'Erdoğan İstanbul'da, Ankara'da bir şeyler oluyor'

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Personel Başkanı Tümamiral Cihat Yaycı'nın kızağa çekilmesinin ardından istifasının yankıları ve Ankara siyasetinde yaşanan 'değişim' yorumların da odağında.
Gazeteci-yazar Murat Yetkin, 21 Mayıs'ta blogunda kaleme aldığı, "Ankara’da Erdoğan’dan istediğini alma zamanı mı" başlıklı yazısında, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın bir süredir Ankara'da olmak yerine İstanbul'daki Huber Köşkü'nden ülkeyi yönettiğini hatırlattı ve Ankara'da 'bir şeyler' yaşandığını belirtti. 

"Cumhurbaşkanı İstanbul’da ama başkent Ankara ve Ankara’da hareketlilik bitmiyor" ifadelerini kullanan Yetkin, "Sadece AK Parti’nin muhalefetle, özellikle de CHP ile arasındaki tartışmalardan söz etmiyorum. Aynı zamanda AK Parti’de, kabine bünyesinde ve genel anlamıyla Cumhur İttifakı çerçevesinde ilginç gelişmeler var Korona kısıtlamalarından bu yana. Bunların bir kısmı ortaya dökülüyor, bir kısmı döküleceği zamanı bekliyor. Ortaya dökülenler ise, tek başlarına ayrı, bir araya gelince ayrı anlama geliyor. İşin ilginç yanı, kendi saflarında sorun çıktıkça Erdoğan’ın muhalefete daha çok yüklenmesi. Siyaset psikolojisiyle uğraşanlar eminim bu durumu, benim 'yansıtma' deme kolaycılığından daha derin ifadelerle tanımlayacaklardır" yorumunu yaptı.

Yetkin'in yazısının ilgili bölümleri şöyle:


"Bu durum, özellikle Tümamiral Cihat Yaycı’nın, Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanlığından alınıp “Genelkurmay emrine” kızağa çekilmesini onuruna yediremeyerek istifası ardından ortaya çıktı. Son zamanlarda Erdoğan’ın övündüğü Libya-Doğu Akdeniz siyasetinin mimarı olarak görülüyordu. Sadece o da değil, Yaycı adeta yasadışı Fethullahçı örgütlenmeye karşı Erdoğan ve AK Partililerle Ulusalcıların kesişme noktası gibiydi. Bir günde devre dışı kaldı. Hangi günde olduğunu ve neden Yaycı’nın istifasının Ankara’da olan bitenin son (ama sonuncu değil) halkası olduğuna, biraz sonra geleceğim ama önce birkaç hafta geriye gitmemiz gerekiyor.

Erdoğan’ın Merkez Bankası kararnamesini imzaladığı 16 Mayıs günü bir de atama kararnamesi imzalanmıştı. Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tümamiral Cihat Yaycı görevden alınıp “Genelkurmay emrine” verilmişti. Gerekçenin, gerçekten itibarsızlaştırma kampanyası kokan bir teftiş kurulu soruşturması olduğu yazıldı.
Yaycı bir süredir adı çok konuşulan, çok öne çıkan subaylar arasındaydı. Ege’de münhasır bölge ve Libya ile karasuları anlaşması fikrinin ondan çıktığı, İsrail’le bir an önce anlaşma yanlısı olduğu, “Mavi Vatan” kavramının ondan çıktığı konuşuluyordu. Ayrıca geliştirdiği yazılan “F.TÖmetre” yöntemiyle askeriyedeki binlerce Fethullahçının açığa çıkmasını sağlamıştı.

Adeta aranan kan bulunmuştu. Hem Erdoğan ve AK Partilileri, hem MHP’lileri, hem de CHP içindeki ve dışındaki Ulusalcıları birleştiren bir tutkal görünümündeydi Yaycı. Belli kesimler için adeta bir mıknatıs, hem de siyasi bir mıknatıs işlevi görmeye başlamıştı. Sözcü’den Saygı Öztürk, Yaycı’nın her şeye rağmen Cumhurbaşkanına “sadakatle bağlı” olduğunu, gelişmelerden Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Adnan Özbal’ı da sorumlu tutmadığını söylüyordu. Geriye Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar kalıyordu. Nitekim Yaycı, Akar’dan hiç söz etmemişti.

Yaycı’nın görevden alınması dışarıdan da izleniyordu. Ancak gelişmeler Yunanistan’da başka, İsrail’de başka yorumlanıyordu. Yunanistan’da Yaycı’nın görevden alınmasını Münhasır Bölge siyasetinin sona erdiği şeklinde görme eğilimi vardı -sanki Türkiye’nin savunma siyasetini tek başına Yaycı belirliyordu. İsrail’de ise “Bizimle ilişkilerin düzelmesini istedi, görevden alındı” şarklılığı ağır basıyordu. Gerçek ikisi de değildi.
Yine Sözcü’de Deniz Zeyrek ve Habertürk’te Kübra Par, Hulusi Akar etkisi üzerinde durdular. Zeyrek, Yaycı’nın durumuyla 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra öne çıkan ve Suriye harekâtını tek başına yönetiyormuş gibi algılanan Korgeneral Zekai Aksakallı arasında bağlantı kurdu. Hatta Akar’ın “Ya ben, ya o” demiş olabileceği, Deniz Kuvvetleri Teftiş Kurumuna onun kanalından soruşturma talebi gelmiş olabileceği yazıldı.
Yaycı’nın bir süredir çok öne çıkıp her şeyi kendine yontması ve Libya, İsrail gibi siyasi konularda görüş açıklamasının Akar’ı da Ankara’da başka mahfilleri, siyasi çevreleri de rahatsız ettiği bir gerçek. Akar’ın rahatsızlığının sadece şahsi boyutu olmadığı da.

Ama neticede Akar istediğini aldı. Hem de kritik bir zamanda.
Zamanlama manidar klişesini kullanmak isteyen okurlar varsa eğer, MHP lideriyle şahsi bağı olan bir profesörün Merkez Bankasına atanmasını sağlayan kararın 16 Mayıs’ta imzalanıp 17 Mayıs’ta yayınlandığını az önce söylemiştim, tıpkı Yaycı’nın görevden alınması gibi. Bunun üstüne bir de uzun süre sessiz kalan Soylu’nun 16 Mayıs’ta Şırnak dağlarında Mehmetçikle oruç açarak, medya orucunu da bozmuş olduğunu söyleyeyim; 17 Mayıs’ta medyadaydı. Muhtemelen tesadüftür. Ama geçtiğimiz hafta Ankara’da iktidar ilişkileri bünyesinde bir şeyler olmuş gibi duruyor. Bunda CHP’nin yeni partiler üzerinden yaptığı hamlenin iktidar saflarında zafiyet ortaya çıkarmış olmasının da payı olabilir. Bu yazdıklarımız ortaya çıkanlar. Çıkmayanları da yakında anlar, yazarız birimizden birimiz."
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ