"Erdoğan suç örgütü nasıl kuruldu?"

"Erdoğan liderliğinde Siyasiler-Bürokratlar-Sermaye gruplarının katıldığı bazı örgütlü suçlar ve toplumsal sonuçları"
İsmail S. Gülümser/Aktif Haber

Erdoğan hileyle kazandığı İstanbul belediye başkanlığı döneminde hayatında hiç suça bulaşmamış dar bir grubu yavaş yavaş hırsızlığa alıştırdı. İstanbul’un özel konumunu kullanıp siyasi hedeflerini gerçekleştirme konusuna kafa yordular farklı haksız kazanç ve yolsuzluk yöntemleri deneyip geliştirdiler. Ülke yönetimini ele geçirmek için büyük ölçekte mali kaynak gerektiğine, bu kaynağın İstanbul belediyesinden kazanabileceklerine inandılar ve yaptıkları hırsızlığı bir misyon olarak gördüler.   

Bir yandan belediye şirketlerinden doğrudan para aktarırken bir yandan da İstanbul’un gecekondu ve arsa sorunu üzerinden rant elde etmenin yollarını aradılar. 1987'de kurulmuş ancak daha sonra atıl hale gelmiş belediye şirketi KİPTAŞ'ı 1995 te yeniden canlandırarak imar ve arsa rantları üzerinde çalışma başlattılar. Şirkete “kaçak yapılaşmanın önlenmesi modern yerleşim birimlerinin üretilmesi” gibi görevler verdiler.  Başına da 1973 den beri İstanbul’da müteahhitlik ve kooperatif yöneticiliği yapan o güne kadar şehirde 4 bine yakın daire/işyeri üretmiş İstanbul rantlarını iyi bilen Erdoğan Bayraktar’ı getirdiler.


Belediyenin Mesken Gecekondu Müdürlüğü fonunda biriken paraları ve belediyenin tahsis ettiği arsaları KİPTAŞ’ın emrine verdiler, belediyede gecekondu sorunun çözümü için ayrılan kaynaklarla kurulan şirketi kendi çiftlikleri gibi yönettiler. Keyfi ihalelerle inşaat yaptı, devlet imkân ve arsalarıyla elde edilen kazançla arsa alıp satmaya rant kovalamaya başladılar.

Art niyete dayalı örgütlü bir çalışma ile belediye şirketleri üzerinden kaynak aktarmanın yollarını denediler, yaptıkları yasadışı işleri devletin denetim birimlerinden kaçıracak yöntemler geliştirdiler. İstanbul halkının parasından parti çevrelerine borç para verdi, gecekondu bölgelerinde kullanacakları kaynakları ticarette kullandı, villa yapıp sattı diğer belediye şirketleri yanında KİPTAŞ tan da yolsuzlukla kendilerine kaynak aktardılar.

Sakladıkları yasadışı işlerin fark edilmeyeceğini düşünüyorlardı ancak yakalandılar. Erdoğan ve suç örgütü DGM de “Geleceğin başbakanını hazırlamak içi siyasi hedefli suç örgütü kurup belediye kaynaklarından bir milyara yakın kaynak aktarmakla” suçlandı ve yargılandılar.

Ülkede yaşanan siyasi ortamdan da yararlanıp büyük bir pişkinlikle mağdur rolüne soyundu, partilileri davaların siyasi gerekçelerle açıldığına inandırdılar.  Siyasilerin savcılara göre basını daha rahat kullanması, savcıların basın aracılığıyla cevap verememesi de eklenince işlenen suçları gözlerden sakladı ve unutturdular.

Yargı mekanizmasının hantal yapısından dolayı davaların uzayıp gitmesi, tamamlanan davalardan sanıkların basit cezalarla kurtulması sonucu yargılamalarla rahat baş edebileceklerine inandılar ve daha da cesaretlendiler. Belediyedeki ekiple birlikte nerede açık verdiklerini ve denetime yakalanmadan nasıl para aktarabileceklerine kafa yordular.

Erdoğan 4 yıllık başkanlığı döneminde kurduğu ekip o ayrıldıktan sonra da yasadışı yollardan kaynak aktarmaya devam etti. Açılan davalarda hem Erdoğan hem de ondan sonra gelen başkanlar hakkında suçlamalar yer aldı.

SUÇ HALKALARINI NASIL GENİŞLETTİLER?

Ülke kaynaklarını kendi çevrelerine aktarma yollarını İstanbul belediyesinde deneyerek öğrendi çıraklık dönemini az zararla atlattılar. İktidara geldikten sonra arsa rantı üzerinden kazanç sağlama konusundaki deneyimlerini Türkiye genelinde uygulamak üzere çalışma başlattılar. İstanbul’da kurdukları suç örgütünün bazılarını Ankara’ya taşıdı milletvekili bakan yaptılar.  Belediye’de KİPTAŞ’ı yetkilendirdikleri gibi ülke genelinde de devletin benzer projelerini yürüten TOKİ yi yetkilendirmeyi planladılar. Kasım’da iktidara geldikten hemen 1 ay sonra Aralık 2002 de yaptıkları ilk iş TOKİ’nin başına deneyimine ve sır tutmasına güvendikleri KİPTAŞ genel müdürü Erdoğan Bayraktar’ı getirmek oldu.

Bayraktar’ın görev yaptığı 9 yıl boyunca TOKİ yi denetimden kaçırıp ülke kaynaklarını keyiflerine göre kullanacakları birçok yol geliştirdiler. 2011 den sonra aynı konuda çalışan Çevre ve Şehircilik bakanlığını kurdu ve Bayraktar’ı bakan olarak atadılar.

TOKİ ve buna bağlı birçok mevzuat düzenlemesiyle kamu kaynaklarından organize bir şekilde siyasi hedeflerini gerçekleştirecek kaynak aktarmak üzere 4 mekanizma kurdular.

-TMSF yi spekülasyonla istedikleri firmaları ele geçirmede kullandılar.

El konulan bankalar, ATV sabah gibi medya kuruluşları vb birçok gayrı menkullerin değerinde satışla borçlarını ödemeyi düşünecekleri yerde katrilyon değerindeki bu varlıkları bölüşmenin hesabını yaptılar.

-Özelleştirme ihalelerinde el altında pazarlık yapıp pay alma usulleri geliştirdiler.

Ülke tarihinde görülmemiş ölçekte özelleştirme yaptı devletin ne kadar değerli kuruluşu arazisi, varsa hepsini kolay para kazanma hırsıyla çevrelerinde toplanan yeni sermaye gruplarıyla kapalı kapılar arkasında paylaştılar.

-TOKİ aracılığı ile ülke rantlarını ve kamu kaynaklarını gizli pazarlıklarla bölüşme yolları buldular.

Kurumu başbakanlığa bağlayıp olağanüstü yetkilerle donattı denetimden kaçırdılar ve 16 katrilyonluk işin 10 katrilyonunu kendi çevreleriyle bölüştüler.

-Belediye ihalelerini ve imar rantlarını kullanmak için türlü hileler yaptılar.

Belediyelerin büyük çaplı ihaleleri ve imar rantlarını merkeze bağladı Erdoğan ve onun etrafında kümelenmiş sermaye gruplarıyla, küçük ihale ve rantları ise belediye çevresinde toplanmış küçük sermaye sahipleriyle aralarında pay ettiler.

Devlette görev yapan üst düzey kadroları yolsuzluğa alışmış bakanlar aracılığıyla suça bulaştırdılar. Erdoğan etrafında toplananların kazancındaki değişimi gören iş dünyası, daha çok ihale almak için yasadışı tekliflere evet demek zorunda hissetti ve suça bulaştı. Tatlı kazancı görenler her geçen gün arttı ve suç halkaları genişledi, dünya görüşü en aykırı olanlar bile bir şekilde ortak oldu. Adeta Erdoğan çevresinde birlikte hareket eden, el altından gizli pazarlıklara katılan, göstermelik düzenlemelerle ülke kaynaklarının kanun dışı yollarla bölüşülmesine göz yuman siyasiler, bakanlar, bürokratlar, sermaye sahiplerinden oluşan büyük bir ortaklık kuruldu.

İstanbul belediyesinde kazandıkları deneyimle işledikleri suçları devlet denetiminden kaçıracak yollar geliştirdiler. Kurdukları sistemi her geçen gün geliştirdi, daha rahat suç işlemeye yöneldiler. Yakalanmalarının imkânsız olduğunu kimsenin kendilerinden hesap soramayacağını düşünüyorlardı. Ancak 17-25 Aralık’ta yakalandılar ve yapılan yolsuzluklar günlerce kamuoyunu meşgul etti. Masum görüntüleri ciddi zarar gördü, her an tutuklanma endişesiyle günlerce korku yaşadılar.

Erdoğan’ın evinde sakladığı paraları sıfırlama görüşmelerini içeren ses kaydı televizyonlara düştü ve büyük bir şok yaşadılar. Suç örgütünün yaptığı bazı işler ortaya çıkınca işin ucunun kendine ulaşacağını bilen Erdoğan panik içinde etrafa saldırarak suçunu saklamaya çalışsa da yapılanların ondan habersiz olmadığını herkes biliyordu.

2013 te Erdoğan yolsuzluk soruşturmalarına adı karışan bakanların istifasını isteyerek kendini kurtarmaya çalıştı, Bayraktar istifa ederken yaptığı açıklamada dosyadaki tüm suçları Erdoğan’ın talimatıyla yaptığını söyleyerek suç örgütü liderinin Erdoğan olduğunu açıkça ifade etti.

Erdoğan soruşturmayı yürüten polis teşkilatını ve davayı takip eden hâkimleri dağıtarak suçlamalardan kurtulmaya çalıştı ancak ne yaparsa yapsın dosyalara girmiş delillerden kurtulma şansı olmadığını biliyordu. Konuyu takip eden taraflar hakkında bahaneler buldu kimini memuriyetten attı kimini tutuklattı. 17 Aralık dosyalarının TOKİ ayağını yürüten savcı 15 Temmuz’dan sonra tutuklandı bir ay geçmeden cezaevinde kendini astığı söylenerek suçlarını takip edenleri temizleyecek kadar insanlıktan çıktı. Dava dosyalarını bir daha geri gelememek üzere yok edecek yollar aradı, mahkemelere doğrudan müdahale edip Ergenekon davası sanıklarını beraat ettirdi.

Onlarla ortak çalışma yürütüp orduda AKP den rahatsız bazı subayları el altından organize etti ve 15 Temmuz’da arka planda kendinin olduğu ölümlü darbe girişimi sırasında saklanarak kendini korudu. Sonrasında yönetimi eline alıp OHAL ilan etti, arka arkaya 7 defa uzatarak kazandığı 2 yıllık sürede ülkede tüm demokrasiyi kaldıracak düzenlemeler yaptı ve tek adam yönetimi kurdu. Böylece hem suçlardan temizlenecek tarzda adalet sistemini polis teşkilatını kendine bağladı hem de siyasi hedeflerini gerçekleştirip ülke yönetimini ele geçirdi.

Erdoğan’ın suçlarına ortak olmuş siyasiler bürokratlar sermaye grupları onun dilediğini kurtarabildiğini gördüler şimdi örgütlü suçlara bulaşanlar o ne teklif ederse yapıyor, bazıları gücünden cesaret alarak bazıları korkarak her türlü yasa dışı işe onay veriyor, kazanç hırsı olanlarla kolayca suç halkalarını genişletiyorlar.

ÖRGÜT BASKICI REJİMLERDEKİ GİBİ DEVLET GÜCÜNÜ KULLANIP ZORLA İSTEDİĞİNİ ALIYOR

İktidar partisi daha ilk yıllardan itibaren baskıcı bir rejim kurarak istediğini elde ediyor ve birçok kamu kurum ve kuruluşunu buna alet ediyor. TOKİ baskıcı rejimin en önemli araçlarından biri olarak icraatlarıyla ülke geleceğini baskıcı yönetime hazırlıyor. Kurum kimseye danışmadan istediği gibi karar alıyor, kararlarına kimsenin itiraz hakkı bulunmuyor, rejimin otoriterleşmesinin ulusal ölçekte bir temsilcisi gibi davranıyor. Üstelik rejimin gücü arttıkça TOKİ tüm kamu kaynaklarını ve kamu gücünü kullanan bir hükümet şirket gibi çalışıyor her geçen gün daha da otoriterleşiyor, işlenen suçları engelleyecek hiçbir denetim mekanizması kalmıyor.

TOKİ şehirlerde her yere doğrudan dilediği gibi etki eden bir hegemonya kurma aracına dönüşüyor. Yüksek rantı olan yerlere doğrudan müdahale diyor. Siyasi iktidarın toplumu dönüştürmesinin bir aracı olarak kullanılıyor, verilen sınırsız yetkiyle ülkenin ekonomik değeri olan tüm mekânlarını istediği kişilerle istediği gibi bölüşüyor.

Kent planlarına uymadan adeta bir yıkım makinesi gibi çalışıyor, bölge halkının tüm itirazlarına rağmen iktidarın göz diktiği kent merkezine yakın arazilerin yeni sermaye gruplarıyla bölüşülmesi için gecekondular yıkılıyor oturanlar şehir dışına sürülüyor. Mafyaya dönüşmüş sermaye gruplarının arsayı daha ucuza mal etmesi için, dar gelirlilerin arsaları ellerinden çok düşük bedellere alınıyor, onlar şehir dışında ulaşımı zor konutlarda oturmaya zorlanıyor. Şehir dışındaki konutlara götürülen hizmetlerin bedeli dar gelirlilerden alınırken bölgenin yüksek rantını Erdoğan çevresinde toplanmış sermaye grupları bölüşüyor.

TOKİ insanların varlıklarını dilediği gibi alan, onların üzerine dileği inşaatları yapan, inşaat sektöründekilerin mesleklerini ellerinden alan, memleket arazilerini dilediği gibi yağmalayan, mahkeme kararıyla bile durdurulamayan her şeyi yutmaya hazır bir canavara dönüşüyor. Dıştan biri geliyor evinizi arsanızı semtinizi elinizden alıyor, şehrinizde dildiği gibi rant üretiyor.

TOKİ dönüşüm projelerinde kamunun sorumluluk anlayışıyla bağdaşmayacak birçok yöntem kullanarak kendine alan açıyor. İstediği araziyi alma konusunda oturanları kandıramazsa devleti suç örgütü gibi çalıştırıyor. O bölgeye giden belediye hizmetlerini kesiyor, yapılması gereken bakım ve iyileştirmeleri engelliyor. Alt yapı hizmetlerini ihmal edip bölgenin olabildiğince çirkin görünmesini sağlıyor. Vatandaşların yaşam şartlarını zorlaştırarak yıldırıp o bölgeden kaçırmaya çalışıyor.  Ankara Dikmen vadisinde dönüşüme dâhil edilen mahallelere uzun süre alt yapı hizmeti götürülmemiş, otobüs seferlerinden halk ekmek büfelerine kadar belediye hizmetleri kaldırılmış halk mahalleyi terke zorlanmıştır. Bazı bölgelerde daha çabuk sonuç almak için insanlara evlerinden eşyalarını alma fırsatı vermeden evleri yıkılmıştır.

TOKİ düzenlemeleri Güneydoğuda İktidarın HDP etrafında toplanmış Kürt kökenli vatandaşları partiden koparmak için yaptığı yıkımlarda kullanılmakta, yöre halkının birlikteliğini bozup AKP ye boyun eğmesi için tank ve zırhlı araçlarla acımasız bir savaş yürütülmektedir. Evler yıkılıp bölgeler yerle bir edilirken direnenler vahşice ağır silahlarla taranarak bölge halkı göçe zorlanmaktadır. Gecekondu bölgelerinde olduğu gibi bölge halkı terörist ilan edilip itibarsızlaştırılarak yapılan zulüm saklanmaktadır. Darbe senaryosundaki gibi bölgede 44 ü çocuk 100 den fazla vatandaş ölmüş cenazeler günlerce sokakta kalmış, her gün sokağa çıkma yasaklarıyla halk bezdirilerek sadece Sur’da 22 bin kişi bölgeden kaçmıştır. TOKİ aracılığıyla yapılacak konutlara partililer yerleştirilerek, HDP nin seçim kazandığı bölgelerde üstünlük kurmak için vatandaşların evlerini yıkmaktan direnenleri öldürmekten kaçınmamıştır

ARSALARI DAHA UCUZA GETİRİP PAYLAŞMAK İÇİN MAFYA ÖRGÜTÜ GİBİ ÇALIŞIYORLAR

Rant değeri yüksek yerlerdeki gecekonduları tasfiye edilmesi yerine sermaye gruplarının karlı yatırımlar yapması belki normal karşılanabilir. Ancak bunun ülke kalkınması için kullanacakları yerde, dar gelirlilerin elindekini ucuza alıp onları bölgeden tasfiye ederken, sanki oraları kendi fethettiği bir arazi gibi görmek, üstünden vahşice rant bölüşümüne girmek, sermaye gruplarıyla çıkar ilişkileri içinde ülke kaynaklarını şahsi ticaret metaı haline getirip talan ederek paylaşmak, vatandaşı kapitalizmin çarkları altında yok etmek insani-etik-ahlaki ve hukuki değildir.

Ülke nüfusunun %30 u üç büyük şehirde toplanmıştır, metropoller ticaret-sanayi-finans merkezi olduğundan bu şehirlerin nüfus yoğunluğu giderek artmaktadır. İstanbul bazı Avrupa ülkelerinden daha çok nüfusa sahiptir.  İktidar İstanbul’un bu özelliğini pazarlamaya çalışmakta, kendi çevresinde toplanmış açgözlü yeni sermaye grupları ve bundan pay almak isteyen siyasiler-bürokratlar kolları sıvamış dar gelirlilerin şehir merkezinden sürülmesini büyük bir iştahla ortaklaşa yürütmektedir.

Rantın büyüklüğü deprem-heyelan riski, köprü otoyol geçirilmesi, kültürel mirasın kent dokusunun iyileştirilmesi vb hemen her konu bu amaçla kullanılmakta, bu yalanların arkasına saklanan rant arayışı içindeki belediye ve iktidar yetkilileri dönüşüm-yenilenme bahanesiyle şehirleri talan etmektedir.

Bugüne kadar her parti şehir talanı yapmıştır ancak AKP nin yaptığı talanın büyüklüğü Türkiye tarihi boyunca yapılan talanı kat be kat geçecek büyüklüktedir. Üstelik bunu yaparken vatandaşa düşman gibi davranılmakta bölge halkı toplum nezdinde önce itibarsızlaştırılmakta tüm hak arama yolları kapatılarak sürgün edilmektedir.

2004 te belediyelere büyük şirketlerle gecekondu bölgelerinde ortak proje yürütme yetkisi verilmiş, bu yetki tarihi bölgeler, orman ve yeşil alanlar dâhil her yerde yapım ve yıkım yapacak imar izni verecek şekilde genişletilmiştir. Bugün belediyeler istediği her yeri kentsel dönüşüm alanı ilan ederek özellikle İstanbul-Ankara’da milyonlarca metrekarelik araziyi boşaltıp inşaat tekelleriyle ve uluslararası finans kuruluşlarıyla lüks oteller, gökdelenler inşa edecek, vatandaşın sırtından milyarlarca dolarlık rant bölüşülecektir. Sadece Dubai Towers ile birkaç milyarlık rant paylaşıldığı açığa çıkmıştır.

İstanbul’un Küçükçekmece-Zeytinburnu-Okmeydanı-Fatih-Kartal-Pendik gibi birçok semtte yıkımlar yapılmış birçok yerde hala yıkım projeleri yürütülmektedir. Bu bölgelerde daha yüksek yapılaşmaya izin verilmekte fakirlerin arazileri neredeyse öldü fiyatına alınıp zenginlere düşük bedelli arsa verilerek sermaye gruplarıyla rant bölüşülmektedir.

ÖRGÜT MEGA PROJE DİYEREK DAR GELİRLİLERİ ŞEHİR DIŞINA SÜRÜP KAST SİSTEMİ KURUYOR

AKP nin İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerde gecekondu bölgeleri kentsel çöküntü alanı, deprem-heyelan riskli alan ilan edilerek, bazen 21. yüzyıl kenti oluşturulacak ekonomiye yüksek girdi sağlayacak mega proje denilerek rant projeleri cilalanıp topluma sunulmakta, dar gelirlilerin şehir merkezinden sürülüp arazilerin sermaye gruplarının hizmetine sunulmasına çalışılmaktadır. Galataport-Haydarpaşa ticaret merkezleri gökdelenler oteller alışveriş merkezleriyle ile ortaya çıkacak devasa rantları başta Erdoğan olmak üzere AKP üst yöneticileri-belediye başkanları, sermaye grupları-uluslararası finans kuruluşları arasında paylaşıldığı ortaya çıkmaktadır.

Şehrin çehresi yüksek katlı binalarla geri dönülmeyecek şekilde bozulup talan edilirken, yıkımlardan dolayı binlerce aile evsiz kalıyor ya da kültürüne uygun olmayan ulaşımı zor konutlarda sığıntı gibi yaşamaya itiliyor. Deprem riski bahanesiyle İstanbul’daki binaların yarısından fazlasını 1,3 milyon binayı aşamalı olarak yıkma planı yapıyor, risk bahanesiyle gecekondular yıkılırken aynı bölgeye yüksek katlı bina yapmaktan çekinmiyorlar.  Belediyeleri, TOKİ yi rant dağıtma merkezi gibi kullanıyorlar, şehrin master planlarına dikkat etmeden yol ve altyapıyı ona göre değiştirmeden merkezi yerlere yüksek yoğunluklu binalar yapıyor yeşil alanları yıkıp yaptıkları yüksek binalar ve gökdelenlerle şehrin modernleştiğini sanıyorlar. Trafik ve çevreyi talan ederek şehrin yaşam kalitesini düşürüyorlar.

Kentsel dönüşüm işlemleri dar gelirlilerin elindekini varlıklılara dağıtarak onları şehir dışına itilmesi amacıyla kullanılıyor. Dar gelirlilerin çalıştığı iş yerleri yıkılıp onlar işsizliğe itilirken sanayi arsalarına lüks konutlar oteller, orta ve üst gelir grubuna hitap eden iş merkezleri yapılıyor.

ŞEHİR PLANLARIYLA DİLEDİKLERİ GİBİ OYNUYOR ŞEHİRLERİ YAŞANMAZ HALE GETİRİYORLAR

İktidar sadece kurduğu örgüt aracılığıyla kazanç paylaşmaya odaklandığı için kullandığı araç TOKİ nin uygulamaları sosyal içerikten yoksundur, kurum tamamen ranta dayalı konut ve arsa politikası yürütmektedir. Devletin tüm birimlerinin planlamalarıyla istediği gibi oynayabilecek güçlerle donatılmış bir kamu kuruluşu sadece rantı gözeterek yaptığı projeler şehir planlarında ciddi kargaşa oluşturmakta hatalarını kimse sorgulayamamaktadır.

Kazandığı kontrolsüz güçle 2004 de imar planı yapma istediği yerde proje uygulama istediği yere bina dikme, her alanda arsa alıp satma, yetkisi almış devlet adını kullanan emlak tüccarına dönmüştür. 2008 de maliye bakanlığıyla protokol yaparak sahillerde yabancılara villa ve tatil köyü kurma yetkisi almış, ülkenin en değerli arazilerini kimseye sormadan yabacılara dağıtmaya başlamıştır.

Belediyelerin imar planına bağlı kalmadan istediği yerde konut üreterek şehirleri betonlaştırmış, belediyelere danışmadan ürettiği şehrin dokusuna aykırı planları emrivaki ile onaylamaya zorlamış onaylanmayanları resen hayata geçirmiştir. TOKİ şehir plancılarının rolünü üstlenip planlama yapamadan rast gele seçtiği yerlere proje uygulamaktadır.

TOKİ ranta dayalı şehircilik yapmakta, devletin tüm gücünü arkasına alarak kente karşı birçok suçun işlendiği rantiyeci bir ticari kuruluşa dönüşerek para kazanmaya yönelmektedir. Tarihi kültürel dokuyu fakirlik simgesi gibi göstermiş, onları yok etmeyi şehirlerin gelişmesi gibi sunmuştur. Projeleri Anadolu kültüründen alınmadığı için mahalle-sokak kültürünü ve komşuluk ilişkilerini yok etmiştir. Şehir merkezlerinde yüksek gelir grupları için yapılan binalar mimari kent tasarımı yapılmadığı için şehir dokusuyla örtüşmemektedir

Yönetenler keyfi kararlarıyla kentlerin gelişme planlarıyla örtüşmeyen bir yapılaşmaya zemin hazırlamakta, kentle ilişkisi olmayan rastgele seçilmiş arazilere binalar dikmekte kentten bağımsız sosyal alanları yetersiz yüksek yoğunluklu apartman bölgeleri oluşturmakta ve bununla yeni şehirler kasabalar kurduklarını sanmaktadırlar.

Projeler şehirden kopuk olduğu için uzun süre boş kalmakta durduğu yerde yıpranmaktadır. Ankara Turkuaz vadisi projesi 28 km dışarıda şehirden kopuk olarak inşa edilmiştir. Özellikle dar gelirlilere göre yapılan konutlarda uygun arazi bulmak yerine bedelsiz hazine arazilerini kullanmak tercih edilmekte, tarım-orman arazileri yapılaşmaya açılıp binalar dikilmektedir.

Daha dar alana daha çok konut sıkıştırmak için sosyal mekânları olmayan dip dibe binalardan oluşan siteler kurulmaktadır. Kentsel dönüşümde sosyal yaşam alanları ve yeşil alanlar ortadan kaldırmakta, vatandaşlar alt yapısı yetersiz yüksek binalarda yaşamaya zorlanmaktadır.  TOKİ daha çok ihale ve rant elde etmek için değeri yüksek olanları hasılat paylaşımıyla dağıtarak, bazı bölgelere plansız konutlar dikerek şehirlerdeki arsa stokunu hızla tüketmektedir.

TOKİ uygulamaları gerekli araştırma olmadan hayata geçirildiği için, şehir plancılarına danışmadan yararlanıcılardan görüş almadan her türlü yanlışı fütursuzca işlemekte, tek başına gerçek ihtiyaçlarla örtüşmeyen konut ürettiğinden şehirlerin sorunları büyümektedir.  İstanbul Başıbüyük’te su kuyuların olduğu mahallelinin park alanı olarak kullandığı bu yüzden ortak alana kimsenin inşaatı düşünmediği bir yere TOKİ levha asmadan kaçak inşaat yapar gibi 6 tane 14 katlı bina dikmiştir.

İSTANBUL’U YABANCILARA PAZARLAMAK İÇİN GECEKONDULARI YIKIYOR, ORMANLARI TALAN EDİYORLAR

İktidar İstanbul’un pazarlanıp sermaye gruplarının çekilmesinin yolunun, gecekonduların-boğaz sırtlarındaki ormanların-yeşil alanların-tarihi yapıların olduğu bölgelerin yıkılıp talan edilmesinden geçtiğine inanmaktadır. Toplumun tepkisini azaltmak için önce romanların yaşadığı bölgelerden Ankara’da Çinçin, İstanbul’da Sulukule’de yıkıma başlanılmış, suç yuvalarının temizlendiği fikri gazetelerde işlemiş, yüz yıldan beri o bölgede yaşayan yoksulların yerinden edilip sokağa atılması masum bir girişim gibi gösterilmiştir. Romanların yaşadığı bölgelerden başlayan yıkım diğer bölgelere yayılmış kısa vadede 35 bin konut yıkılacağı bildirilmiştir. Eşyalarını alma fırsatı vermeden evini elinden alıp yıktığı fakir halka karşılığında sadece birkaç bin lira vererek kandırmaya çalışmış, onları şehir dışına taşınmaya zorlamıştır.

Otoyol köprü inşaatları bahanesiyle boğazın en iyi yerlerindeki binlerce ev için yıkım kararı çıkarılmış evlere düşük bedeller takdir edilip oturanlar ev vereceğiz denilerek kandırılmıştır. AKP li müteahhitler belediyenin verdiğinin az üstünde fiyat vererek bölgede arsa toplamakta halkın elindeki araziler rantçılarca kapışılmaktadır.

Sermaye en karlı gördüğü alanlar arar AKP nin onca yasadışı işine rağmen çevresinde bazı sermaye gruplarının kümelenmesinin sebebi kazançların büyüklüğüdür. TOKİ’nin şehirlerde dar gelirliler için yaptığı konutlar işin görüntüsünü kurtarmak için yapılan faaliyetlerdir. Sermaye gruplarını ne deprem riski ne de şehrin yaşanabilir bir görüntüye kavuşması ilgilendirmektedir. Onların ve siyasal iktidarın yaptığı her çalışmanın arkasında projelerle kazanacakları yüksek kazançlar bulunmaktadır. İstanbul’da her yerde yıkımların olması, yol ve köprülerin yapılması şehrin birçok yerinde inşaatların yükselmesi gelişme olarak algılanabilir. Hâlbuki yapılan tüm işlerin arkasında sermaye gruplarının doymak bilmeyen yüksek kazançları vardır.

İnşaatçılıkta en büyük gider kalem arsa maliyetleridir Erdoğan yönetimi kazanç beklentisi içinde olan inşaat firmalarına şehrin en güzel arsalarını değerinin çok altında sunmakta onların iştahını kabartmaktadır.  Bunu yapmak için kendini-belediyeleri ve TOKİ yi sınırsız yetkilerle donatmış tıkanıklık olan yerde yeni yetkiler vererek tüm tıkanıklıkları aşmıştır.  Siyasiler-bürokratlar-belediyeler-TOKİ-inşaatçılar-sermayedarlar hep birlikte arsaların hazır hale gelmesi için seferber olmuştur. Bu amaçla ormanlar talan edilmekte, kıyı şeritleri imara açılmakta, tarihi binalarda yangın çıkarılmakta, mahkemeler hukuksuz uygulamaları tasdik etmek için uyarılmakta, şehirlerde değeri yüksek devlet arazileri imara açılmakta, gecekondu alanları için gerektiğinde bakanlar kurulu devreye sokularak riskli alan-çöküntü alanı vb kararlar çıkarılmakta bir an önce kamu malının kendi kazançlarına dönüşmesi için her yol denenmektedir.

KAZANCIN BOYUTLARI HALKA YAPTIKLARI ZULMÜ GÖRMELERİNİ ENGELLEMEKTEDİR

Sermaye grupları dar gelirlilerin elindeki arazi ile ilgilenmekte, sadece evlerin yıkılıp alanın temizlenmesine odaklanmaktadır. Amaç kendi kazançları olunca arsasını elinden aldıkları insanlara kaşı oldukça acımasız davranmakta, vatandaşlar eşyalarını boşaltmadan gerektiğinde polis gönderip bölgeye iş makinelerini sokmakta, adeta evi oturanların başına yıkmakta, çaresizler bir süre yıkıntılar arasında yaşamaktadır. Dar gelirliler iş ve yaşam çevresinden koparılarak alt yapısı tamamlanmamış konutlara taşınmaya zorlamakta ve mali gücünün üstünde ev taksiti ödemek mecburiyetinde bırakılmaktadır.  Onların oturacağı konutların pek kazancı olmadığından dar gelirliler için yapılan TOKİ konutlarının yer seçiminden inşaatlarına kadar her aşaması geçiştirilmekte göstermelik sürekliliği olamayan binaların sorunlarıyla sakinleri boğuşmaktadır.

Her yerde emsal değerler aşılarak milyonlar değerinde yeni kaçak yapılaşmalara göz yumulurken, fakir halkın yıllardan beri içinde oturduğu gecekondularına devlet güçleriyle saldırılmaktadır. Tüm İstanbul halkı deprem riskine inandırılmış bu amaçla yapılanlar toplum yararına gibi gösterilmektedir.  Ancak mafya örgütleri gibi halkı deprem riskiyle korkutup kaçırmak ve arazisini sadece sermaye gruplarına peşkeş çekmek için kullanılmakta, deprem riskiyle dar gelirlilerin elindekiler alınıp belirsizliğe itilirken, risk sermaye grupları için yüksek kazançlara dönüşmektedir. Halkın korku duygusu bile acımasızca kullanılıp onların tüm birikimleri yok edilmektedir.

Daha yakın zamanda sağlam raporu verilen evler için yıkım kararı çıkarılmakta, amaç halkın güvenliği olmadığı sadece daha çok kazanç düşünüldüğü için yerine yapılanların risk taşımadığına dair en küçük bir güvence bulunmamaktadır.

Siyasal iktidarın ve sermaye gruplarının şehri daha yaşanabilir ve güvenlikli kılma gibi bir derdi olmadığı gibi hiçbir estetik anlayışları da yoktur. Onlar sadece daha geniş alana bina yapma daha yüksek kat çıkma ve daha çok kazanç elde etmeye yoğunlaşmıştır. Bu yüzden de yılların deneyimiyle belirlenmiş emsal değerleri belediyeler artırmakta kıyılar olabildiğince yüksek binalarla doldurulmakta, bu yolla taraflar kazançlarına kazanç katmaktadır. Boğaz kıyıları gökdelenler, oteller rezidanslar ve alışveriş merkezleriyle doldurulmakta, orman ya da korular imara açılmakta, şehir merkezleri kapasitenin çok üstünde doldurularak altyapı ve trafik sorunları büyümekte, sosyal ve kültürel ihtiyaçlar yok sayılmaktadır. Trafik akışı, hava kirliliği, yeşil alanlar su havzaları açısından şehir yaşanmaz hale gelmektedir.

ŞEHİRLERİ GELİR GRUPLARINA GÖRE BÖLÜYOR GETTOLAR KURUYORLAR

Şehir merkezlerinde sermaye grupları için vatandaşlarını giriş çıkışına kapalı özerk bölgeler, lüks merkezler açılmakta seçkinler sınıfı kurulmaktadır. Üretime katılan dar gelirliler şehir dışına mahkûm edilmekte gettolar oluşturulmaktadır. Şehir merkezleri, sahiller, korular vatandaşların çoğuna kapatılırken, buralardaki tesislerden sadece varlıklıların yaralanabileceği kapalı havzalar hazırlanmaktadır.  Yani şehirlerdeki yeni yapılaşma hem şehirleşmeden uzak hem de dar ve orta gelir grubunu oluşturan çoğunluğun zararınadır.

Ülke arazilerinin satılmasına sermaye yabancı düşmanlığı açısından yaklaşmak yanlıştır. Sorunlu olan arazilerin el değiştirmesi değil ülke kaynaklarının dar gelirliler ve toplum zararına şahsi çıkarları artırma amacıyla dağıtılırken, başta büyük şehirler olmak üzere, plansız yapılan işlerden dolayı ortaya çıkan tahribat ve yaşanan mağduriyetler üzerine kurulan saltanatlardır.

Barınma insanların en önemli ihtiyaçlarından birdir, bunun toplumda tahribata yol açmadan yapmak mümkünken AKP iktidarı insanların barınma ihtiyacı üzerinden ülke kaynaklarını sermaye gruplarıyla bölüşme projesi üretmektedir.  Yaptığı sosyal ve kültürel yaşamı yok eden niteliksiz işler ve yaşattığı mağduriyetler ile adeta özel mülkiyeti yok sayan her şeyi gücün eline veren bir anlayışla yürütmektedir.

Şehir merkezindeki gecekondusu elinden alınan apartman kültürüne alışık olmayanları, merkezdeki işyeri elinden alınanları şehir dışındaki yaşam tarzıyla örtüşmeyen niteliksiz konutlara göçe zorlamakta onları ev sahibi yaptıklarını iddia ederek tepkileri azaltmaya çalışmaktadır. Dikmen vadisinde olduğu gibi rantı yüksek yerlerdeki insanları şehir merkezlerinden sürmekte yerine varlıklılar için pahalı binalar dikerek toplumu katmanlara ayırmakta sosyal ayrışmaya yol açmaktadır.

YOLSUZLUKLAR DEVLET DENETİMİNDEN KAÇIRILIYOR, KAYNAKLAR PARTİLİLERE AKTARILIYOR

TOKİ iktidar döneminde başbakanlığa bağlandığı için denetlenemeyen sadece kar amaçlı çalışan birçok kurumdaki yozlaşmalara tipik bir örnektir, işlemleri ihale sistemi dışına çıkarılarak devlet denetiminden kaçırılmaktadır. TOKİ toplumun konut problemine barınma hakkına öncelik veren bir yaklaşımdan uzaktır.

TOKİ toplumun konut sorunu için öncelikler doğru belirleyemediği, doğru politikalar çizemediği, doğru ilkelerle çalışmadığı için kaynakları doğru kullanamadığı görülmektedir. Yaptığı konutların fiyatı için bir ölçü belirlenmemiş fiyatlar başkanlıkta keyfi işlemlerle tespit edilmektedir. Arsa ofisi TOKİ bünyesine alınırken ucuza arsa üretimini sağlayan orada yetişmiş teknik kadro kasıtlı olarak dağıtılmış birikimler heba edilmiştir. Çalışanların teknik donanımı geleceğe dönük politikalar belirlemek için ya yeterli değil ya öncelikleri toplum yararı olmadığı için bilerek hata yapılmaktadır. TOKİ kamunun kaynaklarını kullanarak yürüttüğü devasa ticari faaliyetler rasyonellikten uzak ve plansız olduğu için ülke kaynakları heder edilmektedir

TOKİ ile barınma sorununun çözümü devletin tekeline verilmiş, devlet toplumun tüm barınma ihtiyacını tek başına çözmeye kalkmış, kendisi yapamadığı için verilen yetkiyi kullanarak ayrımcılığa girmekte inşaatları iktidar çevresine dağıtmaktadır. Çözümleri iktidara yakın çevre için servet biriktirme ve spekülasyon aracı olarak görmektedir. TOKİ hem parasal kaynakları hem de sınırlı arsa stoklarını rasyonel kullanamamaktadır.  TOKİ uygulamalarının etkili bir finansman planı olmadığı kaynakların çarçur edildiği görülmektedir.

Toplum yararına proje üreteceği yerde tüm kaynaklarını ülkede yeni sermayedarların hegemonyasını kurma yolunda kullanmaktadır. İhalelerde kayırmacılıkla bazılarına zamanında ödeme yapmış bazılarını geciktirerek çalışamaz hale getirmiş devlet kaynaklarıyla inşaat sektörünün partililere geçmesi sağlanmıştır. Konutlar toplumun sorunlarını çözmeye dönük üretilmediği, daha çok rant eldesi hedeflendiği için yeni birçok sorun ortaya çıkmaktadır. 81 ilde uyguladığı ilden bağımsız konut projelerinin hangi ihtiyacı karşılama amacıyla hazırlandığını bilen yoktur, binalar yapıldıktan sonra ortaya çıkan sorunlarla oturanlar yıllarca mücadele etmektedir.   

TOKİ ye devlete ait milyonlarca metrekarelik arsa bedelsiz aktarıldıktan sonra yeni ortaklıklar kurma, gecekondu alanları tasfiyesi, kamulaştırma yapma kar amaçlı proje yetkisi verilerek devlete ait gelirlerin %20 sine ulaşan dev kaynakları kimseye hesap vermeden kullanma fırsatı sunulmuştur. TOKİ Kooperatiflere kredi vermeyi durdurmuş sektörü ve yarım kalan işlerini ortada bırakmıştır.

Ucuz arsa üretmek için alınan yetkilerle kazanılan araziler, dar gelirlilere bina yapımında kullanılacağına ihaleyle satılmıştır.  Özelleştirmelerle devletin iş piyasasından çekildiği bir dönemde TOKİ inşaat sektöründe devasa devlet tekeline dönüşmüştür. Yerinden yönetimin özendirildiği bir dönemde şehir planlarına merkezden doğrudan müdahale edecek sistem kurulmuştur. Dar gelirlinin konut ihtiyacı dururken TOKİ ihtiyaç olmayan orta ve üst gelir grubuna konut yaptığından, konutlar satılmamış elde kalmıştır. TOKİ aracılığıyla tüm şehirlerdeki değerli arazileri dağıtmanın yolları bulunmuştur.

2003-2014 arası TOKİ 49 milyarlık 4 bin ihale yapmış bunun karşılığında bile bütçenin %10 kadar büyük bir rakam 45 milyarlık hak ediş ödenmiş, yani bütçenin %10 kadar bir para TOKİ aracılığıyla denetimden kaçırılıp AKP yandaşı müteahhitlere aktarılmıştır. Konutların fizibilitesi iyi yapılmadığı için birçoğu boş durmakta kamunun kaynakları olduğu yerde çürümeye terk edilmektedir.

Ülkenin her yerinde yaptırdığı planlamadan uzak inşaatlarının büyük çoğunluğunu ihalesiz yandaş firmalara pay etmektedir. Yapılan konutları %40 lık bölümü yüklenici firmaya verilmekte, onlar devlet kaynaklarından ucuza ürettikleri konutları vatandaşa dilediği fiyattan satmaktadır. TOKİ devletten aldığı milyonlarca metrekare arsaya rağmen yaptığı hesapsız harcamalar yüzünde mali krize girmiş, kurumu krizden çıkarmak için rantı yüksek arazilerin Katar’lılardan başlamak üzere yabancılar satışı gündeme gelmiştir.

TOKİ kamusal sorumluluk taşımamakta, her geçen gün daha fazla denetime kapalı hale gelmekte, kamu yararını ön planda tutuğunu gösterecek hiçbir icraatı bulunmamakta, kamu genelinle hizmet üreteceğine daha çok seçkin gruplara hizmet üretmekte kendine özgü düzenlemelerle kurum kendini yasaların üstünde görmektedir.

 DAR GELİRLİLERİN İHTİYACI GÖZ ARDI EDİLİYOR YABANCILARA KONUT SATIŞIYLA UĞRAŞIYORLAR

Dar gelirlilerin ihtiyacı dururken TOKİ hâsılat paylaşımıyla, yabancıya satacak konut yapmakta, yani bir kamu kurumu tüccarlığa soyunarak zengine konut yaptıktan sonra elde edilmesi muhtemel kazançla fakire konut yapmayı düşünmektedir. Büyük ölçüde kamu kaynaklarını kullanan bir kuruluş olduğu halde dar gelirliler için kullanması gereken kaynakların %78 ini diğer gruplara kullanmakta, dar gelirliler için sadece %22 sini ayırmaktadır. Devlet hizmet üretmesi gerekirken yapsatçı inşaat firmaları gibi ticaretten para kazanarak konut üretmeye koyulmuştur. 2002 den sonra TOKİ kentsel rantlara el koyarak zenginlerin alacağı konutlar üzerinden gelir elde ederek kaynak oluşturmaya yönelmiştir.

Direk başbakana bağlanarak adeta bakanlık yetkileriyle donatılmış, kurum yabancılara konut satmaktan otel inşaatına kadar rantı olan her konuya yönelmekte amacı dışında yığınla faaliyet yürütmektedir. İhaleye çıkardığı arsa bedellerini uzman kuruluşlara yaptıracağı yerde kendisi belirlemekte buradan birileriyle rant paylaşmaktadır. TOKİ ülkeyi adım adım parsellemekte, kamuya ait ormanlar, değerli hazine arazileri yap işlet devret modeliyle otel motel golf sahası iş merkezi yapmak üzere tek başına istediği kişilere vermektedir. Tarım arazilerini koruması gereken bir devlet kurumu en verimli tarım arazilerine Bursa’da şeftali bahçelerine bile rant uğruna yüksek yapılı binalar dikmektedir.

Kazandığı ayrıcalıklarla inşaat sektöründe haksız rekabet oluşturmuş, bir müteahhit gibi davranıp devletin arsasını ve kaynaklarını kullanıp inşaatçılarla yarışa girmiştir. Hazineden bedelsiz aldığı arazileri dilediği firmalara vererek Ali Ağaoğlu örneğinde olduğu gibi kapalı kapılar arkasında binaların kat irtifa hakkını yükselterek yüksek rantlar oluşturmuştur.

TOKİ servet paylaşımına AKP ile birlikte katılan yeni aktörlerin daha fazla güç kazanıp toplumsal hegemonya kurma aracına dönüşmüştür. Siyasiler ve sermayedarlar Türkiye’de en karlı yatırımın rant olduğunu görmüş, kentlere rant ortaklarıyla beraber müdahale etmeye yönelmiştir, Ağaoğlu gözüne kestirdiği arazinin Erdoğan tarafından kendisine aktarılmasını beklemeye başlamıştır. Ülke kaynaklarının yeni sermaye gruplarına aktarmak için her yol denenmiş, üretimden vazgeçilip Sümerbank fabrikasının satılıp arazisinin rantda kullanılması gibi TOKİ aracılığıyla yürütülen bir rant bölüşüm sistemi kurulmuştur.

Çok büyük ölçekli kazançların olduğu, sermayedarların bazılarının Amerika’dan Dubai’den Katar’dan geldiği gizli pazarlık gerektiren işler belediyelerle yapılamayacağı, rantın belediyeye bırakılamayacağı için yetki merkeze alınıp TOKİ ye verilmiştir. Bazı kamu kurumları ellerindeki arazileri TOKİ ye teklif etmekte ve kamu kurumlarında yetkililer rant paylaşımı için yarışa girmektedir.

1984 yılında verilmiş ellerinde tapu tahsis belgesi olan ve bina yapmak üzere arsa toplamış olanların bile ellerindeki hazır toplanmış arsaları kentsel dönüşüm altında ellerinden alınmıştır. TOKi projeleri mafya örgütleri gibi kentteki yoksulları şehir dışına taşıyıp şehrin rantını üst gelir grubuna teslim etmeye göre çalışmaktadır. Kentleri bir rant aracına dönüştürme işi Erdoğan’ın siyasi projesi etrafında sermaye grupları oluşturma esasına dayanmaktadır. AKP li belediyelerde TOKİ talanı belediyeler aracılığı ile yürütülürken, AKP nin olmadığı yerde TOKİ inşaatları AKP li milletvekilleri marifetiyle valiliklerde yürütülmekte, tepeden inme kararlarla belediyelerden habersiz rant bölüşülmektedir.

Belediyelerden bazıları rantı yüksek bir araziyi ipotek gösterip yurt dışından kredi arayarak borçlarını kapatmaya çalışırken uluslar arası sermayenin işin içine girdiği ülke geleceğinin ipotek edildiği sistemler kurulmaktadır. TOKİ nin ürettiği projeler toplumun yararı gözetilerek yapılmamakta, her projenin arkasında mutlaka birilerine rant kazandırmanın yattığı ortaya çıkmaktadır. TOKİ yoksul halkın sorunlarını çözeceği yerde konut alanlarından elde edilecek spekülatif kazancı her şeyin önüne geçirmekte sermaye gruplarının yüksek kazanç aracı olmaktadır.

AKP dar gelirliler için konut üreteceği yerde ranta dayalı şehircilik politikalarını öne çıkarmış toplum ihtiyaçları göz ardı edilmiştir. TOKİ toplumun ihtiyaçlarını ve kent dokusu gözetmeden, dar gelirlilerin ulaşamayacağı konut üretmektedir. Bir devlet kurumu hâsılat paylaşımı adı altında varlıklı kesimler için konut üretip onlardan elde edilecek kazançla yoksullara konut üretme gibi maceralara girmektedir. TOKİ kamu kaynaklarının kullanarak yüksek rantlara odaklanmış özel bir inşaat şirketine dönüşmüştür

Kentsel dönüşüm projeleri mülk sahiplerinin elinden malı alıp zenginlere verdiği gibi o evlerde oturan kiracıların ise hiç dikkate alınmadığı adeta oradan oraya sürüdüğü bir anlayışla yürütülmektedir. Üretilen konutların ödeme koşulları sabit iş güvencesine sahip olmayanların erişebileceğinden çok yüksek olduğu için iş yaşamıyla konutu arasındaki bağ kopmakta dönüşümler dar gelirlilerin sosyal kültürel yaşamlarını yok etmektedir.

TOKİ ler sermaye gruplarının çıkarlarına göre üretildiğinden genelde dar gelirlilerin yaşam şartlarını daha da zora sokmakta adaletsizliği ortaya çıkarıp destekleyen eşitsizlikleri artıran bir yapıya dönüşmektedir. Sermayedarların kazancını toplum yararının önüne geçirerek dar gelirliler kent merkezlerinden dışarı çıkarılmakta ötekileştirilmektedir.

TOKİ dar gelirliye ucuz arsa konut üretmesi gerekirken o yoksullara bile pahalı ama kalitesiz konut üretmektedir. Acil eylem planıyla kar amaçlı konut üretme yetkisi alan kurum, lüks ve pahalı konutlara yönelmiştir.

Yazının hazırlanmasında birçok kaynak yanında özellikle Harita Kadastro mühendisleri odası İstanbul şubesinin TOKİ ler hakkındaki yayınından ve Ruşen Keleş, Kerem Dağlı, Rana Ekşinat, Emel Akın, , İMO nun TOKİ hakkındaki araştırma ve yazılarından yararlanılmıştır.










 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ