortaya çıkan tüm dünyayı meşgul eden en önemli tehdit insan başta olmak üzere birçok omurgalı hayvanın solunum, sindirim, dolaşım ve sinir sisteminde enfeksiyona yol açabilen Koronavirüs (COV)’dir. Solunum yetmezliği ile ölümlere yol açabilen bu virüs 2002-2003 yıllarında uzak doğuda (SARS) salgını ile, 2012 yılında orta doğuda (MERS) salgını ile ortaya çıkmış ve ölümlere yol açmıştı. Omurgalılar arasında yayılan virüs değişime uğrayarak 2019 Aralık başlarında (COV) salgını ile önce Çin’in Wuhan bölgesinde görüldü sonra hızla yayılarak tüm dünyayı tehdit eden küresel bir afet haline geldi.

Nasıl ülkelerin dayanışmayla kurduğu NATO sayesinde Rusya’nın başını çektiği komünist bloğu ülkelerin küresel tehdidi karşısında başarılı sonuç alındı ise, küresel boyutlara ulaşan salgın hastalıklarla mücadelede de ülkelerin birlikte hareket edip bu tehdide karşı ortak stratejiler geliştirmesi şart. Ancak bugün bazı ülke yöneticileri popülist yaklaşımlarla zaten kırılgan olan ekonomilerini alt üst olacağından korkuyor, gerekli tedbirlerin alınmasını geciktiriyor. Art niyet olmasa bile İtalya halkı ama kendilerinden ama yönetimden kaynaklanan gecikmenin bedelini binlerce ölümlü vakayla boğuşarak tüm vatandaşları korkulu bir bekleyiş içine günler haftalar geçirerek ödüyor.

Türkiye’de yöneticiler ekonomideki kötü gidişi sona erdirmek için çareler geliştireceklerine halkın tepkisinden korktukları için gerekli ama acı reçeteleri uygulamayı geciktiriyor, palyatif tedbirlerle saklamaya çalışıyorlardı. Bütün dünya salgından korunmanın yolunun halkı bilinçlendirmekten geçtiğine inanarak halkla tüm iletişim kanallarını bu amaçla kullandı. Kapalı rejim olan İran, geç uyanan İtalya’da ölümler ortadayken ülke yöneticileri virüs salgını karşısında gerekli tedbirleri alırlarsa ekonominin çökeceğini düşündüler ve uzun süre konun ciddiyetini halktan gizleme politikası izledi, batıl inanç düzeyinde yaklaşımlarla metafizikle olayları hafif göstermeye çalıştılar.  Birçok ülke’ye Türkiye’den giden yolcularda virüs görüldüğü açıklandı, ülkeler gerekli tedbirleri almayan Türkiye gibi ülkelerden gelen yolculara yasak getirdiler.  Ancak bıçak kemiğe dayandıktan ülkede hastalık belirtileri ortaya çıkmaya başladıktan sonra mecbur kaldıkları için bazı tedbirlere başvurdular.

Küresel bir tehdide karşı gerekli rasyonel önlemlerin alınması sorunun çözümünü kolaylaştıracaktır. Bu yazı son günlerde virüs hakkında yayınlanmış İngilizce bilimsel makaleler dâhil mevcut kaynaklardan kolay ulaşılanlar taranıp hasatlık ve korunma yolları konusunda bilinen ve bilinmesi gerekenler derlenerek hazırlanmış, dil hepimizin anlayacağı kavramlar kullanmak için basitleştirilmiştir.

HASTALIK NASIL ORTAYA ÇIKTI ve YAYILDI

Dünya sağlık örgütü açıklamasına göre Çin Wuhan bölgesinde başlayan bu hastalık diğer yıllardaki viral salgınlar gibi hayvanlardan(yarasada varlığı bilinen bir virüs olduğu için) insana geçmiş olabileceği ihtimali üzerinde duruluyor. İlk hastalık deniz ürünleri toptan satışının yapıldığı Wuhan’da görüldü ve bu ürünlere temas ile önce ilgili bölgede sonra çevreye yayıldığı düşünüldü. Hastalığın doğrudan havadan yayılmasının pek mümkün olmadığı ancak hastalarla uzun süre kapalı ortamda kalanlar arasında öksürme vb yollarla havada yüksek dozda virüs parçacığı taşınabileceğinden belki böyle ortamlarda hava aracılığı ile de özellikle aile üyeleri arasında ya da hastayla yakın temastaki sağlık çalışanlarına aynı ortamdaki iş arkadaşlarına geçebileceğinden bahsedildi.

Hastalığın alınmasından sonra kuluçka süresinin 3 günden iki haftaya kadar değişebildiği bu yüzden fark edilmeyen bölgelerde salgının bir haftada ikiye katlandığı açıklandı. Dünya sağlık örgütünün Mart ayı başındaki açıklamasına göre 3 bini ölümcül olmak üzere yaklaşık 90 bin vaka tespit edildi. Çin’de 2,8 bin ölümlü 80 bin, Kore’de 4 bin, İtalya’da bin, İran’da bin, ABD başta olmak üzere diğer birçok ülke de de 100 ün altında vaka kaydedildi.

Viral hastalıkların salgına dönüşme potansiyeli yüksek, ancak bugün yaşadığımız 2003 ve 2012 deki virüslere göre bu daha hızlı yayılıyor. Yayılmasını önlemek için dünya sağlık kuruluşları ciddi bir bilgi akış zinciri kurdular, yönergeler oluşturdular. Birçok ülkede bilim adamları virüs ve insan etkileşimi, salgının evrimi, hastalığın yapısı, teşhis ve tedavi stratejileri geliştiriyorlar, belirsizlikleri azaltmaya çalışıyorlar.

Hastalığın salgın olarak görüldüğü ülkelerde ilk anda ciddi yetersizlikler görüldü, hastalar için yer ayrılamayınca ciddiyetine göre hastalar arasında tercih yapmak zorunda kaldılar. Bu durum tüm ülkeleri korkuttu, radikal kararlar almadan sorunun çözülemeyeceğine inanan yöneticiler arka arkaya tedbirler yayınladılar.    Çin agresif kararlarla hastalığın katlanarak yayılmasını kısmen de olsa önledi, İtalya yaşanan şoku atlatmaya ciddi önlemeler almaya devam ediyor.

İlk anda hayvanlardan insan bulaşan bir hastalık olduğu düşünüldüğünden hastalarla korumasız temas eden sağlık çalışanlarına bulaştı,  hastalık gripte olduğu gibi insanlar arasında öksürme hapşırma sırasında etrafa saçılan solunum damlacıklarıyla yani aynı ortamda ya da yakın temasta bulunan aile üyeleri ve sağlık çalışanları arasında a da yakın temas yoluyla yayıldı. Oranlara bakıldığında bir hastanın en az iki kişiye virüsü bulaştırdığı ortaya çıkıyor.

Alınan önlemlerle hızı kesilse de artış devam ediyor. Martın ortasında dünya genelinde 130 ülkeden bildirilen vaka sayısı 156 bin ölü sayısı 6 binlerde iken bugünlerde hastalık dünyanın 169 ülkesine yayılmış durumda, 22 Mart 2020 itibarıyla vaka sayısı 322 bine ölümler de 13.700’e yükseldi. Çin’de 81 bin vaka, 3.500’e yakın ölüm, ABD’de 33 bin vaka 400 ölüm bildirildi.

Avrupa’da vaka sayısı giderek artıyor; İtalya’da 60 bin vaka 5.400 ölüm, İspanya’da 28 bin vaka 1.700 ölüm, Almanya’da 24 bin vaka 92 ölüm, Fransa’da 14 bin vaka 600 ölüm, İsviçre’de 7 bin vaka 85 ölüm, İngiltere’de 5 bin vaka 233 ölüm, Hollanda’da 4 bin vaka 200 ölüm, Belçika’da 3.400 vaka 75 ölüm,    Avusturya’da 3.200 vaka 9 ölüm,  Norveç’te 2.200 vaka 7 ölüm ile virüs özellikle Avrupa ülkeleri olmak üzere dünyayı tehdit etmeye devam ediyor.

Bunlar dışında en yaygın vaka görülen iki ülke İran’da 21 bin vaka 1.600 ölüm, Güney  Kore’de 8 bin vaka ve 104 ölüm bildirilmiş. Hollanda ölümlerden sonra restorant ve okulların kapandığını açıklıyor. Merkel nüfusun %60-70’i enfekte olmuş olabilir diyor, Belçika’da ölenlerin çoğunun Türk kökenliler olduğundan bahsediliyor. Aynı günlerde Türkiye 350 vaka 21 ölüm bildirmiş tıp camiası gerçeklerin saklandığını vaka sayısının olduğundan düşük gösterildiğini açıklıyor. (Türkiye’de sabah saatlerinde 350 vaka kaydı bildirilmişken akşam bu rakam 1.236 ya çıktığı ölüm sayısının 21 den 30 a yükseldiği görülüyor)

HASTALIĞIN ÖZELLİKLERİ

Virüslerin yapısında tek zincirli RNA ve protein tabiatlı zarf bunuyor, mutasyon geçirince etkinliği değişiyor ve farklı viral hastalıklara yol açabiliyorlar. Bu yüzden bir virüs’ün yapısını tanımlasanız ve aşı geliştirseniz bile sadece mevcut salgın için çözüm buluyorsunuz bu durum daha sonra değişime uğrayan virüslere karşı bir koruma sağlamıyor.

Akut solunum yolu enfeksiyonlarına yol açan bu gruptaki virüsler, farklı ölçeklerde salgın hastalıklara ve belli oranda ölümlere sebep olmaktadır. Dezenfektanlarla kolayca etkisiz hale geldikleri için sabun kullanma önerilmektedir.

30 bine yakın nükleotidle bilinen en uzun RNA tek sarmal zinciri yapısına sahip bu yeni virüs konduğu hücrede 10 bin civarı amino asidi kodlayan bir genom olarak etkili oluyor. Basın organlarında yayınlanan resimlerdeki çıkıntılar konduğu hücreye tutunup etkili olmasını sağlayan protein yapıda moleküller. Daha çok hayvanlarda görülen geçirdiği mutasyondan sonra insanda hastalığa yol açan bu virüs birçok organda etkisinden bahsedilse de ölümcül vakalardaki en önemli sorun akciğerler üzerindeki etkisiyle ortaya çıkmaktadır.  İnsanlarda lökositleri aktifleştirip aşırı bağışıklık reaksiyonu ile septik şok denilen yolla solunum yetmezliğine ve çoklu organ yetmezliğine geniş doku hasarına yol açabiliyor.

En önemli belirtileri ateş-halsizlik-kuru öksürük-nefes darlığı olarak görülmektedir. %1-3 oranındaki ölümlü olayların daha çok kalp-şeker-kanserli 70 üzeri yaşlı hastalar olduğu belirtilmiştir.  Virüse yakalananların %81’i hastalığı hafif atlatmış, %15 i biraz daha şiddetli, %5 inde ise kritik eşikte çoklu organ ya da solum yetmezliği ile septik şok görülmüştür. Hafif hastalar az ateş-kuru öksürük-boğaz ağrısı-burun tıkanıklığı-halsizlik-baş ağrısı ile geçiştirmiş, orta şiddettekiler hafif solunum yetmezliği ve öksürükle atlatmış, diğerlerinde ise şiddetli Zatürre, ateş ve şiddetli nefes darlığı, akut solunum yetmezliği, septik şokla bazı organ işlevlerinin kaybolması, kan zehirlenmesi vb görülmüştür.

Bazıları soğuk algınlığı ve hafif üst solunum yolu enfeksiyonu ile hastalığı atlatabilirken özellikle yaşlılar ve risk gruplarında alt solunum yolu enfeksiyonları ile akciğerlerin iltihaplanıp suyla dolması(zatürre) sonucu ölümlere sebep olabilir. Bugün sağlıklı insanların %2 sinin bu virüsü taşıma ihtimali üzerinde durulduğundan diğerlerine yayılmasının önüne geçmek için genel karantina tedbirleri devreye sokulmuştur.

Hastalık ateş düşürücülerden etkilenmeyen yüksek ateşle kendini belli eder, halsizlik, kuru öksürük görülür, riskli grupta 5-7 gün içinde akciğer fonksiyonları bozulur, nefes darlığı başlayabilir, oksijen tedavisi bazılarında sorunu çözerken bazıları giderek kötüleşebilir, bu yüzden 1-2 hafta solunum takviyesinin sürdürülmesi gerekebilir.

HASTALIK TEŞHİS ve TEDAVİSİ

Daha çok solunum yolu enfeksiyonu (grip-nezle-soğuk algınlığı) gibi görülmesi hastalığın erken dönemde teşhisini zorlaştırmaktadır. Her ne kadar çocuklarda hastalık hafif seyretse de yaşlılara bulaştırma riskinden dolayı teşhis ve tedavisi önemlidir. Son günlerde hastalık şüphesiyle başvuran sayısının artması sağlık çalışanlarının işini güçleştirmektedir,  bu yüzden teşhiste kullanılan testler için her ülke kendine göre bazı sınırlamalar getirmiştir. ABD ateş ve kuru öksürük belirtisi olmadan test başvurularını kabul etmemektedir. Bu belirtiler olmadan geçirilen solunum yolu enfeksiyonları için diğer tedavi yolları önerilmektedir.  Ayrıca hastalık teşhisi konulmuş birbirleriyle temasta olmuş ya da Çin-İtalya-İran gibi hastalığın yayıldığı ülkelere yakın dönemde seyahat etmiş olanların başvurusu dikkate alınmaktadır.

Teşhis tükürük-balgam-mukus örnekleri alınarak yapılmaktadır, pozitif çıkan testlerde beyaz kan hücresi ve lenfosit sayısının düşüklüğü pıhtılaşma bozuklukları ayırt edicidir.

Korona virüs için antiviral bir tedavi olmadığı sadece destekleyici tedaviler önerildiğinden anlaşılmaktadır. Hayvanlar üzerinde denenerek geliştirilen aşıların insanlarda uygulaması henüz yaygın değildir. En önemli tedavinin hastalığın erken tanınması ve zamanında karantina önlemlerinin alınarak yaygınlaşmasının önüne geçilmesi olduğu görülmektedir. Yetmezliği olanları için solunum cihazı ve oksijen kullanılmaktadır. Enfeksiyonun önlenmesi ve kontrolü için erken dönemde müdahale faydalıdır. Koruyucu mekanik havalandırma için uzman kontrolünde maskeli yağmurluklu tek kullanımlık özel mekanizması olan kıyafetler seçilmektedir.  Bazı hastalarda ileri komplikasyonlar için organ desteğine ihtiyaç duyulmaktadır.  Henüz geliştirilmiş bir antibiyotik olmadığı için önerilmemekte, Remdevisir adlı ilacın etkili olabileceği sanılmaktadır.

Birçok ülke virüse karşı aşı geliştirmeye çalışıyor, Çin-Avustralya-Almanya ve ABD de sanal ortamda yapılan çalışmaların müspet sonuçlarından bahsedildi, bazıları henüz deneme aşamasında.

HASTALIKTAN KORUNMAK İÇİN

Bu hastalıktan korunmanın en önemli yolu hastalığın hangi vasıtalarla yayıldığını bilmekten geçiyor. Hastalık hava yoluyla yayılmıyor, mikrop taşıyan birinin öksürüğünden çıkan damlacıklarla ya da damlacıkların yapıştığı eşyalara dokunmakla diğerlerine geçiyor. Özellikle İtalya örneği hastalığın yayılmasında halkın alınan tedbirleri gereksiz görüp sosyal yaşamına kaldığı yerden devam etmesi ve hastalık taşıyanlarla aynı ortamda belli süre bulunması olduğu anlaşılıyor. Mikrop taşıdığı halde henüz hastalık belirtisi ortaya çıkmadığı için kendinin sağlıklı olduğunu düşünen bireyler gittikleri kalabalık ortamlarda bu hastalığı bilmeden çevrelerindekilere bulaştırdılar. Hastalık ilk 4-5 gün belirti vermediği için mikrop kapmış olanlar tedavi ve kendilerini koruma ihtiyacı hissetmiyorlar, bu kasıtlı bir davranış değil, aksine mikrobun varlığından haberdar olmamanın verdiği bir rahatlık. Bir ortamda bulunup sonra hastalığa yakalananların çoğu bunu kimden aldıklarını öğrenme şansına sahip değil.

Her zaman mikrop taşıyan birinden diğerlerine bulaşabileceği kuşkusundan dolayı, belki hasta olduğunu bile henüz bilmeyen birinden bir yolla virüs alma ihtimali var. Bu yüzeden; düğün-konser-spor etkinlikleri-konferans-toplu taşıma araçları gibi kalabalık ortamlardan uzak durmak, sosyal etkinlikleri azaltmak bir ya da birkaç kişilik gruplarla yapılan iletişimde 6m olarak önerilen mesafeyi korumak, sağlıklı olduğumuzu düşünsek bile başkasından aldığımız virüsü taşımamak ve hastalığın yayılmasında aracılık yapmamak için gerekmedikçe evden dışarı çıkmamak tavsiye ediliyor.

Hastalığın yayılmasını önleme ve hem kendi hem başkalarının sağlığını korumada; dışarıdan geldikten sonra mutlaka olmak üzere ellerin sabunla 20 saniye sürecek şekilde sık sık yıkanması, yeme içme ve diğer yaşamsal faaliyetlerde hijyen kurallarına salgın dönemlerinde çok daha dikkatle uyulması, öksürük vb bulaşmış kağıtların çöpe atılması, kuru öksürük-ateş gibi hastalık belirtisi olanların sağlık birimine başvurması, teşhisten sonra sıkı tedavi ve karantina önlemlerine uyulması, sık dokunulan eşyaların temizlenmesi,  başkalarıyla temasın asgari düzeye indirilmesi, ortak kullanım zorunluluğu olan alanların iyi havalandırılması öneriliyor. Hastalık kuşkusu taşıyanların toplumsal sorumluluk gereği teşhis konulana kadar ihtiyaten evde kalması özellikle tavsiye ediliyor.

Dr Mehmet Öz sosyal medyada dolaşan yorumunda, Diamond Princess gemisinde hastalığa yakalanıp testi pozitif çıkan, 700 kişiden 350 sinin hastalık belirtisi göstermemesini spor-sağlıklı beslenme ve-sigaradan uzak durmaya bağlı olarak bağışıklık sistemlerinin vücut dirençlerinin diğerlerine göre daha yüksek olmasına bağlıyor. Vücut direncini artırmak için meyve sebze, c vitamini, çinko, beta glukanlar gibi gıdalar öneriyor, evden çıkmayın-hijyene dikkat edin-gerekli vitaminleri alın-hareket edin-sigarayı bırakın ve bol su için diyor.

Tıp dünyası önleyici tedbirler olarak; , enfeksiyonunun yayılmasının kontrol altına alınması için teşhis konulmuş hastaların klinik bakıma alınarak sağlıklı bireylerden ayrılması, sağlık çalışanlarının dikkatli örnek alması hastaya mesafeli durması, gözlük-önlük-eldivenle el-yüz-gözlerini koruması virüsle temasın önlenmesi, hijyen tedbirlerinin artırılması, dezenfektan kullanılması,  riskli kişilerin kalabalıklardan, vahşi hayvanlardan uzak durmasını öneriyor.

DÜNYA GENELİNDE ALINAN ÖNLEMLER VE EKONOMİK SONUÇLARI

İlerleyen günlerde ülkelerin kriz yönetimindeki başarılarının ölü sayısı ile ölçüleceği bir sürece doğru gidiyoruz, alınan olağanüstü önlemler yüzünden, insanların seyahat özgürlükleri kısıtlanıyor. Ülkeler vatandaşlarını salgından korumak için en zorunlu faaliyetlerden biri olan eğitime ara veriyor, birçok ülkede eğitimin online olarak devam etmesi için önlemler alınıyor. Toplu spor vb etkinlikler iptal ediliyor, maçlar seyircisiz oynanıyor, ülkelerin bazıları toplu karantina uygulamak için OHAL ilan ediyor, vatandaşlarını belli dönemde zorunlu ihtiyaçlar dışında sokağa çıkmasına izin vermiyor. Tüm medya organları halkı bilinçlendirecek yayınlar yapıyor, herkes durumun vahameti hakkında bilgilendiriliyor. Bazıları seyahat kısıtlamaları getiriyor, bazıları yurt dışından gelen vatandaşlarını toplu olarak karantinaya alıyor, Microsoft gibi büyükler başta olmak üzere birçok firma ofisten yürüttükleri faaliyetlerin bir bölümünün evden bilgisayarla sürdürülmesine izin veriyor, iş toplantılarını online ortamda yapıyor. ABD merkez bankası FED Asya’dan gelen banknotları bile virüs taşıyabilir düşüncesiyle piyasaya sürmüyor, depolarında tutuyor.

Virüsle savaşın ülke ekonomileri için bedeli ağır oluyor, serbest ticaret hürriyeti zarar görüyor, karantina tedbirleri ülkelerin ekonomik sistemlerine zarar veriyor, iş piyasası düzenlemelerden menfi etkilenince birçok ülke ekonomik çöküntüyle mücadele tedbirleri alıyor, hükümetler art arda ekonomik paketler açıklıyor en büyük şirketler bile krizle baş etmek için devletten destek bekliyor. Avusturya 4 milyar Euro’luk yardım planlıyor, İsveç firmaların çalışılmayan döneme ait 31 milyar doları bulan vergi ve sosyal güvenlik ödemelerini erteliyor, hastalık izinlerini ödeme kararı veriyor.  Norveç işten çıkanlar ve gelir kaybı olanlar için 10 milyar dolarlık destek ayırıyor,  Rusya ticaret ve turizmi desteklemek için 4 milyar dolarlık fon kuruyor, Avustralya 12 milyar dolarlık ekonomiyi canlandırma paketi açıklıyor, Malezya 5 milyar dolarlık vergi ödemesini erteliyor.

ABD merkez bankaları birliği FED faizlerini sıfırlıyor, piyasaya para sürmek için 700 milyarlık dolarlık tahvil alacağını duyuruyor,   birçok büyük merkez bankası düşük maliyetli dolar desteği sözü veriyor. Alman ekonomisi gibi ihracata dayalı ekonomiler salgından dolayı ciddi zarar görüyor, Çin’de haftalardır üretim nerdeyse tamamen duruyor ekonomisi 300 milyar dolar geriliyor, üretim için Çin’in ucuz işgücünden yararlanan firmalar bundan en çok etkilenenler oluyor.  Araç satışları düşüyor otomotiv sektörü krizin eşiğine geliyor, ülkeler seyahat yasaklarını genişletiyor, uçuşların %70-80’i iptal ediliyor havayolu şirketleri krize giriyor, Borsalarda firmalar değer kaybı yaşıyor.

UEFA 2020 deki Avrupa futbol müsabakalarını erteliyor, Fransa zaruri ihtiyaçlar dışında sokağa çıkma yasağı ilan ederek vatandaşların dolaşım özürlüğünü kısıtlıyor, kamuya ait park ve bahçeleri kapatıyor, Rusya 1 Mayıs’a kadar yabancıların ülkeye girişini yasaklıyor, Merkel vatandaşlarından günlük alışkanlıklarını değiştirmelerini sosyal ilişkilerini mümkün olduğunca kısıtlamalarını istiyor, ülkelerin çoğunda 15 gün süreyle eğitime ara veriliyor birçok üniversite süre sonunda eğitime online devam edeceğini açıklıyor. Almanya ve İsviçre dükkân restoran bar ve eğlence yerlerini çoğunu geçici süreyle kapatıyor.

İtalya Almanya’nın da aralarında olduğu bazı ülkeler OHAL ilan ediyor, sınırlarını kapatıp dışarıdan girişleri yasaklıyor.  ABD de ölümlerin ağırlıklı olduğu New York’ta bar ve restoranlar kapatılıp eve servise izin veriliyor. Avrupa genelinde temel ihtiyaçlar dışında tüm işletmeler kapatılıyor sosyal hayat durma noktasına geliyor. Dünya sağlık örgütü 120 ülkeye 1,5 milyon test kiti gönderiyor ve daha fazla testle hastalığın erken dönemde teşhisini sağlamaya çalışıyor. Hollanda lig maçlarını erteliyor, toplu ibadetlere ara veriliyor, toplantılar iptal ediliyor, yabacıların ilticaları askıya alınıyor. Belçika okul ve restoran-giyim mağazalarını kapattığını toplu etkinliklere ara verildiğini açıklıyor.

Erhan Başyurt’un yazdıklarına göre; virüs oldukça sinsi ve diğer salgınlardan 10 kat daha hızlı yayılıyor, kimin hasta kimin taşıyıcı olduğunu kestirmek her zaman mümkün değil, önlem alınmayan yerlerde yayılma hızı % 33’e kadar yükselmiş. Hastalarda ölüm oranları da alınan tedbirlere göre değişiyor, İtalya’da %7 iken Güney Kore’de binde 7, o yüzden salgından korunmanın yolu sıkı karantina tedbirlerinden geçiyor. Ülkeleri hem teşhis he tedavi için alt yapıları yetersiz, Güney Kore iki yüz binden fazla şüpheliyi testten geçirerek önlemini alırken yakın nüfusa sahip Türkiye’de vatandaşlar zamanında uyarılmadığı için yapılan test sayısı 3 binin altında. İtalya başvuran hastalar arasında durumun ağırlığına göre tercih yapmak zorunda kalırken, G. Kore yatak kapasitesi, erken dönemde yaptığı test ve tedbirlerle İtalya’ya fark attı ve mücadelede daha başarılı oldu.    

Bugünlerde tüm ülke yöneticileri ağır bir sınavdan geçiyor, ekonomik krizle boğuşmamak ve iktidarını korumak isteyenler gerekli tedbirleri zamanında almayarak hem kendi hem de tüm dünya vatandaşlarının hayatını tehlikeye atıyor,  ekonomi ile insan hayatı arasında tercih yapan hükümetler dünyayı tehdit ediyor.

Ergun Çapan’ın açıklamalarına göre; başta İslam olmak üzere tüm dinler insan hayatının korunmasına çok öncelik vermişler, Örneğin Hz Muhammet (SAV) veba salgınlarının olduğu yere giriş çıkışları yasaklamış, cüzzamlı bir hasta ile doğrudan görüşmemiş, bulaşıcı hastalık taşıyan develerin bile diğerlerinden uzak tutulmasını isteyerek günümüzün karantina uygulamalarına örnek olacak tedbirler ortaya koymuştur. Bütün bu tedbirleri aldıktan sonra hastalıktan korunmada insan psikolojik olarak güçlü kılacak duaya yer verilmiştir. Dinin temel prensipleri bunu öngörürken dindar olduğunu iddia eden bir yönetici grubu dinin ruhuna aykırı bir şekilde hayatın korunması yerine siyasi geleceklerinin korunmasını öne çıkarmış alınması gereken önlemleri olabildiğince geciktirmiştir.

Türkiye ancak tehditler kapıya dayanınca bazı önlemleri almaya başladı, Gana ve Tayvan’a Türkiye’den giden yolcularda virüs belirlendi, ülkeler Türkiye uçuşlarını iptal etti, dışarıdan baskı artınca Diyanet camilerde Cuma ve cemaatle namazlara ara verildiğini duyurdu, Adalet bakanlığı duruşmaları erteledi 60 yaş üstü hâkim ve savcılara izin verdi, huzurevleri ve hapishanelere ziyaret kısıtlaması getirildi, YÖK tıp fakültesi personelinin izinlerini kaldırdı, nişan-düğün-tiyatro-sinema-lokanta-kahvehane-internet kafe gibi kalabalıkların toplandığı yerlerin faaliyetleri durduruldu, STK toplantıları ertelendi, Üniversitelere dâhil tüm eğitimlere ara verildi, sağlık bakanı vatandaşlardan zorunlu olmadıkça dışarı çıkmamalarını istedi. Virüsün yaygın görüldüğü ülkelere uçuş yasağı getirildi, İBB sosyal tesislerinde hizmete arar verildi.

Bu arada hapishanelerde hastalık şüphesiyle bazıları karantina altına alındı.  İran 85, Çin 60 bin tutukluyu salıverdi,  Gergerlioğlu gibi sesini duyurabilen bazı milletvekilleri çok aşırı doluluktan dolayı hijyen şartların sağlanamayan hapishanelerde hamile-çocuklu-hasta-yaşlılardan başlayarak tutukluların tahliye edilmesi için önerge verdi. Diğer ülke örnekleri ortada iken iktidarın vurdumduymazlığı ve siyasi hedeflerini her şeyden önemli görmesi sonucu cezaevlerinde salgın tehlikesi her geçen gün artıyor. İktidar kötü cezaevi şartlarına vatandaşlarını doldurmaktan zevke alıyor, onlar iktidara geldiklerinde 50 bin mahkûm vardı şimdi 5 kattan fazla artarak 285 bine çıktı.

Cezaevi şartları kötü, tehlike çok büyük, hastalık vakaları artıyor, Eskişehir’de cezaevi doktorunun hastalığa yakalandığı duyuldu, normal halde bile mahkûmlar sağlık hizmetlerine zamanında erişemiyor bu yüzden en basit bir hastalık zamanında müdahale edilmediği için ölümle sonuçlanıyor. Şu anda 7 kişilik koğuşlarda 35 kişi kalıyor, 1 kişilik koğuşlara beş ranza konulmasına rağmen 50 bin kapasite fazlalığı var, bazı mahkûmlar tuvaletlerin önünde yatıyor, 15-20 kişiye bir tuvalet düşüyor, yeterli beslenme yok, bağışıklık sistemleri zayıflıyor. Salgının çok kolay yayılabileceği korumasız bir ortam var katliama dönüşebilecek bir felaket kapıda bekliyor, bu yüzden kamuoyu ısrarla cezaevlerinin acilen boşaltılmasını istiyor, ama iktidar mensupları kulak tıkıyor.

 Not:(Bu bölümün yazıldığı Pazar günü sabah saatlerinde dünya geneli vaka sayısı 322 bin iken akşam saatlerinde 13 bin kişi artarak 335 bine ölüm sayısı da bin artarak 13.700 den 14. 700’e ulaştı, en hızlı sayı değişmesinin İtalya’da olduğu gözlendi. Yüksek ölüm oranı ile uyarılmış İtalyan vatandaşlarının sağlık kurumlarına koşmaları diğer ülkelerin çoğunda ise sağlık kurumlarına başvurmadan gerekçeleşen ölümlerin kayda girmemiş olması bu sonucu doğurabilir. Eğer bu yaklaşım doğru ise ölüm sayısının kayda girenden daha yüksek olduğu düşünülebilir. Gelişmiş ülkelerde vatandaşlar uyarıldığı için sağlık kurumlarına başvuruların daha gerçeğe yakın olacağı, teslimiyetçi yaklaşımların olduğu ülkelerde ise ilgili birimlere başvurunun daha az olacağı rakamların gerçeğinden düşük olacağını tahmin etmek zor değil.)   




 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ