Fehmi Koru: Bizi de ilgilendiren üç olay ve Türkiye yanlışlarını düzeltmeli

Ahval Fehmi Koru
Önce size bir haberim var: ABD başkanı Donald Trump‘ın ara seçim sonrasında düzenlediği basın toplantısında yüzüne karşı ‘iğrenç’ ve ‘profesyonellikten uzak’ biri olduğunu söylediği, daha sonra da ‘Beyaz Saray akreditasyonu’nu iptal ettirdiği CNN muhabiri Jim Acosta kartını geri aldı.

CNN‘nin anayasaya aykırı olduğunu ileri sürerek başvurduğu mahkemenin yargıcı uygulamayı iptal etti ve Beyaz Saray’dan kartın iadesini istedi.

Jim Acosta dün akşam 9 gün aradan sonra Beyaz Saray’dan haberini sundu.


Önemli mi? Gazeteciler için de, gazetecilerin haber alma hakkını kullandırdığı Amerikan halkı için de önemli bir gelişme bu. ABD’de gazeteciler ve kurumları ‘medeni ölü’ haline gelmeye direniyorlar ve kurumların çalışanlarına sahip çıkmasıyla gelişen hukuki süreçte yargı da özgürlükten yana tavır alıyor…

Kararı veren yargıcın kısa süre önce bizzat Trump tarafından o göreve atandığını da bu tabloya ekleyin lütfen. Yargı da bağımsız ve tarafsız olduğunu kendisini atayan iradeye karşı direnerek gösteriyor.

ABD’de umut Trump‘lı dönemde de yaşamaya devam ediyor.

Dün bizde bir grup akademisyen ve sivil toplum yöneticisi gözaltına alındı. Gözaltıların cezaevinde tutulan işadamı Osman Kavala‘nın ‘faaliyetleri’ ile ilgili olduğu söyleniyor. Onun kurduğu bir vakıf ve bir şirketin içinde yer alan kişilermiş bunlar…

Osman Kavala bir yıldır tutuklu, ancak iddianamesi henüz yazılmadığı için ne ile suçlandığı tam olarak bilinmiyor.

Şimdi de sayılarının 13 olduğu anlaşılan bu kişiler…

Haberi ilk işittiğimde içimde bir telin daha koptuğunu hissettim.

Osman Kavala ile yolum tesadüfi karşılaşmalar dışında hiç kesişmedi, aynı ortamlarda hiç bulunmadık; bir-iki kez yazılarım veya yorumlarımla ilgili teşekkür telefonu almış olabilirim. Hepsi bu kadar.

Ancak 28 Şubat’ın o karanlık ortamı da dahil pek çok önemli dönemeçte genellikle doğru tavırlar aldığını biliyorum. Türkiye’nin ciddi sorunlarının bazısı için, içinde yer aldığı sivil toplum örgütleri aracılığıyla çözüm arayışlarına girdiğini de…

Kendisine yöneltilecek suçlamaları merakla bekleyenler arasında -bu sebeple- ben de varım.

Şimdi de onun mesai arkadaşları oldukları için gözaltına alınanlar…

İçimdeki tellerden birini daha önce kopartan başka bir olayı hatırladım.

Ergenekon ve Balyoz gibi kamuoyu tarafından yakından izlenen süreçler sırasında, günün birinde, Prof. Türkan Saylan ve ‘gazeteci’ kimlikleriyle tanınmış bazı isimlerin gözaltına alınması olayını…

Belli ki, birileri, o süreçleri kendi küçük hesaplarını görmek amacıyla kullanmaya başlamıştı.

Daha sonra yaşananlar biliniyor.

Sonrasında yaşananların kısa özeti şuydu: Önceleri ‘darbe girişimleri’ ile ilişkili görüldüğü için kamuoyunun arkasında saf tuttuğu süreçlere olan destek azaldı, iddia ve ithamlar havada kalmaya başladı. Süreçler sulandı.

Gözaltına alınan 13 kişiden ilk elde yalnızca iki isim duyuldu: Prof. Turgut Tarhanlı ile Prof. Betül Tanbay… Prof. Tarhanlı‘yı bir zamanların Radikal gazetesinde yazdığı hukuki yanlışlıklara değinen yazılarından tanıyoruz. Prof. Tanbay ise Gezi olayları sırasında çözüm arayışına gidildiğinde Tayyip Erdoğan tarafından başbakanlığa davet edilip görüşülen heyetin içerisindeydi.

“Ne oluyor?” dememek elde değil.

Bereket gözaltına alınanların bazıları akşam saatlerinde serbest bırakıldı. Diğerleri de bırakılırsa, geçmişte yaşanan yanlışlıktan ders alındığını anlayacağız.

Osman Kavala ne olacak?

İşadamı kimlikli birini iddianamesiz bir yıl hapiste tutmanın bir anlamı yok. Yargılanması gerekiyorsa yargılanır, tutukluluğa ne gerek var?

Özellikle de gazeteci Cemal Kaşıkçı‘nın Suudi Arabistan’ın İstanbul’daki başkonsolosluğunda hunharca öldürülmesi üzerine dikkatler ülkemiz üzerine çevrilmişken…

Türkiye hakkında yapılan yazılı değerlendirmeler ve sözlü yorumların hemen hepsinde adı geçiyor Osman Kavala‘nın; tutuklu gazetecilerle birlikte…

Kaşıkçı cinayetindeki tutumu takdir edildiği için yukarıya doğru hareketlenmesi beklenecek Türkiye’nin imajı bu yüzden olumsuz etkileniyor.

Cemal Kaşıkçı olayında da yeni bir gelişme var: CIA direktörü Gina Haspel eldeki kanıtları bizzat görmek için Türkiye’ye gelmişti ya, onun başında bulunduğu istihbarat örgütü, dün, Kaşıkçı‘nın öldürülmesi talimatını Veliaht Prens Muhammed bin Salman‘ın (MbS) verdiği kanaatini duyurdu.

MbS’nin kardeşi Halid bin Salman Kaşıkçı‘yı telefonla aramış, istediği belgeler için İstanbul’a yönlendirmiş, muhatabının kuşkularını gidermek için de başına bir şey gelmeyeceği teminatını vermiş. CIA Halid‘in bunu ağabeyi MbS adına yaptığı sonucuna varmış.

Kanaati oluşturan bir şey daha var: CIA, MbS’nin ülkenin fiili lideri olarak en ufak ayrıntılarla bile bizzat ilgilendiği değerlendirmesinde. Bir yetkili, “Onun bilgisi olmadan böyle bir olayın gerçekleşmesi imkansız” demekte.

Sular ısınıyor sizin anlayacağınız.

Keşke Türkiye’de de bu gelişmelere uygun bazı adımlar atılabilse…





 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ