"25 Aralık Erdoğan'ın Dünya'da terörü finanse edenlerle ortaklıkları ve ihale mafyası"

"25 Aralık dosyalarının en önemli belgelerinden biri Yasin El Kadı’nın göz koyduğu milyar dolarlık Etiler polis okulu arazisi, bu yer kara paralarını aklayıp yüksek rant elde etmede kullanmak için rezidans yapmak üzere Kadı ya verilmek isteniyor."




İsmail S. Gülümser/Aktif Haber


25 Aralık Erdoğan’ın suçlardan kurtulmak için hukuk nizamından vazgeçmek zorunda kaldığı tarihtir.

Çünkü 17 Aralıkta bile her şeye rağmen hukuk uygulanmış bakan çocukları da olsa suç işleyenler tutuklanmıştır. Hâlbuki 25 Aralıkta savcının talimatı engellenmiş ondan sonra hiçbir şey hukuk nizamına göre yürütülmemiştir.

25 Aralık’ta operasyon talimatı Erdoğan ve ekibi tarafından engellenen davanın savcısı Muammer Akkaş’ın olaydan sonra Fatih Alkan’a verdiği mülakatta o günlerde bu da olmaz dedirten ancak son dönemde her gün onlarcası yaşandığı için adiyattan olaylar haline gelen ilginç detaylar yer alıyor.

25 ARALIK SORUŞTURMASI NASIL BAŞLADI?

Akkaş 2011 yılında kendilerine hafriyat işleri hakkında gelen yolsuzluk ihbarı üzerine bir soruşturma başlatmış, ancak başsavcıdan aldıkları izinle yaptıkları teknik takiplerde zaman ilerledikçe ilginç bilgilere ulaşmışlar. Konun sıradan bir hafriyat işi olmadığını kamu gücünü kullanan tam teşekküllü çıkar amaçlı bir suç örgütüyle karşı karşıya olduklarını fark etmiş ve 2012 yılında başsavcıya bilgi verip hafriyat işinden ayrı yeni bir dosya açmışlar.

Operasyon talimatı verdikleri güne kadar 20 ay mahkemeden aldıkları izinlerle kişiler hakkında fiziki ve teknik takip yürütmüşler. Cengiz Aktürk ve eşi adına kayıtlı gibi görünen Bosphorus 360 isimli şirketin BM tarafından dünyada terörü finanse etmekle suçlanan Yasin El Kadı ve oğlunun da aralarında olduğu başbakanlık koordinasyon ajansı müdür yardımcısı Abdülkerim Çay gibi gizli ortakların olduğunu öğrenmişler. Şirketin faaliyetlerini bunların yönlendirdiğini, grubun kamu görevlilerine nüfuz ederek ihale süreçlerinde şirket adına iş takibi yapıp ihalelerle fesat karıştırdığını belirlemişler.

Yaptıkları takipler derinleştikçe kurulan tam teşekküllü ihale mafyasının kamu gücünü kullanarak milyon dolarlık işleri nasıl yönlendirdiğini, kamu kaynaklarını birilerine peşkeş çektiğini, her ihaleden %10 pay alabilmek için ihale bedellerinin suni olarak nasıl şişirildiğini, bu yolla ülkenin milyarlarca dolar zarara uğratıldığını tespit etmişler.

Dinledikleri bir isim onları suç örgütünün diğer elemanlarına ulaştırmış ve soruşturmayı genişletmişler bir aşamadan sonra devletin en yetkili makamlarındaki insanların da içinde olduğu bir suç örgütünün varlığından haberdar olmuşlar.  Geçmiş tecrübelerine dayanarak siyasilerinde olaylara müdahil olduğunu gördükleri halde onlar ve birinci derecede yakınları hakkında teknik takip yapmamışlar. Bu yolla olayı erken öğrenebilecek siyasilerin müdahalesinden dosyayı korumuşlar.

Takipler sırasında o günlerde ulaştırma bakanı olan Binali Yıldırım’ın havuz medyasının kurulması için iş adamlarından ihale karşılığı pay aldığını ve para topladığını belirlemişler. Yıldırım o günlerde teknik takiplerin yapıldığı kendi emri altındaki telekomünikasyon başkanlığına gelerek, tüm ihale işlerini yaptırdığı paraları toplama görevi verdiği danışmanın dinlenip dinlenmediğini sormuş, onlar da gizli bu bilgiyi vermek zorunda kalmışlar. Bakanın danışmanı diğer ihaleler yanında Berat Albayrak ile birlikte 8-10 işadamından 650 milyon dolar toplanarak havuz medyası kurulması hakkındaki yolsuzlukları da koordine ediyormuş.

Devletin üst düzey görevlilerinin kamu gücünü kullanarak firmaları önceden aradığı ihaleyi size vereceğiz ancak bize sizi seçmemiz için diğerlerinden ayıran özelliklerinizi anlatın şartnameyi ona göre hazırlayalım dediklerine şahit olmuşlar.  Yapılan takiplerde ihaleye fesat karıştırmadan başlayıp kara para aklamaya kadar her konuda suç unsuru tespit edilmiş.  Etiler polis okulu arazisinin alınması dâhil her alanda kamu gücünün fütursuzca kullanıldığına belli aşamadan sonra olaylara Bilal Erdoğan gibi siyasilerin en yakınlarının da karıştığına şahit olmuşlar.

OPERASYON TALİMATI VE SONRASINDA YAŞANANLAR

17 Aralıktan sonra benzer dosyalarla başının belaya gireceğinden korkan Erdoğan ve hırsızlık ekibi bu kez işi şansa bırakmamak için haklarında başka dava dosyası olup olmadığını araştırıyorlar. Savcıların yürütmekte oldukları dosyalar hakkında başsavcıya bilgi verme şartı getiriyorlar. Bu aşamadan sonra konu hakkında havuz medyası olayının da aralarında olduğu davaları yürüten savcının elindeki dosyaların içeriğinden haberdar oluyor ve dosyayı görmek için o günlerde İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olan Turan Çolakkadı’dan Akkaş’ın yürütmekte olduğu dava hakkında bilgi almak istiyorlar.

Çolakkadı davanın savcısından dosyayı ekleriyle birlikte getirmesini istiyor, daha soruşturmanın devam ettiği bir dönemde dosyasının fark edildiğini anlayan Akkaş, başsavcı vekili Oktay beyle birlikte konunun içeriği hakkında bilgi vermek üzere Başsavcının odasına gidiyor ve dosyanın çok güçlü delillerinin olduğunu anlatıyor. Başsavcı hiç delilleri ve kişileri sormuyor, onun yerine savcıyı sorgular gibi “görev alanına giriyor mu?, İstanbul dışındaki Urla villalarını hangi yetkiyle soruşturdun? ... “ gibi sorularla savcıyı köşeye sıkıştırmaya çalışıyor. Akkaş hukuk çerçevesinde özel yetkili savcı olarak bunu yapmaya yetkili olduğunu açıklayınca sorgulamalar kesiliyor.

Ancak davaya siyasilerin müdahalesini önlemek için operasyon yapmak istediğini söyleyince Çolakkadı birden değişiyor,  bir hukukçuya yakışmayacak tarzda bir reaksiyon veriyor, “sen kendini ne zannediyorsun, ben seni adım adım takip ediyorum, senin ne yaptığını biliyorum” gibi tehditlerle baskı altına almaya savcıya gözdağı vererek hukuki süreci engellemeye çalışıyor. Akkaş soğukkanlılığını koruyarak olaya siyasilerin müdahaledeki kararlılığından dolayı daha sonra yapacağı operasyonu öne almak zorunda kaldığını anlatıyor

Hukuki sürece doğrudan müdahaleye cesaret edemeyen Çolakkadı baskıya rağmen direnen Akkaş’tan dosyayı alamıyor ve 22 Aralık günü onun operasyona başlatılmasını kabullenmek zorunda kalıyor.

23 Aralık günü savcı sabah erken saatlerde odasına geçip, 41 kişi hakkındaki gözaltı tutanaklarını ve mal varlığı üzerinde tedbir yazılarını hazırlıyor, mahkemeden gerekli kararları çıkartıyor.  Bunların sisteme girişi yapılıyor ve savcılıktan emniyete gözaltı işlemlerini başlatın talimatı veriliyor. 24 Aralık günü emniyet adres tespiti yapıyor ve 25 kişinin İstanbul’da 16 kişinin İstanbul dışında olduğunu belirlediklerini operasyona başlayacaklarını bildiriyor. Talimatın hemen uygulanması gerekirken siyasilerin baskılarıyla bekletiyor engellemek için çareler arıyorlar. Akşam saatlerinde başsavcı vekili Akkaş’a geliyor ve süresinde operasyonu yapamadıkları için ek süre istiyor ve operasyonun o gece yapılmasında mutabakata varılıyor. Talimatları veren savcı evine çekiliyor ve o gece operasyonların yapılmasını bekliyor.

O GECE SİYASİLER DEVLETİ AYAĞA KALDIRIYOR

Adalet ve İç işleri bakanları dâhil kabinede 10 bakan değişiyor, siyasiler gece sabaha kadar emniyet müdürlüğünde toplantı üzerine toplantı yapıyor, uygulanmak zorunda olan savcı talimatını engellemek için bir yol arıyorlar, öyle korkuyorlar ki yasal bir yol olmadığını görünce tüm hukuk normlarını ortadan kaldırıp yasadışı yöntemle savcı talimatını engelleme yoluna gidiyorlar. Savcıyı ve operasyon için görevlendirilmiş polislerin hepsini görevden alıyorlar.  Suçlular hakkında işlem yapılmasını engelleyip suçluları takip edenleri tutukluyor ya da işine son veriyorlar.   

Akkaş Türk hukuk tarihinde ilk kez bir savcının operasyon talimatının doğrudan müdahale ile siyasiler tarafından önlendiğini, iktidarın dünyada örneği az rastlanacak şekilde yargının çalışmasının engellendiğini anlatıyor. Kurulmuş ihale mafyasını çökertmek isterken arı kovanına çomak sokan suçluları takiple görevli olanlar suçlular tarafından derdest edilip cezalandırılıyor. Kimisi tutuklanıyor, kimisi görevden alınıyor kimisi sürgüne gönderiliyor. Siyasiler yakınlarını işledikleri suçlardan korumak için tüm devlet nizamını ve hukuk sistemini yok ediyor.

Savcı siyasiler adaletin gerçekleşmesini engellediği için operasyonu yapamıyor. Artık o tarihten sonra hukukun üstünlüğü kavramı ortadan kalkıyor, bağımsız mahkemeler lağvediliyor, hukuk nizamının yerini talimatla karar veren hâkimlere bırakıyor.

Suçluların yakalanmasını engelleyen Erdoğan Mitinglerde soruşturmayı yürüten savcıyı açıktan hedef gösteriyor, mahkeme kararını uygulatamayan savcı Erdoğan tarafından ” militan savcı seninle işimiz bitmedi” diyerek tehdit ediliyor. Görev yeri değiştiriliyor, görevden alınıyor, kendisi-eşi takip ve taciz ediliyor, bütün geçmişi didiklenip suç bulunması için memurlar seferber ediliyor. Devletin yönetimini ele geçiren mafya örgütü tarafından tehdit edilen savcı kendini halka anlatabilmek barolar ve diğer hukuk çevrelerinin desteğini alabilmek için basın bildirisi dağıtmak basın açıklaması yapmak zorunda kalıyor.

25 ARALIK DOSYASINDA TERÖR FİNANSÖRÜ YASİN EL KADI’YLA ERDOĞAN-FİDAN İLİŞKİSİ

Erdoğan suçlarını saklamak için soruşturanları suçlamaya başlıyor, savcıların mahkeme kararı olmadan dokunulmazlığı olan bakan ve milletvekillerini dinlediğini söyleyerek yürütülen dosyaların şaibeli olduğunu anlatıyor. Ancak Akkaş bu dosyada başbakandan milletvekillerine kadar dokunulmazlığı olan kimseyi dinlemediklerini hatta olaya siyasilerin müdahalesini engellemek için Bilal Erdoğan ve Berat Albayrak hakkında bile gerektiği halde soruşturmanın deşifre olmaması için dinleme izni almadıklarını belirtiyor.

Erdoğan şifreli telefonun dinlendiğini iddia ederek savcıları karalamaya çalışıyor, Akkaş emniyetin bu telefonları dinleme yeteneğinin olmadığını onları ancak iç ve dış istihbarat birimlerinin dinleyebileceğini anlatıyor. Yasin El Kadı BM tarafından dünyada terörü finanse edenlerden biri olarak ilan edildi tüm gelişmiş ülkeler onu takip ediyor, Erdoğan ve Fidan’ın Kadı ile birkaç kez görüştüğünü kendileri de fiziki takiple tespit etmişler. “İnternette yayınlanan ses kayıtlarının ya ülkemiz ya da gelişmiş ülkelerin istihbarat birimlerince servis edilmesi muhtemel” diyor.

Savcı bu dava dolayısıyla Kadı’yı izlemeye almış normal telefondan Fidan ve başbakan ile görüşmelerini tespit etmişler. 2012 yılında Kadı’ya koruma ve şoför tahsis edildiği, ülkeye giriş çıkışı yasak olmasına rağmen, onların sağladığı özel iltimasla VIP den kontrollere takılmadan kolayca girip çıktığını görmüşler. Kadı Türkiye’de bir trafik kazasına karışıyor koruması ve oğlu yaralanıyor. Başbakan doğrudan devreye girerek onları özel bir hastanede tedavi ettiriyor.

Kadı başbakandan şifreli telefon istediği öğreniliyor, kendisine bu telefonun verildiği ve belli aşamadan sonra görüşmelerini bu telefonla yaptıkları teknik takip yapamadıklarını belirtiyorlar. Birçok ülkeye giriş çıkışı yasak olan biri Erdoğan ve Fidan ekibinin sağladığı özel imkânlarla ülkemize girip çıkıyor devlet imkânlarını fütursuzca kullanarak örgütlü suçlara ortak olduğu belirleniyor.

Savcılar giriş çıkışları kayıtlı hale getirmek için Sabiha Gökçen havaalanından VIP kamera kayıtlarını istiyor, başbakanlık bundan rahatsız oluyor ve kayıtların verilmesi engelleniyor. Kadı ile başbakanın Haliç kongre merkezinde görüşmelerini öğreniyorlar, olayı tespit etmek için kongre merkezi kayıtlarını istiyorlar.

25 Aralık dosyasında emniyet, oluşturulmuş suç şebekesiyle alakalı 1000 sayfayı geçkin fezleke hazırlıyor. 7 bölümlük fezlekede 52 şüpheli var ve bunların 41’i hakkında gözaltı kararı veriliyor. Fezlekeye göre örgüt Erdoğan’ın talimatıyla hareket eden gerektiğinde yolsuzluk için Bakanlar Kurulu kararıyla yasaları değiştirecek kadar kamu gücünü kullanabilen birbiri ile ilişki içinde 5 gruptan oluşuyor. Başbakan’ın özel kalem müdürü Hasan Doğan örgütlerin her faaliyetinde bir şekilde yer alıyor, örgütlerin biri Yasin el Kadı, diğerleri Latif Topbaş, Bilal Erdoğan, Binali Yıldırım ve Cemal Kalyoncu başkanlığında faaliyet yürütüyor. Bir numaralı şüphelilerden Yasin el Kadı’nın yasaklı olduğu dönemde polis onu ararken Erdoğan’ın Kadı ile 7 kez Fidan’ın 5 kez görüştüğü belirlenmiş.  Erdoğan hiç dinlenmemiş ancak örgüt üyeleri kendinden sürekli reis patron, beyefendi diye bahsediyor bunlar dinlemeye takıldığı için fezlekede 200 den fazla yerde adı geçiyor.     
İHALELERDEN YÜZDE ON HALİFE PAYI

Soruşturma ilerledikçe başbakanlıkta kurulmuş ihale mafyasının on yıldan fazla süreden beri her ihaleden %10 pay aldığını belirliyorlar. Kapatılan 25 Aralık dosyasının fezlekelerinde Erdoğan’a çok yakın iki üst bürokrat ile ünlü iş adamlarının olduğu örgütlü bir suç şebekesinin devlet nüfuzunu kullanarak 28 ihalede büyük çaplı yolsuzluk yaptığı tespit ediliyor. Yapılan teknik takipler ilerledikçe çetenin bunlar dışında da her büyük ihaleden pay aldığını öğreniyorlar.

İhale bedellerinin yüksek gösterilerek birçok ünlü müteahhidin de aralarında olduğu Yasin el Kadı liderliğindeki suç örgütünün kamu kaynaklarından kendilerine pay aktardıkları sadece 28 büyük ihale dosyasında kamu zararının 100 milyar dolar olduğu belirleniyor. Rüşvet sahtecilik, ihaleye fesat karıştırmak, kara para aklamak, rüşvet karşılığı ihaleleri suç ortaklarına vermek gibi birçok suç tespit ediliyor. Hazine arazilerinin usulsüz yöntemlerle Erdoğan’ın vakfı olan TÜRGEV’in zimmetine geçirildiği ortaya çıkıyor.

Başbakan adına işi takip eden Binali Yıldırım ile bir iş adamının telefon konuşmaları basına yansıyor. Bu konuşmalarda açıktan ihale almanın yolunun onlara %10 pay vermek olduğu anlaşılıyor.  Bakanla Aktürk ikilisi İstanbul kıyı emniyeti sosyal tesislerinde buluşuyor, ardından iş adamı arkadaşlarına bakan Yıldırım ile aralarında geçenleri anlatıyor. “Akşam çok güzel geçti gece 23 e kadar oturduk konuştuk, Sabiha Göçen işini hallettim, ama yüzde %10 la, sırada 4 milyarlık iş var, çalışın talimatı verdi.” diyor.

YOLSUZLUKLA KURULAN HAVUZ MEDYASI

Can Dündar 25 Aralık fezlekelerinde yer alan başbakan talimatıyla oluşturulmuş yolsuzluk ekibinin havuz medyasının kuruluşunu nasıl yaptığını olaydan bir yıl sonra Ağustos 2014 te Cumhuriyetteki köşesinde şu sözlerle anlatıyor.

“7 ağustos 2013 saat 15.00 te Erdoğan ve onun ihale gözdelerinden Mehmet Cengiz görüşme yapıyor, telefon kaydında görüşmenin çok gergin geçtiğini “S..çtı ağzıma “ gibi küfürlü sözle anlatıyor. Talimatla Sky televizyonunu aldığını yine talimatla Sancak’a devrettiğini açıklıyor, Sabaha girmesi ve olduğundan yüksek fiyatla satın alması için başbakanın ciddi baskı yaptığını açıklarken “Bu kadar iyilik yapıp bu kadar fırça yediğim tek iş oldu... ilk defa diklendim ona...  Sabaha girmedim ya onun için kızdı bana... “ diyor. Fezlekedeki ses kaydına göre fırçadan sonra Cengiz konsorsiyuma girmeye razı oluyor.

Havuz medyası için oluşturulmuş örgütü Erdoğan’ın koordine ettiği Nihat Özdemir’in ses kaydından da anlaşılıyor. O da başbakanın kendisine “bu işi halledeceksiniz kardeşim” dediğini aktarıyor. Paraların toplanması işini Binali Yıldırım üstleniyor, devletten ihale alan iş adamlarını çağırıp Erdoğan’ın emrini tebliğ ediyor.  İş adamı Kuloğlu ses kaydında “kafam karmakarışık böyle bir görev verildi, diyecek bir şey bırakmadılar, kaçarı yok yapmamız lazım” diyor.  Bakan 2,5 milyar dolarlık ihale karşılığında para toplama işini isteksiz bile olsa Cengiz’e devrediyor, diğer birine 3 milyar Avroluk havaalanı işi veriliyor ve bakan seçim için görevi bırakmadan önce projeler onaylanıp milyarlık ihaleler örgüt üyesi iş adamlarına paylaştırılıyor.

Yine Erdoğan talimatıyla kurulan Sabah grubunu alacak şirketin başına Kalyoncu getiriliyor. Bu olaylar iş adamları arasında çok farklı küfürlü diyaloglarda konuşuluyor. Biri “Keriz değiliz verilmesi gerektiği için veriyoruz” diyor, iş adamları 100- ila 150 milyon dolarlık rüşveti kayıtlarda nasıl göstereceklerini tartışıyor, el altından kayıt dışı bu kadar büyük kaynağı aktardıkları için tüm düzenlerinin bozulduğunu anlatıyorlar. Ancak milyarlık ihaleleri kaçırmamak için her şeye razı oldukları anlaşılıyor. Biri parayı yurt dışından nasıl getireceğini açıklıyor, biri “A... koyum   telefonda konuşuyoruz ” diyor. Biri “bu milletin a.... koyacağız sen merak etme ” diyerek bu kadar parayı nasıl taşıyacağını ve nerede teslim edeceğini tartışıyor.  Gayrı resmi nasıl verileceğini kendi aralarında belirlemeye çalışıyorlar.

Havuz paralarının nasıl taşındığı ve nasıl teslim edildiği polisler tarafından tek tek tespit ediliyor. Bir iş adamı bagajı büyük renkli camlı bir araba ve çanta istiyor. Ardından zırhlı minibüs gelip yanaşıyor, ancak garaja giremiyor paralar mecburen açıktan yükleniyor ve bu polisler tarafından kayıt altına alınıyor.  Para yüklü araç daha önce anlaşıldığı gibi Albarakatürk kapısına yanaşıyor banka yalanlamaya çalışsa da kara para aklamada ve yolsuzlukta bu bankanın kullanıldığı polislerce fiziki takiple belirleniyor.

Fezlekede kimlerden ne kadar para toplandığı açık olarak belirlenmiş, Mehmet Cengiz, Celal Koloğlu, Nihat Özdemir, her birerleri 100 er milyon dolar, İbrahim Çeçen ile Cemal Kalyoncu 150, Adnan Çebi 30 ve Hayrettin Özaltın 20 milyon dolar veriyor.  Yaklaşık 650 milyonluk rüşvet paralarıyla Çalık grubuna devredilmiş olan sabah yayın grubu Kalyoncu başkanlığındaki suç örgütüne devrediliyor. Rüşveti verenler milyar dolarlık ihalelerden bu paraları çıkaracaklarını yani milletin kesesinden çalacaklarını ses kayıtlarında küfürlü sözlerle anlatıyor.

BASINI ELE GEÇİREN SUÇ ÖRGÜTÜ MASUM İNSANLARI KARALAMAYA BAŞLIYOR

Toplanan paralarla havuz medyası kuruluyor ve ülkede basın Erdoğan’ın yönetiminde olduğu bir yalan haber üretim merkezine kavuşuyor. Havuzdaki basın organlarının başlıkları Erdoğan tarafından belirleniyor ve her gün istedikleri gibi kendi reklamlarını yaptırıyorlar.

Tüm gazeteler neredeyse aynı başlıklarla çıkıyor,

Erdoğan’ın kendisi hakkında aynı günün manşetlerinden bazıları şöyle;

-Yeni Türkiye’nin 100. cü yıl vizyonu(akşam), Yeni Türkiye Reçetesi (star), Yeni Türkiye’nin manifestosu(sabah),

Yolsuzlukla kurulan havuz medyasını kullanan Erdoğan ve suç örgütü, işledikleri suçları araştıranlar hakkında karalama kampanyaları düzenliyor, Erdoğan yurt dışından hem başlıklara hem de TV de çıkan yazılara müdahale edip haberleri değiştirtiyor.

Aynı gün çıkan başlıklarla muhalifler hakkında yürütülen karalama kampanyaları;

-Her gerilim kaynağı Pensilvanya(akit), Her gerginlikte Pensilvanya var(Akşam), Her taşın altında Pensilvanya var (sabah), Pensilvanya gerilimin tam göbeğinde(takvim)

-Garih cinayetinde paralel şüphe(akşam), Dink suikastını paralel yapı gizledi(hürriyet), Paralel suikast (Sabah).

Gazete başlıklarının doğrudan Erdoğan tarafından belirlendiği ses kayıtlarıyla ortaya çıkıyor. O günlerde gazetelerde işlenen suçların açıklanması mümkün olmuyor. Hukuk sistemi içinde suç örgütünün faaliyetlerini engelleyemeyenler ellerindeki bilgi ve belgeleri el altından sosyal medyaya servis ediyor, Erdoğan ve suç örgütünün yaptıklarını topluma duyurmak için “başçalan” sonra “haramzedeler” gibi hesaplar üzerinden ses kayıtları yayınlanıyor.

Berat Albayrak’ın gazete başlıkları konusunda Erdoğan’ın onayını istediği ses kaydı yayınlanıyor;

-Ertesi gün tüm gazete manşetleri “kaset olmadı, dosya verelim, faiz lobisi devrede” gibi başlıklarla çıkıyor.

Halkın parası iktidarın elindeki medya organlarına reklam adı altında dağıtılmaya başlıyor, ATV, A haber, Kanal 7, Ülke TV, vb TV kanalları ile Sabah, Takvim, Haber Türk, Akşam; Türkiye, Milliyet, Güneş, Vatan, Yeni Akit, Yeni Şafak, Star gibi çok sayıda gazete devlet tarafından beslenerek iktidarın propaganda aracına dönüşüyor, TRT nin tüm kanalları dâhil medya ordusuyla iktidar istediğini istediği gibi karalıyor istemediği haberleri kolaylıkla engelleyebiliyor.

Kimin hangi kanalda çalışacağına ne kadar maaş alacağına Erdoğan karar veriyor, kanallarda geçen alt yazıları bile telefonla değiştirtiyor, telefonla gazetecileri işten attırıyor, gazeteciler darbe dönemlerinde bile hissetmedikleri ölçüde baskı altına alıyor. Korku ya da yüksek maaş beklentisiyle herkes onların servis ettiği yönde yazmaya zorlanıyor, kimi yazarların aylık maaşları 100 binlere yaklaşıyor, yüzlerce gazeteci ise onun yüzünden işini kaybediyor, muhalif gazeteler baskınlarla susturuluyor.

ETİLER POLİS OKULU ARAZİSİ

25 Aralık dosyalarının en önemli belgelerinden biri Yasin El Kadı’nın göz koyduğu milyar dolarlık Etiler polis okulu arazisi, bu yer kara paralarını aklayıp yüksek rant elde etmede kullanmak için rezidans yapmak üzere Kadı ya verilmek isteniyor. Arazi düşük bedelle ve ihalesiz olarak Bilal Erdoğan’ın da gizli ortağı olduğu Bosphorus 360 şirketine verilerek işlemler onun üzerinden yürütülmesi planlanıyor.

Bosphorus 360 isimli Cengiz Aktürk ve eşine ait şirketin Etiler’deki polis okulu arazisinin ihalesiz alınması için Erdoğan talimatıyla kurulduğu, ortaklar arasında Usame Kutup, Yasin El Kadı, Muaz Kadıoğlu, gibi kara para aklamak isteyenlerin yer aldığı, kimin ne kadar hisse alacağına ilişkin paylaşımı başbakanın kendisinin yaptığını, ihaleye kimlerin katılacağı ne kadar teklif vereceklerini başbakanın belirlediği ortaya çıkıyor.

1,5-2 milyarlık arazi için 430 milyon TL ödenmesinin planlanıyor, arazinin ihalesiz verilmesi için sağlam araziye bakanlar kurulu kararıyla deprem riskli alan raporu veriliyor,  ardından emsal 3 e katlanarak 100 bin metre kare inşaat izni çıkarılıyor, yükseklik sınırı kaldırılıyor, bütün bu işlemlerin her aşamasıyla başbakan ve yakın çevresi bizzat ilgileniyor.

Yolsuzluk kamuoyuna duyurulduktan sonra suç ortakları projenin satışını yapamıyor ve arazi 2014 yılında bu kez İstanbul belediyesi şirketi KİPTAŞ’a verilerek proje kendi kontrollerindeki bu şirket aracılığıyla yürütülmek isteniyor. Şehrin en kıymetli yerindeki yaklaşık 32 bin metrekare arazi için güya hâsılat paylaşım ihalesi düzenleniyor. Emsalin 2,5 katı kadar kat irtifa hakkı verilen bölgeye Erdoğan’ın ilgisi devam ediyor, ihale şartnamesi alacak firmalara göre özel olarak ayarlanıyor.

Bakan Bayraktar yeni bir yolsuzluk teklifine karşılık “Etiler’de bir emsal yerine emsal verdik ne kadar pis iş varsa bize yaptırıyorlar, ileride bizi asarlar” diyerek polis okulu arazisinde yaptıkları yolsuzlukları itiraf ettiği ortaya çıkıyor. Erdoğan Etilerdeki olayı bakanın üzerine yıkıp kendini kurtarmaya çalışıyor, bakandan istifa ederek kendini rahatlatmasını istiyor bunun üzerin Bayraktar tüm yasadışı işleri başbakanın talimatıyla yaptığını belirterek kendisinden istifa etmesi gerektiğini, başbakanın da suç ortağı olduğunu basına açıklıyor.

URLA VİLLALARI

Telefon kayıtlarında SİT alanda inşa edilen Erdoğan’ın aile çevresine ait Urla villaları için yapılan yolsuzluklar ve usulsüzlükler yer alıyor. Urla’nın Zeytineli köyü Hacılar Koyundaki villalar için bölge bir üniversiteden alınan düzmece raporla 1. derece SİT alanı olmaktan çıkarılıp inşaata uygun hale getiriliyor. Erdoğan inşaat işini Latif Topbaş’a havale ediliyor ve bu yolla hem masrafsız villa inşaatı yaptırıyor hem de kendisini saklamaya çalışıyor. Daha sonra işlemin usulsüz olduğu tespit ediliyor ve hâkimler yıkım kararı veriyor, ancak villaları yıkmaya kimse cesaret edemiyor.

 Mahkeme kararından sonra kaçak yapı haline gelen ancak yıkılamayan villalar için Erdoğan 35 yıldır orda bizim değil diyerek yalan söylüyor, villaların inşaat halinde olduğu ve her şeyini Emine-Sümeyye Erdoğan’ın belirlediği polis kayıtlarıyla tespit ediliyor. Ses kayıtlarında Sümeyye, Topbaş’tan havuz’a perde, plaja branda, evin bazı bölümlerine panjur yapılmasını istemiş verdiği siparişler kısa sürede yerine getirilmiş, gezi tekneleri için iskele, verandada oturanların görünmesi engelleyecek gerektiğinde kaldırılabilecek boydan boya stor perdeler sipariş veriliyor ve konuşma kayıtlarındaki talimatların hepsi tek tek yapılıyor, bölgeye Erdoğan ve ailesinin kimseye görünmeden ulaşabilmesi için helikopter pisti yapılıyor.

Lüks villalar 20 hektarlık bir alan üzerine kuruluyor, karadan ve denizden kimsenin sokulmadığı bölgenin Google Earth den çekilmiş görüntüleri onların söylediklerini yalanlıyor.

MADEN ALANLARI-SANTRAL-HAVAALANI-DEMİRYOLU İHALE YOLSUZLUKLARI

Havuza para koyanlar devletin milyar dolarlık ihalelerini bölüşmeye başlıyor, hızlı tren hattı Vezirhan bölümü, T26 tüneli, Sabiha Gökçen 2. Pist inşaatı, Erzincan-Mardin-Diyarbakır demiryolu projesi gibi büyük inşaat işleri yolsuzluk ortakları olan Cengiz-Özdemir-Koloğlu gibilere dağıtılıyor. 3. Hava limanı, BEDAŞ, Yusufeli barajı gibi tüm milyar dolarlık ihaleleri bunlar alıyor.

3. köprü, Ordu-Kütahya havalimanları İbrahim Çeçen’e veriliyor, Uludağ elektrik, Boğaziçi elektrik, vb elektrik dağıtım ihalelerini rüşveti verenler kazanıyor. Erdoğan beş termik santralinin ihalesi için Çek cumhuriyetinden Skoda şirketiyle görüşüyor, bu aracılık karşılığında Bosphorus 360 isimli şirkete 500 bin dolar komisyon taahhüt ediliyor. Bu rüşvet yeterli görülmüyor, termik santralleri özelleştirme süreçleri Erdoğan talimatıyla Bilal Erdoğan ve Abdülkerim Çay ve İlker Aycı gibiler tarafından bloke ediliyor ve santraller özelleştirmeden çıkarılıp yenilenmesine karar veriliyor. Yenilenme işini Yasin El Kadı’nın el altından ortağı olduğu şirketlere ihale edilmesi planlanıyor.

Maden ruhsatı verilmesi konusundaki suç örgütünün çalışmaları teknik ve fiziki takibe takılıyor. Paşaköy mevkisindeki orman arazisindeki kuvarsit ile ilgili maden ruhsatının bilirkişinin olumsuz görüşüne rağmen Cengiz Aktürk’ün devreye girmesiyle usulsüz olarak alındığı ortaya çıkıyor. Ortaklık karşılığı Abdülkerim Çay’ın ve İlker Aycı’nın orman bakanlığındaki işi çözdüğü, Usame Kutup Cengiz Aktürk ve Muaz Kadıoğlu ile birlikte kurulacak şirkete %50 kamu gücünü kullanma karşılığı ortak oldukları Orman bakanın alo demesiyle işletme izninin alındığı fezlekelerde yer alıyor. Projede oğlu aracılığı ile Yasin el Kadı da var denilince Orman bakanının kolayca izin verdiği anlaşılıyor.

Arazi için hazırlanan bilirkişi raporunda da; orman tahrip edilerek açılacak maden arazisinin endemik türlerin yer aldığı doğal bitki örtüsünü bozacağı, Ömerli barajına yakın mesafedeki bu ocağın halkın içme suyu kaynağına zarar vereceği tespitleri yapılıyor. Bütün bunlara rağmen daha önce rüşvet suçlarından hapis cezası almış olan Adem Peker’e siyasilerin ortaklığı karşılığında maden ruhsatı veriliyor.  3. çevre yoluna ve yerleşim bölgesine yakın SİT alanı ilan edilecek olan yere ruhsat verilmesi sırasında yaşanan tüm rüşvet işlemleri polis kayıtlarına giriyor, biri telefonda bir milyon dolara işi bitiririz diyor, diğeri günlük dört yüz binlik hâsılata %50 ortaklık teklif ediyor.

Cengiz Aktürk’ün 10 milyar dolarlık bir proje dediği maden ocağı hakkında kamu gücünden yararlananların 1,5 yıl iş takibi yaptığı, santrallerin özelleştirilmesinde 1 yıl konuyu çıkar amaçlı örgüt adına takip ettikleri, bakanlar işleri güçleştirince maden ocakları işletme izinleri Haziran 2012 de başbakanlığa bağlanarak rüşvetle iş takibinin kolaylaştırıldığı tespitlerine yer veriliyor.

Sonuç olarak; 25 Aralık 2013 yılında Erdoğan’ın başkanlığında kurulmuş Yasin el Kadı gibi uluslararası terörle suçlananların da aralarında olduğu suç örgütünün Türkiye’de yaptığı birkaç yüz milyar dolarlık rüşvetle ilgili belgelerle ilgili operasyonlar bizzat suçu işleyenler tarafından tüm hukuk normları ortadan kaldırılarak engelleniyor. Ülkenin demokratik kurumlarının o günlerde bu olaya gerekli tepkiyi vermemesinden cesaret alan suç örgütleri daha sonra ülkenin hukuk sistemini lağvediyor. Bugün Türkiye’ye bir hukuk devleti deme imkânımız yok, tüm bunların oluşmasında ülkenin suç örgütlerinin eline geçmesini seyredenlerin sorumluluğu büyük. Devleti ele geçiren suç örgütü bundan sonra hedefine koyduğu herkesimi yok edecek güce sahip artık önünde partiler ve sosyal gruplardan karşı koyabilecek kimse görünmüyor.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ