Cemaat varlıklarından sonra sıra diğer şirket kaynaklarına mı geldi?

Yazar İsmail S. Gülümser, Cemaat varlıklarından sonra sıra diğer şirket kaynaklarına mı geldi? diye sordu.






Türkiye'de yaşanan ekonomik krizi farklı bir açıdan ele alan Köşe Yazarı İsmail S. Gülümser, iktidarın bu sorunu şirketlere el koyarak geçiştirmeye çalıştığını aktardı. 

"Ekonomik krizi mi? Yoksa, “Allah’ın lutfu” darbe senaryosu gibi cemaatten sonra diğer şirketleri gasp etmek için yeni “fırsat senaryosu” mu?" sorusunu soran Gülümser, bu sorunun cevabını geniş bir şekilde şöyle yanıtladı: 

Türkiye; doyumsuz çocukları gibi sürekli her şeyi ele geçirme planları yapan tüm devlet mekanizmalarını kendi kişisel ya da grup hedeflerinin oyuncağı haline getiren hırs içindeki bir siyasi partinin tehdidi altında yok oluyor.

Bugüne kadar hep bir şey üretmeden kısa yoldan kazanmanın yollarını arayıp bularak buraya kadar geldiler. Diğer partilerin kendi felsefesine inanlardan destek alarak adım adım ilerlediği yerde, onlar belediyeden yolsuzlukla
aldıkları paralarla başkasından destek arama zahmetine bile katlanmadan kolayca parti kurdular. Diğer partilerle eşit şartlarda başlamadıkları yarışta devletten gizlice aldıkları kaynaklarıyla öne geçti ve hiç emek sarf etmeden adım adım diğer partileri saf dışı ettiler.

İktidara geldiklerinde başarılı projeler üretip ülke geleceğine yatırım yapacakları yerde, devletin yıllar süren birikimlerini özelleştirme adı altında satarak hep üretmeden kazanmanın yollarını aradılar. Bir kısmını hazine arazisi
üzerine yaptıkları TOKİ lerde aylık yüksek taksit bedelleriyle tüm dar gelirlileri haraca bağladı, onların ev sahibi olma arzuları üzerinden hem kendileri hem o ildeki partililer servetler kazandılar.

Hazır kaynaklar tükenince üretmeden kolay para kazanma yollarını aradı ve uluslararası anlaşmalardan doğan imkân ve fırsatları suiistimal ederek devlet bankalarını kaçakçılıkta kullandılar.

Yaptıkları hırsızlıklar ortaya saçılınca, bu kez bahaneler bulup kişisel mülklere el koymaya ve birçok firmanın yıllarca emek vererek oluşturduğu varlıklarını satarak kazanç elde etmeye yöneldiler.

Özellikle büyük şehirlerde yoğunlaşmış irili ufaklı 3 binden fazla şirketi tamamen insani amaçlı projelere verdikleri destekten dolayı teröre destekle suçlayıp mallarına el koydular. Şu günlerde onları satıp hazır parayı yeme
projeleriyle meşguller.

Ülke ülke dolaşıp üretmeden kazanacakları yeni yollar arıyorlar, bir gün körfez petrollerini kendilerine bağlamaya çalışıyor, diğer gün Rusya ile flört ediyorlar. Üreterek kazanmanın ne olduğunu bilmedikleri için hep kısa yoldan
sonuca gidecek yollar peşindeler.

Aldıkları basiretsiz kararlarla ülke ekonomisini çıkmaza sürüklediler, hala ayakta kalmış firmaları milyarlarca dolar dış borçla bağladılar, batmanın eşiğine getirdikleri bu firmaları da borç yapılandırması adı altında kendilerine
bağlayıp, önümüzdeki günlerde istedikleri gibi oynamak istiyorlar.

DEMOKRASİYLE YÖNETİLEN BİR ÜLKEDE ŞİRKETLERİN MALLARI MAHKEMESİZ GASP EDİLDİ

AKP iktidarı hiç emek sarf etmeden ülkede her şeyi ele geçirme hedeflerini uzun zamana yayılmış aşamalı bir planla adım adım gerçekleştiriyor.

Hedeflerinden birisi ülkedeki tüm dini grupların bağlılarını inandıkları değerlerden vazgeçirmek, grupları dağıtıp kendi etrafında toplamak. Ancak daha güzel şeyler sunup imrendirerek insanları etraflarına toplayacak ne bir bilgi
birikimleri ne de toplumun değerli kabul edeceği düşünce üretme imkân ve kapasiteleri var.




Hiçbir değer üretmeden insanların etraflarında kümelenmesini istiyorlar, diğer grupların “din-vicdan ve düşünce hürriyeti” kapsamında yaptıkları yasal faaliyetleri engelleyerek grupları dağıtmayı kendilerine mecbur etmeyi
planlıyorlar.

Bu amaçla her topluluğu, zaafa uğratıp inandığı değerleri tartışmalı hale getirmek için aşamalı bir plan yapıyor, toplum mühendisliği ile grupların bağlılarını istedikleri istikamette yönlendirmeye çalışıyorlar.

AKP nin diğer radikal siyasi gruplardan tek farkı, şiddet içeren yöntemleri devlet kadrolarına verdiği kanun dışı emirlerle yaptırması. Önce yok etmek istedikleri grubu suçlayacak bir şeyler arıyorlar, bulamazlarsa uyduruyor ve
devletin kolluk kuvvetlerini bir şekilde gurupların üzerine salıyorlar.

Devletin istihbarat servislerini ortadan kaldırmak istedikleri grubu destekleyenleri tespitte kullanıyorlar. Demokrasilerde “düşünceyi yayma hürriyeti” kapsamında kabul edilen faaliyetlere destek oldukları için bazı
şirketlerin mallarına el koyuyor. Böylece şirketlerin kendi iradeleriyle yaptıkları yasal faaliyetlere desteğini kesip grubun tüm legal faaliyetlerini engellemeye çalışıyorlar.

BİRÇOK ŞİRKETE EĞİTİME YAPTIĞI BAĞIŞLAR YÜZÜNDEN EL KONULDU

Gülen’in, tüm insanlığı kucaklayan hoşgörüye dayalı düşüncelerine değer verenlerce desteklenip açılmış 4.482 kurum devlete devredildi. Bunların içinde 35 hastane, 2.380 eğitim kurumu, 1.156 vakıf dernek binası, 15
üniversite, 31 sendika binası, 709 dershane binası, 370 okul, 307 yurt, 64 özel radyo ve TV kuruluşu, 92 gazete- dergi ve dağıtım şirketi var. Toplamda 7,2 milyon metrekare alanı olan 3.361 adet gayrı menkule el konuldu,
grubun 6.175 şirketi kapatıldı.




Ayrıca özellikle İstanbul, İzmir, Ankara gibi başlamak suretiyle çoğu sanayice gelişmiş büyük şehirlerde olan Boydak holding, Koza-İpek holding, Akfa holding, Naksan holding gibi çok büyüklerin aralarında bulunduğu; AVM lerden,
uçak simülatörü üretenlere kadar büyük ve orta ölçekte 2.930 şirketin mallarına cemaatin faaliyetlerini destekledikleri için el konuldu.

Özel şirketlere el konulması mülkiyet hakkının yok edilmesinde her türlü şiddeti kullanmaktan kaçınmayan radikal AKP iktidarı, yaptığı hukuk dışı uygulamalara bir kılıf bulmak için bu şirketlerin teröre destek verdiklerini iddia etti.
Grubun faaliyetlerini terör kapsamına aldırmak için çok uğraştı ancak uzun süre başkanı olduğu MGK'yı bile ikna edemedi. En sonunda planladığı darbeyi grubun üzerine yıkarak grubu darbeyle ülkeyi ele geçirmeye çalışmakla
suçlayıp terörist ilan etti.

Terör davası olarak açılmış dosyalarda ilginç suçlamalar var, ülke çapında yaygın faaliyet yapan büyük bir firma sahipleri üniversite yapmak için arsa sahipleriyle görüştükleri ve cemaatin vakıflarına bağış yaptıkları için
suçlanıyor. Cemaate mensup bir şirket cemaatin diğer vakıf ve derneklerine bağışta bulunmakla, cemaatin okul ve dershanelerinde çalışan öğretmenler cemaatin kurduğu bakaya para yatırmakla suçlanıyor. Cemaatin okul ve
şirketlerinin yurt dışındaki eğitim yatırımları için para göndermesi terör faaliyeti olarak sunulmuş.

Cemaatin varlıklı insanların toplum yararına olumlu projelere katkısını almadaki başarısı AKP iktidarınca suç olarak sayılmış. Firmalar eğitim amaçlı devletten izinle açılmış yurt, okul, üniversiteye destek oldukları, öğrencilere burs
verdikleri, için teröre destekle suçlandı ve yargılamalar başlamadan önce mal varlıları TMSF'ye devredildi.



AKP her zamanki gibi hiç emek sarf etmeden başkasının hakkını gasp ederek ilerliyor. Cemaatin ve destekçilerinin büyük özveriyle ortaya koydukları eğitim kurumları ve ticari şirketlerini önce kayyum adı altında bir partili atayıp ele
geçirdi, şimdi de TMSF aracılığıyla satıp hazır parayı yiyerek geçinme alışkanlığını sürdürüyor.

Hazır kaynaklar hızla tükeniyor AKP üretmeden gasp ederek para kazanmak için yeni yollar arıyor, ülkede hiçbir problemi mafya yöntemi kullanmadan çözemiyorlar.

EKONOMİ İYİ YÖNETİLMİYOR

Kamuda aşırı merkeziyetçi yapı giderek artıyor, kritik görevlendirmelerde uzmanlık değil yandaşlığa bakılıyor. Standartlardan uzak kamu yönetim anlayışıyla yıllardan beri problemler hasıraltı edilerek büyümesine göz
yumuluyor.

Yatırım planlaması yapılmadığı için ülke geleceğini ipotek altına alacak şekilde dövizle alınan borçların %50 den fazlası TL bazında getirisi olan ve ülkenin dış borç açığını büyüten inşaat sektöründe kullanılıyor.

Sağlıklı finans yönetimi olmadığı için bankacılık sistemi alınan borçlar hiç ödenmeyecek gibi davranıyor, sanayiye ve ihracata dönük yatırımlar yerine inşaat sektörüne kredi vererek, hem dışa bağımlılık her geçen gün artıyor hem dış
borç açığını büyüyor.

Ülkede hukuk güvenliği ortadan kalktığı, iktidar istediğinin malını gasp ettiği için kimse kalıcı işlere yatırım yapmıyor. İki milyondan fazla konut satılmamış beklerken iktidar tek bildiği işi yapmaya devam ediyor. Firmaların
yeni inşaat ve TOKİ projeleri için dışarından dövizle borç para almasını teşvik ediyor.

Ülkenin ekonomik bunalıma sürüklenmesinde en önemli etken, AKP iktidarının yüksek büyüme oranlarıyla hava atmak için, yurt dışından dövizle alınan borçları reel olmayan alanlara yatırması olarak gösteriliyor.

ÜLKE EKONOMİSİ HIZLA İFLASA SÜRÜKLENİYOR

Dünyanın önde gelen ekonomistleri Türkiye’nin gerçek kapasitesinin üstünde büyümeye zorlamanın ekonomi motorunu ısıtacağı uyarısını yapıyor. Ekonomi çevrelerinde dövizle aldığı sıcak parayı rantabl kullanamayan AKP
iktidarının reklam için ülkeyi iflasın eşiğine getirdiğini anlatan yazılar yayınlanıyor. Kredi veren kuruluşlar ve derecelendirme kuruluşları arka arkaya Türkiye’yi dünyadaki en riskli birkaç ülkeden biri olarak gösteriyor.

Son 5 yıldan beri enflasyon döviz ve faiz birbirlerini besleyerek büyürken 1998 lerdeki enflasyon-kur-faiz kıskacı arasında ülke giderek sıkışmaya başlıyor. Halk giderek fakirleşiyor en temel gıda maddesi ekmekte sütte bile %20
artış oluyor.

Yıllık 200 milyar dolardan fazla borç bulması gereken bir ülkede; sorunlu krediler milyarlarca dolara, batık kredi oranları % 20 lere ulaştığı için bankalar kredi bulmakta zorlanıyor.

Özel sektörün 303 milyar dolar borcu var ve her yıl 143 milyar dolar borç ödemesi gerekiyor. Sadece bankaların borçları 100 milyar doları buluyor. Son dönemdeki döviz artışıyla Türk şirketlerinin borçlarını 150 milyar TL arttığı
için şirketlerin bu açığı karşılama şanslarının olmadığı belirtiliyor. TL de her 1 liralık değer kaybının özel sektörün dış borcuna 1,5 milyar dolar ek yük getirdiği aktarılıyor.

Bir uluslararası derecelendirme kuruluşu Anadolu Efes, Coca-Cola içecek, Doğuş holding, Erdemir, Koç holding, OYAK, Rönesans yatırım, Turkcell, THY, TÜPRAŞ ve Şişecam’ı gibi ülkenin en büyük firmalarını incelemeye alıyor,
ardından 17 Türk bankasının notunun indirildiği haberi geliyor.

Ülkenin sadece Haziran ayındaki bütçe açığı geçen yıl 13 milyar TL iken bu sene bu rakam 2 ye katlandı ve 26 milyar TL oldu. Merkezi yönetim Ocak-Haziran döneminde 46 milyar açık verdi.

İMF ye karşı efelenen onlar bizden borç istedi açıklaması yapan iktidarın bu kurumdan gizlice 50 milyar dolar borç talep ettiği basına yansıyor. Risklerin artması üzerine İMF, Türkiye’yi izleme masasındaki eleman sayısını artırıyor.

EKONOMİ YÖNETİMİNDE KASITLI YAPILDIĞI İZLENİMİ VEREN HATALAR

AKP ülkede mali kriz çıkması için adeta elinden geleni yapıyor, piyasalar Merkez bankasının(MB) siyasetten bağımsız reel karar vermesini isterken, onlar ısrarla siyasilerin direktifleri doğrultusunda piyasaları altüst edecek
kararlar almaya devam ediyor. MB para politikası uygulamakta yetersiz kalıyor, faiz artırmada isteksiz davranıyor.

Dünyanın birikimine güvendiği Bakanlar kızağa alınıyor, Maliyenin başına damat getirilerek MB siyasi etkiye daha açık bir kuruma dönüştürülüyor.

Çok büyük cari açık var, her ay milyar dolarlar düzeyinde para girmesi gerekiyor ama ülke yöneticilerinin güven telkin etmeyen tutumlarında ısrarı yüzünden para piyasaları ülkeden hızla uzaklaşıyor.

Ülkeden milyar doları aşkın yabancı sermaye çıkışı başlıyor, borsada şirketlerin hisse senetleri hızla düşüyor, bir haftada 200 milyon dolardan fazla yabancı sermayenin çıkışı karşısında önlem alınmıyor.

Piyasalardan para bulması gereken iktidar partisi Rahip Brunson üzerinden kavgaya tutuşuyor ve ABD senatosundan Türkiye’nin uluslararası kuruluşlardan borç para almasını engelleyecek tasarının geçmesi, ambargo
krizinin büyümesi için adeta özel gayret sarf ediyor.

Şirketlerin dışarıdan dövizle borçlanıp, değer kaybetmiş TL üzerinden kazanç yapacak alanlara yatırım yapması teşvik edilerek şirketlerin krize girmeleri için zemin hazırlanıyor.

Onca yaşananlara rağmen krizi yönetmekten sorumlu bakan Albayrak, piyasalarla kavga etmeyeceklerini söylüyor ancak gereğini yerine getirmiyor. Göstermelik para arayış dışında krizin derinleşmesini önleyecek adım atılmıyor.
Ülke bakanları hem piyasalara hem ABD ye tehditler savurmaya devam ediyor.

Türkiye bankalarının kredi notu Gürcistan seviyesine düşürülüyor. Uluslararası derecelendirme kuruluşları bazı bankaların iflas edeceğini gündeme getiriyor. Üyelerine Türk bankalarının hisse senetlerini satmalarını öneriyor.
Döviz artışları karşısında günübirlik çözümler dışında köklü bir çalışma yapılmıyor. Son birkaç ay içinde TL %20 değer kaybediyor, ülkede tüm sistemi tek elden kontrol eden AKP iktidarı cılız müdahaleler dışında olanları
seyrediyor.

Pek çok büyük şirketin kur farkı zararıyla batmasını, bankalarla sadece kredi faizlerini ödemek için yapılandırma talebinde bulunacak hale gelmesine sebep oluyor.

Bir bankanın ödenmeyen kredi tutarı bir ayda 4 milyar lira artıyor. Ülkelerin önemli basın kuruluşlarında Türkiye’nin iflasın eşiğinde olduğu büyük bir çöküşe doğru ülkenin sürüklendiği haberleri hızla artıyor.

AKP NİN YENİ FIRSAT SENARYOSU EKONOMİ Mİ?

Hazır yiyici AKP devlet kaynaklarını ve cemaat mensupların kaynaklarını tüketti, uzun süreden beri gözü ülkedeki diğer büyük şirketlerde o şirketleri gasp edip kaynaklarının üzerine konmak istiyor. Mafya örgütleri gibi bir yandan
ülkede dönen tüm ticareti kendine bağlamak bir yandan da büyük firmaların mal varlıklarını gasp emek istiyor. Cemaat için kullandığı yöntemi kullanırsa dünya kamuoyunda mülkiyet hakkına saygılı olmadığı tescillenecek. Bundan çekindiği için yeni yöntem geliştiriyor.

Yaşananlara bakıldığında acaba AKP yeni bir senaryo peşinde mi? demeden de kendimizi alamıyoruz. AKP yeni fırsatlar elde etmek için ülkenin iflasa sürüklenmesi dâhil her türlü senaryoyu planlayacak bir suç şebekesi gibi
çalışmaktadır.

Dış borcun büyük bölümünün özel sektöre ait olması, Yıllardan beri AKP nin ülkenin en büyük firmalarını rantabl olmayan alanlarda borçlanmaya özendirmesi, Ekonomide tehlike çanları çalarken gerekli adımları atmayıp aksine krizi tırmandırması, Geçen yıl birçoğu yandaşlardan oluşan 20 kadar firmanın 3 milyarı geçkin vergi borcunu silip rahatlatırken, (sadece Cengiz inşaatın 420 milyon TL vergi borcu silinmiş)

Kendi kusurları olan döviz artışı sonucu batma tehlikesi yaşayan firmalara bankalarla uzlaşma dışında bir seçenek sunulmaması, Acaba AKP nin önceden kurgulanmış yeni bir senaryosu ile karşı karşıya mıyız? Şüphesini akla getiriyor.
Büyük şehirlerdeki en büyük firmaların mülklerini sahte senaryolar ile gasp edip yiyen AKP iktidarı, diğer firmaları yemek için iştahla ağzını açmış bekliyor. Bizim tanıdığımız iktidar partisi nasıl 250 insanın öldüğü darbeyi “Allah’ın
lutfu” görüp bu fırsatı değerlendirmiş ve hiç hakkı olmadığı halde yönetimi gasp etmişse, ülkenin en büyük şirketlerinin para dilenmek üzere kapısına gelmesi fırsatını asla kaçırmaz, bunu bir şeklide kendi menfaatleri doğrultusunda kullanır.

Yapılanlara bakıldığında iktidar partisi krizin bu hale gelmesini ya bizzat planladı ya da ele geçen fırsatı değerlendirmeye çalışıyor. İflasın eşiğindeki firmalar için farklı bir tehlike çanı daha çalıyor. Bu tehlike firmaların dış
borç tehlikesinden daha insafsız ve art niyetli.

AKP fırsatı değerlendirip krizdeki firmaların tüm mal varlıklarını almak üzere pazarlığa zorlayabilir. Önümüzdeki günlerde ülkenin en büyük şirketlerini planlı bir çalışmayla borç batağına ittikten sonra “Allah’ın lutfu” mali kriz
diyerek, bu şirketler üzerinde hak sahibi olmaya kalkarsa hiç şaşırmayın.

Sadece Ülker grubu 5,5 milyar dolarlık borcu için bankalarla görüştü. Doğuş grubu 23 milyarlık borcu için görüşme yapıyor. Gama holding 1,5 milyar dolarlık borcunu yapılandırmak için başvuruyor. Toplamda 20 milyar doların
üzerinde bir borç için Milyar dolarlık şirketler bir yandan varlıklarını satarak borç ödemeye çalışırken bir yandan bankaların kapısını aşındırıyor.



Geçtiğimiz günlerde kayyuma devredilip sonra yönetimi ele geçirilen firmalar gibi AKP nin patronu Ülker’in küçük bir distiribütörü iken devlet gücüyle Ülker’in yönetiminde hak iddia etmeye kalkabilir. AKP iktidarı Firmaların
borçlarını devlet garantisi altına alıyoruz gibi bir kılıfla; Koç, Doğuş, Gama, Ülker, Oger Türktelecom gibi büyükler dâhil birçok firmanın iyi yönetilmediğini iddia edip borç yapılandırması esnasında banklardan bir temsilci koymaya
zorlayabilir, yönetimde AKP nin söz sahibi olması için yol geliştirmeye kalkabilir.

Uluslar arası firmalar bile öncelikli olarak alacaklarının tahsiline kilitlendikleri için AKP nin tavrının iyi niyetle yapılmış bir yaklaşım olarak görür ve yönetim değişikliğindeki art niyete karşı çıkma gereği bile duymayabilir.

AKP nin geldiği gelenekte mülkiyet hakkının hiç önemi yoktur, onların en önemli gündem maddelerinden biri ülkedeki tüm kaynakların bir şekilde kendi kontrollerine geçmesidir. Basında bunu yaptılar, en son Doğan medyayı
da alarak basının neredeyse tek sahibi oldular. Şirketleri asla rahat bırakmazlar, devletin istihbarat birimlerinde hangi şirketin nasıl gasp edileceği yönünde senaryolar yapılıyor, bir grubu teröre destekle suçlayıp tüm varlıklarına
el koydular. Sıra diğerlerine geliyor gizli açık ortaklık ilişkisi içinde olmadıkları her şirketi için aşamalı plan yapıyorlar.  Önümüzdeki günlerde her firma için bir kusur bulup nasıl yok ettiklerini izleyip göreceğiz.


Umarız bizimkisi aşırı evhamdır ancak yine de uyarmak istedik...










 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ