'Darbe kara gücüyle olur hava gücüyle darbe olmaz o gösteri olur'

Aktif Haber yazarı İsmail S. Gülümser darbeyle ilgili yazmaya devam ediyor.




İsmail S. Gülümser'in yazısı şöyle: 


Olayın bir darbe olmadığı sadece göstermelik bazı birimlerin kontrollü olarak harekete geçirilip darbe görüntüsü oluşturmak istendiği gün geçtikçe belirginleşiyor.

Darbenin bir planı yok, darbeyi yöneten belli değil, kalkışmaya katılanlar darbenin emir komuta içinde yapıldığını sanıyor. Sıkıyönetim direktifi denilen emirler Genelkurmaydan çekiliyor, darbenin emir komuta içinde yapıldığını kanaati oluşturup bazı askerleri olayların içine çektikten sonra komutanlar “bu bir cunta hareketi” diyerek işin içinden sıyrılıyor.

Olayların gerçekten bir kalkışmaya dönüşmesi halinde ipin ucunu kaçırabileceklerini düşünenler. İşin kendi kontrollerinde görüntü olacak düzeyde kalması için her şeyi planlamışlar.

Darbe oluyor ama darbeciler ülkenin başkenti Anakara Esenboğa Hava limanına tek asker göndermiyor.

Cumhurbaşkanlığı sarayında hepsi de iyi eğitimli askerlerden oluşan bir koruma ordusu (Muhafız Alayı) var. Ama darbeciler güya sarayı ele geçirmek için 5-6 asker gönderiyor onlar giriş kapısını bile bulamıyor. Tiyatro oynar gibi sarayı ele geçirecek askerler orada görevli birkaç polis tarafından teslim alınıyor.

Yani sarayı ele geçirme faaliyetinin kontrolleri dışına gelişmesini önlemek için oraya da senaryoyu tamamlayacak kadar asker gönderiyorlar.

Ahmet Nesin yazısında “..böyle dandik darbe mi olur” diye düşündüğünü anlatırken, darbenin renkli sinemaskop bir film izler gibi canlı yayınlanıyor, darbeciler televizyon yayınlarının yapıldığı merkezi ele geçirmeyi aklına getirmiyor, bunun açıklanmasının imkansız olduğunu belirtiyor.

Bu nasıl bir darbe ki, onlar TV yayınlarını ele geçirmeyi unuttukları için kanallar gece boyunca hükümetin emrinde yayın yapıyor ve TV ler darbeciler tarafından hiç kullanılmadığı gibi iktidarın tüm kanallardan gerçek bir darbe varmış gibi görüntü oluşturmasına fırsat veriliyor.

Birkaç kişiyle TRT yi basılıp sıkıyönetim bildirisi okumaya çalışan askerlerin, oradaki görevlilerce etkisiz hale getirilmesi olayın ancak filmlerde yaşanabilir bayağı bir senaryo olduğunu tezini pekiştiriyor.

TÜRKSAT’ı kara birlikleriyle kolayca kontrol altına alma varken, bombalayarak yayınları kesmeye çalışma ise işin ne kadar düzmece olduğunun kanıtı.

Olayın yaygınlaşıp gerçek bir darbeye dönüşmesinden korkanlar, o kadar kontrollü bir darbe görüntüsü planlamışlar ki, ortaya inandırıcılıktan uzak göstermelik birkaç senaryo çıkıyor.

Komutanların darbede katkısının olmadığını ispatlamak için onların Akıncı üssüne götürülmesi planlanmış.

Senaryonun gerçekmiş gibi algılanması için ölümlerin özellikle yapıldığını gösteren pek çok bilgi mahkemelerdeki ifadelerde yer alıyor.

CEMAAT VE UÇAKLAR DARBEYE NASIL BULAŞTIRILDI?

Genelkurmay başkanı Akıncı üssüne geldikten sonra üs komutanı Tuğgeneral Hakan Evrim’in odasına götürülüyor.

Darbenin Gülen’le irtibatını kurmada kullandıkları en önemli delillerden biri Akar’ın;

Akıncı üssü komutanın kendisine “büyüğümüzle görüştürelim”  diyerek F. Gülen’le görüştürmek istediği yönündeki ifadeleri.

Akar dışında odada bulunan hiçbir komutan Evrim’in böyle bir söz sarf ettiğinden bahsetmiyor. AKP milletvekilinin kardeşi Mehmet Dişli dâhil odada bulunan herkes böyle bir cümle geçmediğini anlatmışlar, Evrim de mahkemede böyle mantık dışı bir teklifte bulunmadığını açıkça belirtmiş.

Fidan ve Akar ikilisi darbe girişimini cemaatin üzerine yıkmak için böyle bir senaryoyu kurgulamışlar.

Evrim’in mahkemelerde anlattıkları ise; darbede hava kuvvetlerinin olaya nasıl bulaştırıldığını açıkça ortaya koyuyor.

Evrim; o gün akşam saatlerinde Akıncı üssünde teçhizatlı sivil ve askerlerden oluşan bir grubu görüyor. Onlara  “siz kimsiniz burada ne yapıyorsunuz” dedikten sonra, silahlı grubun etrafını sardığını “size ve personelinize zarar gelmesini istemiyorsanız dediklerimizi yapın” diyerek kendi emrindeki gücü kontrollerine alıp kullandıklarını ve darbede yaşanan birçok olayın arkasında senaryoyu yöneten bu grubun olduğunu anlatıyor.

Hiçbir asker kendi vatandaşını bombalatma emri veremez, bu olaylara karışan uçakların 30 kişiden fazla oldukları görülen bu grup tarafından görevlendirildiği, bombalama emirlerinin ancak acıma duygusunu kaybetmiş istihbarat birimlerine mensup silahlı kişilerce verilebileceği, uçak pilotlarının ise teröre müdahale bahanesiyle kandırıldığı ortaya çıkıyor.

Akıncı üssüne Aksakallı ve Fidan Ekibince sokulduğu anlaşılan bu ekip üs komutanını silah zoruyla etkisiz hale getirildikten sonra uçakları istedikleri gibi kullanıyorlar.

Akşam saatlerinden itibaren Akıncı Üssündeki harekât merkezini kontrollerine alan bu ekip, farklı illerden kaldırılan uçak ve helikopterlerin yaptığı tüm ölümlerin sorumlusu.

Abidin Ünal; Diyarbakır, Konya, Kayseri, Erzurum vb illerden kalkan uçaklarla olayın Akıncı üssündeki hava harekât merkezinden yönetildiği kanaati oluşturuncaya kadar bekliyor ve ancak gece yarısından sonra Hava Harekât Merkezini Eskişehir’e taşıma emri veriyor.

Harekât merkezini ele geçirmiş maskeli Özel Kuvvetler ekibi akşam saatlerinden itibaren farklı illerdeki uçakları kontrollü olarak kaldırmaya başlıyor.

Özel kuvvetler komutanı Aksakallı ve Fidan ikilisinin verdiği uçuş serbest izni ve talimatlar doğrultusunda havada hareketlilik başlatılıyor.

HAVA KUVVETLERİYLE F-16 LARLA HELİKOPTERLERLE DARBE OLUR MU?

Darbe kara kuvvetleri ile olur, hâlbuki 15 Temmuz’da kara kuvvetlerinde mühimmatsız ve kullanmayı bilmeyenler tarafından kışladan çıkarılan bazı tanklar ve tatbikat var denilerek kandırılıp gönderilen askerler dışında kara unsurları hiç devreye girmedi, daha çok hava unsurlarının öne çıktığı bir girişim görüntüsü oluşturuldu.

Hava kuvvetleriyle darbe yapmaya kalkanlar ancak ölümlü olayların olmasını isteyenler olabilir, darbe günü haberlere yansıyanlar, bu girişimin başarılı olmak için değil ölümlerin olduğu sınırlı bir hareket olarak kalması için planlandığını gösteriyor.

Konya’dan 2 adet Cougar helikopteri kalkıyor.

Adana İncirlik’ten havada yakıt ikmali için Asena 02 uçağı dâhil iki adet tanker uçağı kalkıyor

Kayseri’den kalkan GÖREN uçağı 22.20 den itibaren uzun süre keşif için havada kalıyor.

Kayseri’den 2 kargo uçağı 250 Özel harekâtçı komandoyu ve 2 Kobra helikopterini getirmek için kalkıyor ancak iniş yerleri değiştirilerek olayların engellendiği belirtiliyor.

Malatya Erhaç hava üssünden sabah 4.49 da kalkacak 4 adet F-16 yı Kayseri’den gelen nakliye uçağının engellediği anlatılıyor.

Diyarbakır’dan 22.16 da 6 adet F-16 kalkıyor Ankara üzerinde alçak uçuş yaparak Akıncı üssüne iniyor.  Bazı uçakların Akıncı’dan kalkıp Ankara’da alçaktan uçuşu ertesi gün sabah saatlerine kadar belli aralıklarla devam ediyor.

Aksakallı’nın direk devreye girmesiyle Bir adet CASA nakliye uçağı Tuğgeneral Semih Terzi ve ekibini getirmek üzere Ankara’dan Diyarbakır’a gidip dönüyor.

Cumhurbaşkanını Dalaman’dan getiren ATA uçağını takip için bir F-16 nın kalktığı ve İstanbul’a kadar giden bu uçağın istemesi halinde uçuşunu engelleyebilecekken, hiç müdahale etmeden üsse dönüşünün sağlandığı görülüyor.

22.54 ten itibaren havadaki uçaklara bir yandan dön emri verilirken bir yandan da harekât merkezinin neresi olduğu konusunda çelişki yaşatılarak kargaşa oluşturuluyor.

Evrim’in darbe girişiminin amatörce, mantık dışı ve TSK teamüllerine aykırı bir garabet manzumesi olduğunu anlattığı savunmasında:

“Eğer bu girişim TSK’nın planlama usullerine göre yapılsaydı, darbe sadece 8 bin kişiyle yapılmazdı, cemaat mensubu olduğu için atılan on binleri bulan subay ondan daha fazla emniyet mensubunun darbeye katılması gerekirdi.

250 savaş uçağından 20-30 u ile birkaç tank ile darbeye kalkışmanın ordu tarafından planlandığını söylemek mantık dışı.   

Eğer darbe ordu mensupları tarafından planlanmış olsaydı, darbeci olduğu için tutuklu bulunan Balıkesir 9. Jet üssü komutanı kendisine bağlı olan Dalamandan Cumhurbaşkanı uçağının kalkışına izin vermez çok kolayca engelleyebilirdi.

Atatürk havalimanında Cumhurbaşkanını almak üzere askeri birlik bulundurulur ne o konuşma yapılabilir ne de Cumhurbaşkanı oradan çıkabilirdi.

Bu Hollwood komedilerini andıran acemi bir senaryodur” diyor.

SENARYOYU HAZIRLAYANLAR ÖLÜMLÜ OLAYLARIN OLMASINI İSTİYOR

Senaryoyu hazırlayanlar, kendilerini korumaya aldıktan sonra uçaklara ölümlü ve hasarlı bombalama emirleri vererek girişimin ciddi olduğunu ispatlamaya çalışıyorlar.

Meclise 2.35 ve 3.15 te F-16 lardan atıldığı söylenen GBU-10 ve MK-82 bombasıyla 32 kişinin yaralandığı 19,5 milyon hasar meydana geldiği aktarılıyor.

Aynı uçaklardan birinin 3.14 te TÜRKSAT tesislerine 4 adet MK-82 bombası attığı belirtiliyor.

Cumhurbaşkanlığı külliyesinin unutulduğu fark edilince sabah saat 6.07 de olaylar tamamen kontrol altına alındıktan sonra Akıncı’dan kalkan bir F-16 uçağı yakındaki kavşağa 2 adet MK-82 bombası atıyor ve bu olayda 15 kişi şehit olurken 7 kişi de yaralanıyor.

F-16 pilotlarından birine Emniyet Genel Müdürlüğü(EGM) hava harekât merkezinin lazerlerinin kilitlenmesi bahane edilerek GBU-10 bombası atması emri veriliyor. Bu olayda 7 polis şehit olurken 5 poliste yaralanıyor, EGM binasında 40 milyonluk hasar oluşuyor. Aynı binaya atılan ikinci bombada 2 polis şehit olurken 39 polis yaralanıyor.

Darbenin MİT ten planlandığını gizleyebilmek için, 00.02’de MİT binası da bir helikopterden açılan ateşten nasibini alıyor.

Özel hareket polislerinin çağrıyla Gölbaşındaki Merkezde toplandıkları sırada  0.33 de F-16 dan atılan bombayla 44 polisin şehit olduğu 36 polisin de yaralandığı binada 6,3 milyonluk hasar meydana geldiği belirtiliyor.

Olaylar neredeyse sona ermişken sabah saat 6.24 te Akıncıdan bomba yüklü F-16 nın kalktığı ortaya çıkıyor

Sabah saat 7.13 de bile izinsiz uçan helikopterden ateş edildiği ve Atatürk hava limanına inen bu helikopterlerin halk tarafından teslim alındığı görüntüleriyle hava kuvvetleri senaryosu bitiriliyor.

MECLİS BOMBALAMA SENARYOSU

Ahmet Nesin’in tespitlerine göre;

Uçakların TBMM yi bombaladığı söyleniyor ancak her nasılsa hiç binaya bomba atılmıyor bombalar meclisin bahçesine düşüyor.

Darbe bastırılmış ve uçakların kalkışı engellenmişken ertesi gün sabah saatlerinde kalkış iznini kimin verdiği bilinmeyen bir uçak Cumhurbaşkanlığı külliyesini bombalıyor. Ama her nasıl o da koca külliyeyi isabet ettiremiyor bahçe duvarında bir bölgede görüntü oluşturmakla yetiniyor.

Bütün bunlardan sonra F-16 pilotlarının koca binaları isabet ettirmeyecek kadar beceriksiz olduklarına, kara unsurlarının olmadığı uçak ve helikopterle yapılan girişimin bir darbe olduğuna inanmamız isteniyor.

Nesin, NATO uzmanlarının değerlendirmelerini aktardığı yazısında halka ballandırarak anlatılan meclis bombalama haberlerinin gerçeği yansıtmadığını bunların sadece görüntü oluşturmak için yapıldığını ifade ediyor.

Günlerce meclisin bombalandığı görüntüleri üzerinden yorum yapan uzmanların kendi gördüklerini neden sorgulamadığını uzman denilenlerin senaryoyu tamamlamada kullanıldığını aktarıyor.

“Bir uzmanın basit bir incelemeyle, Meclis bahçesinde bombanın açtığı iddia edilen çukurda hiç yanık izi olmadığını ve etrafa hiç parça dağılmadığını, yandaki binaya hiç zarar vermediğini görebilir ve bunun bombayla olmayacağını anlayabilir. Uzmanların bunu bildiği halde sakladığı anlaşılıyor.

Meclis bahçesindeki çukur bombadan çok bir kepçeyle açılmış gibi görünüyor. Suriye’de uçakların açtığı bombalarla oluşmuş görüntülerde ise etraftaki tahribatın çok daha farklı olduğu açık.

Meclis çatısında bombalamayla oluştuğu söylenen tahribatın üstten atılan bir bombayla olmayacağı, yukardan atılmış bir bombanın meclis tabanını deleceği hâlbuki görüntülerde meclis tabanında hiç iz olmadığı, çevredeki koltukların bile zarar görmediği, yerde hiç yanık izinin olmadığı ortada. Bütün bunların bombalamayla izahı mümkün değil.

Meclisteki tahribatın uçaktan atılmış bir füzeyle olamaz, belki C4 tipi bir patlayıcıyla bu hasar ortaya çıkabilir. Ancak bu patlayıcılar için uçak kullanmaya gerek yok.

Eğer o gün halka zimmetsiz silah dağıttıkları gibi, zimmetsiz F-16 bombası dağıtmadılarsa ordu depolarında sayım yapılarak bu bombaların atılıp atılmadığının kimlerin zimmetinde olan bombaları kullandığı kolayca bulunabilir.”

Nesin bütün bu tespitleri yaptıktan sonra:

“Binali Yıldırım meclise Nüfuz edici bombalar atıldığını söylemesi şüpheleri daha da artıyor.

Çünkü nüfuz edici bombalar iki kademeli patlayıcıya sahip ilk kademede duvarı deliyor, ardından girdiği yerde patlayarak içerde ne varsa yıkıp geçiyor. Havadan bombalamada şarapnel parçaları çok yüksek hızda etrafa dağılıyor ve tüm çevreyi tahrip ediyor.

Meclisteki hasar görüntülerine bakınca iki sütün eğrilmesi dışında etrafta hiç hasar olmadığı görülüyor. Bomba nüfuz edici olsa çatıda ve yerde delik açması, yanık olması lazım, çatıda bombadan oluşmuş delik yok yerde ise hiç iz yok.

Meclisteki tahribatın uçaktan atılan bir bombayla oluşma ihtimali sıfır. NATO subaylarına göre bunlar dışarıdan atılmış F-16 bombaları değil içerden atılmış havai fişekler, çatı üzerinde tuğla ve taş görüntüleri içerden bir etki olduğu izlenimi veriyor.

İddianame F-16 ların bombalaması üzerine oturtulmuş ama savcılık ne bombaların ne de varsa şarapnellerin incelenmesi için bir talepte bulunmamış.”

İfadeleriyle bombalama olaylarında gerçeğe aykırı birçok unsurun bulunduğunu anlatıyor.

TUTUKLAMALAR DARBENİN SENARYO OLDUĞUNUN KANITI

Kamil Maman’ın mahkeme ifadelerinden hareketle anlattığına göre:

Akıncı Üssü davasının hızla garip bir yöne doğru ilerliyor, dava darbecileri yargılamaktan çıkıp darbeyi engelleyenleri yargılamaya dönüşüyor, darbeyi engellemede rol oynamış birçok komutan müebbet hapis cezası alıyor.

Darbeye adı karışmış birçok subay görevlerine devam ederken darbe girişimini bastırmada görev yapan komutanlar tutuklanıyor. Mehmet Partıgöç’ün odasından çıktığı iddia edilen kimin hazırladığı beli olmayan 90 kişilik sıkıyönetim komutanı listesi tutuklamada esas alınıyor. Ancak listede adı geçenlerin yaklaşık üçte ikisi ya görev başında ya da normal yollarla emekli edilirken üçte birinin sırf listede olduğu için müebbet hapis cezası alması, aslında kriterin darbeye karışmak olmadığını, darbenin cemaate mensup subayları tasfiye etmek için bir araç olarak kullanıldığını gösteriyor.

Mesela;

Kara Kuvvetleri Lojistik Komutanı Yıldırım Güvenç 2 yıldan beri darbeden tutuklu. Hâlbuki Genelkurmayın kendi kayıtlarında Güvenç’in Kara Kuvvetleri Komutanı Ümit Dündar’la iletişim içinde Akıncılar üssüne gidip orada darbecilerin elindeki Genelkurmay ikinci başkanı Yaşar Güler, Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal’ı kurtarıyor. Darbeye karışanların gözaltına alınma işlemlerini yürütenlerden biri olan, yani darbeyi engelleyen bu komutan listeye adı eklendiği için tutuklanmış.

Genelkurmayın kendi açıklamasına göre YAŞ Üyesi Akın Öztürk de Akıncı Üssünde kalkışma yapanları ikna edip engellemek üzere Genelkurmay tarafından evinden çağrılıp görevlendirilmiş, darbe yapanlarca rehin alınmış. Ama o da darbenin bir numarası olarak tutuklanmış mahkemede anlatılmayacak şekilde işkencelere maruz kalmış.

Özel kuvvetler personeli Albay Murat Yiğit, Akıncı üssünde Güvenç’le birlikte rehinelerin kurtarılmasında rol almış 16 kişiden biri, darbecilerle müzakereleri yürütmüş ve ikna edip komutanları kurtarılmasını sağlamış. Ancak darbeden sonra o da listeye adı eklendiği için tutuklanmış.

Aksaz Deniz Üssü Komutanı Tümamiral Namık Alper, ve Merkez Komutanı Albay Aytunç Kan bunların her ikisi de Erdoğan’ın kaldığı otele en yakın askeri birliklerin başındalar, emirlerinde 4 bin asker var ve kimsenin darbeye karışmasına izin vermiyorlar. Ancak bunlar da listeye eklendiği için müebbet hapis cezası almışlar.

Hava Kuvvetleri kurmay Başkanı H. Hüseyin Demiraslan, 15 Temmuz günü Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal’ı arayıp darbeyi önlemek için emri olup olmadığını soruyor. Onun talimatıyla Eskişehir’e gidiyor. Orada komutayı devralıp kalkışmanın merkezi Akıncı üssündeki pisti bombalatıp darbecilerin kalkışını önlemede aktif rol alıyor.  Binali Yıldırım’ın talimatıyla angajman kurallarını uygulatıp hava kuvvetlerinde darbe girişimine karışmış uçakların durdurulmasında etkili oluyor. O da listeye ismi eklendiği için müebbet hapis cezası alıyor.

Tuğgeneral Recep Ünal darbeye karışmış uçakların inmezlerse düşürüleceği talimatını veren komutan. Darbenin durdurulmasında etkili olduğu halde o da tutuklanıyor.

Tuğgeneral İdris Aksoy’da Abidin Ünal talimatıyla Eskişehir’e gidip hava harekât merkezlerini birleştirerek darbenin durdurulmasında görev alan komutanlardan, o da darbeden sonra tutuklanıyor.

Akıncılar üssünü bombalayıp darbeye karışan uçakların kalkışını engelleyen 5 Pilotun tamamı da darbeden sonra örgüt üyeliğinden tutuklanıyor.

Diyarbakır 7. Kolordu Komutanı Korgeneral İbrahim Yılmaz, Savcıyı da yanına alarak 8. Jet üssündeki darbeci subayları gözaltına alıyor. İldeki tüm devlet görevlileri darbenin önlenmesinde etkin rol oynadığını belirtiyor o da listeye ismi eklendiği için tutuklanıyor.

2. Ordu Komutanı Âdem Hudusi darbeye karışanların başımıza geçin teklifini reddediyor, müzakere yoluyla darbecileri ikna etmek için çalışıyor, buna rağmen 15 yıl hapis cezası alıyor. Onun emir subayı Sedat Kaya darbecileri engellemek için komutanına güç kullanmayı teklif ediyor o da ordudan atılıp tutuklanıyor.  Kaya 322 gün tutuklu kalıyor hala yargısı devam ediyor.

Lojistik ve Jandarma Komando Özel Asayiş komutanlığı iddianamesinde darbeyi önlemede aktif görev yaptığı anlatılan Tümgeneral Güral Alpar, Tuğgeneral Mehmet Atar ödüllendirilmesi gerekirken emekliye sevk edilerek ordudan uzaklaştırılıyor.

Bu davada Mahkeme başkanı “Erdoğan’ı almak için gelen darbecilerin kullandığı söylenen helikopterden atılan ateşe karşılık vererek Erdoğan’ı koruyan polislerin de örgüt üyeliğinden tutuklu olduğunu, suyun çok bulanık olduğunu” söylüyor.

Tayyip Sina Doğan; Erdoğan’ı Marmaris’ten Dalaman’a getiren helikopterin 3 kişilik teknik ekibinden biri bu polis de darbeye hiç katılmamış, Erdoğan’ı koruyup sağ salim Dalaman’a götürmüş. Ancak 22 Kasım 2016’da darbeden 4 ay sonra örgüt üyeliğinden dolayı polislikten atılıyor bir süre sonra da tutuklanıyor

Barış Yurtsever Erdoğan’ın Dalaman’dan İstanbul’a getiren ATA uçağının pilotu da 20 yıldan beri çalıştığı şirketten attırılıyor.

Erdoğan’ın Dalaman’dan İstanbul’a gelen uçağına eşlik edip onu darbecilerin hücumundan, koruyan sağ salim İstanbul’a inmesini Sağlayan NATO bünyesindeki F-16 pilotlarından Yunus Poyraz da ikizi İbrahim Poyraz ve diğer kardeşi Emre Poyraz’la birlikte üç kardeş örgüt üyeliğinden ihraç edilip tutuklanıyor.

Muharip Hava Kuvvetleri Savunma Komutanlığı Kurmay Başkanı Tuğgeneral Suat Murat Semiz, düğünden çıkıp komutanları kendi arabasıyla Eskişehir’e götüren,  darbenin önlenmesi için gerekli tedbirleri alan ekipte görev yapmış. Kadıoğlu, Kökmen gibi komutanlar darbeye karşı çıktığı için göreve devam ederken darbeyi önlemede aynı görevi yapan Dursun Pak ve Semiz darbeci olduğu gerekçesiyle tutuklanıyor.

Metin İyidil kimsenin emri olmadan Ümit Dündar’a bilgi vererek kendi gayretiyle Etimesgut’taki 4. Kolorduya müdahale edip tankların çıkmasını engelliyor, olayların bastırılmasında rol oynuyor. Bu da ordudan atılıp tutuklanıyor.

76 jandarma Alay komutanı Albay Ali Kurt olaylara anında müdahale edip birliğinde kimsenin darbeye karışmasına izin vermiyor, darbe karşıtı emir yayınlayıp olayları engelliyor. Kaymakam; emniyet amiri ve savcılığı arayıp darbeye karşı hareket ettiğini uymayacağını bildirdiğini bütün bu devlet görevlileri teyit ediyor. Bu albay hakkında da üç kez müebbet hapis cezası isteniyor.

Üstelik hakkında işlem yapılıp tutuklananların darbeyi engellemede rol aldıkları mahkeme tutanaklarına kadar geçmişken, sıkıyönetim listesinde adı geçtiği halde hakkında işlem yapılmayan toplam 67 üst düzey komutan darbeyi engelleme konusunda hiçbir girişimlerinden bahsedilmiyor. Yani darbeyi engellediği belirlenenler müebbetle yargılanırken listede adı olduğu halde darbeyi engellemeye çalışmamışlar göreve devam ediyor.

Abidin Ünal’ın emriyle darbeyi engellemede görev yapanlar, Akıncılar üstünü bombalayıp darbeyi engelleyenler, Akıncılar üssünde esir alındığı söylenen rehineleri kurtaranlar, hava harekâtlarıyla hava da darbecileri etkisiz hale getirenler, darbe sonrası Akıncılarda ve diğer yerlerde gözaltı işlemlerini yapanlar, hepsi daha sonra örgüt bağlantısı gerekçe gösterilip tutuklanıyor.

Kısacası cemaat mensuplarının darbeyi engelledikleri halde tutuklananlar listesinde yer alması darbede cemaatin rolünün olmadığının en büyük göstergesi...

Son günlerde ankesörlü telefonla görüşme yaptığını iddia ederek önceden fişledikleri yeni isimleri darbeci diye listeye ekliyor cemaatin darbede yer almadığını gösteren yeni açıklar veriyorlar.

Ankesörlü telefonla görüştüğü gerekçesiyle ordudan atılıp tutuklanan 36 tane F-16 pilotu da hiç darbeden yer almamış yani cemaat mensupları darbede rol almamış ama hiçbir dosyada hakkında suçlama olmadığı anlaşılan pilotlar ordudan atılıp tutuklanmış.

Senaryoyu planlayanlar şu günlerde girişimin istedikleri gibi gelişmesini engelleyerek daha fazla ölüm olmasının önüne geçen askerleri planlarını bozdukları için cezalandırıyorlar.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ