Erdoğan Cemal Kaşıkçı olayından ne elde etmeyi umuyor?

Politico dergisinin yayınladığı analizinde Frida Ghitis, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın kaybolması olayında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın izlediği politikayla neyi amaçladığını tartışıyor.

 Analizde, bir yandan gayrı resmi kanallardan bilgi aktaran Türk yönetiminin bir yandan da diplomatik çözüm yollarını açık tuttuğuna işaret ediliyor. Ghitis’e göre Kaşıkçı olayı Erdoğan’a, hem Suudi Arabistan hem de ABD’yle gerilen ilişkileri iyileştirmek ve ekonomik kriz ortamında bu iki ülkeden destek almak için kullanabileceği bir koz sunuyor.

O makale şöyle:


“Artık ABD istihbarat ajanslarının da, Kaşıkçı cinayetinin nihai sorumlusunun çoğunlukla MBS şeklinde anılan Suudi diktatör Veliaht Prens Muhammed bin Selman olduğuna inandığı bildiriliyor. Ancak, yetkilileri ve sadık basını aracılığıyla düzenli şekilde bilgi sızıntısı sağlayan Türk yönetimiydi; her bir sızıntı cinayete ve Suudilerin suçluluğuna dair daha da ürkütücü yeni kanıtların geleceğini ima ediyordu. Sadakatinden şüphelenilen herkesin atılması ya da hapsedilmesiyle güvenlik birimlerinin, bağımsız haber kanallarının kapatılması ve muhalif gazetecilerin hapsedilmesi yoluyla da medyanın sadakatini garantiye aldığı düşünülürse, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin Kaşıkçı cinayetine tepkisini bizzat yönetiyor olması muhtemeldir. Peki neyin peşinde?

Nereden bakılsa bir trajedi ve büyük rezalet olan Kaşıkçı suikastı, Erdoğan açısından tam zamanında gelmiş bir fırsat. Türkiye giderek yaklaşan bir ekonomik felaketle karşı karşıyayken ABD, Suudi Arabistan ve yardımcı olması muhtemel daha pek çok ülkeyle ilişkileri de krizde. Dev borç dalgasına ilaveten Erdoğan Ortadoğu’daki bir dizi gelişmenin Türkiye’yi bölgesinde önemli bir güç merkezine çevirme hevesini de sarstığını gördü.

Kaşıkçı’nın beklenmedik şekilde İstanbul’da öldürülmesi, bu talihsizliği tersine çevirmek ya da en azından hasarı azaltmak fırsatı sundu. Kurnaz, acımasız bir siyasetçi olan Erdoğan bu fırsatın parmaklarının arasından kaymasına izin vermeyecek. Suudi Arabistan’ın fiili hükümdarını cinayetle ilişkilendirebilecek kanıtlar güvenlik birimlerinin elindeyken, Erdoğan Suudiler’den taviz koparmak için mükemmel bir konumda. Trump yönetiminin MBS ile işbirliğine dayalı bir dış politika stratejisi kurduğu ve Trump’ın davranışının krallığı korumaya niyetli olduğunu gösterdiği de düşünülürse, Erdoğan’ın elindeki koz Suudilerin yanı sıra Birleşik Devletlere de uzanıyor.

Türk polisinin elinde cinayete dair kayıt olduğuna, Kaşıkçı’nın öldürülmenden önce işkence gördüğüne, olayın olduğu gün 15 Suudinin gelip gittiğine dair her haber, her bilgi kırıntısı Riyad’a ve Washington’a yönelik bir mesaj içeriyor. Bu mesajda, “sizin başınıza büyük sorun açabiliriz ya da size yardım edebiliriz”, deniyor.

Erdoğan’ın dikkatli ilerlemesi gerek. Trump ve MBS söz konusu olduğunda, iki güçlü ve kindar liderle yüz yüze. Bilgilerin doğrudan Erdoğan’dan gelmemesinin nedeni de bu, yatıştırıcı hamleler yapmasının, Türkiye ile Suudi Arabistan’ın ortak soruşturma yürütmesini önermesinin nedeni de. Tuhaf bir tesadüfle, tutukluluğu Ankara ile Washington arasındaki en büyük huzursuzluk kaynaklarından biri olan Amerikalı rahip Andrew Brunson da Kaşıkçı krizinin ortasında serbest bırakıldı. Trump iki olayın ilişkisiz olduğunda ısrar ediyor fakat zamanlama öyle olmadığını söylüyor.

Peki Erdoğan bütün bunlardan ne elde etmeyi umuyor? Muazzam kazançlar mümkün.

En acil konu Türkiye’nin ekonomisi. Lira yüzde 40 değer kaybetti, enflasyon son 15 yılın en yüksek düzeyine fırladı, kısa vadede devasa borç ödemeleri söz konusu. Erdoğan’ın eleştirilerinin tonunu yumuşatması ve Kaşıkçı krizine diplomatik bir çözüm bulunması karşılığında Suudi Arabistan, Türkiye’ye yatırımlarını artırmak ve belki de borcunun yeniden finansmanına yardımcı olmak isteyebilir. ABD de yardımcı olabilir.

Kaşıkçı için adalet talebini savunarak Erdoğan yıpranan imajını da yeniden parlatabilir. Ülkesindeki tüm muhalefeti ezen adam hukuk devleti için savaştığını iddia edebilir; gazetecileri hapsetmede dünya birincisi olan ülke bir gazetecinin öldürülmesinde adalet arayışına öncülük ediyor görünebilir.

Erdoğan gibi Kaşıkçı’nın da siyasal İslam’ın savunucusu olması sorun değil. Erdoğan şimdi bir yandan gayet kurnazca İslamcı siyasetin destekçisi konumunu güçlendirirken, Suudilerin duyduğu amansız antipatiye rağmen Müslüman Kardeşleri savunmanın getirdiği maliyeti de azaltabilir.

Bütün bunlar bittiğinde Erdoğan MBS’ye krizden çıkış yolu bulmada yardımcı olarak Suudi Arabistan’la gerilmiş ilişkilerini düzeltebilir.

Peki ya Washington? Trump yönetiminin Kaşıkçı meselesinde Erdoğan’ın yardımını ne kadar istediğine bağlı olarak yeni bir sayfa açma, ilişkileri geliştirme ve belki de ABD’yi farklı davranmaya ikna etme imkanı var.

Ankara ile Washington arasındaki temel stratejik farklılıklardan biri Suriye savaşına bakışları. Diğer anlaşmazlık alanları arasında Türkiye’nin ABD’nin Suriyeli Kürtlere desteği kesmesi talebi var. Türkiye Kürtlerin stratejik öneme sahip Suriye şehri Menbiç’I terk etmelerini de istiyor.

Öyleyse, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo Kaşıkçı vakasını tartışmak üzere Riyad’dan Ankara’ya geçtiğinde Suriye konusunun da gündeme gelmesi çarpıcı. Pompeo’nun Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’yla Erdoğan’ın milli istihbarat şefi ve bir başdanışmanının da yer aldığı kısa toplantısının ardından, Çavuşoğlu muhabirlere “ABD’ye Menbiç’e ilişkin yol haritasını uygulamanın önemini aktardık” dedi. Türkler duyduklarından memnun kalmış görünüyor: “Kısa bir toplantı olsa da” diye ekledi Çavuşoğlu “faydalı ve etkiliydi.”

Sonuçta Suudi Arabistan ve ABD ilişkiyi kurtarmanın bir yolunu bulacaklar. Türkiye de bunu biliyor. Erdoğan Washington’un tepkisinde bunun bir temel hedef olduğunu biliyor. Yani elinde değerli kozlar olduğunun farkında. Bu yüksek bahisli küresel entrika ve manevra oyununun göbeğinde yer alan Türkiye, şüphesiz büyük bir trajedi ve korkunç bir suç teşkil eden bu olaydan en kazançlı çıkan taraf olacak gibi duruyor."














 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ