"Kadınlara ve çocuklara acımayan bu kötülerin emsali var mı?"

"Karşımızda önlenemez, engellenemez, öngörülemez, iflah olmaz, hiçbir ilke tanımaz, merhamet bilmez organize, örgütlü bir kötülük var!"


Tr724 yazarlarından Hukukçu Ramazan Faruk Güzel'in analizi şöyle;

Devletin bütün kılcallarına sirayet etmiş ve enfekte olmuş o devleti yekpare bir kötülük organizması haline getirmiş olan bu kötülük; halkı da nefret tohumları ile zehirleyip bu kötülüğün bir parçası haline getirmeyi başardı!


Bu halleriyle artık dünyaya kötülük pazarlıyorlar… kötülükleri artık çevre ülkeleri de tesiri altına almaya, başka milletleri de zarara uğratmaya başladı. Malvarlıkları, politikaları, siyasi plan ve projeleri ülke için artık bir “güvenlik sorunu” olduğu kadar, insanlık için de büyük bir tehlike arz eder hale geldiler.

Onların kötülükleri hep tarihteki belli başlı kötülük sembolleri ile karşılaştırılıp özdeşleştirilirken, gelinen bu son noktada kötülükte emsallerini de geçtikleri, benzersiz bir dip noktaya vardıkları görüldü.

BUNLAR, İTTİHATÇI ÇETELERDEN DE KÖTÜLER!

Bu kötülük, ülke içinde muhaliflerine bir bardak suyu bile çok görürken, onlara terörist muamelesi yaparken, çevre ülkelere de terör pazarlıyor, bölgede terör estiriyor.

Başta Suriye olmak üzere komşu ülkelere saldırma hırslarına direnen asker ve bürokratları 15 Temmuz’da ekarte ettikten sonra, savaşma kabiliyetini büyük ölçüde yitirmiş bu orduyu yanında ne idüğü belirsiz bazı silahsız gruplarla birlikte Suriye’ye soktular.

Savunmasız bu askerler başka ülkelerin bombardımanı altında onar onar can veriyor! Vakit geçtikçe anlaşılıyor ki ölüme sürdüklerinin ekser kısmı da daha önceden fişlenmiş insanlar; ölürlerse şehit, kalırlarsa terörist ve mahkûm!..

Bu hayalci, maceracı ve acımasız halleri ile bundan bir asır önceki İttihatçıları andırıyorlar. Onlar da bazı denizaltıları alıp Rus limanlarını bombalatmış ve ülkeyi dünya savaşına sokmuş, Sarıkamışlar’ta binlerce askerin donarak ölmesine sebep olmuşlardı.

İttihtçılar yüzbinlerce Ermeniyi tehcire zorladıkları için binlercesinin ölmesine sebep olmuşlardı, onların şimdiki halefleri de ülkelerinde savaş çıkardığı için vatanından olmuş ve de “Muhacirlerimiz” dedikleri Suriyeli mültecileri Batı dünyasına karşı bir koz, bir şantaj unsuru olarak kullanmaktan kaçınmıyorlar! Şimdi de o insanları bu soğukta zorla yollara sürdüler, Yunanlılar ve AB ile karşı karşıya getirdiler ve çoluk çocuk o kadar insanı iki ateş arasında bıraktılar!

Ülke içinde de halkı bu mültecilere karşı kışkırttılar ve şimdi o insanların evleri yağmalanıyor, sokak ortasında linç ediliyorlar… Böylelikle de İttihatçı selefleri gibi insanları tehcire zorluyorlar!

BUNLAR, FİRAVUNLARDAN DA KÖTÜ!

Korumakla mükellef olduğu bu mültecileri zorla sürerken, kendi ülkesinin vatandaşlarına da -sırf muhalifler diye- ülkeyi dar ediyor, onların başka bir ülkeye de gitmesine müsaade etmiyorlar. Yayınları ile de “Aman o Suriyeliler arasında Cemaat elemanları da kaçmasın” diye uyarmayı da ihmal etmiyorlar!

Bu kötüler ki babasını mesnetsizce hapiste tuttukları 4. evre kemik kanseri olan 9 yaşındaki Ahmet Burhan Ataç’ın yurtdışında tedavi görmesine bile izin vermiyorlar! Bütün ülkenin insaf ve vicdan sahipleri bir araya gelip hep bir ağızdan “AhmetiYaşat Türkiye” dedi ama yine o merhamet yoksunu kötüleri buna ikna edemediler!

Ve hapishaneler hamile kadınlarla, bebeklerle, çocuklarla dolu!..

Bunların kötülüğünden kaçan aileler, küçük çocukları ile Ege’nin, Meriç’in sularında can verdiler… Bu yönüyle Firavunlarla karşılaştırılıyorlar ama aslında onlardan da beterler!.. Zira – Kuran’dan öğrendiğimiz kadarı ile- Firavun’un bile riayet ettiği bazı ilkeleri ve devlet gelenekleri vardı.

Bakınız, Firavun’un dahi riayet ettiği -ama günümüz Firavunlarının aradan geçen 4 bin yıla rağmen uymadığı- bazı ilkeler ve değerler:

 – Masumiyet karinesi, savunma hakkı:

“Eğer” dedi Firavun, “Gerçekten getirdiğin bir belge varsa ve sen doğru söyleyen biri isen, onu ortaya koy da görelim.” (Araf, 7/106; Şuara, 26/30-31).

– Mahkemeye erişim hakkı, Savunma hakkı, Silahların eşitliği, Yargılamaya etkili katılma hakkı (duruşmada bulunma hakkı), Savunma için yeterli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkı:

“…Ey Mûsâ!” “O halde bilmiş ol ki biz de seninki gibi bir sihirle karşı koyacağız.” “Şimdi sen, bizim de senin de caymayacağımız uygun bir buluşma vakti tayin et, düz, geniş bir alanda karşılaşalım!” (Tâhâ, 20/57-58).

– Savunma hakkı, Silahların eşitliği (çelişmeli yargılama ilkesi), Aleniyet ilkesi:

“Mûsâ: ‘Karşılaşma zamanı, bayram günü olsun, halk sabahleyin toplansın.’ dedi. Onlar: ‘Mûsâ! İstersen hünerini önce sen ortaya koy, istersen biz ortaya koyalım!’ dediler.” (Tâhâ, 20/60,65).

Nitekim Firavun “Size Rabbinizden çok açık bir belge getirdim” (Araf, 7/105) diyen Hz. Musa’ya “Savunma Hakkı” vermiş, onun “Adil yargılanma hakkı”na müdahale etmemişti. Onun karşısına sihirbazlarını çıkardığında Hz. Musa’nın kendisini ifade etmesine, hususiyetlerini ortaya koymasına müsaade etmişti.

Günümüzün Firavun’dan beter kötüleri ise insanların en temel savunma haklarını kullanmasına bile müsaade etmiyorlar, esir aldıkları, kapılarına köpek ettikleri yargı düzeninde gizli yargılamalarda, talimatlarla “adil yargılama”, “masumiyet”, “kanunilik” gibi en temel ilke kuralı hiçe sayıyorlar!

Firavun bazı çocuklara musallat olmuşken bu kötüler bütün çocuklara ve kadınlara zulmediyorlar…

BUNLAR, BÜTÜN KÖTÜLERDEN KÖTÜLER!..

Hz. Muhammed (s.a.v.)’in “Bu ümmetin Firavun’u” dediği Ebu Cehil ile ilgili anlatılan manidar bir rivayet var:

Peygamberimizin kızı Hz. Zeynep (r.a.) hicret ederken onu takip edenler ile arasında geçen arbede sonrasında karnındaki bebeği düşük yapmış ve onu yakalanmıştı. Ona doğru giden adamlarına Ebu Cehil’in “Durun! Ben, ‘Ebu Cehil kadınlara ve bebeklere ilişti’ dedirtmem’ şeklinde konuşarak engel olduğu aktarılır.

Nitekim Dr. Reşit Haylamaz’ın “Efendimiz’in (sas) Aile Hayatı” isimli kitabında da ifade edildiği gibi, Peygambere en büyük düşmanlık besleyenlerden Ebu Süfyan bile o kadıncağıza zarar verilmesini engellemişti. Hatta Peygamberin sevgili amcası Hz. Hamza’yı (r.a.) öldürtüp ciğerini dişleyecek kadar öfke dolu olan (Ebu Süfyan’ın karısı) Hint bile Hz. Zeynep’in düşük yapması karşısında hiddetlenmiş, “Yapayalnız ve korumasız bir kadın karşısında aslan kesilenler bu kahramanlıklarını, Bedir gününde de gösterselerdi ya!” şeklinde tepkisini dile getirmişti. (Taberânî, Kebîr 22/426 (1050); İbn-i Hişâm, Sîre 1/386; Taberî, Târîh 3/45)

Evet, bunlar kötülükte emsallerini geçti gidiyorlar!.. Hitler ile kıyaslandıklarında, “Biz kimseyi gaz odalarında yakmadık” diye itiraz ederken bile bilinçaltlarını açığa vuruyorlar.

Ama köşe yazısı adı altında da -başta Gülen Cemaati olmak üzere- muhaliflerin derin kuyulara doldurulup yakılmasını salık verecek kadar da Hitler faşizminden öteler! (Bakınız S. Önkibar.) Yeter ki ellerine bir fırsat geçsin!..

Hitlerin katliamlarından beterini icra için 15 Temmuz’u icat etmişlerdi! Halkı galeyana getirmek için binlerce insanı katletmeyi bile göze almışlardı, içeriden mâni olanlar sayesinde bu sayı 250 civarında kalmıştı. Bu sefer de “Cezaevlerinde isyan çıkaracaklar” deyip içeride rehin tuttuklarını katledeceklerdi ki oyunları yine bozulmuştu.

Hitleri aratacak katliamları sağlamak için şimdilerde kurultaylar yapıp kafa yoruyorlar. Buna dair de “F..TÖ suikast timleri kimleri öldürecek” başlıklı yazılar da kaleme alıyorlar. Son bir çare, tanınan insanlara suikastlar düzenleyip bunu masum insanların üzerine atarak o insanları her anlamda yok etmek istiyorlar…

Evet, dediğimiz gibi; bunlar, kötülükte seleflerinin ötesine geçtiler ve şeytanilikte nereye varacakları öngörülemez boyutta… İnsanlar, bunun adını koymaya zorlanıyor. Tanımlamada zorlananlar durumu kadim rivayetlerde anlatılanlar, Ahirzaman kötüleri, Armageddon vb ile ifade etmeye çalışıyorlar…

Kaynak: Tr724
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ