90’lar devleti konsolide mi oluyor? Çakıcı ve Peker neden barıştı?

"AKP, Sedat Peker'i MHP’ye alternatif bir yedek güç olarak yanında tuttu...' Çakıcı-Peker barışmasından sonra gözlerimizi kısarak “kartlar yeniden karıldı” diyebiliriz veya arkamıza yaslanıp “gerçekten mi?” diye de sorabiliriz."




Kronos'tan Nihal Kaya'nın analizi şöyle;


Saygı Öztürk’ün geçen hafta, “Çakıcı ve Peker cephesinde sürpriz gelişme” başlığıyla muştuladığı haberi okuduğunda insanın yüksek sesle “hoppala” diyesi geliyor. Ama bu sürprizin yarattığı heyecanı bir kenara bırakıp önce Öztürk’ün verdiği haberlere bakalım: İnfaz düzenlemesiyle birlikte Çakıcı tahliye olmuştu, “Çakıcı ve Peker grupları arasında her an silahlı çatışmanın çıkması bekleniyordu.” Ama devreye “hatırlı bir dost girmiş”, taraflar birbiriyle telefonda konuştuktan sonra “aralarında ‘abi-kardeş’ ilişkisi başlamıştı.’ Bu öyle bir gelişmeydi ki Öztürk, ‘kuşkusuz polisin de rahatladığını düşünüyordu.’

Sosyal medyada olduğu kadar bazı ‘analizciler’ tarafından da bu haber şaşkınlıkla karşılandı. Bu şaşkınlığa neden olan temel bilgi şu iddiaya dayanıyordu – bir ‘analiz’ yazısısından aynen alıntılıyorum – :

“Bahçeli, partisi de bölününce iyice zayıfladı. MHP liderinin Erdoğan’a sunabileceği ne bir oy potansiyeli vardı ne de ittifakın saygınlığını arttıracak siyasi prestiji. Ancak Ülkü Ocakları, AKP’nin sahip olmadığı sokak gücünü ona sunabilirdi. Ne var ki AKP, Bahçeli’nin kontrolündeki Ülkü Ocakları’na bel bağlamadı, Sedat Peker adlı mafya liderini MHP’ye alternatif bir yedek güç olarak yanında tuttu. Sedat Peker de kurttan Rabia işaretine geçerek ve AKP muhaliflerine tehditler yağdırarak yeni görevine adapte oldu. Devlet Bahçeli, Alaattin Çakıcı ziyareti ile Sedat Peker’e karşı bir ağırlık oluşturmak istedi.”

Barışmanın üzerinden çok da geçmedi Peker, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ı, ismini açık açık vererek, kendisine komplo kurmakla suçladı. Şimdi gözlerimizi kısarak “kartlar yeniden karıldı” diyebiliriz veya arkamıza yaslanıp “gerçekten mi?” diye de sorabiliriz.

Çakıcı ve Peker’in barışmasıyla karşı cephelerde yer aldığı söylenen “ağırlıklar” bir tarafta toplanmış, bu ve buna benzer tezlerse havada kalmıştı. 

CEZAEVİNDE ÇETE SAVAŞI

Sorulara yanıt vermek için geçmişi biraz hatırlamak gerekiyor. Saygı Öztürk’ün ‘barış’ haberini verirken yazdığına göre, “Alaattin Çakıcı’nın cezaevinde bulunduğu dönemde, çok sevdiği arkadaşlarından bazıları cezaevinde öldürülmüştü. Bunun sorumlusu olarak da Sedat Peker gösteriliyordu. O yüzden Çakıcı ile Peker’in aralarının açık olduğu söyleniyordu.”

Öztürk’ün söz ettiği bu olay, Bayrampaşa Cezaevi’nde, 20 Eylül 1999 tarihinde meydana geldi. İki gün sonra Hürriyet’te yer alan haberde bu ‘olay’ bir hikâye gibi anlatılmıştı.

İddiaya göre Sedat Peker’in Bayrampaşa Cezaevi’nden ayrılmasından sonra, “el verdiği” Trabzon Çetesi’nin elebaşısı Hakan Çillioğlu ile Alaattin Çakıcı’nın yeğeni Kenan Ali Gürsel arasında cezaevinde güç savaşı başlamıştı. Çakıcı’nın yeğeni Kenan Ali Gürsel, Tevfik Ağansoy’u öldürdüğü gerekçesiyle idam istemiyle DGM’de yargılanıyordu. Olaydan önce Gürsel, cezaevinin D-10 koğuşuna giderek, Hakan Çillioğlu’nu adamlarının yanında tokatlamıştı.

Olayın yaşandığı gün Kenan Ali Gürsel, “görüş için” ikinci müdürün odasına çağırılmıştı. Ziyaretçisi ise daha önce dört, beş kez ziyaretine gelen Hakan Ural’dı. (Çehov’un hikâye anlatımı kuralında, “oyunun başında duvarda silah asılıysa oyunun sonunda mutlaka patlıyor”, tesadüfe bakın ki çeteler tarihinde de Ural’lardan biri bir sahnede görülünce biri ölüyor. 1996’da Tevfik Ağansoy, Alaattin Çakıcı’nın adamları tarafından Bebek’te öldürüldüğünde, Hakan Ural’ın babası Selçuk Ural da yine tesadüfen aynı mekândaydı.)

Olaya dönelim: Kenan Ali Gürsel, ikinci müdürün odasındayken Hakan Çillioğlu gardiyanların gözetiminde D17 koğuşundan alınıp, 425 metrelik ana maltayı geçtikten sonra görüş odasına getirildi. İşte, bu sırada iki hasım karşılaştı. Hakan Çillioğlu, ikinci müdürün odasının önündeki koridorda, Kenan Ali Gürsel’e üç el ateş etti. Çillioğlu, ifadesinde silahı Gürsel’in elinden aldığını iddia etti. (Hürriyet, 22.09.1999) Başka bir iddaya göre de Çillioğlu, tabancayı Gürsel’in elinden almamış 425 metrelik mesafeyi belindeki tabancayla yürümüş ve hatta kontrol noktalarından da bu şekilde geçmişti. Peşinden çıkan çatışmada 7 kişi ölürken, 3 kişi de yaralandı.

Dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün “cezaevi yönetimindeki zafiyeti itiraf ettiği” bu olayla ilgili daha sonra Sedat Peker, Hakan Çillioğlu Nesrin Filiz ve Mecnun Odyakmaz hakkında Eyüp 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ”taammüden birden fazla kişiyi öldürmeye azmettirmek”, “adam öldürmek” ve “öldürmeye iştirak” suçlamalarıyla dava açıldı. Burada, Mecnun Odyakmaz’ı not etmek gerek, ileride yine karşımıza çıkacak.

CEZAEVİ KASASINDA 5 TRİLYONLUK DÖVİZ

Elbette cezaevindeki bu çete savaşı basit bir tokat meselesinden çıkmamıştı. Öldürülen Kenan Ali Gürsel’in koğuşundaki bir kasada, o dönemin kuruna göre, 5 trilyonluk döviz bulundu. Ayrıca 6 adet dokuz milimetrelik tabanca, 3 adet telsiz telefon, 61 adet mermi, 3 cep telefonu, 18 adet adaptör, çok miktarda kesici delici alet, 21 paket esrar, 6 adet bali, 116 adet hap ele geçirildi. Yok yok!

O dönemde gazetecilik yapan Tuncay Özkan, Bayrampaşa Cezaevi’nden kendisine gönderilen bir mektubu yayınlamıştı:

“Bayrampaşa Cezaevi’nde altı ayda bir ihaleye çıkılıyormuş. Neyin mi? Uyuşturucunun. Uyuşturucunun Bayrampaşa Cezaevi tarifesi söyle. Bir bardak esrar 30 milyon lira. Bir gram kokain 300 dolar. 37 ekran bir televizyon ile derin donduruculu bir buzdolabı alacaksınız, malların kalitesine göre 20 bin doları gözden çıkartmanız gerekiyor. (…) Şu anda Erricson 688 marka cep telefonu 600 milyon lira. Model ve markasına göre fiyat çeşitliliği var. 300 milyondan başlıyor cep telefonlarının fiyatı. Cep telefonunu kullanmak isteyen mahkûm, dakikası 500 bin liradan caninin istediği yeri arayabiliyor.”

Mafyada çatışmalar “siyasi dava” sebebiyle değil, mektuptan da anlaşılacağı gibi, “para sebebiyle” çıkıyor.

“BEN YAPMADIM AĞABEY”

Bu olayın hemen ardından Peker, Fransa’da yakalanan ve o sırada  Marsilya Les Baumettes Cezaevi’nde yatan Çakıcı’ya bir mektup yazarak, “Ben yapmadım ağabey” dedi. (Milliyet, 25.09.1999)

Peker, Milliyet’ten Duygu Asena’ya (evet, doğru okudunuz Duygu Asena’ya) verdiği söyleşide (Tarih: 15.12.1999) de bu mektupla ilgili şunları söylemişti:

“Alaattin Çakıcı geçmiş yıllardan tanımış olduğum bir insandır. Kendisiyle görüşemediğimiz zamanlarda da dostluk ilişkileri haricinde aramızda bir gerginlik söz konusu değildir. Cezaevinde kendisinin yakınları öldürülünce benim tarafımdan bu insanların öldürtüldüğü söylendi. Benim tarafımdan öldürtülmediği anlaşıldı . (…) Daha sonra Alaattin Çakıcı’ya gazetelerde olayı benim yönlendirdiğim yönünde birkaç haber çıkınca mektup yazdım. Yapmış olduğum bir şeyi rahat bir şekilde yaptırdığımı söylecek kadar cesaret sahibi olduğumu kendisine söyledim.”

“SEDAT ÜLKÜCÜ MÜLKÜCÜ DEĞİLDİR”

Peki, Çakıcı ile Peker’in ‘abi-kardeş ilişkisinin’ evveliyatı neydi ve bu ilişkiyi Çakıcı nasıl anlatıyordu?

Bunu da Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığının, “Say Metalin yasadışı yollardan ele geçirildiği” iddiaları üzerine düzenlediği “Gökyüzü” operasyonu kapsamında yaptığı telefon dinlemesinden öğreniyoruz. 9 Ocak 2004 tarihinde yapıldığı öne sürülen görüşme Çakıcı, MHP Erzurum Milletvekili adayı Haluk Pirimoğlu’na bu ilişkiyi şöyle anlatmıştı (Milliyet, 08.09.2005) :

Alaattin Çakıcı: Sedat ülkücü mülkücü değildir.
Haluk Pirimoğlu: Evet, enteresan bir çocuk, senin yanından bilirim.
A.Ç: Yok bende değildi o zaman, tanımazsın. O bu değil. Küçük Sedat benim yanımdaydı o zaman.
H.P: Hangi Küçük Sedat?
A.Ç: Peker, Peker…
H.P: O mu yanındaydı?
A.Ç: Benim yanımda oydu abisi.
H.P: Ya bu Sedat da senin yanındaydı…
A.Ç: Yok buna yardım ederdim ama yanımda değildi, hapisteydi o zamanlar. Küçük ufaklık olan vardı, bu yoktu. Aşağı yukarı 41 – 42 yaşında bu.
H.P: Peker yanında mıydı yahu, ben onu bilmiyorum hiç.
A.Ç: He he gelip giderdi yanıma sürekli. Ayda 8 – 10 gün… Ben o bizim Ömer’le bunu, Savaşı vurdurmaya gönderdim.
H.P: Hangi Savaşı?
A.Ç: Benim yeğenimi ya. Ha ha ha…
H.P: Ee?
A.Ç: Gittiler, ben de gittim. Dediler, “Abi ne yapalım bunu?” Dedim, “Bırakın.”

ARAYA GİRİP BARIŞTIRAN HATIRLI DOST KİM?

Saygı Öztürk, Çakıcı ile Peker’in barıştıran ismi açıklamamıştı. Kim olduğunu daha sonra Sabahattin Önkibar yazdı: Atilla Yıldırım.

Arşivler karıştırıldığında dönemin Trabzon Spor Başkan Yardımcısı Atilla Yıldırım’ın pek çok kez iki ismin arasına girdiği görülüyor. Yıldırım, Çakıcı ile birlikte Türkbank davasında yargılanan isimlerden biri. Davanın 15 Haziran 1999 yılında görülen celsesinde verdiği ifadede şunu söylemişti (Milliyet, 16.06.1999):

“Çakıcı 10 yıl önce benim ofisime gelirdi. Yanında Mehmet Eymür gibi devletin üst düzey adamları vardı. Ben Çakıcı’nın isteği üzerine Sedat Peker’i aradım ve Çakıcı’nın konuşma isteğini ilettim.”

Atilla Yıldırım, 15 Aralık 1998 tarihli savcılık ifadesindeyse şunları söylemişti (Takvim):

“Alaattin Çakıcı beni telefonla aradı. Türkbank ihalesinde Sedat Peker’in Hayyam Garipoğlu’nu destekleyip desteklemediğini öğrenmemi istedi. Peker bana cevaben, Hayyam Garipoğlu’nun Hayrettin Alp isimli bir kişi vasıtası ile aradığını ve Türkbank ihalesinde kendisini desteklemesini, bunun karşılığında Sedat Peker’e 25 milyon dolar para vereceğini söyledi.”

Daha sonra gözaltına alınan Peker de ifadesinde, Türkbank ihalesinde Hayyam Garipoğlu’nu desteklemeyi düşündüğünü, ama Çakıcı’nın kendisini arayıp, arkadaşı Korkmaz Yiğit’in gireceğini söylemesi üzerine vazgeçtiğini söyledi. (27.08.1998, Hürriyet)

Yıldırım, 1999 yılından önce de 1998 yılının Aralık ayında bu kez “Futbol Federasyonu seçimlerine, Alaattin Çakıcı’nın talimatıyla müdahale ettiği” gerekçesiyle gözaltına alınmıştı. İddiaya göre Abdullah Kiğılı’nın başkan seçildiği kongrenin yenilenmesi için, DYP Elazığ Milletvekili Mehmet Ağar da devreye girmişti. Abdullah Kiğılı ve yardımcısı Hadi Türkmen, birer ay ara ile istifa etmişlerdi. Aynı konuya ilişkin, Sedat Peker’in sağ kolu Mecnun Odyakmaz da gözaltına alındı. Mecnun Otyakmaz, çok değil bir yıl sonra Bayrampaşa Cezaevi’nde Çakıcı’nın adamlarının vurulmasına iştirak ettiği iddiasıyla yargılandı.

Hürriyet gazetesinden Gülçin Telci, 9 Ocak 1999 tarihli köşesinde Türkbank davası ve TFF seçimlerine ilişkin şunları yazmıştı:

“Türkbank ihalesi ile ilgili olarak sorgulandıktan sonra tutuklanarak cezaevine koyulan Trabzonspor eski Başkan yardımcısı Atilla Yıldırım’ın ifadeleri elime geçti. Valla okuduğum zaman başım döndü. İfadelerde Sedat Peker’in adı nedense hep Hayyam Garipoğlu ile birlikte anılıyor. Yıldırım’ın, ‘Futbol Federasyonu Başkanlığı seçimlerinde Alaattin Çakıcı’nın rolü oldu mu?’ sorusuna verdiği cevap oldukça ilginç. Alaattin Çakıcı, Futbol Federasyonu seçimlerinde Sedat Peker ile birlikte Mustafa Kefeli’yi desteklemiş. Tabii, kardeş Gencay Çakıcı da bu desteği vermiş. Tüm bu desteğe rağmen, Federasyon Başkanlığı seçimlerini Haluk Ulusoy kazanmış. Ve ardından Haluk Ulusoy da tehdit edilmiş.”

YOLLAR HEP AKÇELİ İŞLERDE KESİŞİYOR

Dava dosyalarına göre, Çakıcı ve Peker’in “abi-kardeş ilişkisi” hep akçeli işlerde devreye giriyor. Çakıcı ve “Küçük Sedat” dediği Peker’in işlerini ‘mafya kurallarına’ göre yürüttükleri de aşikâr. O kuralları da “dava adamlığı” değil, para ve çıkar ilişkileri belirliyor.

Çakıcı ile Peker’i bugünlerde birleştiren çıkar ilişkisinin ne olduğunu tam olarak anlamak için de herhalde biraz daha beklemek gerekiyor.


Kaynak: KRONOS
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ