‘Artık yeter’ diyen bir kadından korkun!

"‘Harbiyelilerin Melek Annesi’ eylemlerine ne kadar devam edebilir, sesini ne kadar duyurabilir bilmiyorum ama bildiğim bir şey var; ‘artık yeter’ diye bağıran bir anneden korkun!"

Gazeteci Adem Yavuz Arslan'ın analizi şöyle;

Ayrıntılarını bilmeseniz bile Rosa Parks ismini duymuşsunuzdur.


ABD’de siyahilere yönelik ırkçılığın zirvede olduğu 1950’li yıllarda, belediye otobüsünde beyazlara ayrılan koltuğa oturarak yeni bir dönemin kapısını açmıştı. Rosa Parks’ın o gün yaptığı ‘oturma’ eylemi ünlü Sivil Haklar Hareketi’nin başlangıcı ve dalga dalga yayılan şiddetsiz direniş eylemlerinin sembolü oldu.

Amerika Günlüğü’nde bu haftasonu Rosa Parks’ın ayağa kalkmayı reddederek bir ulusu nasıl ayağa kaldırdığının hikayesine bakacağız. Çünkü o hikayeden alınması gereken çok ders var.

BARDAK TAŞINCA…

Amerika’da ırkçılığın zirvede olduğu 1950’li yıllar. Güney eyaletlerden Alabama’da ‘kor ırkçılar’ ağırlıktadır ve siyahilere yönelik ayrımcılık had safhadadır.

Rosa Parks adlı 42 yaşında ufak tefek bir kadın, Alabama-Montgomery’de bir hipermarketin konfeksiyon bölümünde çalışmaktadır. Akşam iş çıkışı yorgun argın evine dönerken her gün olduğu gibi belediye otobüsüne binmiştir.

Ancak o gün farklı bir şey yapar ve otobüsün ‘değişken statülü’ koltuklarından birine oturur.

Yaklaşık yarım yüzyıldır uygulanan bir yasaya göre Montgomery belediye otobüslerinde ilk 4 sıra beyazlara, hemen ardından gelen bir grup koltuk ise ‘değişken’ adıyla hem beyazlara hem siyahlara,  otobüsün arkasındaki bölüm ise siyahlara ayrılmıştı.

Parks’ın oturduğu koltuk, ‘beyaz yolculardan kalırsa’ siyahların oturabildiği bir yerdi.

Beyaz yolcular gelince otobüsün şoförü bu koltuklarda oturan siyahları kaldırır , otobüsün arkasına gönderirdi. Hatta otobüs şoförleri o kadar geniş yetkilere sahipti ki, istediği koltuğu beyazlara rezerve edebiliyordu.

Siyahlar ise ön kapıdan parasını ödeyip tekrar inerek arka kapıdan tekrar binebiliyorlardı.

Uygulama yıllardır bu şekilde devam ediyordu. Siyahlar arasında tepki olsa bile o güne kadar ‘artık yeter’ diyebilen çıkmamıştı. Ta ki 1 Aralık 1955’e kadar. Rosa Parks o gün ‘degişken’ koltuklara oturdu. Beyaz yolcuların artması üzerine otobüs şoförü James Blake otobüsün arkasına gelip siyahi yolculara kalkmalarını söyledi.

Parks ile birlikte 3 siyahi erkek yolcu daha ‘değişken koltuk’larda oturuyordu. Onlar kalkıp otobüsün arkasına geçtiler ancak Parks koltuktan kalkmak yerine aynı koltuğun pencere kenarına geçti. Otobüste büyük şok yaşanıyordu çünkü olay sadece bir koltuk meselesi değildi.

Parks ‘kamu düzenine’ baş kaldırmıştı.

Şoförün ‘kalk oradan’ lafına Parks ‘Kalkıp yerimi bir başkasına vermem gerektiğine inanmıyorum’ yanıtını verdi. Otobüs şoförü silahlıydı ve silahını çekip arabayı durdurdu. Polisi çağırdı, Parks ‘kamu düzenini bozduğu’ iddiasıyla tutuklandı.

Bu esnada Montgomery’de siyahlar el ilanları hazırlayarak protestolara başlamıştı bile.

Parks’ın tutuklanmasını takip eden ilk Pazar günü kiliselerde boykot çağrısı yapıldı. Aslında ilk talepler hayli mütevaziydi: “insani muamele görünceye, siyahi şoförler de işe alınıncaya ve ortadaki değişken statülü koltuklara ilk gelen oturur statüsü verilinceye kadar”

Parks ertesi gün yani 5 Aralık’ta mahkemeye çıktı.

Parks mahkemede ‘kamu düzenini bozmaktan’ yargılanırken Montgomery’li binlerce siyahi yollardaydı. Belediye otobüslerinin boykotuna katılım çok yüksek oldu. Şehirde oluşan duyarlılık kısa sürede tüm siyahiler arasında duyuldu. Nitekim Parks’ın mahkemeye çıktığı gün Montgomery’e gelen simalardan birisi daha sonra bu hareketin sembolü olacak olan 26 yaşındaki rahip Martin Luther King’di.

Parks 14 dolar para cezasına çarptırılıp serbest bırakıldı ama ok yaydan çıkmıştı. Olay Amerika’nın her yerinden duyulmuş ve ulusal basının gündemine girmişti.



ŞİDDETE ŞİDDETSİZLİKLE KARŞILIK VERECEĞİZ

40 bine ulaşan nüfusuyla Montgomery’de önemli bir güce sahip olan siyahiler ise Martin Luther  King’in önderliğinde boykotu yaygınlaştırıyordu.

Belediye otobüslerinin boykotuyla başlayan ‘ilk sivil itaatsizlik’ eylemi tam 381 gün sürdü.

Siyahiler işlerine yürüyerek gidip geldiler, arabası olanlar ücretsiz yolcu taşıdı hatta bazı beyazlar boykota destek olarak özel arabalarıyla hizmet verdiler. Boykot şiddet eylemlerini de beraberinde getirdi, siyahilere ait evlere ve işyerlerine saldırılar oldu. Martin Luther King’in evi de saldırıya uğrayanlar arasındaydı.

King saldırı sonrası tarihe geçen şu konuşmayı yapmıştı; “Şiddete şiddetsizlikle karşılık vereceğiz”.

Boykot Montgomery’i felç etti ve 13 Aralık 1956’ya gelindiğinde federal mahkeme otobüslerdeki ayrımcılığa son verdi.

Parks amacına ulaşmıştı ama aldığı ölüm tehditleri nedeniyle Montgomery’den ayrılmak zorunda kaldı. Önce Virginia’ya ardından da Detroit’e göçtü ve bir daha Montgomery’e dönemedi. Ancak mücadelesi başarılı oldu ve 1964 yılında Sivil Haklar Yasası çıktı.

Parks bir yandan terzilik yapmaya devam ederken bir yandan da sivil haklar için mücadeleye devam etti.

Hayatı filmlere, kitaplara konu oldu. Amerikan Kongresi’ne özel davetli olarak çağrıldı. Hatta 1999’da dönemin başkanı Bill Clinton geleneksel Birliğin Durumu konuşmasını yaparken Rosa Parks’ın mücadelesinden bahsedip o gün şeref locasında oturan Parks’ı işaret ederek “Şu an o da aramızda. Bugün ayağa kalkıp kalkmayacağına kendisi karar verecek” demişti.

Normalde hiç kimseye için ayağa kalkmayan yüksek mahkeme üyeleri dahil tüm milletvekillerinin ayağa kalkarak alkışladığı Parks, 2005 yılında hayatını kaybetti.

Parks’ın 1955’te ‘artık yeter’ diyerek ayağa kalkmayı reddetmesi ile yaktığı ateş tüm Amerika’ya yayıldı ve tarihin akışını değiştirdi.

Martin Luther King ‘Özgürlüğe doğru uzanan adımlar’ adlı kitabında eylemin ruhunu “Parks’ın tutuklanması, protestonun nedeninden çok hızlandırıcı etkeni oldu. Bardağın eninde sonunda taşacağını ve insani kişiliğimizin ‘yeter! buna daha fazla dayanamam’ diyeceğin fark edemeyen biri, bayan Parks’ın eylemini anlayamaz” diye açıklamıştı.

Parks’ın hikayesi inanmış ve ‘artık yeter’ diyen bir kadının en kudretli, en zalim iktidarları bile sarsabileceğini göstermesi açısından önemlidir. (Meraklısına not; ABD’nin sivil haklar mücadelesine dair güzel bir özetini şuradan okuyabilirsiniz.)



MELEK ÇETİNKAYA TÜRKİYE’NİN ROSA PARKS’I OLMA YOLUNDA


Bana Rosa Parks’ın hikayesini tekrar okutan olay, kamuoyunun ‘Harbiyeli annesi’ olarak tanıdığı Melek Çetinkaya’nın özgürlük yürüyüşü oldu. 19 yaşındaki oğlunun darbecilik suçlamasıyla müebbet hapis cezasına çarptırılmasına isyan eden Melek Çetinkaya aylardır adalet arıyor.

Düşünsenize; NATO’nun en büyük ikinci ordusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nde darbe girişiminin faturası 18-19 yaşındaki askeri okul öğrencilerine kesildi. Genelkurmay Başkanı’nın terfi ettirilip ödüllendirdiği, kuvvet komutanlarının sırtının sıvazlandığı, MİT müsteşarının ödüllendirildiği bir düzende eline silah  dahi almamış askeri okul öğrencileri müebbet hapis cezası aldı.

Tam anlamıyla ‘bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa’ durumu söz konusu. Melek Çetinkaya haklı ve güçlü bir anne olarak aylardır sokaklarda, sosyal medyada, imkan bulup çıkabildiği bir avuç televizyonda tüm Harbiyeliler için adalet arıyor.

Geçtiğimiz günlerde ‘Adalet Yürüyüşü’ne başlayacaktı ancak Erdoğan rejiminin despot polislerince karga tulumba gözaltına alındı, kötü muameleye tabi tutuldu. Adli Kontrolle serbest bırakıldığında sosyal medyadan adalet çağrısını yeniledi.

‘Harbiyelilerin Melek Annesi’ eylemlerine ne kadar devam edebilir, sesini ne kadar duyurabilir bilmiyorum ama bildiğim bir şey var; ‘artık yeter’ diye bağıran bir anneden korkun!

Kaynak: Tr724
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ