Fişleme esastır, Fetömetre hikâye

En son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim: Fetömetre denilen ucube, iktidar ve destekçilerinin işlediği anayasal suça kılıf bulma çabasıdır.


2010 Anayasa Değişikliği Referandumu’nun kritik maddelerinden birisi de kişisel verilerin korunmasına dairdi. Anayasa’nın 20. maddesinde yapılan değişiklik fişlemeyi yasaklıyordu. 

İlk defa 1989 yılında gündeme gelen kişisel verilerin korunmasına ilişkin yasa, farklı zamanlarda dört defa meclise gelmesine rağmen nedense bir türlü çıkarılamadı. Nihayet 2010 yılında yapılan anayasa değişikliğinden tam 6 yıl sonra, Ahmet Davutoğlu hükümeti zamanında kanunlaştı. (*)


2011 genel seçimlerinde istediği çoğunluğu elde eden Erdoğan, o güne kadar sırtından güç devşirdiği cemaate yakın bürokratlarla yollarını ayırmaya karar verdi. O tarihten itibaren suç olmasına rağmen fişleme faaliyetleri hızlandı. 

Hatırlayın, 15 Ağustos 2013 tarihinde CHP milletvekillerinin fişlendiğine ilişkin bir soru üzerine “bizim fişleme gibi bir sanatımız yok” demişti Erdoğan.

Aradan çok geçmedi, Burhan Kuzu, 31 Aralık günü attığı twitlerde, Başbakan Erdoğan’a sunulan 2 bin kişilik bir istihbarat raporunda, rütbeli emniyetçi, akademisyen, bürokrat, hakim, savcı, basın mensubu, işadamının olduğundan bahsederek fişlemeyi ilk defa itiraf etmiş oldu. Dönemin Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay bunu yalanlayınca Burhan Hoca’nın ilk işi, “Ben memleketin İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı, istihbaratta, hükümette değilim. Nereden bileceğim.” demek oldu. 

Zaman gösterdi ki Burhan Hoca tam olarak doğruyu söylememiş. Meğer fişlenen sayısı, onun dediği gibi iki bin filan değil on binlermiş. Zaten kısa süre sonra bu fişleme listeleriyle 11 bini rütbeli 40 bin polis yer değiştirdi. 

İddianamelerin ek klasörlerin arasında bulduğumuz, 15 Temmuz’dan 3 gün önce tutuklanacak gazetecilerin listesini hazırlatan İstanbul Cumhuriyet savcılığı 15 Temmuz sonrasında onlarca gazeteciyi işte bu fişleme listelerine göre gözaltına aldı. 

Darbe girişimi henüz devam ederken HSYK ile paslaşarak 2 bin 745 yargı mensubu hakkında gözaltı kararı veren Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı işte bu fişleme listelerine göre işlem yaptı. 

Kamu kurumlarında veya özel sektörde fişleme yapmak kolay. Çocuğunu cemaate yakın okullara gönderen, Bankasya’da hesabı olan veya Zaman gazetesi alan herkes bu listelere girebilir. Kimsenin gizli saklısı yoktu zaten. Üstelik bütün bunları ileride kendilerini fişleyecek olanlar da yapıyordu. Kimsenin aklına bu sayılanların bir gün suç olarak önüne konulacağını ve hayatının karatılacağı gelmiyordu doğal olarak. 

Ancak özellikle asker ve polis içinde böyle bir tespit yapmak kolay değil. 

İşte tam burada yeni müttefikler devreye girdi. Doğu Perinçek televizyonda açık açık söyledi. “Komutan arkadaşlarımızla toplantılar yaptık. Listeleri biz verdik. Şüphelendiklerimiz hepsi tasfiye edildi” dedi. 

Eski Hava Kuvvetleri Savcısı, Balyozcu Orgeneral Çetin Doğan’ın kuzeni Ahmet Zeki Üçok da verdiği listelerle tasfiye yapıldığını TV ekranında itiraf etti. 

Sonra nasıl olduysa birileri yaptıklarının anayasal bir suç olduğunun farkına varmış olmalı ki Fetömetre diye bir şey uydurdular. 

15 Temmuz sonrası yapılan tasfiye, darbe sonrası yapılan inceleme ve soruşturmalar sonucu darbe ile ilişkisi olanların tasfiyesi asla değildi. Erdoğan rejiminin yıllardır yaptıkları fişlemelerle oluşturulan listelerdeki isimlerin tasfiyesiydi. Neye göre ihraç ettiniz, diye soran olursa ‘fişledik’ diyecek halleri yoktu elbette. Çünkü bu anayasal bir suçtu. Bu yüzden Fetömetre icad edildi. 

Neymiş bu Fetömetre diye merak eden olursa linki şurada. 58 kriter ve toplamda 200’den fazla detaylı sorudan oluşan bu ucubenin, bir gün bugün yapılan zulümler soykırım olarak tanınırsa, soykırım müzesinin en önemli parçası olacağı muhakkak. 

Neymiş efendim, aralarından yeni darbeciler çıkmasın diye bütün personeli Fetömetre ile tarayıp ‘Fetöcü’ olanları tespit edip atmışlarmış. Kuyruklu yalan. Çünkü bu kriterler bütün kurumlarda uygulanacak olsa başta Recep T. Erdoğan, çocukları ve sevgili damatları olmak üzere hepsi de cemaatçi çıkacaktır. Tıpkı bu ucubenin mucidi Cihat Yaycı gibi!

Ama tıpkı ByLock listelerinde olduğu gibi, rejim istediği isimleri bu listelerden ayıklıyor, istemediklerini listeye dahil ediyordu. Bu sayede ByLock kullandığı iddia edilen pek çok AKP’li hiç sorun yaşamadan hayatına devam etti. Ama rejimin hedefe koyduğu isimlerden biriyseniz eğer, ByLock kullanmanız gerekmiyor. Sizin telefon irtibatınız olan isimlerden birinin ByLock kullanması, sizin hapse boylamanız için yeterli bir sebep. Kurt kuzuyu yemeyi kafasına koymuş. Suyun nereden aktığı önemli değil bu yüzden. 

Bazen fişleme listesinde adı olan biri hakkında hiçbir delil bulamıyorlardı. Özellikle askerler, cemaat irtibatına delil sayılabilecek ByLock, Bankasya, okul kaydı, gazete aboneliği gibi kriterlere uymuyordu. O zaman da kripto fetöcülük devreye giriyor. Çünkü fişlenmişsiniz bir kere!

İşte bu yüzden Fetömetre’ye değil fişleme listeleri asıldır diyoruz. Erdoğan rejimi gözümüzün içine baka baka yıllarca yalan söyledi. Bir yandan “Bizim fişleme gibi bir sanatımız yok” derken diğer yandan yandaş medyada “Fişlemeler tarihe karışıyor, ifşa edenler hapse girecek” manşetleri attırıldı.

2016 yılına gelindiğinde fişlenenlerin sayısı yüz binleri aşmıştı. Sıra rejimin bu isimlerden kurtulmasına gelmişti. Numan Kurtulmuş’un “Hukuk uygulansaydı 2030’a kadar bu insanları atamazdık!” demesi boşuna değil. Bir çakma darbe senaryosuyla ardından ilan edilecek OHAL rejime bu fırsatı altın tepside sundu. 

Sonrasını biliyorsunuz. Olay bundan ibarettir. 

Herkese iyi bayramlar dilerim. 

Kaynak: Tr724
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ