İstanbul seçimlerinin Erdoğan için 10 kötü sonucu

"Erdoğan, seçimin ilk günlerinde İstanbul’u kaybettiğini kabul etmiş olsa bu kendi yarattığı yaraların çoğu meydana gelmeyecekti."



Ahval'den Gazeteci İlhan Tanır'ın 'İstanbul seçimlerinin Erdoğan için 10 kötü sonucu' başlıklı analizi şöyle;


Erdoğan yıpranıyor: İstanbul Belediye Başkanlığının 31 Mart seçimleri sonrası kaybedilmesi sürecinin uzamasıyla, Erdoğan hükümeti üzerindeki yıpratıcı etkisi de öncelikle artıyor. Normalde bir günde yenilip, yeni bir güne başlayabilecek parti teşkilatı yaklaşık üç haftadır her güne 'acaba alabilir miyiz' diyerek kalkıp, karamsar şekilde yatağa gitmeyi ve birbirini suçlamaya devam ederek, parti içindeki metal yorgunluğunu artırıyor.

Kötü kaybeden: Erdoğan halen mağlubiyeti kabul etmemesi ile de kaybetmeyi bilmemek ile suçlanmaya devam ediyor. 17 yıldır hükümetin, son üç-beş yıldır da devletin bütün olanaklarını kullanan Erdoğan’ın partisinin İstanbul seçimlerinin sonuçlarını da bazı komplo teorilerine bağlaması, tutunduğu son dal olan ‘sandık meşruiyetini’ zedeler hale getirdi. Şimdiye kadar getirilen itirazların dişe dokunur olmadığında herkes hemfikir.

Seçim sonrası çelişen mesaj ve politika sürüyor: Cuma günü sabah namazı saatinde (5.34 am) attığı twit mesajları ile Türkiye’yi ‘ortak paydada’ birleşmeye davet eden Erdoğan, öğlen namazı sonrası katıldığı cenaze töreninde ise İstanbul’un seçilmiş başkanı Ekrem İmamoğlu’nun elini sıkmamayı onun yerine yanındaki kişinin elini sıkmayı tercih ettiğini gördük. Böylece kazanan rakibini görmezlikten gelme ve bu yönüyle hakaret etme şeklindeki pozisyonuna devam etti.

Resmi olarak İl Seçim Kurulundan mazbatasını alan İmamoğlu’na gösterilen bu yaklaşım Erdoğan’ın halen 'milli irade' ile seçildiği görülen adayı kabul etmediğini anlatıyor.

Sandık demokratı Erdoğan yara aldı: Erdoğan böylece yıllardır referans yaptığı ve aslında demokrasinin sadece elementlerinden biri olan sandık demokratlığı sıfatını da kaybetme aşamasına geldi. Özellikle darbeden beri iki seçimi olağanüstü hal şartları altında yaparak adil ve eşit şartlarda olmadığını dosta düşmana gösteren AKP yönetimi, şimdi de OHAL’den sonraki ilk seçimin sonucunu kabul etmemeyi seçiyor algısı yarattı.

Yurtdışından meşruiyet çağrısı: ABD Dışişleri Bakanlığından Avrupa başkentlerindeki birçok hükümete kadar Erdoğan’a seçimlerin (İstanbul ve Ankara) sonuçlarını kabul etme çağrıları geldi. Böylece 'sandığı kabul etmeme' algısı yurtiçinde değil, yurtdışında da yayıldı.

Göz nurunu kaybetti: Erdoğan ayrıca gözünün nuru İstanbul’u kaybederek ‘yaralandı’, ‘dokunulmaz’ ve ‘yenilmez’ olduğu algısını kaybetti. Kendisine yakın vakıflara aktarılan yüzmilyonlarca dolarlık gelir kapısını kaybetti. Böylece savunan halkaların beslenme kanallarında tıkanıklıkla karşı karşıya kaldı.

Kaybetmeme imajını kaybetti: 2017 yılındaki referandum öncesi Washington’a gelen bir muhalif parti üyesi, Türkiye’de en büyük sorunun Erdoğan’ın kafalarda ‘yenilmez’ bir imajının bulunması olarak tasvir etmiş, ondan sonra da referandumu Erdoğan kazanmıştı. Bu kez Erdoğan yenilmezlik imajını kaybetmiş oldu.

Erdoğan, seçimin ilk günlerinde İstanbul’u kaybettiğini kabul etmiş olsa bu kendi yarattığı yaraların çoğu meydana gelmeyecekti. Savunulması en güç işlerden biri olan kaybedilmiş seçimin aslında kaybedilmediğini savunmaya başlayarak bu kez ‘yardım edilmesi’ güç bir pozisyonu seçti.

Bu iş için daha önce oldukça az bilinen bir figür olan AKP Genel Başkan yardımcısı Ali İhsan Yavuz AKP’nin seçim yüzü oldu. AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Binali Yıldırım’ın topa fazlaca girmemesi de, kampanya döneminde AKP Başkanı Erdoğan’ın ‘beka’ söylemini yanlış bulan figürün, o kampanya sonucu kaybedilen İstanbul’un da ‘kaybedilmediği’ ısrarından vazgeçilmesi taraftarı olduğunu gösterdi. Yavuz akıllara insanların diş macunları ile uysallaştırıldığı ve Doğubeyazıt'daki İshak Paşa'da verdiği garip resimlerle akıllarda yer alan Yavuz, o fotoğraf kadar absürt bir görevi, birçok saçmalık içeren argümanlar savundu.

Savunmadaki Erdoğan: Şimdiye kadar hep ‘hücum’ modunda tanıdığımız Erdoğan bu kez İstanbul’u vermemeye çalışıyor ve bu gayreti için her yolu mubah gören bir izlenim verse de, bir şey yapamıyor.

Bütün bunlar, yani üç haftaya yaklaşan dönemde kaybetmeyi kabullenemeyen ama yenemeyen de Erdoğan, kendi tabanına da artık ‘özgüven’ sunamıyor.

Erdoğan’ın kaybetmesi ile çok şey kaybedecek olan çevresindeki birçok isim için de bu zigzaglar, İstanbul belediye başkanının elini sıkmayarak tanımadığını göstermesine rağmen İstanbul’u tekrar da ele geçirememesi belki de düşündürüyor. AKP içinden çıkabilecek yeni hareket veya parti için de umut aşılanmış oluyor.

Rakiplerine moral ve cesaret geldi: Bunun yanında ise rakipleri Erdoğan’ın kaybetmesiyle cesaretlendi. Kılıçdaroğlu sadece İstanbul’da değil, Ankara, Adana, Mersin gibi büyükşehirleri kazanması ile sürekli yenilme psikolojisini arkasında bırakmış oldu.

Mağdur rakip doğdu: İmamoğlu da ilk kez Erdoğan’ın alternatifi olarak bir siyasetçi olarak dillendirilmeye başlandı. İstanbul Belediye Başkanı, aynen Erdoğan’ın 1994 yılındaki zaferi gibi, İstanbul’da hem de kazandığı seçim tanınmayarak ve yani mağdur edilerek ortaya çıkmış oldu. Artık İmamoğlu, bazı Batı ülkeleri toplantılarında ve haber raporlarında şimdiden Erdoğan’ın muhtemel rakibi olarak anılmaya başladı. İmamoğlu’nun Özal’ı hatırlatan hem muhafazakar köklerine sahip çıkması hem de Atatürkçü damarının kuvvetli olması, ortaya yeni bir ümit çıkardı.

Bazıları şu yerinde hatırlatmayı yapabilir: İstanbul seçimlerinden bu kadar büyük bir darbe yiyen Erdoğan’ın başka kaybedeceği bir şey kalmadı. İstanbul seçimleri bağlamında hemen her konuda zaten kaybetmiş bir siyasetçinin son talebi olan ‘yeniden seçim’in gerçekleşmesi konusunda gücü dahilinde yapabileceği her şeyi yapabileceği olasılığını da unutmamak lazım.



Kaynak: Ahval
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ