KHK'lerin mağduru bir ailenin dramı; "Bir romanın dibacesi; Biz Kırıldık"

“Biz kırıldık, Kimse dokunamaz suçsuzluğumuza.” Kimse farkına varmadı, kırgınlığımızla kaldık! Umurunuzda olur mu ki; Ey dünya!






Türkiye'de yaşanan 15 Temmuz darbe tiyatrosundan sonra yüzbinlerce aile büyük acılar çekti. Bazı ailerin bütün fertleri tutuklanırken bazı ailerden hayatını kaybedenler bile oldu. Vatana hayırlı 7 birey yetiştiren anadolu insanı bir baba KHK'ler yüzüden büyük acılar yaşadı. Bu acılara tanık olan kızı yaşananları "Bir romanın dibacesi; Biz Kırıldık" ismiyle romanlaştırdı. 

"Bir romanın dibacesi; Biz Kırıldık" romanının hikayesi;

"Biz kırıldık daha da kırılırız 
Kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza...
Cemal Süreya

Biz kırıldık,
Yıllar önce, doğudan gelmişti, büyükşehrin varoşlarına, akrabalarının mahallesine... Mesleği yoktu. Türkçeyi bile tam olarak bilmiyordu. İnşaatlarda amelelik yaptı ilk önce; kum ve çakıl taşıdı. Sonra sıva yapmayı öğrendi. Daha sonra da boyacılığı... Bir akşam kapısı çalındı. Bir boya işi vardı. İş sahibi batılıydı, mütebessimdi, kendisini dışlayan bir tavrı yoktu. Çok çekmişti hor bakışlardan. Hissederdi bunu. Hissetmedi içi ısındı. Yaparım, dedi. Yurdun sıvasını yaptı, ardından boyadı. İş sahibi de kendisine yardım ediyordu. İçi daha da ısındı. Hizmeti böyle tanıdı… Güzel günlerdi. İçinde 'Bir yusufçuk kuşu havalandı.'

Dört oğlu, üç kızı vardı. Çocukları büyüyor, masraflar artıyordu. En büyük oğlu ile onun bir küçüğünü ilkokuldan sonra yurda verdi. Biraz indirim yapılmıştı kendisine. Masraflara yetişmek için daha çok çalışması gerekiyordu. O da zaten çalışıyordu. En büyük oğlu derslerinde başarılı idi. Bir küçüğü o kadar değil. Bir numara Boğaziçi’ni kazandı ve bitirdi. Öğretmen oldu. İki numara liseden sonra üniversite sınavını kazanamadı. Yanına aldı. Birlikte çalıştılar. Kendisinin de bir yardımcıya ihtiyacı vardı. Para kazanıp ailesine baktılar. Üç ve dört numara oğulları ikizdi. İkisi de zekiydi. Biri polis olmak istedi, diğeri asker. Sınavı kazandılar. Yatılı okudular. Kendisine maddi olarak yükleri olmadı. İki kızı okudu, Devlette öğretmen oldu. En küçük kızı üniversiteyi bitirdi ama bir işe giremedi. Yanlarında kaldı. Yaşlanıyorlardı…

Yüzbinlerce kişinin hayatını karartan o meşum tarihe kadar hayat acısıyla-tatlısıyla geçmişti işte. Son yıllarda yaşının da ilerlemesi ile hastalıklarla mücadele etse de bütün hayatı boyunca geçim zorlukları içinde yaşamış ve yaşıyor olsa da çocuklarını okutmanın, topluma yararlı bireyler olarak yetiştirmenin vermiş olduğu gururu hissediyordu. Ancak görevini düzgün yapan insanların hissedebileceği türden bir huzur vardı içinde. Huzurun ve bütün güzelliklerin düşmanı o günler gelene kadar sürdü bu… Neler olduğunu televizyonda gördü. Bir anlam veremedi. Devletine bağlıydı. Kimseye kötülüğü olmamıştı. Olamazdı. Çocuklarını da böyle yetiştirmişti. Böyle yetişsin istedi. Olup bitenleri anla(ya)mıyordu...

Biz kırıldık,
Birinci oğlunun çalıştığı okul kapandı. Ardından birkaç ay sonra oğlu tutuklandı. İlk göz ağrısıydı. Daha büyükşehire gelmeden doğmuştu. Severdi onu. Diğer çocuklarını sevdiği gibi… Telefonda tutuklandığını duyunca kalbine bir ağırlık düştü, ayaktaydı. Kanepeye çöktü. Bir şey söyleyemedi. Yutkundu, sesi kesildi… Kalbi kırıktı. Kırıldığını bile kimselere söyleyemedi…

Biz kırıldık,
İkinci oğlu kendi işini devam ettirdi. Küçük bir esnaftı. Ara sıra sohbetlere gitmekten başka bir suçu yoktu! Alt katında oturuyordu. Bir sabah polisler evine geldi. Her yeri aradılar. Torunları ağlıyordu. Ağlamalarına dayanamadı, kalbi kırıldı… Kitaplıkta atmaya kıyamadığı, yazarının tutuklu olduğunu sonradan öğrendiği, Kuran mealini suç saydılar! 6 yıl 3 ay ceza verdiler. Kalbi bir kez daha kırıldı…

Biz kırıldık,
Üçüncü oğlu emniyet görevlisi olarak doğuda küçük bir ilçede çalışıyordu. KHK ile görevine son verildiği kızından öğrendi. Oğlu babası üzülür diye kendisine söyleyememişti. Kız kardeşine vermişti bu görevi. Kızı odaya girince gözlerinden kötü bir haber vereceğini anladı. Haberi duyunca bir kez daha çöktü. Bazen cevabını bildiği sorular sorar ya insan; suçu neymiş diye mırıldandı. Bir suçu olmadığını biliyordu! Oğlunun kötü bir şey yapmadığından emindi. Görevine son verilmesinin gerekçesi neydi? Bilmiyordu…Var mıydı ki?! 

Biz kırıldık,
Dördüncü oğlundan kötü haberi çok sonra aldı. Oğlu, o meşum tarihten sonra iki yıl kadar daha görevde kaldı. Bunun bir yılı yurt dışında bir görevde geçti. Diğer çocuklarının başlarına gelenlerden dolayı onun için de kaygılıydı. Bu oğlu diğerlerinden farklıydı. Darbe girişiminde yıllık izindeydi. Komutanı çağırdığı halde göreve gitmemişti. Gitse o tarihte tutuklanacaktı belki de… İki yıl görevde kaldıktan sonra bir sabah işe gitmek için birliğine gittiğinde gözaltına alındığını çok sonra öğrendi. Bekârdı ailesine haber vermesine izin vermediler. En zeki oğlunu aylar sonra duruşmada ters kelepçe takılırken gördü... Kalbi sadece kırılmadı, paramparçaydı! Eşine belli etmedi, adliye tuvaletine gidip ağladı. Kimseler görmedi. Aynada izi kaldı sadece..ayna dayanamadı.

Biz kırıldık,
Büyük kızı öğretmen, eşi hâkimdi. Anadolu’ da küçük bir ilçede çalışıyorlardı. O tarihten bir hafta önce bayramda yanlarındaydılar. Tatil beldesinde yakalandılar felakete. O gece yarısı binlerce hâkimin görevden alındığı düştü haberlere. Daha askerler alınmadan hâkimler açığa alınmıştı. Darbeyi hakimler mi yapmıştı?! Damadının hakperest bir yanı vardı ama günah keçisi yapılanların ne okuluna ne kurusuna gitmişliği yoktu. Dindar bile sayılmazdı. Büyük kızı aradı. Eşinin görevden alındığını haber verdi. Damadı tatilini yarıda bırakıp bin kilometre öteye, görev yerine kendi ayağıyla gitti. ..ve tutuklanmıştı! Tutuklandığını kızının gözyaşları içindeki telefonundan öğrendi. Kalbi kırılmıştı… Küçük torunu babasına çok bağlıydı. Cezaevine olduğunu söyleyemediler. Avutamadılar da… Torunu çok ağladı. Yüreğine kan damladı. Kendi de gizli gizli ağladı… Damadından birkaç ay sonra da kızı KHK ile görevinden atıldı. Kızını ve torununu yanlarına aldı. Cam kırıkları gibiydi sırtında keder… 

Biz kırıldık,
Ortanca kızı da öğretmendi. Bekârdı. Bir KHK ile onun da görevine son verdiler. Bu kaçıncı acıydı. Artık acılara da mı alışmıştı?! Eskisi kadar konuşmuyordu. Acılar her şeyi bastırıp susturmuştu. İçinde fırtınalar kopsa da susuyordu. Susması kabullenme değildi. Uzun yorgunlukları vardı. Gücü yoktu, çaresizdi. Konuşmasının bir anlamının kalmadığını düşündü. Susması yangınına su olur muydu? Bilmiyordu. 

Biz kırıldık,
En küçük kızının henüz bir işi olmadığı için onu görevden atamadılar! Üniversiteyi yeni bitirmişti. Çok okurdu. Edebiyata meraklıydı. Okuldan sonra bazı iş başvuruları oldu. Kiminin şartlarını o beğenmedi kiminde de onu işi almadılar. Bu kadar kırgınlığının yanında işe girememesinin kırgınlığı yoktu… Yanlarındaydı. Destekti. 

Birileri de bu yaşananları yazmalıydı. O sabah babası uyanamadığında başladı romanına… 

Evet
“Biz kırıldık,
Kimse dokunamaz suçsuzluğumuza.”
Kimse farkına varmadı, kırgınlığımızla kaldık!
Umurunuzda olur mu ki; Ey dünya!"

Yazı: Bir KHK'li
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER 15 TEMMUZ HABERLERİ