'Binlerce kişiyi katletmenin fitilini ateşleyenler'

Yazar Mehmet Yıldız, 15 Temmuz darbe girişimi projesi gecesinde tankın paletleri önüne yatan Metin Doğan'ın müşteki sıfatıyla duruşmada söylediklerini analiz etti.




TR724 Yazarı Mehmet Yıldız'ın kaleme aldığı yazı şöyle: 15 Temmuz gecesi tuzağa düşürülen askerlerin, arbedenin büyümesini önlemek, katliamın önüne geçmek ve insanların hayatlarını kurtarmak için neler yaptıklarını ele alacağımızı yazmıştım. Bu yazı, serinin üçüncü yazısı.


İki yıllık süreçte mahkeme huzurunda yaptıkları savunmalardan anlıyoruz ki o gece nasıl bir kumpasın içine düştüğünü sonradan fark eden askerler aslında büyük bir katliamı önlemişler. Başta Erdoğan ve çevresi olmak üzere, bu işin perde arkasındaki aktörlerinin öfke ve kızgınlığının nedeni, hedefledikleri kitlesel ölümlerin olmamasıdır. Elindeki bütün medya gücünü ahlaksızca ve insafsızca kullanan iktidarın olağanüstü propagandasına rağmen 15 Temmuz tezlerinin etkisinin sınırlı olması bu yüzdendir.

“Fitili ateşleyeyim dedim…”

Dün internet sitelerinde yer alan şu haber her şeyi ayan beyan anlatıyor aslında: Silivri’de görülen Atatürk Havalimanı’nın işgali davasının dünkü duruşmasında, 15 Temmuz gecesi tankın paletleri önüne yatan Metin Doğan, “müşteki” sıfatıyla ifade verdi. Doğan, evindeki televizyonda olayları gördüğünü ve kendisine en yakın yer olan havalimanına gittiğini anlattı. Müşteki Doğan, evindeki televizyonda olayları gördüğünü ve kendisine en yakın yer olan havalimanına gittiğini anlattı. Havalimanına gitme nedenini ‘insanları sokağa dökmek’ şeklinde açıklayan Doğan, şöyle devam etti:

“Fitili ateşleyeyim, dedim. Oraya gittiğimde de eylemim yaklaşık 5–10 dakika sürdü. Kendimi ezdirmek için bayağı çaba harcadım. Tank durunca da kalktım. Kalktığımda da tankın üzerinde 3 asker vardı. En üstteki, uçaksavarla bana nişan almış, bağırıyordu, ‘Ateş edeceğim.’ diye. Ben de askerde uçaksavar kullanıyordum. Anladığım en iyi silah oydu. O kadar yakın mesafede savurdukları zaman, kan dolu balon gibi patlıyorsunuz. Ne kadar vahşi ölürsem o kadar çok etki gösterir düşüncesiyle o ‘ateş edeceğim.’ dedikçe ‘ateş etmezsen senin ta…’ diye küfürler ettim. Tank ikinci kez hızlı bir şekilde hareket edince sol paletin altına yattım. Ama ikinci yatışım çok daha korkunçtu. Tank hızlı şekilde bir geldi ben durduğunu anlamadım. Palet omzuma, kulağıma değdi, sonra bir baktım beşik gibi sallanmaya başladı. Orada da ölmeyince tekrar kalktım ve bir baktım 10–12 kişi tankın etrafını sarmıştı. Artık insanlar eyleme tepkisini göstermeye geçmişti, böylece amacıma ulaşmıştım. Bir tek tankı kullanan askerden şikayetçi değilim. Davaya katılmak istiyorum.”

Tahrike rağmen soğukkanlılığını korumayı başaran o tankı kullanan asker, iddia edildiği kan dökmek isteseydi, bugün bu sözleri söyleyen şahıs mahkeme huzurunda tanıklık yapabilir miydi sizce?

Genelkurmay’da kasıtlı olarak çıkarılan arbede

O gece Genelkurmay ve etrafında yaşananlar, hedeflenen katliam planının ipuçlarını veriyor. Meclis’te görevli en kıdemli polis olan Tayfun Karakuş, kendilerine o gece verilen ağır silahlarla 23.00’dan itibaren sabaha kadar Meclis protokol kapısından hedef gözetmeksizin Genelkurmay’ı taradıklarını ve 4 bin mermi yaktıklarını anlatıyor. Karakuş’un ifadeleri olayları tırmandırmak için yapılanları ortaya koyuyor.

Karakuş’un bahsettiği atışların başladığı zaman Genelkurmay başkanı Hulusi Akar Genelkurmay’daydı ve kendisini Akıncı’ya götürmek üzere gelen helikopter pilotunu “neden geç kaldınız?” sözleriyle azarlamıştı. Akar, o gece için Genelkurmay’da planlanan kaosu ve nasıl davranması gerektiğini 20:22’de yanından ayrılan Hakan Fidan’dan öğrenmiş ve bu tehlikeli ortamdan bir an önce uzaklaşmak istemiş olmalı.

Genelkurmay’da oluşturulan planlı kaosun diğer boyutları da var. Kara Havacılık İddianamesinde (Sayfa 201, 202, 570) de ifade edildiği gibi, olaylar başlamadan Genelkurmay’ın etrafına yerleştirilen polisler ve Meclis’teki diğer polisler, gece boyunca Genelkurmay Başkanlığına gelen ve buradan ayrılan helikopterlere ateş açtılar. İsabet alan helikopterlerin bazıları tekrar uçamayacak hale geldi.

Öte yandan, İçişleri eski bakanı Efkan Ala TGRT Haber’e yaptığı açıklamada MİT’in elindeki uçaksavarların o gece Külliye’ye ve Meclis’e sevk edildiğini ve buralardan F-16’lara ve helikopterlere ateş açtıklarını söyledi. Ala, Meclis Komisyonuna verdiği ifadede de aynı bilgiyi paylaşarak, o gece Meclis’e, MİT’e, Cumhurbaşkanlığı sarayına ve Çankaya’daki Başbakanlığa uçaksavar silahları konuşlandırdıklarını, TÜRKSAT’a uçaksavar silahına sahip EJDER isimli sistemi üretildiği fabrikadan çıkararak gönderdiklerini ifade etti.

15 Temmuz akşamı 21:30–22:00 sularından itibaren, yandaş medya, sosyal medyadaki troller ve organize gruplar tarafından yönlendirilen Ankara’daki kalabalıklar “Genelkurmay Başkanı ve komutanlar içeride rehin alındı”, “paralel darbecileri durdurmamız gerekli” söylemleriyle provoke edildi ve Genelkurmay karargâhında bulunan askerlere karşı harekete geçirildi.

Genelkurmay İddianamesinde de belirtildiği gibi, Karargâhtaki askerler vatandaşları içeriye girmemeleri konusunda önce megafonlarla uyardılar. Sayıları binleri bulan kalabalığı caydırmak ve dağıtmak için F-16’lar uzun süre alçaktan yüksek süratle uçtular. Kalabalığın zorla girme çabaları devam edince F-16’lar o gece ilk kez 00:42’den itibaren ses hızını geçerek sonik patlama ile halkı caydırmaya çalıştılar. Bütün bunlara rağmen kapıları kırarak içeriye girmek isteyen kalabalık karşısında Genelkurmay’daki askerler, önce havaya uyarı ateşi açtılar. Sonunda içinde kışkırtıcıların bulunduğu yaklaşık 100–150 kişilik bir grup 02:21’de Genelkurmay Karargâhına girebildi ve Akar’ın makam odasının bulunduğu yere kadar ilerledi.

Çatı İddianamesi (s. 630, 685, 1028, 1197, 1546, 1715, 2194…), kasıtlı olarak çıkarılan bu arbedeyi ve halkın Genelkurmaya nasıl zorla sokulduğunu detaylı şekilde anlatıyor;

“24:00 sıralarında halk nizamiyelerin önünde toplanmaya başladı. Halkın Genelkurmay Karargâhına yaklaşmasını ve girmesini önlemek amacıyla megafonla uyarı anonsları yapıldı, havaya ikaz ateşi edildi, Özel Kuvvetlerden gelen askerler havaya ateş emri verdiler, havaya ateş edildi ancak sivillere ateş edilmedi.

02:21’de sivil halk karargâhın Millî Savunma Bakanlığı köşesi doğu giriş kapısından Genelkurmay kışlasına ve ardından da Genelkurmay karargâhına girdi. 02:25’de doğu çıkış kapısında toplanan vatandaşlar büyük demir kapıyı kırarak kışlaya giriş yaptılar. Genelkurmay’ın çitlerinden atlayarak camları kırıp yerleşkeye girdiler ve ana binanın camlarını kırıp karargâh binasının içerisine girdiler, karargâh binasının camlarını kırdılar. 02:32’de Genelkurmay Karargâhına giren ve Genel Sekreterlik katına giren vatandaşlar karargâh binasının çeşitli katlarında dolaşmaya başladılar. (Akar’ın) makamının olduğu kata çıktılar, bağırıp sloganlar attılar, sağa sola zarar verdiler.

(Karargâhta odalarda mahsur kalan askerler) Halkın kendilerini linç edeceğinden korktukları için dışarı çıkmadılar. Bir kısım personel halkı çıkarmak için silah ile ateş ettiler, halk korkutularak püskürtüldü. Açılan bu ateş sonucu halk yaralanan vatandaşları kışla dışına taşıdı.

02:37’de halkın büyük bir kısmı doğu çıkış kapısını kullanarak karargâhtan çıktı, saat 02.47’de ise sabah çıkan iki üç kişi dışında karargâh içinde kalan son grup vatandaş da kışla dışına çıktı.”

Genelkurmay karargâhındaki ve etrafındaki binlerce insanın hayatını kaybetmesine yol açabilecek bu durum üzerine bir F-16 uçağından 02.33’te Meclis’in batı tarafındaki bahçeye bir bomba atıldı. Bombanın atılma zamanı halkın kışkırtılarak içeriye sokulduğu andan birkaç dakika sonrasına denk geliyor. Haritadan yapılan incelemede, Meclis bahçesinin o bölgede can kayıplarına yol açmayacak tek boş alan olduğu net olarak görülüyor. Bombanın, can kaybı riskini en azda tutacak ve kışkırtılan halkı bombanın patlama sesiyle caydıracak şekilde, kalabalığın 350 metre kadar arkasındaki boş alana atıldığı da fark ediliyor. Bomba o bölgede başka bir noktaya veya kalabalıklara daha yakın bir yere atsaydı yüzlerce sivil halk ve polis hayatını kaybedebilirdi.

Meclis Bahçesine atılan bombanın amacının, ajite edilmiş binlerce kişinin Genelkurmay Karargâhına girmesini engellemek, içeride yaşanacak arbede ve çatışma sonucu yüzlerce askerin ve binlerce vatandaşın ölmesinin önüne geçmek olduğu anlaşılıyor. Atılan bombadan hemen sonra helikopterden aşağıya yapılan caydırıcı atışların da aynı amaca yönelik olduğu görülüyor. F-16’nın ve helikopterin maksadı kalabalıklara direkt saldırmak olsaydı, Genelkurmay önünde toplanan 5.000 kişiden çok azı oradan sağ ayrılabilirdi.

Diğer yandan 02:33’teki bu bombanın Meclis’in çalışmasını önlemeye yönelik olduğu iddiaları gerçeği yansıtmıyor. Bomba bahçeye düştüğünde, önceden toplanmış Meclis’teki oturum sürüyordu. Maksat Meclis’in çalışmasını durdurmak olsaydı bomba daha erken atılır, hedef olarak boş bir bahçe değil Meclis’in binası seçilirdi.













Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ