"Akp'nin sorunlar yumağına dönüştürdüğü eğitim başlıyor"

Dini değerlere inandığını söyleyen bir parti her konuya tamamen materyalist bir pencereden bakıyor. Bina yapıp içine öğrenci doldurdukları zaman eğitimde tüm sorumluluklarını yerine getirdiklerini sanıyorlar.



İsmail S. Gülümser/Aktif Haber


Üstelik yeni okul binası yapma eski binaları yenileme okul binalarını donatma bütün bunlar iktidarın devlet kasasından kendi keselerine para aktarma yolu, kurdukları kirli ihale çarklarıyla yüksek bedeller harcanarak yapılan görüntüsü güzel okul binaları AKP li müteahhitler işçilikten çaldığı için daha ilk yıldan itibaren dökülmeye başlıyor.

9 Eylül pazartesi günü ilk ve orta dereceli okullarda dersler başlıyor ancak iktidar partisi ülkeyi ele geçirmekten eğitime vakit ayıramadığı için yıllardan beri eğitimde sorunlar azalacağına hızla artıyor. Okul yöneticileri okullara bütçe ayrılmadığı temizlik ve diğer hizmetler için kadro verilmediği için bu problemleri nasıl çözeceğini düşünüyor. Bakanlık yasaklasa bile yöneticiler bir yolunu bulup velilerden zorunlu giderleler için bağış adı altında yardım istiyor bunlardan bazıları kayıt parasına dönüşüyor bazı yerlerde okul aile birlikleri devreye giriyor bazı yerlerde okulun kira kantin vb gelirleri kullanılıyor. Kısacası okul yöneticileri zorunlu giderleri sürdürmede gerekli mali kaynağı bulmak için kılıktan kılığa giriyor. Bu arada olan hijyen şartlarından uzak tuvaletlerinde sabun olmayan ortamlarda eğitim almak zorunda kalan çocuklara oluyor.

Bazı semtlerde parası olan veliler daha yüksek bağış bedeli ödeyerek çocuğunun daha iyi bir öğretmenin sınıfına geçmesini sağladığı basına yansıyor. Veliler okul idarelerine bağış yaptırmak suretiyle adrese dayalı kayıt sisteminin kurallarını delmeye çalışıyor. Okul yöneticileri de giderlerini karşılayabilmek için bağış yapanlara ek avantajlar sunabiliyor. Sendikalar İstanbul İzmir gibi büyük şehirlerde öğrencilerden kayıt parası adı altında 5 bin -10 bin TL civarında para istendiğini duyuruyor.

Eğitimin altyapı sorunları çözülemediği gibi içerik sorunları da çözülemiyor, iktidar partisi kurduğu baskı rejimiyle tüm vatandaşları sopayla hizaya getirmeye çalışıyor. Eğitimciler işten atma iş güvencesi tehdidi ile iktidarın yasadışı uygulamalarına katlanmaya zorlanıyor.

OKUL BİNALARININ PROBLEMİ ÇÖZÜLEMİYOR, DESTEK HİZMETLERİ YÜRÜTÜLEMİYOR

AES başkanı Mehmet Alper’in açıklamalarına göre, bina yaptıktan sonra onların bakımı ve korunmasına kaynak ayırılmadığı için birçok öğrenci kırık dökük şantiye halindeki hijyen şartlarından uzak binalarda eğitime başlıyor. Kendileri için lüksten tasarruf etmeyen iktidar partisi okullarda hizmetli kadrosundan tasarruf ediyor, büyük çoğunluğunda yardımcı hizmetli kadrosu yok İŞKUR dan gönderilecek hizmetlilerin parasını karşılamak için okul idarecileri velilerden para dileniyor. 2-3 bin kişilik ikili eğitim yapan okullarda bile devlet sadece 1 -2 hizmetli ayırıyor okul yöneticileri binaların temizliğini yaptırmak en az  5-6 ek hizmetli tutup maaşı velilerden toplanacak paralarla ödenmek zorunda kalıyor,  idareciler tek derdi hizmetlilerin maaşını denkleştirmek olunca onların eğitimle ilgilenecek vakti ve gücü olmuyor.

Okulun eğitime hazır hale getirilmesi ve yıl içindeki destek hizmetlerine yeterli kaynak ayrılmadığı için okullarda öğrencilere gerekli hizmetler verilemiyor. Okulların büyük çoğunluğu en temel ihtiyaçlarını ve okulun bakımını karşılamakta zorlanıyor, bazı okullarda birkaç ay temizlik malzemesi alınamıyor, bazen temizlik malzemeleri yakın esnaftan borçla alınıp para bulunabilirse ödeniyor. Büyük binalarda çöp poşeti sabun ve diğer temizlik malzemelerine kaynak bulunamadığı için tuvaletlerde sabun yok hijyen şartları karşılamak isteyen idareciler velilerden bağış adı altında para toplamak zorunda kalıyor.

Kırık camlar ancak veliler destek olursa değiştiriliyor, yeni okul binalarında kalitesiz işçilik yüzünden sürekli arıza çıkıyor eski okullarda kalorifer petekleri su akıtıyor, tuvaletlerde lavoba ve sıhhi tesisat sürekli arıza veriyor ama onarımı ancak günler sonra yapılabiliyor. İdareciler ve veliler sıhhi tesisatı yaptırmaktan bıkıyor, okul pencereleri çalışmıyor, yalıtımlar yetersiz, idareciler en temel ihtiyaçlara yetişemiyor, çatılar akıyor ancak muşambaya kapatılarak geçiştiriliyor.

Okul ödenekleri merkezden yönetildiği için idareciler merkezi yönetime dertlerini anlatamıyor. Gönderilen ödenekler okulların elektrik ve ısıtma giderlerini ancak karşılıyor. Hatta ülke genelinde her beş okuldan biri ısıtma ve aydınlatma problemini bile çözemiyor. Bütün bu sorunları çözmek için idareciler velilerden destek bulmaya çalışıyor, lüks semtlerde okulların ihtiyaçları karşılanabilirken diğer bölgelerde öğrenciler okulun yetersiz alt yapısında eğitim almak zorunda kalıyor.

Kalabalık okullarda her gün teknik, güvenlik ve sağlık sorunları oluyor ancak kadrosuzluktan okulların çoğu sağlık görevlisi, güvenlikçi ve teknik eleman bulunduramıyor.  Birçok okulda spor salonu, çok amaçlı salon, kütüphane yok, öğrenciler sosyal imkânları olmayan okullarda kalabalık sınıflara dolduruluyor ve başarı bekleniyor, olanlarda verimli kullanılamıyor birçoğu atıl bekletiliyor.

Taşımalı eğitim ve birleştirilmiş sınıf uygulamaları yüzünden bölgeler okullar arasında fırsat eşitsizlikleri giderilemiyor. Okullar cazibe merkezi haline getirilemediği için okul saati dışında verimli kullanılamıyor. Yapılan ek eğitim ve etkinlikler yasak savma kabilinden yürütüldüğü için öğrencilerin ilgisini çekmiyor.

İktidar partisi okulları akıllı tahtayla donatmaya kaynak buluyor ancak okullara bütçe ayıramıyor.

ÖĞRETMEN-YÖNETİCİERDE NİTELİK, MORAL VE MOTİVASYON YOK EDİLDİ

Okul yöneticisi ve öğretmenlerin nitelikleriyle ilgili sorun çözülememiştir, okullarda öğretmen yanında yönetimden kaynaklanan ciddi sorunlar var.  Yönetici seçimlerinde liyakat ve uzmanlık göz ardı edilmekte, yetki ve sorumlulukta ciddi problemler bulunmaktadır. Okul yöneticiliği profesyonel bir meslek olarak görülmediğinden uzun yıllar ülkemizde siyasi yakınlıklara bağlı olarak yönetici seçimi yapılmıştır. AKP iktidarı göreve geldiği günden beri yeni yönetici atamada tek kriteri siyasi tercihler olmuştur. Farklı dünya görüşüne sahip eski yöneticilerin hileli mevzuat oyunlarıyla görevine son verilirken okul idarelerine AKP ve onun ortağı konumundaki MHP liler doldurulmuştur.

Bir yandan okullar ve bakanlık kadroları vasıfsız yöneticilerle doldurulurken bir yanda da, okulun tek sorumlusu konumu verilen yöneticilere yetki verilmemesi okullarda verilen hizmetlerin yürütülmesini engellemektedir. Bakanlık okul idarelerine güvenmediği için tüm kararları merkezden vermekte okullarda yerele ait problemlerin çözümü konusunda müdürlerin elini kolunu bağlamaktadır.   

Öğretmenlerin maaş, statü, öğrencilerle ilişki, mesleki bilgi-genel kültür ve pedagojik yetersizlik sorunları vardır, hizmet içi eğitim eksiklikleri giderilememiştir. Öğretmen yeterlilikleri konusunda siyasi kaygılardan dolayı iktidarın kafa karışıklığı problemlerin çözümünü geciktirmektedir. Halen çalışan öğretmen kadrosunun altı yüz binden fazlası (%66 sı) bu iktidar döneminde göreve başlamıştır. İlk yıllarda geçmişten gelen kötü izleri silmek için KPSS gibi objektif kriterler kullanılsa da son yıllarda partiye muhalif mevcut öğretmen ve yöneticileri ihraç etmek için yollar geliştirilmekte sözleşmeli öğretmenlerde bile mülakat yöntemi kullanılarak iktidara muhalefet edecekler ayıklanmaktadır.

İktidarın öğretmen politikası öğretmen alımında sorunlu olduğu gibi mevcut öğretmenlerin yetiştirilmesinde de sorunludur. Yıllardan beri görevde olmalarına rağmen öğretmelerin yetiştirilmesine dönük hiçbir kalıcı adım atılmamış, hizmet içi eğitimler yasak savma kabilinden yapılmakta çoğu zaman tatil amaçlı kullanılmaktadır. Öğretmen ve okul yöneticileri eğitimle ilgili karar alma mekanizmalarında bulunmadıkları için sorumluk altına girmemekte bu yüzden eğitimde hedefler tutturulmamaktadır.

Bunlara tüm siyasal İslamcı iktidarların yaptığı gibi son dönemde eğitimi ele geçirme refleksiyle devlet kadrolarından muhalifleri tasfiye etmeye dönük istihbarat oyunları da eklenmiştir.  Senaryo darbe sonrası hukuksuz bir şekilde KHK ile yaklaşık 35 bin öğretmenin atılması sırasında yaşananlar eğitimdeki sorunları büyütmüş okullar sorunlar yumağına dönüşmüştür.  Yeterli branş öğretmeni yoktur, öğretmenler yaşanan hukuk dışı uygulamalardan dolayı kaygı içinde bu yüzden zaten isteksiz yürütülen faaliyetler giderek daha da verimsiz hale gelmektedir.

İktidarın okullarda barış ortamını bozan uygulamalarından dolayı meslekten atılanlar yıkıma uğradığı gibi diğerleri de meslekte devam kaygısına itildi, eğitimin tüm taraflarında moral ve motivasyonu yok eden bu uygulamalarla isteksizlik giderek yaygınlaşıyor. AKP bir yandan binlerce öğretmeni tasfiye edip ve yüz binleri bulan eğitimci ailelerini mağdur ettiği bu yolla görevde olanları da atılma baskısıyla tehdit ederek korkuttuğu gibi, bir yandan da yarım milyon civarındaki atama bekleyen öğretmen adayı için kendini sorumlu hissetmiyor. Plansız açtığı üniversitelerde öğretmen olma vaadiyle kandırdığı genç adayların mesleğe girişi için gerekli adımlar atamıyor eğitim camiası işe girişi engelleme, görevdekilerin işini elinden alma iş güvencesini yok etme kılıcıyla tehdit eden despot İktidarın baskısı altında inliyor.

İstihbarat devletine dönüşmüş ülkede öğretmenler odasında ya da sınıfta konuştuklarından dolayı fişlenen öğretmenler atılmayla tehdit edilmektedir. Yüz binleri aşkın muhalif görüşteki öğretmen baskı altındadır ve eğitimde verimli olması mümkün değildir.   

Her türlü lüks için kaynak bulmakta zorlanmayan iktidar partisi okullar öğretmensiz beklerken yeni kadro açmıyor öğretmen ihtiyacını sözleşmeli öğretmenlik dedikleri iş güvencesi olmayan öğretmenlerle dolduruyor. Sözleşmeli öğretmenleri sürekli atmayla tehdit ediyor, eş durumundan tayin isteklerine cevap vermiyor, aileler yıllarca farklı şehirlerde yaşam mücadelesi veriyor, bu yüzden yuvalar yıkılıyor, ama iktidar partisi eğitimi iyi yönettiğini sanıyor. Kadro yokluğundan öğretmen adayları yıllardır işsiz beklerken bazı okullar öğretmen eksiğini öğretmenlik dışındaki meslek mensuplarıyla gidermek zorunda kalıyor.

EĞİTİMİN İÇERİK SORUNU BÜYÜYOR

Süleyman Sarıbaş ve Gonca Babadağ’ın 2015 yılında temel eğitimi incelemiş ve çok sayıda sorun tespit etmiştir. Bunların başında okul öncesi eğitimin yetersizliği gelmektedir. Türkiye hem okul öncesi eğitime katılım oranı hem de okul öncesinde verilen hizmetlerin kalitesi bakımında OECD ülkeleri arasında son sıralarda yer almaktadır. Bunu temel eğitimdeki sorunlar izlemektedir, ilk ve ortaöğretimdeki yetersizlikler yükseköğretime kadar her kademede eğitimi olumsuz etkilemektedir. 2018 yılında ülke çapında yapılan genel değerlendirme sınavlarında özellikle sayısal derslerde öğrenci başarısının çok düşük olması eğitimdeki düşüşün en büyük göstergesidir. Temel eğitimde eğitim politikasından, eğitim programlarına, eğitim felsefesine, öğretmen öğrenci niteliklerine kadar eğitimin birçok sorunu bulunmaktadır.

Eğitim ve öğretim programları içerik bakımından problemli, öğrencilerin günlük ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak, çoğu tercüme olduğu için eğitimde ülkeye özgü bir eğitim felsefesi oluşturulamamıştır. Okullarda eğitim içerikleri sorunludur, eğitim öğretim süreçleri iyi yönetilememektedir, sağlıklı bir ölçme değerlendirmede sistemi kurulamamıştır. Programlar gençlerimizde öğrenme isteği ve araştırma meyli oluşturamamış, eğitimde düzeyli tartışma ve iş birliği ortamı sağlanamamıştır. Günümüzün imkân ve fırsatları eğitimde kullanılmadığı, öğrencilerin bireysel farklılıkları dikkate alınmadığı, öğretmenleri farklı yöntemleri kullanmaya özendirecek bir ortam hazırlanamadığı için eğitim sistemi verimsizdir.

Okullarda fiziki, mali yetersizlikler ortadan kaldırılamadığından, donanım araç gereç eksikleri giderilemediğinden okul yöneticileri sorun çözmekte zorlanmaktadır. Eğitimsen’in raporuna göre okulların hala %25 inde ikili öğretim yapılmakta, %87 sinde spor salonu bulunmamakta, çok amaçlı salonu olmayan okul oranı %62, eğitimden erken ayrılma oranı %32 dir. Bu oranlar bakımında ülkemiz OECD ülkeleri arasında en kötü konumdadır. Köy okulları kapatılmış ve öğrenciler taşımalı eğitimle yakın merkezlere taşınmaktadır. TUİK istatistiklerine göre yılda öğrenci başına 4.600 dolar harcama yapıldığı ifade edilmiştir, ilköğretimde bu rakam 2.500 lere düşmektedir. Verilen rakam oldukça abartılı olmasına rağmen OECD ortalaması olan 10.500 doların yarısından bile azdır. Ülkeyi yönetenler kendileri için her türlü kaynağı bulurken geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlere kaynak ayırmamakta eğitime ayrılan kaynaklar hem çok sınırlı hem de yerinde kullanılmamaktadır.    

Okul öncesi eğitim yeterince yaygınlaşmadığı için okula başlayan öğrencilerin çoğu eğitime hazır değildir, bölgeler ve aileler arasında sosyo ekonomik kültürel eğitim düzeyleri yönüyle büyük farklar olduğundan eğitimde fırsat eşitliği sağlanamamaktadır. Anne babaların eğitim düzeyi çocukların başarısında oldukça etkin rol oynamaktadır. Geçmişte eğitime yeterli ilgi uyarılamadığı gibi bu günde iktidarın ideolojik kaygılarından dolayı eğitim faydaya dönüşmemekte bunu görenler eğitimden uzaklaşmaktadır. Tüm faktörler birleşince eğitimli nüfus artırılamamakta öğrencilerin önemli bir bölümü eğitimden uzak kalmayı seçmektedir.

İktidarın bir eğitim felsefesi olmadığı gibi bir eğitim politikası da yoktur, 17 yıldan beri aynı iktidar görevde olmasına rağmen her bakanla politikalar değiştirilmiştir. Yapılan değişikliklerde uzmanlardan yararlanılması gerekirken siyasi tercihler öne çıktığı için eğitim politikaları toplumdan çok parti çıkarlarına hizmet eder hale gelmiştir. Politika belirlemek için yapılan geniş katılımlı çalışmalardan elde edilen sonuçlar iktidarın siyasi tercihlerinden dolayı ya kısa sürede değiştirilmekte ya da kullanılmamaktadır. Bakanlıkta tüm karar mekanizmaları liyakate bakılmadan uygulamadan habersiz partililer tarafından doldurulduğu için eğitim sistemi sürekli farklı yönlere savrulmaktadır. Eğitim politikası belirlemede ne geçmiş deneyimlerden yararlanma gereği duyulmakta ne de geleceğin dünyasına gençleri hazırlamak için kalıcı politikalar geliştirmektedir. İktidar partisi değişen dünyaya ayak uydurma yerine her alanda olduğu gibi eğitimde de siyasi-ideolojik hatta ırkçı politikaları öne çıkarmakta değişime direnmektedir.

Okullaşma oranları çok düşüktür kadınların % 20 si halen okuma yazmayı bilmemektedir, 12 yıllık zorunlu eğitime rağmen erkelerin ortalama eğitimde kalma süresi 7 yıl kadınlarda ise 5 yıldır, ülkede nüfusun önemli bir bölümünün eğitime ilgisi yok denecek kadar azdır. İlköğretim çağındakilerin %10’u ortaöğretim çağındakilerin % 43 ü yüksek öğretim çağındakilerin % 80 i eğitime ilgisizdir ve eğitimden uzaklaşmıştır. Çalışan nüfusun % 65 i ilkokul mezunudur ve düşük seviyeli işlerle yetinmek zorundadır. Çalışanlardan sadece %10 yüksek öğretim mezunudur, ülke kalkınmasının motoru olacak bu grubun da önemli bir bölümü istihdamdaki plansızlıktan dolayı mesleği dışından düşük düzeyli işlerle yetinmek zorunda kalmıştır. Eğitimsiz nüfusun fazlalığı toplumun her türlü etkiye açık olması anlamına gelmektedir, iktidar partisi eğitimli nüfusu kolay yönlendiremediği için probleme çözüm geliştirme parti çıkarlarına ters düşmekte bu yüzden çözümü geciktirmeyi tercih etmektedir.

Okullarda öğretmenlerin olumlu davranış kazandırma gibi bir rollerinin olduğu unutulmuştur. Okullar öğrenciye sadece bazı bilgilerin verildiği, bilgilerin de sağlıklı ölçümünün yapılamadığı hedefi belirsiz kurumlar haline dönüşmüştür. Öğretmeler derse hazırlıksız girmesi, öğrencilerin becerilerini geliştirecek etkinlikler yapmaması,  rol model görevinin unutulması, ders dışı çalışmaların yetersiz olması yüzünden eğitim çıktıları sayılan öğrenci tutum ve davranışlarında her geçen gün problem büyümektedir.

Öğrencilerin büyük çoğunluğu amaçsızdır, siyasilerin farklı toplum kesimlerini tehditleri eğitim ve öğretimdeki barış ortamını bozmuştur, özellikle muhalif görüşteki ailelerin çocukları dışlanma baskısı altında hızla eğitimden uzaklaşmaktadır. Okul çevresinden başlayarak ülke geneline yayılmış şiddet ve tehdit dili öğretmen öğrenci herkesi etkilemektedir. Öğrencilerin okul ve arkadaş gruplarında muhalif görüşlere karşı şiddet yayılmakta, okuldaki şiddetten korkan öğrenciler eğitimden uzaklaşmaktadır.

Güvenlik problemleri ve kaynak yetersizliğinden dolayı okullar sürekli eğitim amacıyla kullanılmamakta okul saatleri dışında kapatılmaktadır. Sosyal ortamların eksikliğinden dolayı öğrenciler ders dışı zamanlarını onlar için tehlikeli sayılabilecek ortamlarda geçirmekte bu yüzden erken yaşta kötü alışkanlıklar kazanmaktadır.  Rehber öğretmen yetersiz olması diğer branş öğretmenlerinin kendini sorumlu hissetmemesinden dolayı öğrencilerin davranışlarındaki kötü değişim izlenmemekte psikolojik ya da davranış sorunu olanlar ancak disiplin vakası olursa gündeme gelmektedir.

Ne ders kitapları ne de diğer ders araç gereçlerinin öğrencinin seviyesine ve güncel ihtiyaçlara uygunluğu takip edilmemektedir. Kitaplar sık değiştiğinde öğretmenler uyumda zorlanmakta, bazıları eski alışkanlıklarıyla yola devam etmektedir.   

Yönetici atamalarındaki yetersizlik ve tutarsızlıklardan dolayı okullarda eğitim düzeyi düşmektedir, sosyal ve kültürel faaliyetler yetersizdir. Okullarda sıcak bir aile yuvasına dönüştürülemediği, okul yönetiminde öğretmen katkısı alınmadığı için kimse kendini sorumlu ve güvende hissetmemektedir. Gelir dağılımındaki uçurumlardan dolayı, öğrencilerde beslenme bozuklukları, sağlık sorunları, giderek artmaktadır.

İKTİDARA GÖRE EĞİTİMİN TEK SORUNUN İMAM HATİPLERİN DOLDURULMASI

İktidar eğitimi imam hatip okullarında ibaret gördüğü için eğitimi onlar üzerinden sürdürmeyi planlıyor, ancak ülke şartlarının buna hazır olmadığını düşünerek bu projesini aşamalı olarak hayata geçiriyor. En iyi semtlerde en iyi okul binaları imam hatip ortaokuluna dönüştürülüyor. Adrese dayalı kayıt sisteminde bölgede hiç istek yokken hızla imam hatip ortaokul sayısı artırılırken seküler eğitim veren ortaokul sayısı azaltılarak veliler din eğitiminin yapıldığı okullara kayda mecbur ediliyor.    
Eğitim senin açıklamasına göre, ortaokulların çoğu imam hatip ortaokuluna dönüştürüldüğü yerlerde çocuğunu seküler eğitim verilen bir okulda okutmak isteyen veliler okul bulmakta zorlanıyor. İstanbul ve İzmir’in bazı semtlerinde veliler ortaokula kayıt yaptırmak için 5 bin ile 10 bin TL arasında kayıt ücreti istendiğini anlatılıyor. Parası olmayan velilerin hiç istemedikleri halde imam hatip ortaokuluna kayıt yaptırmak zorunda bırakıldığı, bu vb yollarla imam hatip ortaokullarının zorla doldurulduğu aktarılıyor.

İmam hatip liseleri de akademik eğitim veren lise sayısı azaltılarak doldurulmaya çalışılıyor, bir önceki sene 3 bin civarında olan fen ve Anadolu Lisesi gibi sınavla öğrenci alan akademik lise sayısı 700 lere kadar düşürüldü. Bunların yanına 300 civarı imam hatip okulu ve ona yakın meslek lisesi eklendi böylece çocuğunu başarılı bir lisede okutmak isteyen veliler sınırlı sayıdaki fen ve Anadolu liselerini kazanamazsa imam hatip okullarını tercih zorunda bırakıldı.

Sınavla öğrenci alan okulların kontenjanları geçen yılın üçte birine kadar düşürüldü. Diğer akademik liselere mahalle mektebi denilerek itibarsız hale getirildi, sınavları kazanamayan öğrenciler eğer mesleki eğitimi düşünmüyorsa tek alternatif olan imam hatip okullarını seçmek zorunda bırakıldı.  İktidarın eğitimin geliştirilmesi diye bir hedefi yok en önemli hedef imam hatip okullarının doldurulması tüm eğitim politikaları bu okulların doldurulmasına göre yeniden düzenleniyor.

Din okullarını doldurmak için yapılan 4+4+4 sistem değişikliğinden sonra talep olmamasına rağmen okul binalarının bir kısmı din okuluna dönüştürülüyor. Seküler eğitimi tercih edenler kalabalık sınıflarda eğitim görmek mecburiyetinde kalırken iktidar mevcutlar daha dolmadan gözüne kestirdiği binaları din ortaokuluna dönüştürüyor. Siyasi tercihlerle iktidarın din okulu takıntısından dolayı binalar adil paylaştırılamıyor, idareciler kalabalık öğrencilerin olduğu seküler okullarda ana okul öğrencilerini tuvalet olmayan katlara yerleştirilmek zorunda kalıyor.

TOPLUMDA EĞİTİM İSTEGİ ARTACAĞINA AZALIYOR

Son döneme kadar eğitime istek artma eğilimindeydi ancak iktidar partisi siyasi tercihlerine eğitimi feda ettiği 2011 den beri her geçen yıl ülke insanında eğitim isteği azalıyor. Üniversite mezunlarının bile işsiz gezdiği ülkede iktidar daha fazla genci yüksek öğretime teşvik edeceğine gençleri eğitimden koparacak kapılar aralıyor. Sanayinin çırak ihtiyacını karşılamak bahanesiyle ilköğretim çağından itibaren çocukların eğitim sistemi dışına çıkmasına izin veren metotlar geliştiriyor.   Bu yüzden ilköğretimi açık öğretimle dışarıdan bitirme fırsatını sunulunca 1,5 milyon öğrenci okulu terk ediyor, eğitimden kaçıyor.

Ailelerde eğitimle ek bir avantaj kazanılmadığı düşüncesi hızla yayılıyor, ülkede yaşanan ekonomik krizden dolayı aile bireyleri geçimlerini sağlamakta zorlanıyor. İşsizlik artarken asgari gelirle yetinmek zorunda kalan ailelerin çocuklarının eğitim isteği kayboluyor, kimi evde çalışma ortamı bulamıyor, kimi beslenme yetersizliği yaşıyor kimi aile bütçesine katkı yapmak için çıraklık veya mevsimlik işlerde çalışıyor kimi ise erken yaşta evlendirilerek eğitimden kaçırılıyor.

Eğitimi sınav baskısından kurtarma adına iktidarın yaptığı onlarca yanlış yüzünden okullarda öğrencileri motive edecek bir hedef gösterilemiyor, bu hem öretmen hem öğrenci hem de okul ortamında eğitime olan isteği azaltıyor. Eğitimli nüfustan korkan iktidar partisi kolay yönlendirilebilecek, düşünmeden arakasına takılacak gençlik yetiştirmek istiyor, bu yüzden ne kadar düşünce grubu varsa hepsini sırayla hain ilan ediyor olumlu faaliyetlerini yasaklıyor, ülke muhalif dünya görüşlerinin yasaklandığı insanların eğitimden kaçtığı komünizm artığı yeni bir diktatörlük sürecine giriyor.


 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ