"Kopenhag kriterlerini terk edince Ankara kriterlerimiz olacaktı, olmadı..."

Zihnimde olay taze, ancak üzerinden birkaç yıl geçtiği de bir gerçek. Henüz bir gazetede köşem var. Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye ilişkilerini medya boyutuyla tartışmak üzere düzenlenmiş bir sempozyum vesilesiyle Brüksel’deyim.


 Türkiye ve Avrupa’dan çok sayıda gazeteciyle birlikte ben de davetliyim.

Verilen bir arada, Avrupa Parlamentosu’nun (AP) o zamanki Türkiye raportörü ile konuşma fırsatım oldu. Daha doğrusu, onunla görüşmekte olan bir meslektaş, gözleriyle odayı süzerken beni görünce onun el işaretiyle o köşeye sürüklenerek ikili görüşmenin üçüncü kişisi oluverdim.


Pek çok sorunlu konu yüzünden AB-Türkiye ilişkilerinin gerginleştiği bir dönemdi ve AP raportörünün sıkı eleştirilerle dolu bir rapor hazırlaması ve müzakereleri askıya almayı tavsiye etmesi gündemdeydi.

İki farklı gazeteciden bu tavrın yanlışlığını dinleyen ve ısrar edilmesi halinde çıkacak sonuçların çok yönlü rahatsızlıklara yol açacağı uyarısına kulak veren muhatabımız bize kendini bağlayıcı bir şey söylemedi, ancak dinlediklerinden etkilendiğini de belli etti.

Rapor birkaç hafta sonra açıklandığında Türkiye’ye yönelik eleştiriler hayli yumuşak hale getirilmişti ve rapora eşlik etmesi beklenen olumsuz tavsiye de ayıklanmıştı.

“Oui, Yes, Si, Evet…” pankartları

O can sıkıcı tavsiye dün AP’den karar olarak çıktı.

AB’ye Türkiye ile üyelik müzakerelerini askıya alma tavsiyesinde bulunan raporu AP oyladı ve kabul etti.

İktidar cephesinin itibar ettiği medya, raporu ve müzakereleri askıya alma tavsiyesini ile raporun AP tarafından kabulünü ‘skandal’ olarak yansıtıyor.

AK Parti sözcüsü de, “Bizim için değersiz ve hükümsüzdür” cümlesi eşliğinde kararı püskürtme girişiminde bulundu.

AB tarihinde ilk kez, AP, müzakere sürecindeki bir ülke hakkında böyle bir karar almış bulunuyor.

Süreç açısından önemsiz görünüyor, ama Türkiye’nin tam üyelik yolunda, hala zihinlerimizde taptaze duran, içinde Türkçe ‘Evet’ sözcüğünün de yer aldığı pek çok dilden pankartları gururla sallayan AP üyelerinin verdiği destek bayağı rol oynamıştı.

Öyle bir kurumun dün verdiği mesaj AB’nin diğer kurumları tarafından büyük ihtimalle dikkate alınacaktır.

Türkiye-AB ilişkilerinin 2004 sonunda kapısı aralanan tam üyelik müzakerelerinden farklı bir yöne doğru taşındığını göreceğimiz günler galiba geliyor.

Zaten buzdolabına kaldırılmıştı müzakereler, artık tamamen bitirilebilecek.

Bunun sürpriz olmadığı ortada.

‘Mış gibi’ ile buraya kadar

Evet, AB’nin, yeni bağımsızlığa kavuşmuş Orta Avrupa ülkelerine gösterdiği ihtimamı ülkemizden esirgediği, tam üyelik bir yana ikili anlaşmalardan kaynaklanan doğal hakları bile Türkiye’ye tanımaktan imtina ettiği, sözcüleri aracılığıyla rencide edici açıklamalar yapılmasına ses çıkartmadığı birer gerçek.

Ancak bize dönük de bir gerçek var: AB ile üyelik müzakerelerine başlanan günlerde yönetim düzeyinde sergilenen heyecan çoktandır kalmadı. ‘Kopenhag kriterleri’ zaten unutulduğu gibi, onların yerine geçireceğimiz vaat edilen ‘Ankara kriterleri’ de tatmin edici olmaktan çok uzak.

Türkiye sonunda AB üyesi olabilecek bir ülke gibi görünmediği gibi, bu durumdan da rahatsız değil.

Raporun yazmasına gerek yok, Türkiye AB üyeliği perspektifinden kendi iradesiyle kopukluk yaşıyor. Rapor ve AP kararı yalnızca bunun sergilenmesinden ibaret.

Kimse yanlış anlamasın: Türkiye ile AB’nin yapışık ikizler konumuna gelmesi zaten pek beklenmiyordu. İki taraf için de doğru olan iki tarafça da benimsenmiş ‘birlikte görünme’ politikasıydı. Türkiye AB üyesi olacak ‘imiş gibi’ birliğin temel ilkelerini benimseme gayretinde bulunuyor, AB de Türkiye’yi tam üye olarak içine alacak ‘imiş gibi’ süreci devam ettiriyordu.

AB üyesi olabilecek ‘imiş gibi’ görüntüsü Türkiye’nin ekonomisinin ihtiyacı olan yabancı sermayenin gelmesini ve Türkiye’de üretilen sanayi ürünlerinin Avrupa’da ilgi görmesini sağlıyordu.

‘Kopenhag kriterleri’ ile kendini bağlı bilen bir ülke olarak Türkiye, o kriterler içerisinde bulunan demokratik hak ve özgürlükler ile hukuk devleti ilkesine ihtimam gösterdiği için dışarıya sorunsuz bir ülke görüntüsü verebiliyordu.

O görüntü bugün yok ve ekonomimiz de bu durumdan olumsuz etkileniyor.

Bunu fark etmemiz için AP’nin raporla karşımıza çıkması gerekmiyor.

Aynı noktada birleşen farklı görüşler

Yazının girişinde yıllar önce yine sıkıntılı bir dönemde Brüksel’de yaşadığım olayı anmamın sebebini de dinleyin:

İki gazetecinin, medya konusunun tartışıldığı bir zeminde, “Türkiye her şeye rağmen AB perspektifinde kalmalı, müzakere süreci askıya alınsın tavsiyesi asla yapılmamalı” görüşünü paylaşması AP temsilcisi üzerinde etkili olmuştu.

Etkili olmuştu, çünkü o kişi, karşısındaki gazetecilerin değişik eğilimde ve pek çok konuda birbirine ters görüşlere sahip olduklarını biliyordu.

Türkiye bugün dışarıdan da fark edilebilen medya düzeni yüzünden o imkandan da mahrum.

AP yine de bu ilişki kesme tavsiye kararını almamalıydı.

Bu yazı Fehmi Koru'nun kişisel blogundan alınmıştır.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ