'Fidan; Akar, Aksakallı ve bazı komutanlarla anlaşıp orduya tuzak kurdu'

Aktif Haber yazarı İsmail S. Gülümser 15 Temmuz darbe girişiminin perde arkasını yazmaya devam ediyor.


'15 Temmuz Senaryosu III' başlığıyla yazısını kaleme alan Yazar Gülümser, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın Akar, Aksakallı ve bazı komutanlarla anlaşıp orduya tuzak kurduğunu belirtti.
 


Gülümser'in yazısı şöyle;

Bundan önceki iki yazımızda darbeyle ilgili olarak:

Darbe girişiminde ortaya saçılan çelişkilerle dolu olaylara rağmen, iktidarın bir yandan topluma ısrarla cemaatin darbe yaptığını anlatmaya çalıştığını,  biryandan da darbenin araştırılmasını engellemek için her yolu denediğini, meclis araştırma komisyonunun çalıştırmadığını, darbede kritik rol oynayan MİT Müsteşarı, Genelkurmay Başkanı Kuvvet Komutanları gibi isimlerin avukatların olduğu ortamda sorgulanmasını istemediğini, dava dosyalarından konuyu takip eden ve iktidarın ileri sürdüğü senaryoya aykırı görüş bildiren gazeteci ve milletvekillerini tutuklattığını anlatmıştık.

Ahmet Nesin’in yazılarından alıntı yaparak: Cemaatin tüm dünyadaki hizmetlerine zarar verecek bir darbe girişimi yapmasının mantık dışı olduğunu, kaldı ki bugüne kadar sosyal olayları doğru yorumlayarak legal yollarla gelişmesini sürdürebilen bir topluluğun darbe gibi illegal yollara girişmesinin kendisiyle çelişmek olacağından cemaatin darbeye yapamayacağına temas etmiştik.

Hâlbuki o günlerde Erdoğan’ın Türkiye’de ve dünyada popülaritesini yitirdiğini ilk kez seçim kaybettiğini, iktidardan düştüğü anda yolsuzluk dosyalarıyla yargılanacağı korkusu yaşadığını bu yüzden kendisi için tek çıkış yolu gibi gördüğü darbeye ihtiyaç duyduğunu, darbenin arkasında Erdoğan’ın olma ihtimalinin çok güçlü olduğunu aktarmıştık.

Ece Sevim Öztürk’ün yazılarından alıntılar yaparak; darbenin Marmaris ayağı olarak ifade edilen Cumhurbaşkanını almak üzere görevlendirilmiş ekibin başarısız olması için özellikle planlandığını örnekleriyle göstermeye çalışmıştık. Deniz ve hava kuvvetlerinde komutanların çelişkili tutumlarının emirlerindeki askerlere tuzak kurma yönündeki tavırlarının senaryo ihtimalini güçlendirdiğini belirtmiştik.

Darbenin cemaatle bağını kurmada kullanılan Ankara’daki darbe toplantısına katılıp ve darbeyi Akıncı üssünden askerlerle birlikte yönettikten sonra o civarda yakalandığı söylenen, Adil Öksüz ve 4 sivilin 15 Temmuz’da orada olduğunu gösterir kamera kayıtlarının bulunmadığını belirtmiştik. Savcılık ve polislerin darbede rolü olduğunu bildirdikleri biri hakkında mahkemelerin anlaşılmaz bir şekilde işlemden kaçındıklarını, Öksüz’le birlikte 100 kişi yakalanmış ve tamamı tutuklanmışken sadece Öksüz’ün neden ve nasıl serbest bırakıldığını sorgulamıştık.

Dava dosyaları incelendikçe yeni gariplikler de ortaya çıkmaya başladı. Adem Yavuz Aslan yorumlarında; 1000’den fazla avukat cemaat mensuplarını savunduğu için tutuklanmışken Öksüz’ün avukatının tutuklanmaması, Öksüz’ün tutuklanmasını isteyen savcının sürülmesi, o karakolda gözaltındayken ve salındıktan sonra Erdoğan’ın kara kutusu olarak bilinen Başbakanlık Müşaviri Ali İhsan Sarıkoca’nın iki kez kendisiyle görüşmesi, Öksüz’ün kaçışında AKP milletvekili Recep Yıldırım ile belediye başkanın rolünün olduğun yönünde haberlere hemen yayın yasağı getirilmesinin şüpheleri artırdığını belirtiyor.

Öksüz’ün salındıktan 2 gün sonra imza için karakola gitmesi, o günlerde herkesin tutuklandığı bir ortamda onun 5 gün boyunca elinde cep telefonuyla serbestçe gezmesi ve darbenin liderleri gibi gösterilen Adem Huduti ve Akın Öztürk’le aralarında hiçbir irtibatın kurulamaması gibi gerçeklerin de darbenin cemaatle bağını kurmayı imkansızlaştırdığına dikkat çektikten sonra, darbede cemaatin rolünün olmadığını gösterecek yüzlerce örnek gösterilebileceğini aktarıyor.

Bugünkü yazımızda ordu komutanlarının ve MİT müsteşarının darbe girişiminde oynadığı bazı roller üzerinde durmaya çalışacağız.



ÖZEL KUVVETLERDE AKSAKALLI, AKAR VE FİDAN BİRLİKTE ORDUYA TUZAK MI KURDU?

Özel Kuvvetler Komutanlığı TSK nin en iyi yetişmiş elemanlarının görev yaptığı, olaylara acil müdahale amacıyla kurulmuş operasyonel bir birlik. Bu birliğin o günkü komutanı ise Korgeneral Zekai Aksakallı, ne kadar saklanmak istense de mahkemelerdeki ifadelerden darbe öncesinden başlayarak MİT müsteşarı Hakan Fidan, Genelkurmay başkanı Hulusi Akar ve Aksakallı’nın birlikte bazı hazırlıklar yaptıklarını gösteren çok sayıda olay gündeme gelmeye başlıyor.

Adem Yavuz Aslan’ın Özel kuvvetler komutanlığında neler yaşandığına dair anlattıklarına bakılırsa:

Darbe girişimine en yakın tarihte 14 Temmuz günü Özel Kuvvetler Komutanlığının İhtisas kursu mezuniyet töreni öncesi ve sonrasında yaşananlar planın birlikte yapıldığı şüphelerini artırıyor. Yıllardan beri Cuma günü yapılan bu tören sebebi anlaşılmayacak bir şekilde Perşembe gününe alınıyor. O güne kadar MİT Müsteşarının katılmadığı törene ilk kez Fidan da katılıyor ve törende komutanlarla birlikte oluyor. Mutat olarak yapılan paraşütle atlama bölümü o gün için iptal ediliyor.

Törenden sonra aynı gün 20.30 da konuklara yemek veriliyor ve yemeğe Akar ile Fidan da katılıyor, ancak protokolde kendilerine ayrılan masada oturacakları yerde onlar köşede bir masaya çekilip 3,5 saat birlikte görüşme yapıyorlar. Bu görüşmede YAŞ la ilgili konuları görüştüklerini iddia etseler de uzmanların ve gerekli dokümanların olmadığı bir ortamda YAŞ görüşmesi yapmak imkânsız.

Akar’la görüşmesini bitiren Fidan aynı gece yani darbeden bir gün önce 14 Temmuz gecesi saat 23.30 dan sonra bu kez Aksakallı ile 1 saat baş başa görüşme yapıyor ancak bu görüşmenin içeriğinin ne olduğunu da kimse bilmiyor.

15 Temmuz günü ihbardan sonra Genelkurmayda yapılan görüşmeyi de dâhil ederseniz MİT müsteşarı ile Genelkurmay başkanın iki günde görüşme süresi toplam 6,5 saat ve bir kısmında Aksakallı’da bulunuyor. Bu görüşmelerde darbe girişiminin nasıl kotarıldığı, kimlere hangi emirlerin verildiği, Aksakallı’nın rolünün ne olduğu, ihbarı getiren subaya bu görevi kimin verip gönderdiği, ihbarcı subayın MİT’e randevusuz nasıl girdiği bu subayın şu anda neden MİT elemanı olarak görev yaptığı bilinmiyor.

Bazılarının kayda girmemesi için özel gayret sarf edilse de mahkemelere yansıyan tutuklu ifadelerine göre; 15 Temmuz günü darbede özel kuvvetler komutanlığı ve diğer komutanlıklardaki birçok olayın arkasında Aksakallı’nın olduğu olayları Fidan’la birlikte kararlaştırdıkları ve onun bazı birimlerdeki operasyonları yürütme görevi üstlendiği anlaşılıyor. Üstelik planlamanın 14 Temmuz’daki görüşmeyle sınırlı olmadığı daha öncesinden itibaren Fidan ve Aksakallı ikilisinin bazı birimleri harekete geçirecek faaliyetleri yaptığı ortaya çıkıyor.

Mesela 11 Temmuz günü darbeden 4 gün önce Aksakalı kendi emrindeki Ümit Pak, Fırat Alakuş, Murat Korkmaz, Haluk Kazancı gibi 4 Albaya kapalı zarf içinde bir yazı gönderiyor. Bunun “Konvansiyonel Olmayan Özel Harekât Planı” denilen sadece ilgili komutanların bilmesi gereken bir tatbikat emri olduğu, terör saldırısına karşı 15 Temmuz günü bir tatbikatın yapılacağı bildiriliyor.

Ardından Fidan’ın devrede olduğu anlaşılan bir diğer adım atılıyor. İktidar terör saldırılarına karşı askeri göreve çağıran 2010 yılında kaldırdığı Emaysa protokolünü 13 Temmuz günü (darbeden 2 gün önce) yeniden hayata geçirerek olaylara askerin müdahalesi yönünde izin veriyor.

Aksakallı’nın 4 Albaya verdiği gizli emirden 2 gün sonra, iktidar Aksakallı’ya 15 Temmuz günü istediği gibi at koşturacağı hareket alanı açıyor. Bunların sıralı olarak hayata geçirilmesinden anlaşılıyor ki Aksakkallı’nın işinin kolaylaştırılması yönündeki hazırlıklardan Erdoğan ve ekibinin haberi var ve her ayrıntı hiç aksatılmadan zamanında hayat geçiriliyor.

Daha sonra Genelkurmay karargahını bastığı iddia edilen 33 kişilik ekibin aslında Aksakallı’nın 11 Temmuz günü gönderdiği yazılı talimatla tatbikat yapmak üzere oraya giden Albay Fırat Alakuş’a ait ekip olduğu ortaya çıkıyor.



DARBENİN HER AYAĞINDA ARKA PLANDA FİDANIN ROLÜ VAR

Fidan’ın sadece son iki günde görüşmeleri ve o döneme ait açıklamalar incelendiğinde darbeye karışmış tüm birim amirleriyle bir şekilde görüşme yaptığı ya da planını onlara ulaştırdığı ortaya çıkıyor.

Birçok kuvvet komutanı ve siyasinin darbe gecesi birbiriyle anlaşmış gibi aynı tavrı sergilemesi olayın tek elden kontrol edildiğini gösteriyor. İşlerin aşama aşama yürütüleceği ve izlerin nasıl kaybettirileceğinin Fidan tarafından planlanıp herkese görevlerinin dağıtıldığı anlaşılıyor.

Fidan’ın aylar öncesinden başlayarak ilgili birimlere görev dağıttığı toplumun cemaat tarafından bir darbe yapılacağı yönünde hazırlamak için televizyonlarda konuşmacılara görevler verildiği, adeta MİT tarafından toplumun cemaatin yapacağı bir kalkışmaya zihnen hazırlandığı görülüyor. Darbeden bir gün önce ve darbe günü Genelkurmayda yapılan toplantıdan sonra herkesin üzerine aldığı görevleri yapmak üzere dağıldığı ortaya çıkıyor.

Örneğin Deniz Kuvvetleri Kuvvet Komutanı Bülent Bostanoğlu ve Donama komutanı Veysel Kösele darbe günü ikisi de katıldıkları farklı yerdeki düğünden erken ayrılıp telefonlarını kapatıyor kimsenin ulaşamayacağı ormanlık alanda saklandıklarını ifade ediyorlar. İstedikleriyle görüşme yapıp darbe görüntüsü oluşturuyor, istemediklerinin telefonlarına çıkmayıp sanık sandalyesine atıyorlar.

Benzer planı Özel Kuvvetler Komutanı Aksakallı da yapıyor, darbe gecesi verdiği ifadeye göre Genelkurmaydaki Fidan’ın da katıldığı toplantıdan sonra o da düğüne gidiyor, o da bir bahane ile düğünden erken ayrılıyor. Beştepede darbecilere ait bir minübüsün önlerini kestiğini onların elinden kurtulup 21.30 dan sonra telefonunu kapatıp kimsenin bilmediği bir arkadaşının evinde saklandığını belirtiyor. Hâlbuki Aksakallı’da gece boyunca telefon elinde birçok yere öldürme talimatı vererek televizyonlara bağlanıp halkın sokağa çağrılmasını isteyerek, enformasyon müdürü gibi kuvvet komutanlarının televizyonlarda açıklamalar yapmasını sağlayarak adeta kargaşanın büyüyüp olayların gelişmesinde aktif rol alıyor.

Ellerinde devletin tüm imkânı olan Fidan o gece Başbakana Cumhurbaşkanına ulaşamadığını iddia ediyor, hâlbuki hem cumhurbaşkanın uçağının F-16 kontrolünde inmesinde bazı birliklerden terör tehdidini önleme bahanesiyle askerlerin çıkarılmasında hem de halkın sokağa dökülmesinde operasyonel elemanlara görev dağıtıyor.

O gece halkın sokağa dökülmesinde en etkin rol oynayan camilerden yapılan anonsların diyanet işleri başkanından habersiz geliştiği söyleniyor. Hâlbuki gece boyunca başkanın Fidan’la birlikte yemekte olduğu anlaşılıyor. Her nasılsa o da yemek sırasında telefonu kapattığı için ona da kimse ulaşamıyor.

Genelkurmay Başkanı ve Hava Kuvvetleri Komutanı da Başbakana ulaşamadıklarını belirtiyorlar. Hava Kuvvetleri Komutanı elinde telefon operasyon yürütüyor ama her nasılsa başbakanı iki kez çaldırıp bırakıyor arkasını arama gereği bile duymuyor. Genelkurmay başkanı saatlerce Fidan ve kuvvet komutanlarından bazılarıyla toplantı yapıyor ama o da hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi davranıyor, olaylara müdahale edeceği yerde senaryoda rol alanların görevini yapmasını, olayların büyümesini bekliyor.



Anlatılan hikâyelerin neredeyse tamamının yalan olduğu yavaş yavaş ortaya çıkıyor, telefonumu kapattım diyen Bostanoğlu ve Kösele’nin darbe senaryosunu telefonla yönettiği ortaya çıkıyor.

Torunuma kuran öğretiyordum darbeyi eniştemden öğrendim diyen Cumhurbaşkanın çok önceden beri olaydan haberi olduğu her işin planlanmasında kendisinin bilgilendirildiği, Kur’an öğretme hikâyesinin de yalan olduğu ortaya çıkıyor.

Darbecilerin elinden kurtuldum diyen Aksakallı’nın aslında bu olayı kendinin tezgâhladığı, emrindeki askerleri güvenlik sorunu var deyip kendisinin davet ettirdiği, darbecilerin elinden kurtuldu görüntüsü oluşturduktan sonra saklanıp birçok kişinin öldürülmesi talimatını verdiği ortaya çıkıyor.

Diyanet işleri başkanın darbeyi eşinden öğrenmediği o gece baştan sona halkın sokağa dökülmesi işinde Fidan’la birlikte operasyonu yönettikleri ortaya çıkıyor.

Binali Yıdırım’ın hiç kimseyle görüşemiyoruz, ne olduğunu bilmiyoruz gibi ifadelerinin yalan olduğunu sırdaş meclisinde “keşke olmasaydı dediğiniz bir proje var mı?” Sorusuna “15 Temmuz projesi” diyerek her şeyden haberdar oldukları bunun kendi planladıkları bir proje olduğunu açıklıyor.

Cumhurbaşkanın alınması için gönderilen ekibin düzmece olduğu ölümlerin olduğu görüntüsü oluşturmak için ekipten önce ışıklarını karartmış üç helikopterdekilerin ölümlerden sorumlu olduğu ortaya çıkıyor. Örnekleri çoğaltmak mümkün...

AKSAKALLI’NIN SEMİH TERZİ’YE KURDUĞU TUZAK

15 Temmuz günü öğle saatlerinde Silopi’deki 1. Tugay Komutanı Tuğgeneral Semih Terzi, Aksakallı’yı arayarak babasının hastalığı için Ankara’ya gelmek istediğini söylüyor. Aksakallı’nın Terzi’yle alakalı olumsuz düşünceye sahip olduğu, uzun süreden beri aleyhinde birçok kez rapor düzenleyip görevden alınmasını istediği biliniyor.

Terzi’nin ordudan uzaklaştırılması için arka arkaya raporlar veren biri o gün onun Ankara’ya gelmesi için her işini kolaylaştıran müşfik bir babaya dönüşüyor. Ankara’dan Diyarbakır’a askeri bir kargo uçağının geleceğini aynı gün Ankara’ya o uçakla dönebileceğini söylüyor.

Ardından da onun bu isteğini değerlendirip Terzi’yi sansasyonel bir olayda kullanmak üzere tuzak hazırlığına başlıyor. Mahkemelerdeki ifade tutanakları uçuş yasağının olduğu bir dönemde Terzi’nin Ankara’ya kadar getirtilmesi için Aksakallı’nın engelleri nasıl aştığını ortaya çıkarıyor.

Terzi’yi olayların ortasında bırakmaya karar vermiş olan Aksakallı, sağ kolu olarak bilinen Etimesgut’ta Alay Komutanı Albay Ümit Tatan’ı kullanarak Diyarbakır’a gidecek kargo uçağının kalkışını sağlıyor. Etimesgut sanıklarından Binbaşı Hüseyin Çakıroğlu ifadesinde “Alay komutanı Tatan bizim anlam vermediğimiz bir şekilde Terzi’yi Diyarbakır’dan getirtmek için özel çaba sarf etti. Uçuş yasağını hatırlattığımızda biz onun için özel izin aldık” dediğini aktarıyor. Arka planda Aksakallı’nın olduğu biliniyor ama bu olayı kimse sorgulamıyor.



Genelkurmayın uçuş yasağına rağmen Dönüşte Terzi’yi getirecek kargo uçağı saat 21.20 civarı Ankara’dan kalkıyor ve darbenin başladığı saatlerde hiçbir engelle karşılaşmadan hedefine ulaşıyor. Uçağın kalkış izni ayarladıktan sonra Terzi’nin Ankara’ya geleceğini bilen Aksakallı’nın arkasında olduğu plan devreye giriyor.

İlk olarak saat 21.00 de birliğe Aksakallı’nın Özel Kuvvetler Komutanlığı görevinden alındığını yerine Terzi’nin atandığını bildiren bir sıkıyönetim direktifi ulaştırılıyor. Bu direktiften 20 dakika sonra daha henüz Terzi Diyarbakır’a bile ulaşmadan Özel kuvvetlerden 33 kişilik bir ekibin Genelkurmayı basıp başkan ve yardımcısını rehin aldığı söyleniyor.  Yani Terzi henüz gelmeden güya görevi devralacağı birlik Aksakallı emriyle suça bulaştırılıp Terzi’yi suçlayacak malzeme üretiliyor.

Saat 22.15 de Aksakallı Tatan’ı arayıp karargâha Terzi dışında kimsenin alınmaması talimatını vererek onu kurdukları tuzağın içine çekiyor. Aksakallı eğer direktifi kendisi hazırlamadıysa, darbe başladığı ve Terzi’nin onlarla birlikte çalıştığı yönündeki direktifi gördüğü halde hem bir uçağı Terzi’yi almak üzere gönderiyor, hem de karargâha sadece onun girişine izin veren bir talimat veriyor. Mahkemede tutuklu bir asker Aksakallı’nın kendilerini arayıp Terzi dışında içeri kimseyi almamaları yönünde talimat verdiğini anlatıyor. Daha gelmeden darbecilerin yanında yer aldığı Özel Kuvvetlerde ilan edilmişken, Terzi olanlardan habersiz 23.10 gibi Diyarbakır’a iniyor ve 23.59 da hiçbir engelle karşılaşmadan Diyarbakır’dan Ankara’ya havalanıyor.

Aksakallı o gece birçok askeri arayıp öldürüleceklerle ilgili talimat verdiği gibi kendi koruma astsubayı Ömer Halisdemir’i 8 kez arayıp Terzi’nin hain olduğuna öldürülmesi gerektiğine zorla iknaa ediyor. Terzi’nin uçağı Ankara’ya gece 2 den sonra iniyor, Aksakallı’nın ekibi onları misafir karşılar gibi karşılayıp helikopterle Özel Kuvvetlere götürüyor. Hiçbir şeyden habersiz 02.15 den inip karargâha giriş yapan Terzi’yi ağaçlık alanda saklanmış olan Halisdemir arkadan ateş ederek vuruyor.  Terzi’nin etrafındaki askerlerde Halisdemir’i vuruyor, kurulan tuzağın kurbanı her iki askerde yaralanıyor, Terzi yaralı bir halde GATA ya götürülüyor ve orada vefat ediyor.

Halisdemir ise yaralı olduğu halde hastaneye kaldırılacağı yerde gruptaki Mihrali Atmaca tarafından göğsünden iki el ateşle infaz ediliyor. Bu arada oraya gelen Aksakallı da ölen Halisdemir’i alnından öpüyor sonra da onu infaz eden Mihrali Atmaca’ya aslanım eline sağlık deyip sırtını sıvazlıyor.

Aksakallı yaptığı planla konuşması halinde bazı olayları aydınlatabilecek iki kritik adamı infaz ettiriyor. Terzi konuşsaydı kendine emirleri kimin verdiğini, nasıl İskenderun’daki görevi erken bitirilip timinin Diyarbakır’a çağrıldığını, Ankara’ya nasıl geldiği bu sürede kimlerle konuştuğu ortaya çıkar darbede koordinasyonun nasıl yapıldığı anlaşılabilirdi o susturulduğu gibi onu vuran Halisdemir de susturularak darbe sırları temizleniyor.

Senaryoya bir hain ve bir de kahraman gerekiyordu her ikisi öldürülerek proje tamamlandı ve muhtemelen bütün bunlar saatlerce yapılan gizli toplantılarda kararlaştırılıp komutanlar kendi askerlerine tuzak kurdu.

Semih Terzi’nin Ankara’ya çağrılıp infaz emri verilerek öldürülme sebebinin darbenin senaryo olmadığına toplumu inandırmak için kurgulanmış birçok tuzaktan biri olduğu ortaya çıkıyor. Marmaris’e Erdoğan’ı almak üzere giden Sönmezateş emri Terzi’den aldığını söyleyerek, olayı ölmüş birinin üzerine atıyor, böylece Terzi’nin ölmesiyle darbe girişimindeki bir olay daha saklanıp darbe sırları kapatılıyor.

Terzi’nin eşi kocasının ölümünü araştırıyor, GATA raporunda ölüm saati 15 Temmuz 23.30 olarak belirtilmişken, ÖKK raporunda 02.16 olarak gösterilmiş, eşi şüphelenip raporda imzası olan doktoru araştırıyor, GATA da öyle bir doktorun bulunmadığını belirtiyorlar. Bütün bunlar raporun Terzi henüz Ankara’ya gelmeden hazırlanmış olabileceğini yani Terzi’nin ölümünün o gelmeden önce planlandığı yönünde şüpheleri artırıyor. Daha sonra eşini de tutuklayıp konunun araştırılmasını engelliyorlar.

Mahkeme tutanaklarındaki ifadelere göre Aksakallı’nın Terzi’nin öldürülmesi dâhil birçok ölümlü olay için emir verdiği, darbe senaryosunda emrindeki askerleri infaz timi gibi kullanıp operasyon yürüttüğü anlaşılıyor.

Mahkemelere yansıyan ifadelere göre Aksakallı’nın öldürülmesini istediği isimler şunlar: Kurmay Yarbay Mehmet Ali Çelik’in, Harekât Başkanı Albay Ümit pak’ın ve Zırhlı Birliklerde bir Tuğgeneralin vurulmasını istediği ortaya çıkıyor. Genelkurmaydaki bir koruma astsubayını arıyor ve orada olan özel kuvvetler personelinin hepsinin vurulmasını istiyor. Silopi’yi arıyor kurmay başkanının vurulmasını istiyor. Birçok birimde komutanın öldürüldüğü yaygın bir darbe havasının oluşması için âdeta seferber oluyor. Mahkeme kayıtlarına göre toplamda 40 tan fazla komutanın öldürülmesi için talimat veriyor.

Darbe mesajlarına ait CD yi birliklere çekilmek üzere götürdüğü söylenip suç üzerine atılan Yaşar Güler’in emri subayı Mehmet Akkurt’da O gece Genelkurmayda öldürülen ilk kişi oluyor. O da darbe sırlarının saklanması için yapılan infazlarla susturulup temizleniyor.

Darbe gecesi arkada şahit bırakmak istemeyen kritik olayları anlatabilecekleri temizleyen Aksakallı, ekibi Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Çolak’la ilgili girişimin aydınlatılmasını önlemek için astsubay Bülent Aydın şehit ediliyor yaralanan Koruma Müdürü Yüzbaşı Burak Akın Aksakallı tarafından aranıp sana güveniyoruz şeklinde bir mesajla açık vermemesi için örtülü tehdit ediliyor. Ölümden kurtulan Akın, Aksakallı ekibinin baskısından bunalıp kahraman olmaktan vazgeçiyor ve cemaat itirafçısı olarak temizlenmekten kurtulmaya çalışıyor.

Hiçbir devlet görevlisi ölüm emrini vermez ancak ifadelerden Aksakallı’nın birçok insanın ölüm emrini verdiği emrindeki askerlere birilerini vurdurup senaryonun ölümlerle tamamlanması için özel gayret sarf ettiği ortaya çıkıyor. Ama o elini kolunu sallaya sallaya dolaşıyor, mahkemeler onu sorgulayamıyor.

Fidan operasyonel elemanlarına bir yandan darbe görüntüsü verecek olaylar yaptırırken bir yandan da izlerin silinmesi için temizlik faaliyeti yani yargısız infaz yaptırıyor. Ardından bu olaylarda kullanılan elemanların mahkemelere bile gitmesini engelleyerek koruma altına alıyor.












 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ