Krizden kurtulmak için reçete verdi: Mega projelere başlamayacağımız açıklanmalı

Ekonomistler ve uzmanlar, ekonomik krizi tersine çevirecek ve düzelmeyi sağlayacak adımlarla ilgili sık sık uyarılarda bulunuyor ve 'reçete'ler açıklıyor.




Son olarak TEPAV uzmanı Fatih Özatay “Resesyondan Nasıl Çıkarız? İleriye İlişkin Senaryolar” başlıklı yazısında, krizi aşmak için gerekli adımları sıraladı ve mega projelerden vazgeçildiğinin duyurulması gerektiğine dikkat çekti:


"Ekonomik programın nelere odaklanacağı açık. Birincisi, döviz kurunda yeni bir sıçrama yaşanması olasılığını en aza indirmek lazım. İkincisi, bankaları yeniden kredi açabilir duruma getirmek gerekiyor. Üçüncüsü, kredi talebini artıracak ve bunu daha çok üretken yatırımlara yöneltecek bir ekonomik ortam yaratılmalı. Bu çerçevede dört ayaklı bir programa ihtiyaç var.

Birinci ayak: Banka bilançolarının temizlenmesi

Başka ülkelerin ve kendi 2001 deneyimimizden şunu biliyoruz: Bankaların bilançolarında sorunlu kredi miktarı fazlaysa, bankaların kredi arzı azalıyor. Basit ve yine uç bir örnek. Bankaların risklerini artırmadan çalışabilecekleri kaldıraç oranı (aktiflerinin özkaynaklarına oranı) 5 olsun. Bir bankanın aktifinde sadece 100 liralık kredi olsun. Bu bankanın özkaynağı 20 lira, mevduat borcu da 80 lira. Şimdi olumsuz koşullar nedeniyle kredilerin 10 liralık kısmı batsın. Muhasebe ayrıntılarına girmeden, bankanın ikinci durumdaki bilançosu şöyle olacak: Kredi miktarı 90, mevduatı 80, özkaynağı 10 lira. Bu bankanın, 5 kaldıraç oranı ile açabileceği maksimum kredi miktarı artık 50 liraya düşüyor.

Ne yapacak? Bir alternatifi, sermayesini artırmak. Sermayedarlar mevcut olumsuz koşullar nedeniyle ek sermaye koymakta gönülsüz iseler, ikinci bir alternatif kalıyor: Banka açtığı kredilerin bir kısmını geri çağıracak ve mevduat borcunu azaltma yoluna gidecek. Dolayısıyla, bu son derece basitleştirilmiş örnek çerçevesinde ortaya çıkan gerçek açık: Geri dönmeyen kredi sorunu önemli boyuta gelirse, bir bankanın yeni kredi açma kabiliyeti bayağı azalıyor.

Bu durumda, son dönemde yaşananlar nedeniyle bankalarımızda geri dönmeyen kredi sorunu onların kredi açma imkânlarını azaltıyorsa, bu sorunu çözmemiz gerekiyor. Elbette önce bu sorunun düzeyini bilmek şart. Daha sonra da bu sorunu nasıl çözeceğimiz üzerinde kafa yormamız gerekiyor. Bu çerçevede, TEPAV’ın “Ekonominin Seyir Defteri” dizisinin ikincisi ışık tutuyor. Bunu gerçekleştirmek kolay değil ama geciktikçe sorunun ağırlaşması olasılığını dikkate almak gerekiyor.

Bazı önemli ilkeler olmalı: Birincisi, batmış olan şirketleri zorla ayağa kaldırmaya çalışmanın anlamı yok. İkincisi, destekle ayağa kalkıp daha sonra koşabilecek duruma gelecek şirketlere odaklanmalı ve onları bu hale getiren yönetimleri profesyonel bir yönetime devredilmeli. Üçüncüsü, bu profesyonel yönetimi atayacak fon kamudan bağımsız olmalı. Dördüncüsü, kurulacak fon sadece kamu kaynaklarıyla kurulmamalı ve fona ayrılan kamu kaynakları işler rayına girdikten sonra reel değerini koruyacak şekilde geri alınmalı. Beşincisi, fonun banka bilançolarından temizleyeceği kredilerin gerçek değeri herhangi bir baskı altına girmeden gerçeğe yakın hesaplanmalı.

İkinci ayak: İstikrara ve güven artırmaya yönelik adımlar

Temel vurgu “güven artırmak” olmalı. Bu da şeffaflıktan geçiyor. Bu başlık altında ilk ele alınması

gereken, bankaların geri dönmeyen kredi sorununun mevcut düzeyinin şeffaf bir şekilde ortaya konulması olmalı. Ayrıca, en olumsuz senaryo altında bu oranın hangi düzeye çıkacağı stres testleri ile hesaplanmalı ve kamuoyuna açıklanmalı. Stres testlerine ilişkin raporun inandırıcılığı ölçüsünde hem geri dönmeyen kredi oranı hakkındaki dedikodular sona erer hem de programın ilk ayağı için elzem olan bilgi sağlanmış olur.

İkinci olarak kamu maliyesindeki manevra alanını bilmemiz gerekiyor. TEPAV’ın “Ekonominin Seyir Defteri” dizisinin ilk raporu bu konuya odaklanıyordu. Manevra alanı (fiscal space), kamu borcu sınırı (debt limit) ile mevcut kamu borcu arasındaki alan olarak tanımlanıyor. O raporda, bir yenilik olarak, “genişlemeci maliye politikası borç sınırı”nı tanımlamış ve bu sınırın ekonominin karşılaştığı şoklara ve borcun döviz-lira bileşimine göre değiştiğini göstermiştik.

Önemli nokta şuydu: Mevcut borç oranınız bu borcun üzerindeyse, resesyona karşı genişlemeci bir maliye politikası uygulamanız mümkün değil. Mesela, birinci ayakta sözünü ettiğimiz fona kamu kaynağı koymak mümkün mü değil mi bilmek gerekiyor. Dolayısıyla, mevcut borç oranımız Hazine’nin verdiği borç garantileri, gelir garantileri ve işsizlik fonuna olan borçları nedeniyle, olumsuz bir şokta ne düzeye çıkabilir sorusu yanıtlanmalı.

Üçüncüsü, yerel seçimlerden önce uygulanan ve bütçeyi bozan uygulamalara bir daha yeltenmememiz gerekiyor. Bazı düzenlemeleri geri almak lazım. Tekil sektörlere yönelik destekleyici kararların bir anlamı yok. Önemli olan, temel sorunlara yönelik –varsa- manevra alanını kullanmak. Ek olarak mega-projelere başlamayacağımız açıklanmalı. Kamu bankalarına görev zararı yazdıracak işlemlere de son vermek gerekiyor.

Dördüncü, Merkez Bankası’nın sadece enflasyona odaklanacağına dair kamuoyunu ikna etmek gerekiyor. Bunca olan bitenden sonra çok zor. Ancak hiç olmazsa genel seçimden sonra Merkez Bankası yasasında yaptığımız ve bağımsızlık ölçütleri açısından sevimli sayılmayacak değişiklikleri geri alarak işe başlayabiliriz. Gerisi ancak uygulamayla sağlanabilir.

Dikkat edilirse 2001 krizinden sonra hedeflediğimiz düzeyde yüksek bütçe faiz dışı fazlası hedeflememize gerek yok. Ayrıca, hem kamu borcu hem de reel borçlanma faizi o döneme kıyasla çok daha düşük. Bu açıdan istikrar başlığı altında çok ağır önlemlere değil güveni artıracak samimi uygulamalara ihtiyacımız var.

Üçüncü ayak: Statükoyu değiştirme yolunda ilk adımlar

“Yapısal reform” kavramının içi boşaldığı için “statükoyu değiştirmek” dedim. Açık ki bu süreç uzun soluklu bir süreç. Ancak ikinci bölümde değinilen temel sorunlara yönelik bazı somut adımlar atılmalı. İlk akla gelenler şunlar:

Birincisi, sanayicilerin bile birer müteahhitte dönüşmesini özendiren arsa rantını azaltmak üzere rant vergisi getirmek gerekiyor. Açık ki siyaseten zor ama dört kata kadar izni olan bir arsaya bir gecede 30 kata izin verilmesini de engellemek lazım.

İkincisi, ihale yasası yeniden ele alınmalı ve 2001 krizinden sonra önemli bir reform niteliği taşıyan haline döndürülmeli.

Üçüncüsü, mevzuatta hala döviz geliri olmayan şirketlerin döviz cinsinden borçlanmalarına olanak taşıyan hükümler varsa acilen kaldırılmalı.

Dördüncü ayak: Ekonomi Dışı ama Ekonomiyle Yakından İlgili

İlk başlıkta daha fazla demokrasi var: Adil, hızlı çalışan ve bağımsız bir hukuk sistemine büyük ihtiyaç duyuluyor. Toplumdaki kutuplaşmayı azaltmak gerekiyor. Düşüncelerin özgürce tartışıldığı, en ağır eleştirilerin bile korkulmadan dile getirildiği özgürlükçü bir ortamın oluşturulması şart.

İkinci başlık dış politikaya ilişkin: Özellikle ABD ile yaşanan gerilimleri azaltmak sürecine girmek gerekiyor. Zorlu başlıklar var: Suriye’nin kuzeyi, S-400 füzeleri, İran ambargosu ve Kıbrıs petrol arama bölgesi.

Son olarak; Dört ayaklı bir program dedim; onun için beşinci ayak değil de “son olarak”.

IMF ile anlaşmak gerekiyor. Üç nedenle. Birincisi, yakın zamanda o kadar çok ekonomik program açıkladık ki… Ama geldiğimiz nokta ortada. Yeni programın kredibiliteye ihtiyacı var. IMF ile anlaşma bu açıdan önemli. Şüphesiz IMF’nin başka ülkelerde sayısız günahı var (mesela Arjantin). Ama unutmayalım 2001 krizinden sonra Türkiye’de uygulamaya konulan IMF destekli program başarılı oldu.

İkincisi, sorunlu özel şirket kredilerini banka bilançolarından temizleme operasyonu için uzmanlığa ihtiyacımız var. IMF ve bir dizi uluslararası kurum bu uzmanlığı sağlar.

Üçüncüsü, IMF kredisine ihtiyacımız var."
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ