"Erdoğan emek ve mülkiyet hakkı gasplarıyla adım adım nihai hedefine yaklaşıyor"

Erdoğan ve yakın kurmaylarının belediye paralarını hangi motivasyonla çaldığını buna nasıl dini bir kılıf bulduklarını, bunun nasıl bir bozuk psikolojik ruh hali olduğunu anlamak çok zordur.




İsmail S. Gülümser/Aktif Haber


Erdoğan’ın baba zoruyla gittiği İmam Hatip okulundan dolayı dini bir kimliği olsa da; o emeğe saygının ve mülkiyet hakkının önemli olmadığı, kişilerin zorbalıkla hak gaspı yaptığı bir ortamda yetişti, bu yüzden emek ve mülkiyet haklarına karşı hep parti arkadaşlarından farklı bir duruş sergiledi. Fırsatını bulduğu anda bu duyguları ortaya çıktı ve başkasının emeğiyle kazandığı şeyleri kendi hakkı gibi gördü, gerektiğinde başkasının mülkiyet hakkını emeğini gasp etmekte, hakkı olmayan şeyleri hile ve zorbalıkla ele geçirmekte mahzur görmedi.

Onun bu konudaki kamuya yansımış ilk zaafı Erbakan’ın kurduğu partinin kapatılması sırasında partiye ait hisse senetleri ya da çeklerin devlete geçmemesi için partililere dağıtılması olayında ortaya çıktı. Tüm partililer yeni parti kurulurken kendilerine verilen bu emaneti iade ederken o tüm ısrarlara rağmen iade etmedi bunların kendi hakkı olduğunu iddia ederek partiye ait paraları gasp etti. Babadan kalma bir varlığı olmayan Erdoğan’ın AKP kurulurken televizyonlarda “parayı nereden buldun” sorusuna karşılık “ticaretten kazandım” diyerek anlattığı Ülker bayiliğini muhtemelen partiye ait bu paralarla aldı.

Başkasına ait olanı gasp ederek de olsa elde etme alışkanlığı seçimlerde de sürdü, Erbakan’ın partisiyle girdiği 3 seçimi kaybettikten sonra partililerden bir grubu çete gibi kullandı çalarak seçim kazanmaya ikna etti. İstanbul belediyesini mafyavari bir yöntemle, “evet” mührü çalarak, sandık başlarında kavga çıkarıp görevlileri dağıttıktan sonra oy pusulalarını boş arazilere gömüp liste değiştirerek %3 farkla kazandı. Ülke yönetiminin kendi hakları olduğuna gerekirse oy çalarak bunu elde etmek gerektiğine partili bir grubu ikna etti ve girdiği her seçimde farklı hileler geliştirerek halkın tercihlerine ipotek koymada mahzur görmedi.

ERBAKAN’IN İTİBARIYLA BELEDİYE BAŞKANI OLDU AMA ONDAN HABERSİZ GASP ÇETESİ KURDU

Erdoğan ve yakın kurmaylarının belediye paralarını hangi motivasyonla çaldığını buna nasıl dini bir kılıf bulduklarını, bunun nasıl bir bozuk psikolojik ruh hali olduğunu anlamak çok zordur.

Mülkiyet hakkının olduğu tüm ülkelerde devlete ya da vatandaşa ait varlıkları üstüne geçirmenin adı gasptır ve hırsızlıktır. Ülkenin hukuk sistemi ve Erdoğan’ın mensubu olduğunu iddia ettiği dinin tüm temel kaynaklarında hırsızlık suçtur. Ancak onlar gözlerini kırpmadan adeta bir suç çetesi kurmuş, örgütlü bir faaliyetle İstanbul belediye şirketlerinden kendi keselerine 1 milyar dolarlık servet aktarmışlardır. Bu çapta büyük bir hırsızlığın dünyada örneği sayılıdır.

Toplumda İslami kimliği ile öne çıkmış bir grubu Erdoğan,  “Siyasette çalmadan rekabet etme şansı yoktur, ülke yönetiminde söz sahibi olmak için büyük mali kaynak gerekir ve tüm siyasiler bu yolla mali kaynak oluşturmaktadır, rekabet edebilmek için bizim de aynısını yapma hakkımızdır” yönündeki tezi ile ikna etmiş bu motivasyonla hareket eden bir hırsızlık ekibi kurmuştur.

Diğer siyasi partilerde bu tür eylemlere karışanlar bireysel ilişkilerle sonuca gitmeye çalışırken, Erdoğan dava uğruna hırsızlık yapmaya inandırdığı bir grup partiliyle gizlilik anlaşması yapmış ve mafyavari bir suç örgütüyle organize hırsızlık çetesi yönetmiştir. Bu yolla 4 yıllık belediye başkanlığı döneminde belediye şirketleri aracılığıyla yaptığı her işten pay almış ve kaynak oluşturmuştur.

ERBAKAN ve SAĞ PARTİLERİN YILLARCA EMEKLE KAZANDIĞI OYLARINI ÇALARAK ÜLKE YÖNETİMİNİ GASP ETTİ

Erdoğan’ın emeğe saygısı yoktur, o herkesin kullandığı normal yöntemlerden geçerek serbest rekabet ortamında sonuca ulaşmayı çok yorucu bir yol olarak görmüş ve tüm mesaisini başkasının emeğini gasp ederek kısa yoldan sonuç gidecek yöntemler aramaya harcamıştır.

Mali güç elde ettikten sonra kendi lideri Erbakan’la parti içi yarışa girmeden onun yıllarca emek vererek kazandığı oy potansiyelini çalmayı seçmiştir. Arkadaşlarının kapatılma davasıyla boğuştuğu günlerde onları yalnız bırakmış kendisi ayrı parti kurarak çalıntı paralarla kısa sürede örgütlenip rekabeti zor reklamlara başlamıştır. Parti liderlerini ve arkadaşlarını tutuculukla toplumu ayrıştırmakla suçlamış onları marjinalleştirerek emeklerini gasp etmekte beis görmemiştir.

Kurduğu yeni partiyle girdiği ilk seçimde eski partisi ve ANAP-DYP-MHP gibi üç sağ partiyi; beceriksizlikle, sorumsuzlukla, ülke meselelerine duyarsız kalmakla suçlamış. Belediyeden çaldığı paralarla onların rekabet edemeyeceği çapta reklamlar yaparak hepsini barajın altına itmiş ve onların yıllarca emek vererek oluşturduğu oy potansiyellerini gasp ederek merkez sağ oyların üzerine konmuştur.

Buna her seçim döneminde yapılan hileler, parti başkanlarıyla ilgili çirkin kampanyalar, bazı parti başkanlarının bilerek ölüme gönderilmesi, bazı parti başkanlarının bakanlık vadiyle kandırılıp partilerin eritilmesi gibi gayrı ahlaki yöntemleri de ekleyerek başkalarının emekleriyle kazandığı oy potansiyelini eritmiştir.

Şartlarını taşımadığı Cumhurbaşkanlığı makamını sahte diplomayla işgal etmesi, onun istediğini elde etmek için her türlü hileyi yapabilecek ruh halini gösteren en güzel örneklerden biridir. Yaptırdığı sarayda devlet imkânlarıyla çalıştırdığı paralı yüzlerce elemanla partinin yönetimini de partililerin elinden almış birlikte yola çıktıkları dava arkadaşlarını da devre dışı bırakarak ülke yönetimi tek başına onun kontrolüne geçmiştir.

Darbeden sonra devletin tüm denetim birimleri ve bağımsız kontrol mekanizmalarında tek seçici konumuna gelmiş ve devletin karar alma mekanizmalarını dilediği gibi yönlendirecek yetkilerle kendini donatmıştır.

Devlet birimleri bağımsızlığını kaybetmiş,  AKP partililerin kontrolünden çıkmış ve tüm birimler Erdoğan ve ailesine bağlanarak onların projelerini gerçekleştirmenin aracı haline gelmiştir. Meclise dilediği talimatı vermekte dilediği düzenlemeyi yaptırmaktadır. Yüksek yargı organları ona bağlanmış ve hukuk sistemi adalet dağıtmaktan vazgeçerek o ve ailesinin kişisel tercihlerini gerçekleştiren araca dönüşmüştür.  TMSF ile dilediğinin işletmesine el koymakta, YÖK le dilediği üniversite yönetimini kendine bağlamaktadır.

Bunları uzatmak mümkündür.

DEVLET İHALELERİNDEN KENDİSİNE ERİŞİLMEZ MALİ KAYNAKLAR OLUŞTURDU

Ahmet Dönmez’in “yüzde on” isimli kitabı Erdoğan ve ekibinin devletin yaptığı her ihaleden nasıl pay aldığını anlatmaktadır. AKP iktidara geldikten sonra yol-baraj-santral-köprü inşaatları hızlanmış, dış borçlanma ile alınan kredilerle yapılan TOKİ vb inşaatlarla bir yandan ülke kalkınıyor görüntüsü oluştururken bir yandan da her devlet ihalesi için gizli pazarlıklar başlamıştır.

17-25 Aralıkta basına düşen ses kaydından da anlaşılacağı gibi Erdoğan tüm devlet ihalelerini Başbakanlığa bağlayıp ihale alacak firmalarla ortaklıklar kurmuş, telefonda açık açık “nasıl ödemezler hepsi kucağımıza düşecekler” demekte beis görmemiştir.

Erdoğan’a pay vermeyi kabul eden iş adamları ile yola devam edilirken buna yanaşmayanlar dışlanmış ve bu dönemde ihalelerin gözdesi birkaç firma milyarları bulan devlet ihalesini üstlenmiş, Erdoğan’ın gizli ortağı olduğu yeni zenginler grubu türemiştir. Ardından özelleştirme dalgası başlamış devletin kuruluşundan bu yana oluşturduğu tüm birikimleri yandaş firmalara adeta peşkeş çekilmiş, örneğin 3-4 trilyonluk SEKA bir milyon dolara İstanbul’da küçük bir servis işletmecisi olan dünürü Albayraklar’a satılmıştır.

Bu ve benzeri devlete ait en değerli varlıklar Erdoğan’la gizli pazarlık ilişkisi içinde olan firmalara yok pahasına satılmış ve devlet işletmeleri lojmanlarıyla birlikte onların kontrolüne geçmiştir. Buna kalan devlet varlıklarının “varlık fonu” adı altında birleştirilip tek elden Erdoğan’ın kontrolüne verilmesini hazinenin tek başına damada teslim edilmesini de eklerseniz devlete ait tüm gelir getirici yapıların onların elinde olduğu daha net ortaya çıkar.

ÜLKENİN MÜLKİYETİ ERDOĞAN VE AİLESİNE DEVREDİLİYOR

2001 krizinden sonra Karamehmetlerin ve Uzan’lara ait basın kuruluşlarının bankalarının BDDK ve TMSF kullanılarak devlete geçirilmesi,  basını ele geçirmede bir fırsat olarak değerlendirilmiş Erol Aksoy ve Dinç Bilgin gibi diğer gruplara doğru genişletilmiş ve büyük ölçekteki birçok basın kuruluşuna el konulmuş ya da bahanelerle gizli ortaklara devredilmiştir.

Bankalara el koymada BDDK aparatı kullanılırken şirketlere el koymada TMSF kullanılmış darbeden sonra bu bağımsız kuruluşların yapısı değiştirilerek adeta Erdoğan’ın emir eri haline getirilmiştir.

Özelleştirmeyle binlerce taşınmaz ve işletme devlet bankalarından verilen ucuz kredilerle çok düşük fiyatlarla yandaşlara aktarılarak devlete ait milyarlarca dolar değerindeki varlıkların tamamı kendi yakınları üzerine geçirilmiş 100 yıllık ülke birikimi çoğu arsa fiyatın altında bir rakamla satılmıştır. 15 Temmuz’dan sonra aralarında İstikbal ve Naksan gibi milyar dolarlık olanlar dâhil cemaat mensuplarına ait 9 bine yakın irili ufaklı işletme ve toplamda 50 milyar dolarlık varlığı KHK larla TMSF ye devredilmiş, kontrolü Erdoğan’ın eline geçmiştir.

Bugünlerde ekonomik krizden ve dış borçtan dolayı birçok bankanın ve dev büyüklükteki holdinglerin iflasın eşiğinde olduğu konuşulmaktadır. Bu durum ülke açısından bir kayıp gibi görünse de Erdoğan ve ekibi için kayıp değildir. Çünkü ülkenin en güçlü holdinglerini ekonomik krizde hiç bedel ödemeden TMSF ye aktarma fırsatı doğacak ve bu kurum aracılığıyla kendi gizili ortaklarına devredilecektir. İlerleyen günlerde ödeme güçlüğü çekip köşeye sıkışan her işletme Erdoğan’ın da ortağı olduğu Katar’lı ya da başka bir kuruluşa çok ucuz fiyatla satılacak ülkenin en büyük işletmeleri de onların yönetimine geçecektir.

Damat Albayrak Avrupa ve Amerika’da yeni yatırımcı aramakta, görüntüde bu arayış ülke ekonomisini düze çıkarma gayreti olarak sunulmaktadır. Hâlbuki onların 200 milyar dolardan fazla tutardaki yakın vadeli özel sektör dış borcunun ödenmesi diye bir kaygısı yoktur. Aksine bu borçları kullanarak ülkenin en büyük şirketlerini ortaklık ilişkisi içine girecekleri yabancı kuruluşlara devretmenin hesabı yapılmaktadır.

ERDOĞAN’IN EN BÜYÜK HEDEFİ

Erdoğan’ın emeğe ve mülkiyet hakkına saygısı yoktur. O tüm hesaplarını başkasının emek vererek kurduğu mülkiyet haklarını gasp ederek kısa yoldan kazanç elde etmeye göre yapmaktadır. Bu güne kadar devlete ait olanlardan başlamak suretiyle milyar dolarlık işletmeler ve varlıklarını hiç bedel ödemeden devlet bankalarından aktardığı ucuz kredilerle yandaşlara ya da gizli ortaklara aktarmıştır. Önüne bir engel çıkmazsa bu uygulama ülkedeki tüm varlıkların bir şekilde Erdoğan ve ailesine geçeceği ana kadar devam edecektir.

Erdoğan Suudi Arabistan gibi ülkelerde uygulanan yöntemi kendine hedef olarak seçmiştir. Kendini ülkenin tek sahibi olarak görmektedir ve ülkenin tüm varlıklarını kontrolüne alıp yapılan her faaliyetten pazarlıkla pay alacak sistemi kuruncaya kadar uygulamaları yaygınlaştırmayı düşünmektedir.

İşler onun planlandığı gibi giderse önümüzdeki dönemde ülkede yapılan tüm ticari faaliyetlerin yönetimi Erdoğan’a geçecek ve ticaret yapan vatandaşlar kazançlarından ona ve ailesine pay verilecek, aile oturduğu yerden ülkedeki tüm ticari faaliyetleri yöneterek zenginliğine zenginlik katacaktır.

Bunların mübalağa olmadığını anlamak için üstte hatırlatılan bazı örneklere bakmak yeterlidir. Şu anda Erdoğan’ın elde ettiği parasal güçle ve üzerinde topladığı yetkilerle mevzuat çerçevesinde ülkede onunla baş edebilecek hiçbir mekanizma kalmamıştır. Senaryo bir darbeyle cemaati şeytanlaştırıp tüm varlıklarına el koymuş cemaatin yıllarca emek vererek oluşturduğu hizmet birimlerini ve mensuplarının kişisel mülkiyet hakkını yok ederek emek hırsızlığı yaparak ellerinden almıştır. Kıskançlık vb farklı gerekçelerle cemaat mensuplarının olumlu hizmetlerinin yok edilmesi, basit gerekçelerle cemaat kurumlarına kayyum atanması karşısında susmayı tercih edenler sıranın kendilerine geldiğinin yeni farkına varmaktadır.    

Darbeden sonra çıkarılan KHK larla belediyelere kayyum atanmış bundan ilk HDP li belediyeler nasibini almış ve seçilmiş başkanları tutuklanarak partili kayyumlarla belediye yönetimleri gasp edilmiştir. Terörle ilişkilendirilme korkusuyla HDP li seçilmiş belediye başkanı milletvekili ve parti başkanlarının yaşadığı hukuksuzlukta susanlar her türlü hile ve düzenbazlığa rağmen kazanılmış İstanbul belediyesinin Erdoğan talimatıyla hareket eden YSK marifetiyle ellerinden alınıp kayyum atanmasıyla sıranın kendilerine geldiğini yeni fark etmişlerdir.

Kayyumlar Erdoğan’ın emir eridir ve dilediği kurumun yönetimini bu yolla ele geçirmektedir. Devletin bağımsız denetim birimleri ve üst yargı organlarından başlayarak tüm hukuk sistemi kendilerine bağlandığı için İstanbul seçimlerinin iptali karşısında muhalefetin itiraz edebileceği hiçbir mekanizma yoktur.

Son günlerde Erdoğan Türkiye ittifakı diyerek MHP de olduğu gibi diğer partileri de kendi kontrolü altına alma hesabı yapmaktadır, kayyumluk müessesi vasıtasıyla Erdoğan’ın resmi özel gasp edemeyeceği hiçbir organ kalmamıştır. Bundan sonra partilerin Erdoğan’la ortak olma dışında şansları bulunmamaktadır. Eğer işler onun planladığı gibi giderse tüm partileri kendi emri altında toplayacak ve dilediği kadar makam verip onları memnun ederken sarayda kurduğu suç örgütüyle ülkede istediği icraatı yapacak adım adım ülkenin her yerini kendi tasarrufuna geçirecektir.

Tüm gelirlerden kendine pay alıp ülkeni tek hâkimi olacak adeta ülkede herkes kendi sahip olduğunu sandığı birimde onun izin verdiği ölçüde faaliyet yürütürken o ülkenin tüm tapusunu üstüne geçirip yapılan her faaliyetten payını alacak uluslararası iş yapan tüm kuruluşlar onunla ortaklık kuramadan ona pay ödemeden çalışma şansı kalmayacaktır.

Erdoğan’ın tüm özlemi ülkenin tek sahibi olup onun için ırgat gibi çalışmayı göze alacak vatandaşların gelirlerinden pay alarak servetini artıracak kimse onuna pay ödemeden ticari faaliyet yapamayacak ülkenin tüm ballı ticaret pazarlıkları onunla görüşülecek ona pay ödenerek yürütülecektir.

Suudi Arabistan gibi ülkelerdeki bu sisteme halk yadırgasa ciddi mali zorluk yaşasa da kralla güç yarışına girme şansı olmadığı için katlanmak zorundadır.  Erdoğan’ın bu aşamaya ulaşmasına ramak kalmıştır.

Ülke adım adım bu yöne doğru giderken müspet bir rüzgârla şartların değişmesini ve yanılmış olmayı çok isteriz.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ