'15 Temmuz'da ölümlerin Erdoğan talimatıyla olduğu tezi güçleniyor'

15 Temmuz darbe girişimi projesinin sır perdesi aralanmaya devam ediyor.


Türkiye'de iki yıl önce sahnelenen darbe girişimi halen kimler tarafından nasıl yapıldığı, kimler tarafından sahnelendiği bilinmiyor. Ancak olayın takibini bırakmayan az sayıdaki muhalif medya ve bağımsız gazeteciler sır perdesini aralamaya devam ediyor. Darbe Senaryosuyla ilgili 6'ıncı yazısını kaleme alan Aktif Haber Yazarı İsmail S. Gülümser'de '15 Temmuz'da ölümlerin Erdoğan talimatıyla olduğu tezi güçleniyor' diyor. 

Erdoğan'ın seçim kazanmak için çok sayıda ölümlü senaryo hazırlattığını aktaran Gülümser'in yazısı şöyle:


AKP yönetiminin sicili oldukça kabarık, bugüne kadar istediği sonucu elde etmek için gayrı ahlaki gayrı insani birçok senaryoyu devreye soktukları ortaya çıkıyor. Bunlar arasında sadece seçim kazanmak için çok sayıda insanın ölümüne sebep olan olayları planlayacak kadar insanlık dışı olanları da var.  

15 Temmuzda ölümlerin yönetimi bir daha bırakmamak üzere gasp etmek isteyen Erdoğan yönetimince planlandığını gösteren bazı gerçekler ortaya çıkmaya başladı.

AKP NİN SEÇİM KAZANMAK İÇİN HAZIRLATTIĞI ÖLÜMLÜ SENARYOLARDAN BAZILARI

 Erdoğan’ın istediği siyasi sonucu almak için birçok kez ölümlü senaryolara başvurduğu ortaya çıktı.

2015 yılı Haziran ayında yapılan seçimde ilk kez tek başına iktidar olma şansını kaybettikten sonra topluma kendilerini desteklemezlerse ölümlerin önlenemeyeceğine inandıracak olaylar yaşandı.
2015 yılı Kasım ayında tekrarlanan seçim öncesi, 102 masum vatandaşın hayatını kaybettiği 400 vatandaşımızın yaralandığı Ankara garı patlaması oldu (seçimden bir ay kadar önce 10 Ekimde).



Erdoğan olay sonrası patlamadan HDP'yi sorumlu tutarak Kürt kökenli vatandaşlarımızı partisinden uzaklaştırmaya çalıştı. Konya’daki milli maçta bombalama yapanları suçlayacağı yerde olayda hayatını kaybeden vatandaşlarımızı yuhalattı ve ölümlerden siyasi rant elde etmekten çekinmedi.

Bu vb ölümlü olaylarla HDP yi yıpratıp oy oranını düşürdükten sonra 2015 Kasımında tekrarlanan seçimleri hileli yöntemle kazandı ve yeniden tek başına iktidar oldular.
İktidar partisi seçimlerde istediği sonucu elde ettikten sonra bu olaydaki ölümlerin araştırılmasını önledi.

Tüm engelleme girişimlerine rağmen bombalamada, eylemin savcılık tarafından bilinmesine rağmen müdahale edilmediği, DEAŞ adı verilen IŞID a bağlı Türk istihbarat birimlerince kurulup desteklenen bir örgütün göstere göstere katliam yaptığı ortaya çıktı. Patlamanın kim tarafından planlandığının araştırılması Mecliste AKP oylarıyla reddedildi. Delillerin tamamı toplanmadan devletin sorumluluğun ne olduğu tespit edilmeden bombalamayı örgütten birkaç kişi üzerine yıkarak geçiştirdiler. Suçlanan örgüt mensuplarının gizlice hapisten kaçırılarak ya da bir af kapsamına sokularak kurtarıldığını görürseniz şaşırmayın.

2015 yılında Kasım seçimleri öncesi Demirtaş’ı gözden düşürüp oylarını artırmak için devletin istihbarat birimlerince yönlendirilen IŞID’in kullanıldığı ikinci bir eylem daha gerçekleştirildi.

Kürt kökenli vatandaşlarımızın Kobani’deki akrabalarına yardım götürmek üzere basın açıklaması yaptığı sırada yaşanan patlamada 31 kişi hayatını kaybetti.  Bu patlamadan sonra da Erdoğan hiç sorumluluğu yokmuş gibi davrandı. Ölümlerden Selahattin Demirtaş’ı sorumlu tutarak “o 53 kişinin ölümünden sorumlu teröristtir” dedi. İstihbarat birimlerince yapıldığı anlaşılan bir olayı onun üstüne yıkarak oy devşirmekten kaçınmadı.

2015 yılında Başkanlık sistemi için Anayasa değişikliklerinin görüşüldüğü dönemde Atatürk hava limanında yine IŞID gibi istihbarat kökenli bir örgüt tarafından saldırı gerçekleştirildi. Silahlı üç teröristin açtığı ateş sonucu 45 kişi öldü 230 kişi de yaralandı. Bu olayı da başkanlık sisteminin ne kadar gerekli olduğunu anlatmada kullandı, ölümleri kazanca dönüştürmek gibi gayrı insani yöntemlere yöneldi.

2015-2016 arasında asker ve polisler ölümle sonuçlanacağı belli operasyonlara gönderildi. Çatışmada ölen devlet görevlilerini kullanılarak ülkeyi şehit haberleriyle ayağa kaldırıldı. Sonra da hiç utanmadan kendilerinin sebep olduğu ölümleri başkalarının üzerine attı, “başkanlık gelirse bu şehit haberleri biter” diyerek ölümleri halkı kandırmada kullandı. Resmi rakamlara göre sadece başkanlık seçimlerinin yapıldığı yılda 337 asker ve 182 polisin şehit olduğu hatta uçaklarımızın kendi askerlerini vurduğu olaylar yaşandı.

2016 yılında terör bahanesiyle askerleri kolayca olaylarının içine çekmek amacıyla ölümlü bombalama olayları yaşandı. 15 Temmuzda askerleri terör olaylarının varlığına ikna etmede kullandıkları patlamaları devlet istihbarat birimlerince planladılar.  

2016 Şubat ayında Genelkurmayın yakınındaki Merasim sokakta 29 kişinin öldüğü patlamayı istihbarat kurduğu bilinen TAK adı verilen bir örgütün üzerine attılar. Eylemi gerçekleştirenlerin Ankara içinde çalıntı olduğu bildirilen bir araçla günlerce elini kolunu sallaya sallaya dolaştığı ortaya çıktı.

Bu olaydan 1-2 ay sonra Milli eğitim bakanlığının dibindeki Güvenpark’taki patlama da 37 kişi hayatını kaybetti 71 kişi de yaralandı. Kontrollerin en sıkı olduğu şehrin göbeğindeki bir yerde patlayıcı yüklü çalıntı bir araçla teröristlerin hiç endişe taşımadan dolaştıkları dikkatlerden kaçmadı.



2014 yılında internette yayınlanan Davutoğlu MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın aralarında geçtiği söylenen bir ses kaydı Erdoğan ve ekibinin istediğini elde etmek için ölümlü olayları nasıl planladıklarını açıkça ortaya koydu.
Ses kaydında Davutoğlu; Erdoğan’ın Suriye’ye operasyon istediğini bunun için kendilerinden Süleyman Şah türbesine bir saldırı planlayıp suçu Suriye’nin üzerine atma gibi bir talimatının olduğunu anlatıyor. MİT müsteşarı Fidan ise; Suriye’ye dört adam gönderip oradan Türkiye’ye sekiz füze attırarak operasyona gerekçe oluşturabiliriz ya da türbeye saldırı düzenleyebiliriz diyor. Bu konuşmalara ordu mensubu Orgeneral Yaşar Güler ve Feridun Sinirlioğlu’nun da iştirak etmesi AKP kurmaylarının askerlerle birlikte bazı kirli işlere giriştiklerini belgeliyor.  Ardından Suriye’ye 2 bin TIR malzeme gönderdiklerini yani yabancı bir devlette karışıklık çıkarmak için silahlı grupları beslediklerini konuşuyorlar.

Erdoğan; ses kaydında da görüldüğü gibi zaman ilerledikçe ülke yönetiminde tek başına söz sahibi olmak için kendi vatandaşına özel harp taktiklerini (psikolojik savaş taktikleri) uygulamaktan kaçınmadı.  Toplumun her kesimini kucaklayarak yönetimdeki ağırlığını artıracağı yerde, terör saldırıları gibi ölümlü (80 öncesi kontrgerilla faaliyetleri benzeri) şiddet olaylarıyla halkı galeyana getirip etraflarına toplamaya yöneldiler.

Bu amaçla kendi vatandaşını öldürmekten çekinmeyen kirli gruplarla ortaklıklara giriştiler. Hizbullah-PKK-DHKCP-IŞID gibi örgütlerdeki istihbarat görevlilerine mühimmat verdi, bomba attırıp ölümleri bu örgütlerin üzerine yıktılar.  2007 deki Malatya Zirve yayınevi cinayeti, Danıştay saldırısı gibi farklı öldürme olaylarında kullandılar.

15 Temmuz gecesi askerler; Fidan ve Aksakallı ekibince yürütülen istihbarat operasyonlarıyla ölümlü olayların içinde yer aldılar.
Ölümlerin sivil tarafında ise yine Fidan’ın kontrolündeki AKP il teşkilatları, bazı tarikatlar ile onların arasına karıştırılmış silahlı SADAT milisleri kullanıldı.  
Bunu SADAT milislerinin koordinesini yapan Nevzat Tarhan “bizim arkadaşlarımız gece boyunca sahadaydı” diyerek açıkça ifade ettiği gibi, eski Pentagon yetkilisi Rubin sivilleri saraya bağlı SADAT milisleri öldürdü diyerek ölümlerde sarayın sorumlu olduğunu açıkça ifade etti, bu yalanlanmadı.

SİVİL ÖLÜMLER NERELERDE VE NASIL YAŞANDI

Sivil ölümlerin Erdoğan’ın çağrısından sonra yaşanması, ölümlerin özellikle istendiği tezini güçlendiriyor. Sokağa çıkanların nerdeyse tamamının AKP teşkilatların bağlı olanlardan oluşması faaliyetlerin AKP teşkilatları aracılığıyla önceden kurgulandığını açıkça gösteriyor. Darbeyi önceden haber alıp görev yerine gittiğini söyleyen birçok AKP li de bunu doğruluyor.
Daha darbe başlamadan AKP li belediyelere ait kum yüklü kamyonların askeri birliklerin çıkacağı yerlere yığılması, parti teşkilatında darbeyle ilgili hazırlıkların birçok detayının planlandığını ortaya koyuyor. Köprünün bir tarafının askerce kapatıldığı sırada diğer tarafında çok sayıda belediye otobüsünün olması halkın İstanbul belediyelerinin organizesiyle köprüye götürüldüğünü gösteriyor.

Darbe girişimi sırasında ölen 240 vatandaşımızdan;

55 i Ankara’da, 5 i İstanbul’da, 2 si Muğla’da olmak üzere 62 polis,

4 ü Ankara’da, biri İstanbul’da olmak üzere 5 asker,

78 i Ankara’da, 94 ü İstanbul’da biri Malatya’da olmak üzere 173 sivil vatandaşın şehit olduğu

Darbecilerden 24 askerin de öldürüldüğü,

Toplamda 249 kişi yaşamını yitirirken 600 kişinin de yaralandığı bildiriliyor.

Ölümlerin yaşandığı yerleri tek tek baktığınızda, hemen her olayda istihbaratın parmağının olduğunu görmeniz mümkün.



BOĞAZ KÖPRÜSÜNDE ÖLÜMLER İSTİHBARAT OPERASYONU

Çok sayıda ölümlerin olduğu yerlerden biri olan boğaz köprüsündeki olaylar incelendiğinde, bunun bir istihbarat operasyonu olduğu ve özellikle ölümlerin olması için plan yapıldığı ortaya çıkıyor.
Köprüde ölenleri de öldürülenleri de devletin tüm birimlerini harekete geçirebilecek yetkiye sahip birilerinin oraya götürmesi mümkün. Yani köprüdeki tüm olaylar Erdoğan’ın iradesi ve bilgisi dâhilinde istihbarat birimlerince yürütülmüş. O gün ve sonrasında bu tezimizi doğrulayacak birçok veri ortaya çıkıyor.

Erdoğan’ın A haberde yaptığı söyleşide köprünün kapatılmasından 6 saat önce eniştesinin köprüde hareketlilik olduğunu söylediği yönünde itiraf niteliğinde bir ifadesi var. Bu ifade köprüde olay başlamadan saatler önce eniştesi ya da istihbarat birimleri tarafından kendisine anlatıldığını gösteriyor. Aynı söyleşide Akar ve Fidan’ın her ikisi de o saatte müsait durumda oldukları halde toplantıda oldukları için ulaşamadığını belirtmesi ise gerçekleri sakladığını olayları onlarla birlikte planladıklarını açıkça ortaya koyuyor.

Üstelik başbakana ulaştığını belirttiği halde emniyet güçlerini köprüye yığıp işgali önlemesi mümkünken bunu yapmayıp kargaşanın büyümesini beklemesi, köprü işgalinin kendileri tarafından organize edildiğinin masum asker ve vatandaşların ölmesinin Erdoğan’ın iradesi dâhilinde Fidan ve Aksakallı tarafından planlandığının en önemli delili.
Abidin Ünal’ın gündüz harp okulu öğrencilerini ziyareti sırasında “çocukları çok yormayın gece çok yorulacaklar” demesi, köprü işgalini Erdoğan’ın bildiği gibi konu hakkında kuvvet komutanlarının da bilgisi olduğunu olayların kendilerince planlandığını ortaya çıkaran bir diğer gerçek.

Halka ateş açtığı ölümlere sebep olduğu söylenen harp okulu öğrencileri köprüye Abidin Ünal ve Erdoğan’ın bilgisi dâhilinde komutanları tarafından terör saldırısı bahanesiyle kandırılıp götürülüyor.  Erdoğan bir talimatla köprüye polisleri gönderip olayları önlemediği için, darbeyle uzaktan yakından ilgisi olmayan masum öğrencilerin Kuvvet komutanlarının da bilgisi dâhilinde köprüyü tutmak üzere saat 22.00 gibi kışkırtılmış kalabalığın önüne yem olarak bırakılıyor. Genelkurmaydaki toplantıda Akar, Fidan Aksakallı ve kuvvet komutanlarının birlikte planlandığı anlaşılan bu eylemin hem Erdoğan hem de Ünal tarafından bilindiği ortada.

Askerler ve öğrencilerin karşısına çıkardıkları vatandaşlar da yine Erdoğan’ın bilgisi dâhilinde parti teşkilatlarına verilen talimatlarla toplanan partililer ya da bazı tarikat gruplarının mensuplarından oluşuyor. Camilerden yapılan anonslar Erdoğan’ın sokağa çıkma çağrılarından sonra önceden tembihlenmiş partililer belediye araçlarıyla köprüye taşınıyor.

Tanıklarının anlattıklarına göre ölümlerin yaşandığı her çatışma bölgesinde olayların tırmandırılması için görev yapan SADAT milisleri de bulunuyor. Ölümlerde partililer arasına karışmış SADAT milislerinin rolü olduğu mahkeme tutanaklarında daha açık ortaya çıkıyor.

Ellerinde kesici aletler buluna milisler halkı erlerin ve askeri öğrencilerin üzerine doğru harekete geçirmek istiyor. Masum vatandaşlar kendi askerine asla el kaldırmaz, askerler de kendi vatandaşlarına karşı herhangi bir eylemde bulunmuyor. Zaten öğrenciler mühimmat verilmemiş sadece oraya komutanlarınca götürülmüş erler aralarında bombalı birileri olması ihtimaliyle halkın daha fazla yaklaşmasını önleyici bir tedbir olarak havaya ateş açıyorlar.

Ölüm olmadan her iki tarafı da tahrik edemediğini gören istihbarat elemanları hemen ikinci aşamaya geçiyor. Önce istihbarat elemanlarının tahrikiyle kalabalıktan bir motosikletli askerlerin üzerine saldırıyor, komutanlardan biri kendine emanet edilen askerleri korumak için motosikletliye ateş ederek yaklaşmasını önlemeye çalışıyor. Kendini köşeye sıkışmış gören bazı erler de ateş edince motosikletli yere düşüyor.

Asker halka ateş ediyor denilerek kalabalık harekete geçirilmek isteniyor ama silahtan korkan halkın harekete geçmediği görülüyor. Köprüdeki ölümlerin ancak her türlü imkâna sahip devlet birimlerince organize edildiğini gösteren en büyük delili bundan sonra ortaya çıkıyor.

Devlet izni olmadan çıkılması mümkün olmayan köprü ayağına yerleştirilmiş keskin nişancı ve ancak devlet gücüne sahip birileri tarafından kullanılabilecek silahlı sniperdan kalabalığa ateş açılıyor ve ölümlerin birçoğu yukarıdan açılan ateş sonucu gerçekleşiyor. Ardından partililer ölüm korkusuyla tahrik edilip askerlere saldırıyor.

Bu aşamadan sonra bizim toplumumuzun asla yapamayacağı bir vahşet yaşanıyor. Partililerin arasına karışmış AKP nin silahlı gücü SADAT milisleri askerlerden bazılarını linç ediyor, bazılarını köprüden aşağı atmaya çalışıyor. O arbededen kurtulmuş sağ kalan öğrenciler tutuklanıyor ve köprüde yaşananları anlatmasını önlemek için müebbet hapis cezası veriliyor.  

Köprüde yaklaşık 7 askerin öldüğü ve 34 vatandaşın hayatını kaybettiği söyleniyor. Köprüdeki çatışma vatandaşlarla askerler arasında gibi gösterilse de Erdoğan yönetimi oraya ancak önceden örgütleyebildiği partilileri götürebilmiş.
Erdoğan rejimi için kimin öldürüldüğünün önemi yok bu yüzden köprüde askerleri linç ederken fotoğraf karesine yakalananların yargılanmasını önleyecek tedbir aldı özel KHK ile korumaya aldılar.
Onların hedefi bundan önceki ölümlü olayları kullandığı gibi 15 Temmuzda da gerekli sayıda ölüm olmasını sağlamaktı ve köprüdeki planları tıkır tıkır işledi ve askerlerin onca dikkatine rağmen ölümler engellenemedi.

Erdoğan: Yıllarca türbanlı bacıma saldırdılar diyerek Kabataş yalanını kullandığı gibi... İmam hatipli kardeşim, fakir-fukara kardeşim, benim Kürt kökenli vatandaşım, alevi vatandaşım diyerek bu kesimleri kandırmaya çalıştığı gibi... Arkalarından küfrettikleri halde Menderes’in Özal’ın mirasından yararlanmak için onların devamı olduğunu söylediği gibi... Ölümlü olayların planlamasında yer alıp olayları bazı örgütlerin üzerine atarak kurtulduğu gibi... 15 Temmuz’un rantını kullanarak diktatörlüklerini kurdu, bundan sonra da rantını yemeye devam edecek.

Köprüde ölen partililerin askerler tarafından açılan ateş sonucu öldürüldüğü söylenmişti, hâlbuki olaylar sırasında asker kurşunuyla hayatını kaybettiği söylenen Mahir Aybak,  Erol Olçok ve oğlu dâhil ölümlerin çoğunun önden değil arkadan açılan ateş sonucu olduğu tespit edilmiş. Aileler ölümlerden keskin nişancı, sniper veya orada olduğu söylenen siyah transporterdaki polis kıyafeti giymiş birileri yani SADAT milisleri tarafından yapıldığınıa işaret ediyorlar.
Aileler adli tıp raporuna bakarak ısrarla ölümlerden askerlerin sorumlu olmadığını ölümlerin özellikle planlandığını söylerken, iktidar bunlar şehir efsanesi deyip konuyu kapatıyor.

Bu açıklamalar Erdoğan’ın reklamcılığını yapan Erol Olçak’ın ailesini bile tatmin etmiyor. Fatih Altaylı’ya siz olayın görünen yüzüne bakıyorsunuz bir de görünmeyen yüzü var, eşimin öldürülmesi bilerek ve kasıtlı olarak planlandı diyor.
Aynı durumu köprüde linç edilen askeri öğrencilerin aileleri de yaşıyor.



21 yaşındaki harp okulu öğrencisi Murat Tekin’in ablası kardeşinin hiçbir suçu olmadan tatbikat denilerek köprüye götürüldüğünü öfkeli kalabalığın önüne atıldığını ve arkadaşını kalabalıktan kurtarmak isterken linç edildiğini onu ancak tırnağından tanıyabildiğini anlatıyor. Üstelik askeri öğrencilere mermi dağıtılmadığı için silahlarını kullanmaları da mümkün değil.

Linç edilen bir diğer harp okulu öğrencisi Ragıp Enis Katran’ın ailesi; çocuklarının imrenilecek bir genç olduğunu, her yere girebilecekken vatan sevgisiyle askerliği seçtiğini, halka ateş açamadığı için kurban edildiğini, kalabalığın çocukların içinde olduğu otobüsün camını kırarak ateşe verdiklerini, çocukların silahlarını bırakıp halka teslim olduktan sonra öldürüldüğünü anlatıyor.

Artı TV nin yayınladığı kamera görüntülerine bakıldığında; sabah saat 6:00 da silahsız askerlere 200 ü aşkın sayıdaki bir grubun ellerinde kamalar, kemerlerle saldırdığı ve 20 dakika süren saldırıdan sonra görüntüde yerde yatan bir askerin yer aldığı, kalabalıktan birinin 4 tanesini öldürdük dediği duyuluyor.

Ablası yerde yatan askerlerden birinin kardeşi Murat Tekin diğerinin de Ragıp Enis Katran isimli iki harp okul öğrencisi olduğunu teşhis ediyor. Bir öğrencinin de gözünün çıkarılmaya çalıştıkları ortaya çıkıyor.  Ellerinde çocuklarının linç edildiğine dair adli tıp kurumunun otopsi raporu olan aileler, askerlerin silahlarından ateş açılmadığını da belgeliyor ama sundukları rapor mahkemece kabul edilmiyor.

 Sanıkları avukatı Kemal Uçar KRT televizyonunda köprüde yürekleri donduran bir olayı anlatıyor.

” Arkadaşı yaralanmış bir vatandaş, arkadaşına tampon yapıp ambulans isterken sırtında Türk bayrağı olan sakallı şalvarlı birinin gelip yaralı arkadaşına kurşun sıkıp öldürdükten sonra kalabalığa karışıyor”.
Onca ağır sansür ortamına rağmen mahkemelere yansıyanlara baktığınız zaman, köprüde öldürülen 7 asker ve 34 vatandaşımızın ölümünün Erdoğan talimatıyla hareket eden Fidan, Aksakallı ve Kuvvet komutanı Ünal’ın planladığı anlaşılıyor. Ölen partilileri olayların içine Erdoğan talimatıyla araya karıştırdıkları SADAT milislerinin çektiği netleşiyor.  

Yani köprüdeki tüm olayları arka planda örgütleyip tarafları oraya taşıyan ve en az 6 saat önce köprüye polis yığıp olayları önleyebileceği halde olayların devam etmesinin kargaşanın yaşanmasını isteyen Erdoğan yönetiminin ölümlerin sorumlusu olduğu ortaya çıkıyor.

Bu durumun ölümlerin olduğu diğer yerlerde de benzer şekilde gerçekleştiğini bir sonraki yazımızda ele alacağız.





 





 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ