Hemşire Sevgi Hanım’ın hikâyesi: Bizi yaşarken öldürenlere bile hakkımı helal ettim

Her insan bir hikâye, her hikâye de kendi kahramanlarını doğurur.




Olanca baş döndürücülüğü ile akan ahir zamanda; saatleri günlere, günleri haftalara, aylara ve dahası yıllara ekleyerek, uç uca hasret motifleri örgüleyenlerin kendi anlatımları ile hikâye ettikleri gerçeklere, hiç olmazsa gelin tanık olalım.


Dört çocuğu ile Yusuf yolu bekleyen nicelerinden biri Sevgi Hanım. Henüz 38 yaşında. 80’li yıllarda Gaziantepli yoksul bir ailenin kızı olarak gözlerini açmış dünyaya. Hemşirelik okulunu bitirip, ülkenin batısındaki bir şehirde göreve başlamış. O yıllarda polis memuru olan eşi ile tanışmış bir vesileyle. Evlenmeye karar vermişler. Omuz omuza verip, ülkelerine hizmet etmeye başlamışlar. Üç yavruları olmuş, peş peşe.



Bir gün, Sevgi Hanım dördüncü bebeklerine henüz dört aylık hamileyken gözaltına alınmış eşi. Sebebini öğrenemeden iddianame bile hazırlanmadan aylar geçmiş. Sevgi hanım, üç çocuk ve dördüncü bebekleri henüz karnındayken, bir başına kalmış. Yalnızlığı ve çaresizliği iliklerine kadar hissetmiş o günlerde. “Her gün her akşam hüngür hüngür ağladığımı biliyorum” diyor o günleri anlatırken.

Cezaevindeki eşini ziyaret gidip gelir. Evde çocuklarla ilgilenir. Bir gün cezaevi ziyareti dönüşü, kendisini rahatsız hisseder ve kontrol amaçlı hastaneye gitmesi gerektiğini düşünür. O sıralar 8 aylık hamiledir. Evde ise, biri 1. Sınıfa, diğeri 3. Sınıfa ve en büyükleri 4. Sınıfa giden üç evladına bakacak kimsesi yoktur. Kendi deyimiyle, çocuğu çocuğa emanet ederek, hastaneye gider. Yanında sadece bir telefonu, dua kitabı ve 15 lirası vardır.



Hastanedeki kontrollerde, çok yüksek çıkan tansiyonu ve protein değerinden dolayı, eve dönmesine izin vermez doktorlar. Bir türlü düşmeyen aksine yükselen tansiyon sonunda, anestezi uzmanı ameliyat etmezlerse bebeği kaybedeceklerini söylerken; cerrah, ameliyat esnasında anneyi kaybetmekten korktuğunu ifade eder.

Kontrol niyetiyle gittiği hastanede, apar topar doğuma alınma durumu olduğunu öğrenen Sevgi Hanım, evde bıraktığı ve kimseye haber veremediği yavruları için endişe etmeye başlar. “Allah’ım, beni çocuklarıma bağışla!” diye dualar ederek yalnız başına girdiği doğumda, sağlıkla dördüncü bebeğine kavuşur. Sevgi Hanım’ı doğumdan sonra yoğun bakıma alırlar. Yanında refakatçisi olmadığı için, bebeği de annesinin yanına bırakırlar. 3 gün kaldığı yoğun bakımda, sağdığı sütlerini lavaboya dökmek zorunda kalır Sevgi Hanım, aldığı ilaçlar bebeğe de geçmesin diye. Minik İbrahim bebek ise, yüzlerce bebek gibi babası olmadan gözlerini açar dünyaya. Doğumundan birkaç gün sonra, kalın ve ses geçirmez camların arkasında görürler birbirlerini. Kokularını duymak ve baba kucağını hissetmek için haftalar geçmesi gereklidir.



Dört yıldır evlatlarına hem anne hem baba olmaya çalışan Sevgi Hanım, mesleği gece nöbetleri olan bir meslek olduğu için, çocuklarına bakacak kimsesi olmayınca istifa etmek zorunda kalır. Bu sırada maddi sıkıntılar yaşar. Faturasını ödeyemediği için gün gelir elektriği kesilir, gün gelir su saatini söküp götürür görevliler birikmiş fatura borçları yüzünden.

Gözleme yapıp satar, memleketinin mutfağından ev yemekleri hazırlayıp satar. Kirasını ödeyebilmek için alyansını bozdurur yeri gelir. Yine de hiç boş durmaz. Şimdilerde sağlıklı ve el yapımı çeşit çeşit kokuda sabunlar yapıp, ülkenin her yerine hatta yurt dışına kargo ile sipariş alıp gönderir.

Tüm bu yaşananlara rağmen, geriye dönüp baktığında hayatının hiçbir dönemi adına bir pişmanlığı ve yanlışı olmadığını söyleyen Sevgi Hanım “Bize bunları yaşatanlara bir şey demiyorum, onlara da hakkımı helal ediyorum” diyerek nobranlara dahi insanlık dersi verir.




KAYNAK: Tr724
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER 15 TEMMUZ HABERLERİ