İsmail S. Gülümser Yazdı: Toplumların yeniden dirilişinin temel prensipleri

'Fethullah Gülen Hocaefendinin bu hafta yayınlanan yazısında dünyada tahrip edilen ahlaki ve evrensel değerlerin yeniden inşası için çok önemli değerlendirmeler yer alıyor.'
İsmail S. Gülümser / Aktif Haber

TOPLUMLARIN YENİDEN DİRİLİŞİNİN TEMEL PRENSİPLERİ

Dünyanın pek çok yerinde cehalet, fakirlik, ayrılıkçı hareketler, yolsuzluk, ahlak dışı davranışlar baskı ve zulümler artarak devam ediyor. Kötü örnekler hemen yayılıyor, kısa yoldan sonuç almak isteyen zorbaların etkisi altındaki kalabalıklar tüm nimetlerden mahrum edilirken bir grup azınlık ülkelerin kaynaklarını üzerine geçiriyor.


Fethullah Gülen Hocaefendinin bu hafta yayınlanan yazısında dünyada tahrip edilen ahlaki ve evrensel değerlerin yeniden inşası için çok önemli değerlendirmeler yer alıyor. 
 
Günümüzde özellikle Türkiye’nin de dâhil olduğu İslam dünyasında, kriterlerden yoksun önderlerin etkisi altında imandan büyüklere saygıya kadar bütün değer yargıları yıkılmış, kendi değerlerinden uzaklaşan toplumlar olayları mantık ve muhakeme süzgecinden geçiremedikleri için beşeri bilimler dâhil her konuda geri kalmış, yozlaşma başarısızlıkların kaynağı haline gelmiş durumda.
 
Dağınıklık onların geçmişten getirdikleri değerleri başkalarına taşıma özelliklerini kaybetmelerine yol açmış, değerlerinden yoksun kalmış toplumların insanlığın geleceği üzerindeki etkisi kaybolmuş, bu durum özellikle İslam âlemi açısından bir fetret devrinin yaşanmasına sebep olmuş.
 
Tahrip kolay tamir ise çok zor. Tamir misyonu üstelenmişlerin değerlerden uzaklaşmış kalabalıklar haline gelmiş toplulukları yeniden insani değerlerle buluşturmak için ürkütmeden çok titiz çalışmaları gerekiyor. Şimdiye kadar yeterince gayret gösterilmediği için dünya, demokrasinin vaat ettiği imkân ve fırsatlardan tam yararlanamadı. Hâlbuki uygulamadaki eksikliklerine rağmen demokrasi insanlığa bu fırsatı sunacak kriterlere sahip gibi görünüyor.
 
Mevcut problemlerin çözümü için insanların maddi manevi bütün ihtiyaçları dikkate alınmalı ve toplumlarda her şeyden önce demokratik düşünceyi geliştirme hedeflenmeli. Bugün huzurlu bir gelecek için;
 
-İnanan inanmayan bütün insanların talep ve ihtiyaçlarını karşılayacak,
-Her dünya görüşünün özgürlüklerini koruma altına alan,
-Herkesin barış ve huzur içinde yaşayacağı bir anlayışın geliştirilmesi şart.

 
Dünyada problem insan kalitesidir, demokratik değerlere inanç oluşturmadan, ortak aklı çalıştırmadan yürütülen faaliyetler sonuçsuz kalmaya mahkûm.  Problemleri insana saygı duyan adalet ve hoşgörü düşüncesiyle yetişmiş nesiller çözebilir. Bu nesilleri yetiştirmeden isabetli ve kalıcı iş yapmak çok zordur. İmrendirici bir dünya özlemi taşıyanlar demokratik sürece bağlı kalarak, toplumlarda evrensel insani değerleri hak ve özgürlükleri yeniden diriltmek için her şeye temelden başlamalı. Bu yüzden istikrar ve istikameti koruyacak kalıcı sonuçlar elde etmek için ilk yapılması gereken şey bulunduğumuz toplumların insan kalitesini eğitimle yükseltmek olmalıdır. 
 
Hak ve adalet anlayışının tesis edilmesi, kendini bu yüce mefkûreye adamış fertlerle gerçekleşebilir. Liderlerin kendini hizmetkâr gibi görmediği toplumlarda güç baş döndürür, halka güdülecek koyunlar olarak bakılır. Yöneticiler firavunlar döneminde olduğu gibi kendilerini halktan farklı bir hayat tabakasında görmeye başlarlar. Baskıya maruz kalan kalabalıkların aşağılık kompleksi içinde zorbalara boyun eğmesi ile yaşanan hak ve adalet dışı davranışlar normalmiş gibi görünür ve bu onları cesaretlendirir, her geçen gün zulmü artırırlar.
 
Ezilen insanlarda zalimlere karşı oluşan reaksiyon yerinde ve doğru kullanılmazsa o da toplumlara daha çok zarar verecek şekle dönüşebilir. Toplumdaki tepkiyi suistimal edip onları yakıp yıkmaya yönlendirmek isteyen birileri onlara faydadan çok zarar verir. Hak arayışının hak ve adaletten sapmadan yürütülmesi oldukça önemlidir. Sadece bir zalimden kurtulmak amaçlı çalışmalar çoğu zaman sonuçsuz kalır, çünkü toplumlar kendilerini zalimin gücüne imrenen iştahla onun yerini almak isteyen birine teslim ettiklerini göremezler.
 
Eğer dikkat edilmezse zulüm içindeki toplumları kurtarmak üzere öne geçen kahraman sanılanların kiminle hangi anlaşmayı yaptıklarını kestirmek zordur. Mağdur dünyada yaşanan olayların arkasında türlü pazarlıklar olabilir. Eskimiş firavunlar atılırken kendi seçip parlattıkları birini başa geçirebilir, demokrasi insan hakları vaatleriyle gelip zulme devam edecek yeni yönetim kurabilirler. Nitekim sömürgeci devletler kendilerine karşı halkta oluşan tepkiyi kullanarak öne geçirdikleri bir kahramanla toplumları sömürmeye devam etmiştir.
 
Sadece despotlara başkaldırıyla problem çözülmez, karşılıklı yıkımlara yol açılabilir. Problemler yeni cepheler oluşturmadan yumuşaklıkla çözülmelidir, kan dökenler kin ve nefret tohumlarının gelecek nesillere taşınmasına yol açarlar. Baştan her alternatifi düşünmeden yola çıkanlar zulme itiraz ediyorum derken halkın canına malına kastederek ikinci bir zulüm işleyebilir.
 
Herkesin vatandaşlık nimetlerinden eşit şekilde yararlanacağı demokratik bir toplumun tesisi için yapılacak çalışmalar belli disiplinlere bağlı olarak başlatılmalı ve süreç içinde zorluklarla karşılaşılsa bile bu prensiplerden asla taviz verilmemelidir, prensipli gibi görünüp sonra geri adım atanlar inandırıcılıklarını kaybederler.
 
Heyecansızlık problem olduğu gibi kontrol altına alınmamış delice heyecan da felaket getirebilir. Tahriklere kapılmadan ayak oyunlarının oyuncağı haline gelmeden zulme karşı oluşan tepkilerin verimli ve yerinde kullanılması çok önemlidir. Heyecanlar disiplin altına alınmazsa sokakta şiddete bulaşan, halkın can ve mal güvenliğini tehdit eden, canlı bombaya dönüşüp masum halkın kanına giren ve Müslümanlar hakkında olumsuz düşüncelere hizmet edenlerin çoğalması kaçınılmaz olur.
 
Korkunç silahlara kolayca ulaşan insanların olduğu yerde;
 
-Ölçüsüz davranışlarla fitne tohumları ekilmemeli,
-Kin ve nefret hislerini tetikleyen şeylerden uzak durulmalı,
-Öfke hisleri tahrik edilip düşmanlıklar kaşınarak insanlık yeni felaketlere sürüklenmemelidir.

 
Gandi mahrumiyet içinde yaşamış ömrü hapislerde geçmiş ama sadelikten ayrılmamış, böylece milletini bir mefkure etrafında toplamayı başarmış ve pasif mücadelesi ile hiç kavgaya girmeden ülkesine istiklal kazandırmıştır.
 
Hizmet gönüllülerinin bir bölümü de Türkiye’de hapishaneleri ‘Medreseyi Yusufiye’ye çevirmiş içerde kaldıkları dönemden şikâyet ederek vakit geçireceklerine manevi hayatlarını yükseltmek için fırsata dönüştürmüşlerdir. Aynı şekilde olmasa bile buna yakın bir versiyon dışarıdaki hizmet gönüllülerinden de beklenmektedir. Gülen son sohbetlerinde namazda hıçkırıklara boğulan bir insanın tüm cemaat üzerindeki tesirinden bahsetmekte, yaşanan onca olumsuzluğa rağmen gönüllülerin engin iç duygularla donatılmasını önermektedir.  
 
Kendini insanlık hizmetine adamış hizmet gönüllüleri hayatlarını temin etmek için günlük işlerle uğraşırken görenler onların iç derinliklerinin ne olduğunu bilmeyebilir. Bu yüzden bir yandan hayatın içinde günlük işler yapılırken bir yandan da;
-Duru bir hayat yaşayıp iyi örnekler oluşturmalı yaşantılarıyla çevrelerine güven telkin etmeli,
-Yaşanan hiçbir olumsuzluktan şikâyet etmemeli,
-Dedikodu ve atfı cürüm ile vakit geçirip musibetleri ikileştirilmemeli,
-Başa gelecek en kötü şeye bile hazır olunmalı,
-Kalbi hayatın düzeni için dua öne çıkarılmalı,
-Tevazu esas alınmalı,
gayret ve sabırla bugünün zorlukları aşılmalıdır.
 
Her şeyin sürekli değişip geliştiği bir dünyada yaşıyoruz.
Bulunduğumuz toplukları;
-Yeknesaklıktan kurtarmak için gayret edilmeli,
-Onlarda faydalı hizmet üretme onun adını duyurma heyecanı uyarılmalı
-Heyecanın tepkiyle sınırlı kalması için olumlu hizmet alternatifleri üretilmeli,
-Uyarılan heyecan disiplin altına alınarak insanların kalıcı işlere katkısı sağlanmalı,
-Farklı stratejiler geliştirilerek karşılaşılan her yeni duruma uygun çözümler geliştirilmeli,
-Faaliyetler belli disiplinler bağlı olarak yürütülmeli ve
Sürekli stratejiler geliştirilirken temel prensiplerden asla taviz verilmemelidir.

 



 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ