İsmail S. Gülümser yazdı: Mutlu Son Değerlerini Koruyanlarındır

"Bugün Türkiye’de kendini ülkenin sahibi gibi gören kirli bir kadro hatalı da olsa işleyen bir anayasayı ve hukuk nizamını rafa kaldırmış devlet birimlerini yanlışa karşı çıkan herkesi sindirmenin bir aracı haline getirmiştir."


İsmail S. Gülümser / Aktif Haber

Memurları sopa gibi kullanarak istediğinin mülkiyet hakkını, seçimle elde ettiği siyasi konumunu zorla elinden alan devleti kişisel suç ekibinin parçasına dönüştüren bir mafya örgütü ülkeyi esir almıştır.


-Tüm kuralların rafa kaldırılıp her şeyin tek kişinin kontrolüne verildiği,

-Devlet makam ve imkânlarının ulufe olarak dağıtıldığı bir ortamda

Geçmişte bir şekilde mağduriyet yaşamışlar dâhil iş adamları-milletvekilleri,-üniversite hocaları-valiler, kaymakamlar-hukuk adamları-memurlar ballı maaş ve ihalelerle suça ortak edilmekte, başkasının hakkının gasp edilmesine aracı olmakta, insanlık dışı devlet terörünün parçası haline gelmektedir.
 
Hukuk düzenini kaldırıp adalet sistemini kendi menfaati için kullanan bir suç şebekesi kurguladığı darbeyle;

-Komutan emriyle köprüye götürülen askeri öğrencilere,

-Darbenin önlenmesinde rol almışlar dahil komutanlarınca kandırılarak sokağa çıkarılan askerlere,

-Konuyla hiç ilişkisi olmayan önceden planlanmış fişleme listelerinde yer alan esnaf-memur-STK lara

Tutuklama-müebbet hapis-mallarına el koyma-tüm imkânlarını elinden alma vb cezalar yağdırmaktadır.

Kendi suçlarını saklamak isteyen bir kadro tarafından vatandaşlar türlü bahanelerle hapishanelere doldurulmakta devlet memurları sahte suçlar üretip toplumu sindirmede kullanılmaktadır.
 
Devletin tapusunu üzerine geçirip bir baas rejimi kurma hevesi için de olan örgütlü suç şebekesi, dinin tüm kurallarından kopmuş, onunla hırsızlıklarına kılıf hazırlamaktadır.

-Din şefkati emrettiği halde “acırsanız acınacak hale gelirsiniz” diyerek ekibini vatandaşları ezmede kullanan.

-Devlet ihale sisteminden kaçırdığı hırsızlıkları “Güçlü Müslüman” olmak için yaptığına partilileri inandıran.

-Hazinenin 128 milyar doları dâhil devlet kaynaklarını “kul hakkını” bölüşmeye yetkisi oluğunu savunan.

- “Allah’ın gördüğüne” inancını kaybeden kapalı kapılar ardında gizli pazarlıkla yüzlerce insan hakkını gasp eden.

-Şantaj kasetleriyle “Gizli görüntülerini çektirdiği ” siyasetçileri ahlak dışı yollarla devre dışı bırakan.

-“İnsan hayatının kutsallığına” değer vermeyen muhaliflerini bombalamalar ve ölümlerle itibarsızlaştıran. 

-“Adaletle hükmetme” yi gereksiz gören kirli hedefleri için masum insanların üzerine şer atmaktan çekinmeyen.

-“Allah’ın değerli bir sanatı” olan insanları fare gibi ezen, kaçıran insanlık dışı işkencelerle iftiralarını onaylatan.

-Gasp ettiği basınla “Hırsızlığı suç olmaktan çıkarıp” kendisi için serbestçe suç işleyebileceği ortam hazırlayan.

-Kelimelerle oynayıp “din-hukuk nizamını” çizgisinden saptıran,

-Kendi menfaatleri için “toplumun dine saygısını” yok etmekte beis görmeyen.

Bir din anlayışı düşünün, devlet yönetimini ele geçirmek için yolsuzluğa, adaletsizliğe ve zulme fetva veriyor. Devlet kaynaklarını üzerine geçirmek için dinin tüm kurallarını tahrif ediyor.
 
Hâlbuki savundukları dinin temel prensipleri bu tür kirli işlere asla izin vermemektedir. Peygamberimiz(SAV) dinin kuralları dışına çıkmayı (bidat-sapma) önlemek için Kuran’da ele alınan hususların bazılarının tek tek tarif edip yaşayarak sınırlarını çizmiştir. Duada gibi insanın doğrudan kendini ifade ettiği ibadetlerde esneklik olsa da onun dışındaki temel konularda din tahrifata kapalıdır. Ebu Hanife’nin de aralarında olduğu birçok İslam âlimi hapsi göze alarak dini siyasi emellerine göre eğip bükmeye çalışanlara karşı çıkmış bu titizlik sayesinde İslam’ın hiçbir hükmü bozulmadan günümüze kadar gelmiştir. 
 
Bediüzzaman’da Türkçe ezan ve ibadete, inanç temellerini sarsacak yaklaşımlara karşı çıktığı için hapisten hapse sürgünden sürgüne gönderilmiştir. Son dönmede hırsızlık adaletsizlik ve zulümlerine dinden kılıf uydurmaya çalışan bununla din devrimi yaptığını sananlara maaşla bağladıkları diyanet ve bazı ilahiyat hocaları onay verse de Fethullah Gülen hoca efendi ve hizmet hareketi katılmadığı için suçlanmaktadır. O bu hafta yayınlanan yazısı ve konuşmalarında dinin temel ilkelerine bağlılığın önemini anlatmakta sapma olması halinde yaşanacak tehlikelere işaret etmektedir.
 
Her devirde zalimler;

-İmkânlarını ellerinden alarak,

-Yaşam haklarını yok ederek,

-Tutuklayıp hapislerde süründürerek,

-Türlü vaatlerle kandırıp uydurma suçlamalara köşeye sıkıştırarak

İnsanları değerlerinden uzaklaştırarak Allah’a kulluktan vazgeçirip kendilerine kul olmaya mecbur etmektedir. Geçmişte kendini kanunun üstünde gören 28 Şubatçılar ve darbecilerin yaptığı gibi, bugün de din adına ortaya
çıktığını iddia eden ancak dini ayak bağı olarak gören bir menfaat şebekesi, kendi suçlarını saklamak için masum insanları yaptıkları insani hizmetlerden dolayı suçlayarak çizgilerinden sapmaya zorlamaktadır.
 
Dünyanın kaderini değiştiren büyük düşünürlerin izini takip eden gönüllüler, son dönemde yaranıp menfaat elde etmek için tüm ilkelerini terk eden insanlık dışı vahşeti alkışlayanlar gibi kolaycılığa kaçmamıştır. Onlar tahammül sınırlarını aşkın insanlık dışı muameleler karşısında değerlerinden vazgeçmeden yaşamlarını sürdürmek için her şeylerini kaybetme pahasına;

-Yurt dışına çıkmayı,

-Uzun tutukluluk ve kovuşturmalarla boğuşmayı,

-Çocuklarından ayrı kalmayı,

-Saklı yaşamayı göze almış önlerine konan imkânları ellerinin tersiyle itip yanlışa direnerek medeni dünyaya yaşam örnekleri sunmuştur.
 
Gönüllüler tüm faaliyetlerini din ve demokratik prensiplere bağlılık içinde götürmüş, karşılarına çıkan güçlükleri aşmak için kolaycılığa kaçılmamış her yer ve zaman diliminde değerlere bağlılık korunmuştur. Türkiye’de şartların en ağır olduğu dönemde yapılacak bazı hizmetlerin ya da yurt dışındaki yeni ilişkilerin gereği olarak dinin temel prensiplerini korumak kaydıyla sadece format değişikliği ile şartlara uyum yolu seçilmiştir.
 
Toplumun “beni ilgilendirmez” deyip kenara çekildiği ortamlarda onlar bıkmadan usanmadan karşılaştıkları güçlüklerle mücadele etmiştir. Başlarına büyük gaileler açılmış olsa bile bunların Allah tarafından gönderilmiş birer mesaj olduğunu düşünerek sabretmiş, bir zalimin eliyle gelse de hadiselerin arkasındaki ilahi güce imanları gereği asla çizgilerini değiştirmeden karşılaştıklarına rahmet nazarıyla bakıp görevlerini sürdürmüşlerdir.

Değerlerini koruyanlar imkânsızlıklar içinde kıvransa da;

-Kardeşlik anlayışıyla ellerini herkese uzattıkları,

-Her şartta Hakkı tutup kaldırmak için çalıştıkları,

-İnanç ve kararlılıkla kimseye minnet edip el açmadıkları borçlu olmadıkları,

-Darda kaldıklarında Allah’ın vekâletine güvenip dayandıkları değerlerini korumak için mahrumiyetlere katlandıklarından dolayı demokratik değerlere inanan dünyanın gözünde her geçen gün büyüyor, yabancılar merak
içinde onların felsefi arka planını öğrenmeye çalışıyor. Bu demokratik değerlere bağlılık ve modernite ile dini değerleri birleştiren yaklaşımlar ileride insanlık tarihini etkileyecek büyük bir başarı hikâyesine yol aralıyor.
 
Gönüllülerin prensiplerinden taviz vermemek için katlandıkları zulümler, işinden olmayı malını kaybetmeyi göze alan insanların onurlu duruşu karşısında ülkemizin zaaflarından kurtulamamış aydınlarından ses çıkmasa bile, demokratik değerlere inanan ülkelerin dikkatini çekiyor. Mağduriyet insaflı gönüllerde karşılık buluyor ve merak içinde birçoğu kapılarını ardına kadar açıyor, faziletli davranışlar ilahi yardımları celp ediyor, sevgi ve
saygı halesi her geçen gün genişliyor. 
 
Devlet imkânlarıyla yapılan karalamalarla okul kapatmadan çok az ülke etkileniyor, yıllarca düşman olarak anlatılan Yunanistan dar imkânlarına rağmen insanca muamele ediyor, binlerce insanı barındırıp mağdurlara kucak açıyor, birçok ülkeye seyahat fırsatı sunarak dünyaya dağılmalarına yardım ediyor. Amerika-Almanya-Fransa-İngiltere-Hollanda hatta Afrika’da birçok ülke kardeşçe davranıyor.
 
Amerika’dan Avrupa’dan Hindistan’dan yüz binlere hitap eden hakperest âlimler ve yabancı yazarlar anlamak için ülkenin en ücra köşelerine kadar gidiyor araştırmalar yapıyorlar yaşanan zulmü anlatıyorlar. “Kavmin efendisi hizmet edendir” sözünden esinlenen hizmet ifadesindeki incelik gözlerden kaçmıyor, onlar değerleriyle faziletli yaşamlarıyla kendilerini gösteriyor, iftiralarla değer kaybı yaşamıyorlar.  Hizmet prensipleri her yerde konuşuluyor, konuyla alakalı üniversitelerde onlarca doktora tezi hazırlanıyor.
 
Türkiye’de dini temsil ettiğini sananların mide bulandırıcı tutumu tiksinti oluşturuyor. Tüm zalimler sürelerini biraz uzatsalar bile hepsi ilahi adaletten kendini kurtaramıyor ve aşağılayıcı bir sonla hayata veda ediyorlar. Devletin tüm gücünü eline geçiren, milyarlarca dolarlık servetlerin üzerinde oturanlar, değerlerini koruyamadıkları sefilce bir hayatı seçip benlik iddiasıyla diktatörlüğe yöneldikleri devleti suç örgütüne dönüştürdükleri için hak karşısında kaybetmeye mahkûmdur. Tüm güç sahiplerinin Allah’ ram olacağı hamd edilecek günler hızla yaklaşıyor.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ